Hokus Pokus 19.Bölüm

Hokus Pokus

Hokus Pokus 19.Bölüm

İyi Okumalar:)

Hafızam yok...

Kime güveneceğim bilmiyorum... Ve ben çok yalnızım. Hem de çok!

Etrafımda insanlar var ancak ben onların etraflarında değilim. Onları görüyorum, duyuyorum fakat ne tepki vereceğimi bilmiyorum. Her şey bir yanılsama gibi. Aynaya bakınca kendimizi görürdük fakat ben, kendimi onlara bakarken görüyordum çünkü ben kendime yabancıyken onlar bana en yakın olan kişilerdi. Onlar yanılsamama ev sahipliği yapan aynaydılar.

Ne tuhaf değil mi? İnsan kendisine yabancılaşıyordu fakat tanımadığı insanlar ona, kendinden daha yakın oluyordu.

Fakat tüm bunlara rağmen ben Vuslat Sözen yakında 1. izlerini bulacak ve oyunu tersine döndürerek 2. yaşamını yazmaya başlayacağım.

                                     -Birinci Yaşam
-

Okuduğum satırlar yüzümde buruk bir tebessüm oluştururken aylar süren çalışmam gözümün önüne ilişti. 6 ay geçmişti ve ben bu 6 ayın sonunda kendimi tanımaya çalışırken birbirinden güzel insanları da tanımıştım. Aynada gördüğüm yansımam bana gerçekte kim olduğumu giderek vurguladığında artık dünyanın sadece kendimden ibaret olmadığını fark etmiştim. Dünya benim etrafımda dönmüyordu. Hapsolduğum çember benimle birlikte daralmıyordu çünkü ben yalnız değildim. Kendime yalnız kalabilirdim ancak milyonlarca insanla yalnız kalamazdım. Çünkü dünya da bir sürü insan vardı ve benim çemberime dahil olan birçok kişi vardı. Tamda bu yüzden herkesin kendi hayatı olduğunu kavradım. Evet, dünya benim etrafımda dönmüyordu ancak ben dünyanın etrafında dönüyordum. Tıpkı herkes gibi! Yaşamımda yer edinen iyi, kötü insanlarsa bir şekilde çemberime dahil olmuşlardı ve ben kimini çemberden çıkarmaya kimini çemberimde tutmaya çalışıyordum fakat en çokta kendimi tutuyordum. Ancak tek bir korkum vardı ki, o da bir kuşu avuçlarının içinde sıkıca tuttuğunda nefessiz kalmasıyken gevşek bırakıldığında ötmeye başlamasıydı. Bende kendimi sıkıca tutuyordum ve bir gün nefessiz kalacağımdan korkuyordum. Anılarım bana nefes aldırıyordu ama, her nefes alışım beni korkuma giderek yaklaştırıyordu.

Derin bir nefes aldım ve çemberime dahil olan Bulut Takımını düşledim. Böylelikle konuyu kendimden çekmiş oldum. Elika, Safir, Vina ve Pars... onlar gerçekten de birbirinden eşsiz insanlardı ve yaptıkları işler, insanları büyüleyecek nitelikteydi. Elika, yaptıkları ve yapacakları işleri anlattığında oldukça şaşırmıştım. Onlardan böyle bir şeyi gerçekten de beklemiyordum. Her ne kadar Pars'ın garip bir havası olduğunun bilincinde olsam da anlatılanlardan sonra onun bile bu kadarını yapabileceğini beklememiştim. Fark etmiştim ki Bulut Takımının her biri geçmişin yaralı çocukları ve geleceğin günah kesen bekçileriydi.

Dünyanın kanunları değişemezdi belki ama kendimizi değiştirmek bizim elimizdeydi. Bir garibanın elinden tutmakta, onlara sırt çevirmekte bizim elimizdeydi. Bir çocuğun sınıf farklılıkları gözetmeksizin bir başka çocuğa yakınlık kurduğu dünyada, büyüklerin acımasızlığından dolayı hesabın onlara kalması yetmiyormuş gibi üstünede maddi/manevi acı çekmelerine göz yummak dünyanın en zalim şeylerinden yalnızca bir tanesiydi. Zengin, bencil, kibirli, pis işler yapıp hakkı olmayan paraları elinin kiri gibi harcayıp uyuşturucu gibi daha nice mallar ile masum insanları zehirleyerek elde ettikleri paraları rahatlıkla kumara ve daha birçok gereksiz harcama yapan insanlar Bulut Takımının hedefiydi.

Dünya onlara göre adaletsiz, kanunun olmadığı bir yerdi ve herkes birer hırsızdı. İnsanlar haddinden fazla paraya ev sahipliği yaparak asıl ihtiyacı olanları görmezden gelirlerdi. Gereksiz yere harcamalar yaparlardı ve dünyanın düzenini giderek bozarlardı. Fakir, zengin kavramları da böylelikle ortaya çıkardı. Halbuki insanlar aşırı lükse kaçmak yerine gözlerinin önündeki insanlara, hayvanlara yardım etseler bu kavramlar ortadan kalkacaktı. Kavramları insanlar oluşturdu ve yine aynı insanlar kavramlardan yakındı. Ardından kimi insanlar, Bulut Takımı gibi kavramlara düşman olup savaş açtılar. Elbette ki dünya sadece onların yaptıklarıyla değişmezdi ancak birilerinin ipin ucunu tutması gerekiyordu çünkü, ipin ucu kaçarsa bulunması belki de imkansıza yakın olurdu.

Onlar ipin ucunu tam 3 yıldır sıkıca tutuyorlardı. Hem insanlara hem de hayvanlara yaptıkları iyilikler paha biçilemeyecek boyuttaydı fakat tüm bunların ötesinde onlar cümlenin gizli öznesi olmayı seçiyorlardı. Cümlede olduğunu biliyordunuz ancak göremiyordunuz. Çünkü yapılan iyilikleri başkalarına göstererek yapmıyorlardı ve çoğu zaman işin arkasında Bulut Takımının olduğunu kimse bilmiyordu. Ancak yine de o insanlar Bulut Takımına içten içe minnet ediyordu. Ben, sizlere anlatırken İyilik diyorum ama onlar buna iyilik demiyorlar. Onların dediği tek bir şey var o da ''Biz, sadece parayı gerçek sahiplerine ulaştırıyoruz. Bir nevi postacılık yapıyoruz.'' demeleriydi. İnce düşüyorlardı ve sık dokuyorlardı. İpin ucunu bırakmamaya yeminliydiler. Bense yeminlerinin bozulmamasına içten içe dua ediyordum.

Onların planı oldukça basitti. Elika ve Safir grubun beyni, Vina grubun gücüydü. Pars ise planı yapan-yöneten kişiydi. Daha doğrusu Bulut Takımını yoktan var eden kişinin kendisiydi.

Elika ve Safir'in ulaşamayacağı hesap, yazamayacakları kod oldukça nadir olmanın dışında tüm bu kirli işleri yapan insanları anında dımdızlak bırakıyorlardı ve işin ayrı bir zevki de buradaydı. Açıkçası bu zevki bende tatmıştım! Elika ve Safir takibe aldıkları Yeşim diye bir kadının tüm hesaplarına erişmişler ve kadının tüm mal varlığını ihtiyacı olanlara göndermişlerdi. Kadını ise yaptığı suçların kanıtlarını polise teslim ederek olması gereken yere göndermişlerdi ve bunları sadece 8 gün içerisinde yapmışlardı! kadının 10 yıl verdiği iş böylelikle son bulmuştu fakat tıpkı Yeşim gibi bir çok insanın değil işlerinin son bulması, hayata dahi gelmemeleri gerekirdi. Kadın ticareti, silah satışı vb. İşler yapmak, bir insanın yapacağı bir şey değildi. İnsana bürünen şeytanların işiydi. İblisler dört bir yandaydı ve giderek çoğalıyorlardı. Artık birilerinin gerçekten de ipin ucunu tutması gerekiyordu.

Bu yapılanların sonucunda Elika'ya o insanların(!) ailelerine, ne oluyor dediğimde tek bir cevap vermişti. ''Eğer iyi niyetli bireylerse -ki bu oldukça az- onlara bir şans daha veriyoruz. Küçümsedikleri yaşamın, onlara zenginlik geleceği bir yaşamı elde etmelerine olanak sağlıyoruz.'' demişti. Anlamı ise oldukça basitti. Askeri ücret ve kirada kaldıkları bir yaşam...

Bulut Takımının lideri olarak yer alan Pars, tüm bu işleri yaklaşık 3 yıldır yaptıklarını söylemişti ve Pars'ın örgüte girebilmesinin tek nedeni de buymuş.

Pars Tekin. Gizli adamları olan ve insanların hayatlarını kolayca değiştirebilen bir adam gibi geliyordu örgütün gözüne. Bir insanı yoktan var edebilir veya tam tersini yaparak sizleri çöküşe tanıklık ettirebilirdi. Örgüt, Pars'ın nasıl bir insan olduğunu biliyordu. Bilmekten de öte kendi gözleriyle defalarca kez zengini fakir, fakiri zengini yaptığına şahit olmuşlardı ama buna rağmen yine de tatmin olmuyorlardı çünkü, Pars Tekin bir döngü içerisindeydi ve kazandığı paraları boşa harcayan birisiydi ancak, Pars Tekin söylenenlerin aksine yaşatanların insanıydı. Örgüt masum insanları zehirleyip tekrardan kazandığı paralarla masum insanlara yardım ettiğini düşünüyordu ama yanılıyordu çünkü Pars onlara oynuyordu.

Gözlerimi loş ışığa çevirdiğimde düşüncelerimden biran olsun ayrılmak istemiyordum çünkü Bulut Takımında gördüğüm Pars, 5'te 5'te gördüğüm Pars ve örgüte üye olan Pars Tekin aynı kişi değildi. Ve bence tüm bunların dışında o, kendi benliğini bile kimseye göstermiyordu. Hatta belkide kendi benliğini çoktan unutmuş veya bırakmıştı.

Pars'ın gerçek adını bilmiyordum. Tıpkı Elika, Safir ve Vina gibi ancak bildiğim bir şey varsa eğer, o da kullandıkları bu isimlerin yalnızca bir isimden öte olmasıydı. Tüm bunları sentezliyordum çünkü ben bu oyunun gözlemcisiydim. Silik anılara ev sahipliği yapan benliğim, dizginleri başkalarının ellerine vermişti ve benim o dizginleri tekrardan tuta bilmem için insanları olabildiğince iyi tanımam gerekiyordu.

Pars, bana ilk ipucuyu şarkıyı dinleterek vermişti. Aslında Pars çoğu zaman bana ipucu veriyordu ve ben zamanla dediklerini kavrayabiliyordum. Bunu çözdüğüm günden beri Pars'ı dinlerken veya gözlemlerken ayrı bir ilgiyle yaklaşıyordum çünkü, belki bilerek belki de farkında olmadan bana ipuçlarını veriyordu. Kendine dair, bulut takımına dair ve hatta 5'te 5'e dair... İlk okudum bir şarkı demiştim ve öylede olmuştu. ''Artık bir mezar oldun susturdun kendini." sözleri ve, "Bir günlük katil oldum, öldürdüm herkesi.'' sözleri Pars'ın ve Bulut Takımının geçmişlerinde oldukları kişilerin ruhlarını öldürerek bedenlerini tabut haline getirmeleriydi. Katil olmuşlardı çünkü, geçmişlerinde oldukları insanı öldürmüşlerdi. Fakat fark etmedikleri noktalar vardı. Her ölümün ardında acı bir yara, sızı olurdu. Onlar bunun farkındalardı ancak her farkındalığın bir gözden kaçırma hikayesi olurdu ve Bulut Takımı açık kalan yaraya dikiş atmışlardı. Dikişler günden güne ruhlarını acıtıyor ve kanıyordu ama, onlar açık kalan yaranın dikiş izlerinin kaldığını sanıyorlardı. Tıpkı Arel gibi Tıpkı Ceren ve Gazel gibi... Bir gün kanama duracaktı ve onlar asıl o zaman ölecekti. Tüm bu insanlar benim bildiklerimin dışında geçmişlerinde acıları tatmış, şimdiki zamanımızda da çekilen acıyı içten içe kanatıyorlardı.

''Dalmışsın.'' diyerek yanıma kıvrıldı Gazel.

Dün çevirdiğimiz kamyon olayından sonra gece geç saatlerde eve dönmüştük ve şimdi akşam saatleriydi. Ben Ceren'in odasında kalıyordum. Ceren'in bunu kendisinin istediğini öğrendiğimde ne diyeceğimi bilememiştim. Benim düşüncem daha çok Ceren'in olmadığı zamanlar boş olduğundan dolayı orayı bana vermeleriydi ancak dün gece odaya geldiğimizde Ceren, 'oda arkadaşım olabilmen için Gazel ile çok savaştım' demişti. Bu durum beni oldukça mutlu etmişti çünkü güleç yüzü tüm içtenliğini hissettirmişti.

''Sana diyorum!'' elini önümde sallayarak güldü.

''Dalmışım...'' dedim mırıltıyla.

Gazel'in gözleri defterimle buluştuğunda merak ettiğini kestirebiliyordum. Ona açıklamamda bir sakınca görmeden dudaklarımı araladım.

''Bu defteri Safir bana verdi. İstediğin her şeyi buraya yazabilirsin demişti.''

''Hm,'' diyerek elini çenesine koydu. ''Safir'e bak sen!''

Hafif nidası kıkırdamama sebep olduğunda Gazel ve Safir'in yakın arkadaş olmaları aklıma geldi. Pars'ın gizli takımını bilen insanlar; yalnızca ben, Gazel, Ceren ve Arel'den ibaretti.

''İçerisine de birkaç tane not düşmüş.'' deyip yana doğru dönerek başını yastığa yaslamış olan Gazel'e baktım.

''Not mu?'' inanamadığını belirten mimiklerle, ''ne gibi bir not?'' dedi.

Panik olmasını oldukça garipsediğimde, ''Büyük bir pot kırmışım gibi sordun.'' dedim.

Gazel'in düz dudakları iki yana kıvrıldığında o da nasıl bir mimik takındığını yeni yeni fark ediyordu.

''Sadece merak ettim.'' dediğinde içimde tutamayacağım bir cevabı Gazel'in yeşil gözlerine odaklanarak söylemekte karar kıldım.

''Bence sadeceden daha da ötesi...''dedikten sonra onun yeşil harelerine baktım. Yeşilleri kısa süreliğine koyulaşmıştı.

''Ne demek istiyorsun?'' diyerek doğruldu.

Ciddiyeti bana da bulaşırken içimde filizlenen şüphe tohumlarının gözlerime yansımasına engel olmadan küçük oyunumu sürdürdüm.

''Bana kapının anahtarı sensin demiştin ama, bence kapıyı yerinde tutan kişi sensin.''

Gazel önce dudaklarını birbirine bastırdı ardından da samimiyetten uzak gülümsemesini bana sundu.

''Anlamadım?''

''Seninde anlamadığın şeyler varmış Gazel Hanım!'' deyip gülmeye başladım.

Gülüşüm onada bulaştığında kısa süren ciddi ortam bozulmuştu.

''Bulut Takımı, örgüt ve 5'te 5. Sen tüm bunların ortak noktasısın. Örgütün biricik Pera'sı. Bulut Takımında olmamasına rağmen her biriyle ayrı bir yakınlık kurup köprü görevi gören Gazel Özbey ve tüm bunların yanı sıra 5'te 5'i ayakta tutan kişisin.''

Gazel cümlelerimi ilgiyle dinlediğinde içten içe şaşırıyordu. Söylediklerimden ziyade ilk defa konuşan bir bebeğin sesini dinleyen anne gibi bakıyordu. Bakışlarındaki şefkat, içime tanıdık gelen hisleri sürüklerken kalbim bakışlarındaki dejavuyu yakalamıştı. Bu bakışını daha öncede görmüştüm. Bundan emindim. Dejavuyu tüm kalbimde hissediyordum fakat zihnimde görüntüler canlanmıyordu.

''Daha önce bunu fark etmemiştim.'' deyip bakışlarına parıltılar ekledi. ''Ve ne diyeceğimi bilemiyorum ancak sormak istiyorum.''

''Neyi?''

''Böyle düşünmene sebep olan şeyi.'' deyip elini iki yana açtı.

''Sadece...'' vurgulayarak dudaklarımı içe doğru kıvırıp, ''gözlem yapıyorum. Boş olan zihnimi en azından sizler ile dolduruyorum.'' dedim.

Gazel'in meraklı bakışları yavaş yavaş silindiğinde dudaklarını büzüştürerek bana bakmayı sürdürdü. Onun bu tavrı ne diyeceğini düşündüğünü belirtiğinde ufak oyunuma biraz heyecan katmaya karar verdim.

''Geçmişimde sizler yoktunuz. Hafızam olsun, olmasın her halükarda sizleri tanımak için gözlem yapmam gerekecekti. Ben sadece sizleri tanımaya çalışırken ekstradan kendimi de tanımak için uğraşıyorum.''

Kendimden beklemediğim sözler beni içten içe şaşırtırken özgüvenim arşa çıkmıştı. Açıkçası rahatlamış hissediyordum. Oyun oynuyordum ama, bu oyun ruhuma iyi geliyordu çünkü, onlarında arafa düşmesini istiyordum. En azından geçmişimde olduğundan emin olduğum Gazel ve Arel'in...

''İtiraf etmeliyim ki sen gerçekten de akıllı bir genç kadınsın. Akıllı olmanın yanı sıra oldukça da güçlüsün.'' dedi ellerimi tutarak.

Benim sözlerim Gazel'i içten içe rahatlatmıştı. 6 ayın sonundaki karşılaşmamızın ilk anından itibaren gözlerinde bana dair şüpheler vardı. Geçmişimi hatırlamaya başlayıp başlamadığıma dair kendi içinde münakaşa yapıyordu. Ve o münakaşa şu anda benim tek bir cümlemle dağılıp gitmişti. Bu işime geliyordu çünkü planlarımı artık bir gözlemci olmadan rahatlıkla uygulayabilirdim. Hiçbir müdahale olmadan...

Derin bir nefes aldı ve alışık olduğum içten gülümsemesini tüm zarifliğiyle sunup, ''kazadan sonra 2 ay tedavi gördün. Tedavinin sonunda 1 hafta boyunca uyanıp uyanıyordun ve buna rağmen sağlığına kavuşmayı başardın.'' dedi. ''Sadece bununla da kalmıyor. Sen birçok şeyi başardın Vuslat Sözen!''

Gazel'in sözcükleriyle giderek heyecanlanıyordum. Kendimi ilk defa ondan böyle dinliyordum. Aslında ilk defa birinden bu sözleri duyuyordum. Geçmişte olduğum kişinin yanı sıra ilk defa biri, şu anımın Vuslat'ını bana anlatıyordu.

Dudakları düz bir çizgi haline bürünmüştü ancak gözlerinde kendinden emin olduğunu belirten bakışlar yer edinmişti. Ellerimi sıkıca kavradığında, ''Uyandığında hafızan olmamasına rağmen ayakta dimdik durmayı başardın. Tanımadığın insanların arasında kendini bulmana rağmen yine de cevaplarını vermekten çekinmedin. Ve en çokta hatırlamadığın, ölümlerine dahi üzülemediğin ailenin intikamı için koca bir oyuna adım atmaktan kaçmadın. Hayatının üzerine yürüdün... Hayatının gerçeklerinden kaçmadın. Onları duymamayı seçmedin.'' deyip cüretkarca gülümsedi.

''Ben,'' boğazımdaki hırıltıyı yok edip, ''İlk defa 2. yaşamımın Vuslat'ını başkasından duydum ve bu oldukça garip hissettirdi.''

''Emin ol daha çok duyacaksın!'' Gür sesi ortama neşe kattığında, ''Hayatına 1 ve 2 diyerek isim mi koydun?'' deyip hafifçe güldü.

Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldığında başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım.

Gazel'in meraklı bakışları defterime yöneldikten hemen sonra, ''Ee... Safir neler yazmış?'' deyip dudaklarını içe doğru kıvırdı.

Samimiyetine güvenerek defterimin ilk sayfasını açtım. Sesli bir şekilde okumaya başladığımda Gazel ilgiyle beni dinliyordu. "Sevgili dost; Kalbindeki sarmaşıklar seni sarmayı asla bırakmasın." Yazmıştı. Anlamını sorduğumda defteri ters çevirdiğinde oyun son bulacak ve gerçekler ortaya çıkacak, Çaylak! Demişti.'' diyerek güldüm.

Gazel gülerek, ''Safir yine döktürmüş.'' dedi.

''Cümlelerinin altında başka anlamlar yattığının farkındayım ama, henüz o anlamları çözemedim.'' dedikten sonra omuzlarımı kaldırıp indirdim.

Safir'in suskunluğunun ardında bir daktilo yatıyordu. Ruhu o daktiloya kelimeleri yazarken dudakları inatla aralanmıyor ve daktilonun tuşlarına zihniyle yön vererek ipuçlarını sunuyordu. Bunu belki de sadece bana yapıyordu, bilmiyordum fakat... yazılanların arkasında yazdıranlar vardı. Yazdıranlarsa gerçeklerden ibaretti.

Neyse! Defteri gerçekten ters çevirdim. Ancak bu kez Safir'in oyunlarına düşmedim. Çünkü o düşmeme izin vermedi.

''Defteri çevirdiğinde başka bir sözle karşılaştım deme bana?!''

Gülerek dudaklarımı büzüştürdüm.

''Sevgili Dost; 'Zihnindeki daktiloya dokun ve Susma! Suskunluk, sessiz çığlıktır ve sen çığlığını yay.' Safir ve sözleri... " dedikten sonra Gazel cümlelerin anlamını çözmeye çalışıyordu.

Bu sözlerin gerçek manalarını Gazel elbette ki biliyordu. Safir bile biliyorken onun bilmemesi imkansızdı ama Gazel'in çözmeye çalıştığı şey Safir'in bana ipucunu neden vermesiydi.

Gazel'i oltaya çekmek adına Safir'in belki de en düşündüren sözünü okumaya karar verdim.

''Ha birde şu vardı!'' Gazel düşüncelerinden sıyrılırken hafifçe irkildi. "Oyunlar elbet bir gün biterdi ve geriye oyuncular kalırdı. Elenenler arkadan bakar kazanan endamla yürürdü ancak bu oyunda kazanan, kaybedecek ve endam elenenlere kalacak. Çünkü elenenler, bu oyunun kazananları olacak ve kaybedişlere kucak açacak."

Ve bu söz, gözlerinin irice açılmasına sebep oldu. Böylelikle Gazel Özbey ilk açığını bana vermiş oldu.

*

Selamm...

•Bölüm hakkında neler düşünüyorsunuz?

•Karakterler hakkındaki görüşler nelerdir?

•Vuslat'ın ufak oyunlarına ne demeli?

•Gazel ve Vuslat arasındaki ilişki sizce nasıl?

•Bulut Takımıyla geçen süreyi yazmadım ancak Vuslat'ın defterine yazdığı kısımlar geçen 6 ayı sizlere anlatacak. Ve lütfen merak etmeyin Bulut Takımını da okuyacaksınız:) 

•Safir hakkında görüşler nelerdir? ve Bulut Takımını nasıl buldunuz?

Hesaplar:

Instagram: Kişisel hesabım Edanuryd
Kitap içeriği olan hesabım _kozaa

Youtube: Edanur Yeşildağ.

Takipte kalın ve yorumalarda fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın:)

•Hoşça Kalın♡