GÜZEL VAZO, SOLMUŞ ÇİÇEK

Ağustos 29, 2026 - 22:16
 0
GÜZEL VAZO, SOLMUŞ ÇİÇEK

Bir sabah birisi Esmeralda’nın odasına içinde çiçekler olan iki vazo bırakır.

Vazoların biri kristaldir. Zarif, gösterişli, kusursuz.
Fakat çatlamıştır. İçindeki suyu tutamaz. Çiçekleri de çoktan solmuştur.

Diğeri ise toprak bir çömlektir. Çirkindir. Gösterişsizdir. İlk bakışta insanın elinin gitmeyeceği türden.

Ama suyu tutar.

Bu yüzden içindeki çiçekler hâlâ canlıdır.

Quasimodo’nun bıraktığı bu iki vazo, aslında iki erkeğin hikâyesidir.

Bir tarafta yakışıklılığıyla büyüleyen ama sevgiyi taşıyacak bir kalbi olmayan Phoebus.

Diğer tarafta dış görünüşüyle itilen, fakat içinde gerçek bir sevgi taşıyan Quasimodo.

Esmeralda ise seçim yapar.

Çömlekteki canlı çiçeklere bakmaz.

Kristal vazodaki solmuş çiçekleri alır, göğsüne bastırır.

Çünkü insanın trajedisi çoğu zaman şudur:

- Gördüğüne inanır, görmediğini yok sayar.

İnsan bir yüzü beğendiğinde karakter aramayı bırakır.

Bir bedenin güzel olması, ruhun da güzel olduğu yanılgısını doğurur.

Karizma, çoğu zaman karakterin yerine geçirilir.

Statü, erdem sanılır.

Güzellik, zerafet zannedilir.

Ve insan, sırf dışarıdan güzel göründüğü için içinde hiçbir şey olmayan bir vazoyu yıllarca göğsünde taşır.

Sonra o vazonun çatlak olduğunu anladığında, çoğu zaman iş işten geçmiştir.

Çünkü insanlar güzelliğe değil, "güzelliğin verdiği hisse" aşık olurlar.

Karşılarındaki insanı değil, onun kendi kafalarında yarattıkları versiyonunu severler.

İşte bu yüzden ilişkilerde en büyük haksızlıklardan biri,
bir insanı daha tanımadan görüntüsü üzerinden infaz etmektir.

Çünkü dış görünüş yalnızca kabın kendisidir.

Asıl mesele, o kabın "neyi taşıdığıdır."

Fakat çoğu insanın sabrı yoktur.

Çömleğin içindeki suyu görebilmek için eğilmez.

İçindeki çiçeği fark edebilmek için yaklaşmaz.

Kabın çirkinliğine bakar ve hükmünü verir.

Buna karşılık kristale hayran kalır.

Çatlağını görmez.

Suyun sızdığını fark etmez.

Çiçeklerin solduğunu bile önemsemez.

Çünkü insanlar gerçeği değil, "güzel görünen yalanı" tercih ederler.

Ama günler geçer.

Çiçek ölür.

Su biter.

Kristal elinde kalır.

Ve o zaman anlar:

Hayatının en büyük kaybı, yanlış insanı sevmek değildir.

Asıl kayıp, doğru insanı yalnızca yeterince güzel bulmadığın için hiç tanımamış olmaktır.

Bu yüzden bazen hayatımızdan çıkardığımız insanlara değil, onları neden hiç tanımaya çalışmadığımıza bakmak gerekir.

Çünkü insanın kaderini her zaman yaptığı seçimler belirlemez.

Bazen de bakmaya tenezzül etmediği şeyler belirler.

Ve hayatın en acı ironisi şudur:

Bazıları yıllarca solmuş çiçekleri göğsünde taşır;

çünkü vazosu güzeldir.

Bazıları ise ellerinde taze çiçekler varken yalnız kalır;

çünkü vazoları çirkindir.

İnsan çoğu zaman çiçeği değil, vazoyu seçer.

Sonra da neden elinde hiç çiçek kalmadığını merak eder.

Yazan
Korhan KÜLÇE
29/08/2026
Saat 22:00

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE