:)

:)

:)

kalmamıştı. Her şey üst üste gelmişti, kardeşleri aklına gelince öylece kala kaldı yerinde.

  Erdal: Abi kardeşlerim.

Yalçın: Korkma evlat.

            Dedi ve Erdal'ın sırtına yavaşça iki sefer vurdu. Erdal'ı henüz tam anlamıyla tanımasa da, onda kendini görüyordu. Babasını bulamamasına sinirlense de elinden bir şey gelmiyordu, bir yandan annesinin cansız bedeni aklından gitmezken, diğer yandan da aklı kardeşlerinin nerede olabileceğindeydi. Geldikleri yolu tekrardan dönerken ikisinin de aklında tek bir soru vardı, çocukların nerede olduğu? Yalçın belli etmemeye çalışsa da çocukların başına bir şey gelmesinden çok korkuyordu. Zaman aleyhlerine işliyordu, iyi mi yoksa kötü mü? İkisi de bunu bilmiyordu. Evin önüne gelince, çoktan polis ve cenaze nakil aracının evin önünde olduğunu gören Erdal’ın bir anlık nefesi kesildi, gözleri doldu.

     Artık kimsesi kalmamıştı neredeyse Erdal'ın. Bir teyzesi vardı, onun da kocası ne beni ne de kardeşlerimin yanlarında kalmamıza izin vermezdi. Kardeşlerimi bir an önce bulmam gerekiyor diye düşündü Erdal. Ne, nasıl olacaktı oda bilmiyordu, şu anda tek isteği kardeşlerinin yanında olmasıydı. Gözlerinin önünden giden cenaze aracının peşinden koşarak, ‘anne’ diye bağırdı ve giden aracın arkasından koşmaya başladı. Cenaze aracı durmamıştı, gidiyordu sanki; ölenin geri gelmediği gibi oda gidiyordu ve durmuyordu hiçbir şekilde. Yalçın ne yapması gerektiğini bilmeden Erdal’ın arkasından bakıyordu, onun da gözleri dolmuştu. Her ne kadar annesi yaşasa da, sanki Yalçın’ın annesi ölmüş gibi hissediyordu. Bu hayattaki en büyük acılardan biri de annesizliğin olduğunu bilse de, şimdi daha iyi anlıyordu Yalçın.

  Erdal, koşmaktan bacaklarında hal kalmamıştı ama hala koşmaya çalışıyordu, anne diye bağırsa da cenaze aracı göz önünde kaybolmuş ve yok olmuş gibiydi, Erdal için. Bacaklarında takat kalmayan Erdal kendini yolun ortasına bıraktı, annesinin sesi sanki kulaklarında çınlıyordu, annesinin cansız bedeni çıkan eve geri girse annesine sarılacakmış gibi hissediyordu.

     Erdal’ın yere oturduğunu gören herkes etrafında toplanıp teselliler verirken, Yalçın da Erdal’ın yanına doğru yürümeye başladı. Her ne kadar perişan da olsa birinin ayakta durup, destek olması gerektiğini biliyordu Yalçın. Göz yaşlarını eliyle sildikten sonra, daha da hızlı adımlarla Erdal’ın yanına geldi.

      Yalçın: Evlat, hadi kalk. Kardeşlerini bulacağız, onlar için ayakta kalman lazım.

    Erdal sanki, bu anda değildi. Giden cenaze nakil aracının gittiği yola boş gözlerle bakıp, ağlıyordu. Evden çıktığı için kendini suçlamaya hala devam ediyordu.

      Erdal: Benim yüzümden anam öldü, benim yüzümden.

      Yalçın: Evlat, kalk ayağa kardeşlerin için ayakta kalman lazım. Onlar seni bu halde görürse daha da kötü olurlar, zaman çözüm değil. İçindeki alevlerin daha da büyümesine neden olur, ama senin ayakta kalman lazım için yanıp kül olsa bile, kardeşlerin var.

Yalçın’ın bu sözleriyle beraber, Erdal göz yaşlarını sildi elinin tersiyle, kardeşlerini bulması lazımdı ama nasıl olacaktı oda bilmiyordu. Başını kaldırınca komşularından Ayşe teyze konuşmaya başladı.

      Ayşe teyze: Erdal oğlum, sabah baban olacak o adam kardeşlerini götürdü. Annen arkasından götürme falan dedi ama baban dinlemedi dahi. Oğlum sen benim her ne kadar öz olmasa da oğlum gibisin, sadece benim değil tüm mahallenin oğlusun sen de kardeşlerin de. Unutma bunu oğlum, kardeşlerin için ayakta kalman lazım, bu bey doğru söylüyor.

    Erdal babasından iyicene nefret etmeye başlamıştı, ama nefreti de içinde yaşamak durumundaydı. Her şeyi ve herkesi ne kadar umursamasa da doğruyu söylüyorlardı. Oturduğu yerden kalkıp eliyle yüzünü kapatıp, düşünmeye başladı, o adamın kardeşlerini nereye götürdüğünü, teyzesi vardı bu hayatta ve babaannesi ikisinden birine götürmesi çok yüksek bir olasılıktı. Derin bir nefes aldı, sanki gökyüzündeki tüm havayı almak istermişçesine. Ama olmuyordu, kardeşlerini bulsa bilene nereye gideceğini, ne yapacaklarını hiç bir şekilde bilmiyordu, matematik dersi iyiydi Erdal’ın ama şu anda önüne gelen denklemi çözemiyor, uğraşıyor çözebilirim diye ama yok başaramıyordu. Hayallerinin peşinden gitmek için babasına karşı çıkıp, evden kaçmıştı ama artık o hayali de gerçekleştirmek isteniyordu. İçindeki tüm hevesi yok olmuştu, önce hayal kurulur sonra da çalardı tüm insanlar, ama Erdal için ne bir hayal kalmıştı, ne de bir aile. Bugüne kadar aile diye bir şeyi yoktu, vardı ama ne bir sevgi ne de bir saygı vardı o ailede hepsi bir birinden kopuktu, bir tek annesi o sevgiyi verirdi çocuklarına, o sevgi de bir yere kadar anne sevgisi ne kadar önemliyse, baba sevgisi de o kadar önemli. Erdal’ın ve kardeşlerinin bir yanı hep eksikti, her şeyiyle. Eve ne bir para bırakırdı ne de bir sevgi gösterirdi çocuklarına, çocukların yüzlerindeki mutluluk yavaşça silindi bunun en büyük sebebi her gün para da para diyen ve annelerini döven bir baba yüzündendi. Anneleri öldü, babaları kaçtı, kimsesiz kalan 6 kardeş, her şeyi mantıklı yoldan çözmeye çalışan Erdal bilene sanki; her şey olup biterken, ölüyordu, hissizleşiyordu en çok da kimsesizleşiyordu. Bundan korkmuyordu Erdal, hayatına bir şeyler katacağını bildiği için korkmuyordu, ya da korkmaktan vazgeçiyordu.

   Herkes bir bir evlerine dağılmış ve yine kalan Erdal’la, Yalçın olmuştu. Erdal ruh gibiydi, kendisi bilene kendini bilmiyordu, tanımıyordu, hisleri alınıyordu ellerinden. Bir şeyler sadece oluyordu, bir tepki bilene vermiyordu. Aslında en büyük tepkiyi veriyordu oda yazar, Tülay Koçağın da dediği gibi;

   ‘Sakin kalmayı öğren. Çünkü bazı durumlarda tepkisiz kalmak en doğru davranıştır. Ve unutma... En büyük tepki tepkisizliktir.’

Tepki vermeye çalışsa bilene, bir tepki vermiyordu Erdal, kalp kırmaktan korkuyor, insanlar çevresinde çok az ve az olan insanların da gitmesinden korkuyordu. Korkması da eline herhangi bir çözüm sunmuyordu bunu bilmesine rağmen hala sessizliğini korumaya devam etti, Yalçın’ın sorduğu soruları bilene cevaplamadı sadece sustu. Bir yere baktı uzun uzun, ama bir türlü çıkamadı bu döngünün içerisinden. Dışarıdan gelen ses, ya da görüntülerle alakası yoktu, Erdal’ın dalıp dalıp gitti, düşündü hatta boğuldu ama çıkamadı bir türlü o bataklıktan.

“Erdal hadi bak yemek istedim, bir kaç lokma bir şey ye.”

  Yalçın hala Erdal’la konuşmaya çalışıyor ama hala, bir cevap dahi vermiyordu Erdal. Zor olduğunu tahmin edebiliyordu Yalçın o yüzden pek üzerine gitmedi Erdal’ın. Her ne kadar bu durumuna çok üzülse de elinden bir şey gelmiyordu Yalçın’ın, bazı durumlar için sessizlik ve yalnızlık gerekiyordu bunu bildiği için, Erdal’ı rahat bırakıyordu Yalçın. Sessizlik her ne kadar bir şeyi ifade etmesi de Erdal için susuyordu sadece. Sessizlik sadece bir odada yalnız kalmaktan ibaret değildir. Odada onca insan varken de yalnız kaldığını hissedebilir herkes. Bunu en kötü bir şekilde anlayan sadece Erdal, herkesin onu anlamadığını ve anlamayacağını düşünüyordu Erdal. Kardeşlerinin nerede olduğunu dahi bilmeden ilerlemek durumunda kalıyordu. Yalçın derin bir nefes aldı ne olması gerektiğini kendisi de bilmiyordu. Evin kapısı çalınınca Yalçın kapıyı açmak için ayaklandı ve kapıya doğru ilerledi, kapıya gelince kapıyı açtı.

“Merhaba. Ben Cevdet, Erdal’a bakmıştım.”

“İçeride kendisi.”

    Yalçın'ın tanımadığı o adam içeriye girdi ve Yalçın yolu göstermesine gerek kalmadan adam evin odasına doğru yol aldı. Yalçın açıkçası gelen bu adamın kim olduğunu merak etmişti o yüzden hızla kapıyı kapatıp adamın peşinden odaya doğru ilerledi.

“Merhaba. “

  Diyen adamla beraber tepkisiz kalan Erdal bir tepki vermişti sonunda ve gelen adama bakmıştı, ağlamaktan gözlerinin içi kızaran Erdal adamı görünce şaşkınlıktan gözleri açıldı. Yalçın, Erdal’ın bu tepkisiyle kaşlarını çattı ve ikisini izlemeye başladı.

“Ne işin var burada?”

  Diye öfkeyle bağıran Erdal’a Yalçın şaşırmayın edemedi, bir kaç saniye içerisinde üzerindeki şaşkınlığı atıp hemen Erdal’ın yanına gidip elini sırtına koydu ve sıvazladı Yalçın.

“Sakin ol evlat, adam kimdir? Nedir? Bilmeden bağırma.”

 “Ağabey nasıl bağırmam? Bu adamı ben tanıyorum. Annem de tanıyordu, hem de çok yakından.”

“O zaman nedir bu öfken evlat?”

“Kendisi dayım olur. Gerçi ne kadar yaptıysa orası meçhul. Anneannem ölünce miras kavgası oldu, dayımın o kadar-“

“Erdal bence bunu burada konuşmayalım, bir hataydı.”

“Öyle mi? Hata mıymış? Annemi bıçaklamanın neresi hata söyle bana, ha neresi hata?”

  Erdal’a bakan başını yere eğince adam, Yalçın kendini aralarına girmek zorundaymış gibi hissetmişti.

“Erdal sakin ol ve otur şuraya. Sizde şuraya oturun beyefendi.”

  Erdal’ın sakinleşmek gibi bir niyeti yokmuş gibi hemen konuşmaya başladı.

“Ben gidiyorum kardeşlerimi bulmaya. “

  Diyerek bir adım atınca Yalçın kolundan tutup tam bir şey söyleyeceği sırada Cevdet’in sesi duyuldu.

“ Kardeşlerin benim yanımda, baban bugün yanıma geldi ve annenle işleri annenle işleri olduğunu söyledi. Bende şaşırdım çünkü; onca senedir birbirimizi görmüyorduk ama bir şey demedim. Seni sorduğumda ise, işte dedi. Bir saat geçti babanın dediği saat üzerinden belki işleri uzamıştır diye gelmedim. Bu sefer iki saat daha geçti merak edip geldim, olanları konu komşudan öğrendim ne denir cidden bilemiyorum Erdal. Yaptıklarım için de pişmanım cezamı da çektim, gel bu aramızdaki savaşı bitirelim. Yeni bir sayfa açalım, kardeşlerinle beraber olup o güzel olmayan sayfalara karşılık temiz ve güzel sayfalar açalım.”

  İlk başta Yalçın ve Erdal şaşırsa da birkaç saniye içerisinde ikisi de kendine geldi. Erdal dayısının yüzüne bakıp yüzünü buruşturdu.

“ Yeni ve temiz sayfalar öyle mi?”

“Evet, öyle.”

“Seninle yeni sayfa açmayı geç, su içmeye dahi gitmem. Buraya gelip vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun ama onu dahi beceremiyorsun dayı! Kardeşlerimi getiriyorsun hemen bu eve ve bir daha karşımıza dahi bir daha çıkayım deme! Gelip geçici bir şeyden ötürü annemi bıçakladın, bir de karşıma geçip diyorsun ki; “Ben cezamı çektim.” Senin cezamı çektim diyerekten etrafta dolaşıyorsun da, para verip hakimin önüne takım elbiseyle çıkıp, yalancı şahitler tutarak cezanı çekmiş olmuyorsun! Bir hatanı örtmeye çalışmak yerine daha da hata yapıyorsun! Çık git evimden, bana kardeşlerimi getir.”

  Cevdet hızla odadan çıkıp gidince birkaç saniye içerisinde dış kapının çarpılma sesi evin içinde ve dışında yankılanarak duyuldu.

“Evlat, hadi sakinleş biraz. Dayının yaptığına haklı senin yaptığına haksız veya onun yaptığına haksız, senin yaptığına haklı diyemem ikinizin de haksız olduğu konular da var, haklı olduğunuz konular da var.”

 “Sakinim ağabey ben. Birden bire karşıma çıktı ve sanki; hiçbir şey olmamış gibi konuşması zoruma gidiyor.”

“Kimin olsa gider illa ki ama sabret bu zorlu günler geçecek ve geçtikten sonra daha mutlu günler seni bekliyor olacaktır, buna emin ol evlat.”

“Bilmiyorum ağabey. Kardeşlerim bir hayırlısıyla gelsinler gerisi şu akar yolunu bulur misali.”

Cevdet’in gitmesinin üzerinden yaklaşık olarak iki saat geçmişti. Bu iki saat içerisinde Erdal düşünmüş ne yapacaklarını ama bir yol bir türlü bulamamış. Yalçın ise, Erdal gibi düşünmüş ne yapmalıyım diye aklına Erdal’ı ve kardeşlerini yanına almak gelmiş ama Erdal’ın kabul edip, etmeyeceğini bilmediği için sadece susmuştu. İkisi de bir şeyler düşünürken dışarıda oturuyorlardı ve mahallenin ortasında çocuk sesleri duyuldu.

“Ağabey...”

Diye bağırarak gelen üç küçük çocuk ve üç küçük çocuktan biraz daha büyük iki çocuk daha vardı Yalçın onları izlerken, Erdal ve üç çocuk koşarak birbirlerine sarıldılar. Yalçın’ın bu kavuşmayla gözleri doldu ve keşke benim de bir kardeşim olsaymış diye içinden geçirdi. Gözlerinden yaşlar akarken çocuklar görmesin diye etrafa bakmaya başladı, gözleri pencereden onlara bakan insanlara takıldı, insanlar da bu hallerine gözleri dolu doluya seyrediyorlardı. Yalçın tekrardan çocuklara bakınca içinden bir şeylerin eriyip gittiğini hissetti, boğazı düğümlenirken çocukların bu kavuşmanın duygusal bir kavuşma olduğundan haber darsızlardı.

“Hadi eve gidelim.”

Çocuklardan biri bunu söyleyince Yalçın hızla boğazını temizledi ve ardından konuşmaya başladı.

“Evinizde tadilat var, o yüzden isterseniz benim evime gidebiliriz.”

Çocuklar başta kabul etmese de Yalçın’ın yoğun ısrarı üzerine kabul etmek zorunda kalırlarken, Erdal konuşmaya başladı.

“Ağabey ben böyle bir şeyi kabul edemem.”

“Bende bu evde kalmanızı kabul edemem. O yüzden itiraz istemiyorum benim evime gidiyoruz.”

“Ne desem de götüreceksin ağabey ama cidden kabul edemem sana karşı yeterince zaten mahcubum.”

“Mahcup olunacak herhangi bir durum yok evlat.”

“Peki ağabey. “

Demesine rağmen yüzündeki mahcubiyetin farkındaydı Yalçın. Cevdet’e baktığında arkası dönük bir şekilde geldiği yolu tekrardan gittiğini görünce bir şey demeden tekrardan çocuklara baktı.

“Erdal?”

“Efendim ağabey?”

“Alınacağım ama sana.”

“Ne için ağabey? Ne yaptım? “

“Daha ne yapacaksın, beni kardeşlerinle tanıştırmadın.”

Yalçın’ın bu dediğine hepsi birlikte kahkaha atmaya başladılar em sonunda kahkahaları durunca Erdal boğazını temizleyip Yalçın’a baktı.

“O zaman tanıştırmaya başlayayım.”

“Tabi.”

Erdal Yalçın'a eliyle, saçının iki yanı örgülü küçücük bir kız çocuğunu gösterdi Yalçın ise minik çocuğun yüzündeki şaşkın ifadesine tebessüm edip Erdal’a baktı.

“Bu minik 2 yaşında, ismi de Seçil.”

“Memnun oldum minik civciv.”

“Bende memyun oydum. “

Yalçın minik Seçil’in sesini duymasıyla gülümsemesi bir oldu. Erdal eliyle diğer bir kardeşini gösterirken tanıtmaya da devam ediyordu.

“Bu ise 6 yaşında, ismi de Selim.”

“Memnun oldum yakışıklı.”

“Ben de memnun oldum.”

“Hım şimdi diğerlerine geldi. Nazlı, 8 yaşında. Yaren, 10 yaşında. Toprak ise 15 yaşında.”

Yalçın hepsiyle tanışıp kibar bir şekilde memnun olduğunu dile getirirken çocuklar ya Yalçın’a aynı kibarlıkla karşılık verdiler. Biraz daha orada kaldıklarından sonra Yalçın çocukları da alıp yürümeye başladılar. Yarım saattir yürüdükleri için Seçil yorulduğunu elini tutan ablasına söylemişti, ablası ise onu kucağına alamayacağını söyleyince Seçil yolun ortasında durup, kollarını birbirine doladı. Yalçın anlamayarak yanlarına gidince Seçil yere oturmaya yeltendi ama Yalçın omzuna aldı Seçil’i. Yollarına devam ederken diğer çocukların da yorulduğunu düşünüp Yalçın parka doğru ilerleyip bir banka otururken çocuklar da koşarak oyun oynamaya başladılar. Toprak ne olup bittiğini hala anlamış değildi ve oturduğu bankta rahatsız bir şekilde oturmaya çalışıyordu ama beceremiyordu, sonunda içini kemiren şeyi sormak için konuşmaya başladı.

“Annem ve babam nerede?”

Yalçın, Erdal’a bakınca Toprak biraz daha şüphelendi. Erdal başını olumlu anlamda sallayınca ne olduğunu söyleyeceklerini Toprak anladı.

“O zaman ben başlayayım Erdalcığım.”

“Tamam ağabey.”

“Öncelikle Toprak bir şeyler soracağım.”

“Dinliyorum ağabey.”

“Erdal evden gittikten sonra ne oldu?”

Diyerekten sordu Yalçın, her şeyi bilmek ve her şeyin ortaya çıkmasını istiyordu. Toprak derin bir nefes aldı burada ne olduğunu bilmiyordu ama içinde kötü bir his vardı.

“Babam, ağabeyim gittikten sonra annemin üzerine bağırdı. Ama annem hiçbir şekilde karşılık vermedi hep sustu, ağabeyim bilir babam hep annemin üzerine yürür. Sonra dedi ki; “Bu oğlunu bul getir, gidip çalışacak!” annemin üzerine hala bağırıyordu. Annem yine bir şey demedi bu babamın sinirlerini iyicene bozdu ve evdeki eşyaları darma dağın etmeye başladı, karşı çıkmaya çalıştım ama beni itti. Bende kardeşlerim korkmasın diye onları yan odaya götürmeye kalktım ama beni tam gideceğim sırada annemi tehdit edip evden çıktı. Kapıyı öyle sert çarptı ki, ev başımıza yıkılacak sandım.”

Yalçın Toprağın söylediği her şeyi gözünün önünde canlandırdı daha sonrasındaysa tekrar konuşmaya başladı.

“Toprak, babanın tehdidini hatırlıyor musun?”

Toprak çabucak başını salladı olumlu anlamda, daha sonrasındaysa konuşmaya başladı.

“Şimdi gidiyorum ama döndüğümde Erdal olmazsa senin elimden çekeceğin var demişti.”

“Tamam.”

Dedi Yalçın. Her şey fazlasıyla karışıktı Yalçın’ın kafasında. Derin bir nefes alırken aklı hala olayın devamındaydı.

“Sonra ne oldu Toprak?”

Diyerek aralarına giren bu sefer de Erdal olmuştu.

“Bir saat veya iki saat geçti ama sen gelmedin. O arada babam alkol şişesiyle içeriye girdi, etrafa bakıp seni sordu, annem ise seni aradığını ve bulamadığını söyledi ama inanmadı babam. Sonra elindeki şişeyi annemin ayaklarının orada kırdı, bize bakıp amcam gile gitmemizi söyledi ama biz gitmedik. Sonra bizi alıp amcam gile zorla götürdü. Amcama söyledim olanları ama bizi kaile dahi almadı dediği tek şey şuydu; “Onlar karı koca barışırlar.” ama içim hiç rahat değildi, şuan bile rahat değil. Sonra baya bir zaman geçti amcama bizim gitmemiz gerek dedim ama bizi bırakmadı işte babam demiş “Ben gelene kadar çocukları bir yere gönderme.” bir şeylerin yolunda olmadığını tahmin ediyordum ama elimden bir şey gelmiyor ve sana da ulaşamıyorduk ağabey.”

“Anladım Toprak.”

“Peki benim anlamadığım şeyde şu; annem nerede? Eve neden girmedik oysa ki evin tadilatı falan yoktu.”

Toprağın bu zekice davranması Yalçın’ın dikkatini çekmişti ama bir şey demedi. Erdal’ın gözleri dolmuş ve göğsünü tutması Toprağın dikkatini çekti.

“Ağabey iyi misin? Bir sorun mu var?”

İçten içe tahmin edebiliyordu bir şeylerin yolunda olmadığını Toprak ama tek dileği yanılıyor olmasıydı. Derin bir nefes almaya çalıştı Erdal ama kalbine sanki bir şey batıyormuş hissi birdenbire bedenini sardı.

“Evlat, şimdi gözlerini kapat ve seni strese sokan her şeyden uzaklaş. Toprak sende şuradaki bakkaldan su al ağabeyine. “

Toprak hızla kalkıp Yalçın’dan parayı alıp bakkala gitti. Yalçın bir elini omzuna koyup sıvazladı, Erdal biraz daha kendini iyi hissedince gözlerini açtı ve Yalçın’a baktı.

“Ağabey ne olacak?”

“Erdal biz söylemesek bilene kardeşin fazlasıyla zeki senin gibi ve illa ki bu gerçeği öğrenecek. Senin ağzından duyması daha iyi olacaktır emin ol.”

O sırada Toprağın geldiğini gören Yalçın sessizliğe büründü tekrardan. Toprak elindeki suyu Erdal’a uzatınca Erdal alıp kana kana içti suyu. Ardından derin bir nefes aldı ve konuşmaya başlamak için kelimelerini seçmeye başladı.

“Ben sinirle evden çıktıktan sonra bir kaç saat mahallede dolaştım ardından bir parka gittim. O sırada da Yalçın ağabeyle tanışıp başımdan geçen olayı anlattım. Sinirlendi Yalçın ağabey çünkü; o da benim gibi düşünüyordu bir çocuğun okuma hakkını elinden alamazdı. Daha sonrasında eve doğru yürümeye başladık babamla konuşacaktı ama bende biliyordum kararını değiştirmeyeceğini ama belki dedim değişir kararı...”

Erdal anlatırken fazlasıyla zorlanıyordum ve bunu Yalçın fark etti.

“Ben devam edeyim istersen evlat.”

Erdal başını tamam dercesine sallayınca konuşmaya başladı Yalçın.

“Babanızla ne konuşmam gerekiyordu bilmiyordum, tek bildiğim şey; bir çocuğun okuma hakkı ve diğer haklarını hiçbir şekilde ellerinden alınmaması gerektiğiydi. Büyük ihtimalle buna benzer şeyler söyleyecektim ama kaile dahi almayacaktı çünkü birkaç şey söyledi Erdal. Bir hasta haneye yatırıp tedavi edilmesindeki tüm masrafları üslenecektim tabi kabul etseydi ve ardından bir iş teklifi sunacaktım ama bunların hiçbiri olmadı. Şimdi sana söyleyeceklerim seni fazlasıyla sarsacak Toprak ama kardeşlerin için ayakta durmak zorundasın bunu unutma. Eve geldiğimizde annenin cansız bedeni yerde kanlar içerisindeydi. Bunu söylemek benim açımdan çok zor bir şey bunu bilmeni isterim böyle bir haberi benden duymuş olduğun için üzgünüm ama bunu ben söylemeseydim ağabeyin söylemeseydi illa ki bir yerden bir şekilde öğrenecektin Toprak. Şuan sizden tek isteğim bunu kardeşlerinize söylememeniz yaşları fazlasıyla küçük ve böyle bir tramvayı kaldıra bileceklerini sanmam. Ya içlerine kapanacaklar yada fazlasıyla agresif olacaklar benim bunları size söylüyorum çünkü onlara söylerseniz olacaklardan haberdar olmanızı istiyorum.”

Erdal’a ve Toprağa baktı Yalçın ikisi de bedenen buradaydı ama ruhen buradan bağımsız bir yerdelerdi. Toprak şaşkınca Yalçın’a baktı.

“Bunlar gerçek değil. Değil mi?”

Yalçın ve Erdal sessizliğe bürünürken bir arabadan yükselen son ses müzik duyuldu.

‘Kalacak evim yok

Ama dışarda tehlike çok

Sen gel bize sor

Hakim bey...’

Araba hızla geçerken Yalçın arabadan duyduğu müziğin sözlerini aklından geçirdi ‘Kalacak evim yok ama dışarda tehlike çok .’ bu kelimeler 6 küçük çocuğu andırıyordu Yalçın’ın gözünde. Onların da evleri yoktu ve onlar için dışarıda tehlike çoktu Yalçın’ın gözleri çoktan dolup yaşlar yanaklarından aşağıya doğru süzülüyordu. Erdal ve Toprak ise sessizce ağlayıp öylece yere bakıyorlardı. Çocuklar ise her şeyden haber darsız bir şekilde ondan oraya koşuşturuyorlardı.

“Bir şey d-demediniz, gerçek değil deyin!”

“Gerçek olmamasını inan ki hepimiz isterdik ama maalesef ki gerçek, kimse istemezdi böyle olmasını ama...”

Yalçın ama dan sonrasını getiremedi, sessizliğe büründü. Erdal ise bir tepki vermemişti henüz. Toprak aklındaki soruların tam anlamıyla cevabına ulaşamamıştı ama soracak takadı da kalmamıştı ağabeyinin suyundan iki yudum içip tekrardan Yalçın’a baktı.

“O adam nerede?”

Hızla konuşmaya başlayan bu sefer Erdal oldu, gözlerindeki öfke çok net bir şekilde görünüyordu.

“Bir bulsam pişman edeceğim ama yok.”

Yalçın aklının karışık olmasına rağmen içinden düşünmesi gerekenleri dışından düşünmeye başlamıştı.

“Cevdet bey, demişti ki; “Annesiyle işleri olduğunu ve bir kaç saat çocuklara bakmam gerektiğini söyledi demişti ama Toprak da diyor ki; çocukları bir yere gönderme gibi bir şey demiş saçmalık bu.”

Yalçın içinden düşündüğünü zannederken birden bire Erdal ona döndü ve gözleri bir anlığına parladı, gerçeğe ulaşma umuduyla ardından ayağa kalktı.

“Ağabey senin de dediğin gibi; saçmalık ve bu saçmalığı dayım son bulduracak.”

    Yalçın birkaç saniye sessiz kaldı nasıl içimden düşünmedim diye kendi kendine kızıyordu. Erdal ise bir şeylerin açığa yavaştan ulaşabileceği düşüncesiyle hem mutlu hem de içinde bir sıkıntı vardı. Yalçın telefonunu eline alıp, korumaları arayıp olduğu parkın konumunu atarken, Erdal yerinde duramıyordu korkusu yüzünden net bir şekilde okunuyordu. Toprak ise dayısının ne için yalan söylediğini düşünüp duruyordu. Yalçın içten içe Cevdet’in ve Erol’un iş birliği içinde olduğunu düşünse de belli etmemeye çalışıyordu. Erdal neden diye düşünürken, Toprak’ta bunun sebebini düşünüyordu. Aslında hepsi birbirine benzer şeyleri düşünüyorlardı ve bunu birbirlerine söylemeden bulmaları da imkansız gibiydi. Yalçın’ın korumaları arabadan inip Yalçın’ın yanına gelince Yalçın ayağa kalktı.

“Hamdi çocukları benim eve götür ama öncesinde birkaç parça kıyafet alın hepsine. Oyuncak ve diğer temel ihtiyaçlardan bir şeyi eksik etmeyin. “

“Tamam kardeşim ben hepsini halledeceğim.”

“Hamdi birde, çocuklar biraz daha burada oynasınlar o bizimde ufak tefek işlerimiz var ama yine de Mehmet’i yanımıza alalım.”

“Tamam, ben arayayım gelsin bir araçla.”

Yalçın başını tamam anlamında sallarken Toprak ve Erdal’ın aklında sadece bir soru vardı; “Acaba biz de gidecek miyiz?” birkaç dakika içerisinde Mehmet’de bir arabayla gelip parkın orada durunca Erdal ve Toprak tüm dikkatleriyle Yalçın ağabeylerini izliyorlardı. Şuan ikisi de ne arabanın şıklığında nede Yalçın’ın parasında, malında ikisinin de tek derdi; annesiydi.

Yalçın başıyla arabayı işaret ederken Erdal eliyle bir dakika bekleyin der gibi elini kaldırdı ve kardeşlerinin yanına gidip birkaç şey söyleyip aceleyle Yalçın ve Toprağın yanına gidip arabaya bindiler.

“Çocuklar ben bir şeyden şüpheleniyorum ama emin değilim.”

“Ağabey bende nedenini sorguluyorum.”

Diyerekten araya girdi Erdal, ardından da Toprak konuşmaya başladı.

“Bende sebebini soruyorum kendi kendime.”

Yalçın derin bir nefes alırken anladı ki, hepsi aynı şeyden şüpheleniyor. Cevdet’in ve Erol’un beraber bir cinayet işleyebileceğini. Derin nefesler alıp verirken Yalçın şüphesinin yanlış olmasından değil de gerçek oluşundan korkuyordu. Çünkü; zamanında para için ablasını bıçaklayan birinden her şeyi beklerdi ama aklını karıştıran diğer şeyse bugün ki tavırları pişmanım diye feryat edişi. Toprak yolu tarif ediyordu onun dışında hiçbir şekilde ses çıkmıyordu hiçbirinden. Erdal dayısının böyle bir şey yapmış olmama ihtimalini hiç göz önünde bulundurmuyordu çünkü; her ne kadar dayısı olsa da adı kadar emindi yapmış olduğundan.

“Burası!”

Dedi Toprak heyecanla, hepsi arabadan inerken Cevdet’in elinde bir valizle apartmandan çıkışına şahit oldular. Erdal ve Toprak şaşırırken Yalçın adamlarından emin bir şekilde Cevdet’in arkasından hızla gidip elini omzuna koydu. Bu arada Toprak ve Erdal oldukları yerde şaşkınca dayılarına bakıyorlardı.

“Nereye böyle kaçar gibi?”

“Ş-şey, b-ben bakkala gidiyordum.”

Cevdet karşısında Yalçın’ı görünce hem şaşırmış hem de fazlasıyla korkmuştu. Cevdet’in söylediği şeye Yalçın gülerken, Cevdet’in yüzünden terler akmaya başlamıştı.

“Tamam bakkala gidiyorsun da, elindeki valizle mi?”

Cevdet kaçmak için hamle yapmıştı ki Yalçın kolundan tutup çekiştirerek Toprak ve Erdal’ın yanına getirdi.

“Kaçmak yok!”

Diyerek adeta kükredi Yalçın. Cevdet kaçmak için yer ararken gözleri Erdal ve Toprağı gördü yüzü kızarırken bakışlarını yere eğdi.

“Depoya gidelim.”

Yalçın’ın dediği şeyle Erdal ve Toprak bir tepki vermedi, arabaya binince herkes tekrardan araba çalıştı ve kimseden bir ses yine çıkmadı.

“Erdal dayının telefonunu al.”

“Tamam ağabey.”

Erdal telefonu aldıktan sonra Yalçın'a uzattı. Yalçın telefonunu kapatıp cebine koydu ardından tekrardan sessizlik kapladı ortamı, herkes Cevdet’in pisliğinin farkındaydı ve içten içe herkesin Cevdet’e karşı içinde kin vardı. Yol iyicene ilerlerken, hava da kararmaya yüz tutmuştu Erdal dayısının yüzüne tiksinircesine bakıyordu aralarındaki gerginlik herkesin üzerindeydi. Deponun önüne gelince araba yavaşladı ardından da durdu, arabadan herkes inerken Cevdet yine kaçmaya çalıştı bu sefer de Mehmet kolundan tutup deponun içine doğru yürümeye başladılar.

“Kaçmak yakışıyor mu sana?”

Cevdet korkuyla bir depoya birde Yalçın’a bakıyordu. Depoya girince herkesi sessizlik etkisi altına almıştı Yalçın’ın aklında, Cevdet korkutmak ve bildiği her şeyin söylemesini sağlamaktı.

“Evet anlat bakalım.”

Cevdet’i sandalyeye oturtan Mehmet kenarı çekilirken anlatması için böyle konuşmuştu. Mehmet de biliyordu Yalçın’ın amacını çünkü; bugüne kadar kimseye zarar vermemişti Yalçın ve bu adamı korkutmak için buraya getirmişlerdi.

“B-ben bir şey bilmiyorum.”

Yalçın, Cevdet’in söylediği şey karşısında tebessüm etti, insanların bu huyunu hiç sevmiyordu Yalçın. Bildiği şeylere rağmen bilmiyorum demeleri onları gözünde küçük düşürüyordu ve Yalçın şundan da emindi; bir kaç dakika sonrasında tehdit edilince her şeyi anlatmaya başlayacaktı.

“Eşin seni bekliyormuş, otogarda. Çocuğunuz da ne tatlı.”

Yalçın korumalardan biletleri araştırmalarını ve Cevdet’in eşini araştırılmasını istemişti ve araştırılan şeylerin sonucunda bir şeyler çıkmıştı ve bu Yalçın’ın hoşuna gitmişti.

“Karıma ve çocuğuma bir şey yapmayın!”

Diye bağırmaya başladı Cevdet. Mehmet kahkaha attı çünkü o istese de Yalçın böyle bir adam değildi, birine zarar verecek veya öldürecek.

“Bence hemen anlatmaya başla yoksa sonuçları senin açından iyi olmayacak.”

Diyen Mehmet’in kelimelerine Yalçın başını sallayarak katıldı.

“Anlatamam.”

“Peki. Ağabey arıyorum o zaman.”

“Ara.”

Diye cevap verdi Yalçın, oysa ki buda bir oyundu ve Cevdet bu sayede korkacak diye tahmin ediyordu Mehmet.

“Kimi arıyor?”

“Ailen artık yok.”

Cevdet gözlerini birkaç sefer kırıştırdı ardından Yalçın’a baktı.

“Bir şey yapmayın y-yalvarırım.”

Bilmem dercesine ellerini iki yana açtı Yalçın.

“Tamam anlatacağım arama!”

Diye kükredi Cevdet. Ardından konuşmaya başladı.

Toprak ve Erdal tüm dikkatle Cevdet’i dinlemeye başladılar.

“Dün gece Erol aradı beni. Acil konuşmamız gereken bir konunun olduğunu söyledi, şaşırdım çünkü hiçbir şekilde benimle iletişime geçmemişti ta ki düne kadar. Daha sonrasında ormanlık alanda buluştuk ve bana planını anlattı.”

“Bu plan ne?”

Toprağın sorusuyla burada olduğunu bir anlığına hatırladı Cevdet.

“Nalan’ı öldürmek. Bunun Erdal ile bir ilgisi yoktu o kavga edecek herhangi bir konu arıyordu ve bulmuştu o konuyu da Erdal’ın işe gitmesi, hedefi Erdal’dı çünkü; Erdal evin en büyük çocuğuydu ve okul hayatı fazlasıyla başarılı. Bu yüzden hedef olarak Erdal’ı seçti, sonrasında ise annene söyledi ve kavga çıktı evde. Planı buydu başından beri biliyordum, bana ise çocukları evden uzak tutmam gerektiğini ve benim yanında olmamı istedi, benim işime gelirdi Nalan’ın olmaması ama bu işten çıkarım da olması gerekiyordu ve o yüzden Erol’a dedim ki; bu işten benim çıkarım ne? Erol bu soracağıma emindi ve hemen cevap verdi; Nalan’ın üzerine olan yüz dönümlük arsa dedi. Bende hemen kabul ettim. O da tehdit etti eğer ki birine dersem ailemi öldüreceğini söyledi ve bende bu yüzden söylemek istemedim.”

Yalçın başıyla Mehmet’e işaret verince Mehmet elindeki telefonla bir şeyler yapıp ekranı kapattı.

“Ben ne sana nede ailene elimi dahi sürmem. Karakterime ters, senin gibi bir adamın pis kanını elime sürmektense seni polise teslim ederim daha iyi. Kendi ağzınla kendin itiraf ettin Cevdet, bir nevi kendi sonunu kendin getirdin.”

Cevdet şaşkınlıkla gözlerini kocaman açarken Toprak ve Erdal fazlasıyla kendilerini kötü hissediyordu. Toprak çoktan ağlamaya başlarken, Erdal dayısının tam karşısına geçti.

“Her daim seni affetmek için, içimde bir yerlerde ümit yeşerttim. Her şeye rağmen dayım dedim, aynı candan aynı kandanız gibi şeyler dedim kendi kendime. Hep seni affetmek için ama sonuç şu; sen gözünü sadece paraya dikmişsin ben işte bunu anlamıyorum. Hayatta sadece para mı önemli? Sevgi, sadakat, merhamet yani bunların senin için bir değeri yok mu? Yokmuş. Bana koskocaman bir ders verdin be dayı, bu devirde özellikle de böyle bir akraba bağlarımız varken; babama dahi güvenmemem gerektiğini tekrardan yüzüme vurdun. Benim bugüne kadar boynuna sarılıp babacığım dediğim bir babam olmadı en iyi sen biliyorsun, her gece bıkmadan usanmadan eve alkol şişeleriyle gelip bizi döverdi. Üstelik bir şey yapmadığımız halde, annem hep dayandı ve nedeni bizdik, kardeşlerim ve ben. Burada sana duygu sömürüsü yapmıyorum! Annem şuan ölüyse bunun nedeni sensin ve o adam. O adama baba demeye bile artık midemi bulandırıyor, nasıl bu kadar midesiz, kansız olabildiniz hala aklım almıyor. Hepinizin canı cehenneme. “

Erdal bunları söyledikten sonra arkasına bakmadan depodan çıktı. Ardından da Toprak çıktı ikisinin de mideleri kaldırmıyordu.

“Ağabey. “

“Toprak şuan sinirliyim.”

“Biliyorum ağabey. Sinirlisin, kızgınsın, kızgınsın... Biliyorum ama elimizden artık bir şey gelmiyor ve cezasını artık çekecek, diyemicek ben yapmadım diye. Her şey olacağına varıyor o adam da yakalanacak ve o da hak ettiği yere gidecek.”

“Umarım...”

İkisi de susup birbirlerine sarıldılar ardından da, hıçkırık sesleri duyuldu. İlk defa bu kadar çok annelerine ihtiyaçlarının olduğunu hissetti ikisi de. Hani derler ya; bir anne herkesin yerini alabilecek tek kişidir ama kimse bir annenin yerini alamaz. Tam da bugün anlamıştı bunu Toprak ve Erdal. Herkesten ve her şeyden soyutlaşmıştı ikisi de sadece ağlayıp sarılıyorlardı. Yalçın, derin nefesler alıp verirken bir yandan da çocukların son halini gözlerinin önüne getirdi ve bir anlık içi parçalandı sanki. Biraz daha Cevdet’e baktıktan sonra dışarı çıktı Yalçın. Çocukları o halde görünce yanlarına gidip o da sarılmaya eşlik etti.

                                          ...

   Her şey olması gerektiği gibiydi, Yalçın ve çocuklar arabaya binerken Mehmet, Cevdet’i polise teslim edecekti. Annesinin ölümünü artık biliyordu Erdal ve Toprak ama asla bilemeyecekleri şey ise; bundan sonraki hayatları. Hayat onlardan, hem annesini hem de evlerini almıştı. Onlar için; kuru soğan, ekmek ve sıcak olmasa da bir ev yeterken şimdi o ev de yoktu, o soğan, ekmek de ta ki Yalçın hayatlarına girene kadar. Bu hayattaki tek şansları belki de; Yalçın’ın karşılarına çıkmalarıdır. Belki de; çocuklar Yalçın’ın şansıdır. Derin nefesler alarak içeri girdi üçü de ardından da Erdal ve Toprak kardeşlerine sarılıp derin bir nefes aldılar her ne kadar mutlu olmasalar da kardeşlerinin yanında yalandan da olsa güleceklerdi.

“Abi nedeydiniz?”

“Geldik prenses.”

Seçil’in meraklı sorularının karşısında Erdal geçiştirerek bir cevap vermişti ve bunun üzerine bir daha soru sormamıştı Seçil. Çocukların yüzündeki mutluluğu gören Yalçın zoraki bir şekilde gülümsedi, her şeyi bir şekilde toparlamaya çalışıyordu ama Yalçın’ı toparlayan yoktu. Derin bir nefes alıp mutfağa gitti ve bir şeyler hazırlanmasını istedi Yalçın.

                                      ...

 Yemek yenmiş ve uyku saati gelip geçiyordu, Yalçın çocuklara kalacakları odaları gösterdikten sonra bahçeye çıkıp çimenlere oturdu, bir şeyleri düşünüp gecenin karanlığına karışmayı seviyordu çünkü; aklındaki düşünceler de gece gibi zifiri karanlıktı. Mehmet, Yalçın’ın yanına gelip o da oturdu çimenlere o da Yalçın gibi bir şeyler düşünüyor ve konuşmak istiyordu.

“Kardeşim, her şeyde anladım seni ve hak da verdim bu güne kadar ama bu konuyu da az çok anladım. Peki ne yapacaksın bundan sonra altı çocuğa bakacaksın bakmak sorun değil senin için, ekonomik durumun yerinde ama onlar, hep bir yarısında anneleri diğer yarısında baba diyemeyecekleri bir adam olacak hep.”

“Mehmet bende biliyorum büyük bir sorumluluk. Zaman göstersin olacak şeyleri ama bu adamı bulun, Erdal için veya diğerleri için değil yaptığı şeyin cezasını çeksin. Yine diyeceksin; cezalarını çekmiş olmuyorlar falan. Deme çünkü ben bu dünyaya can alıp, can vermeye gelmedim ve bu benim haddime değil Allah yukarıda görüyor ve diğer dünyada cezalarını çekerler.”

“Haklısın bir şey demiyorum.”

İkisi de yeniden derin bir sessizliğe gömüldüler, bir kaç dakika geçince Erdal ve Toprak’ta aşağıya inip bahçeye çıktılar. Yalçın’ı ve Mehmet’i görünce onlar da yanlarına gidip çimenlere oturdular.

“Ağabey her şey için teşekkür ederim, senin hakkını nasıl ödeyeceğiz bilemiyorum.”

“Ödenecek bir hak görmüyorum ben.”

Erdal tekrardan sessizliğe bürünürken Yalçın bu sefer konuştu.

“Benim hayatımı merak ediyorsunuz yanlış mıyım?”

Erdal ve Toprak hızla başlarını evet anlamında sallarken Yalçın anlatmak için derin bir nefes aldı.

“Ben böyle 17 yaşındayım ve bizim okuldaki bir kıza sırılsıklam aşık olmuşum, onu görmek için eve geç girip erken çıkıyorum, kız dese kendini şuradan at atacağım o derece seviyorum. Sonra bir gün içimde tutamadığım anladım ve kantine gittim, o da oradaydı yanına gittim şaşkınca baktı çünkü hiç konuşmuşluğumuz yok sonra ben de dedim ki, bir şey konuşmak istiyorum seninle oturabilir miyim? Tabi dedi kibarca ilk defa benimle o gün konuştu sonra oturdum. Nasıl başlayacağım diye düşünüyordum o sırada da yanımıza bir erkek geldi, bu kim dedi? Bilmiyorum benimle konuşmak istediği bir şey varmış dedi. Bana bakıp hayırdır kardeşim dedi, benim üzerime gelirken kız kolundan tutup; sevgilimsin diye arkadaşlarıma da mı karışacaksın? Aralarına girdiğim için kendimi suçlu hissedip oradan kalktım ve gittim. Üzerinden iki gün falan geçti bir baktım yan yanalar ve ikisi de çok mutlu. Bir kalbi en derinden etkileyen olaylardan biri, sevdiğini söyleyemediğin için onu bir başkasıyla görmektir. Söylesen belki farklı olabilirdi ama söyleyemeyince içinde hem kalıyor hem de onun mutluluğunu izliyorsun. O mutlu olsun diye gidip diyemiyorsun ve bir şeylerle uğraşmaya çalışıyorsun ama olmuyor. Artık katlanamayacağım bir biçimdeydi bu arkadaşlarım o zamanlar uyuşturucuya çekti beni bende kimseye bir şey diyemediğim için belki iyi gelir dedim ve başladım içmeye. O zamanlar aklım beş karış havadaydı insanları umursamıyorum ve fazlasıyla uyuşturucu içiyorum. Hayat bu çocuklar illa ki birini seveceksiniz ama içinizde tutmayın söyleyin kabul etmese bilene içinizde tutmamak için söyleyin.”

Yalçın sözleri ardından uzaklara dalarken Erdal ve Toprak bir saniye bilene gözlerini ayırmadan Yalçın’a bakıyorlardı.

“Peki uyuşturucuyu bıraktın mı?”

Diye soransa Erdal oldu, çünkü uyuşturucu içiyorsa burada kalmak istemiyordu.

“Hayır, anam sayesinde bıraktım.”

“Annen nerde?”

Bu sefer de Toprak sormuştu bu soruyu Yalçın başını önüne eğerek konuşmaya başladı.

“Huzur evinde. Gitmemesini çok istedim ama dinlemedi ve gitti.”

Yalçın annesini çok özlemişti sabahları kalkıp sarılmayı, öpmeyi... Ama hiçbirini geri alamıyordu ve annesi gelmek istemiyorsa, hiçbir kuvvet onu tekrar getiremezdi o yüzden Yalçın annesine hiçbir şekilde gel diyememiş dese bilene gelmeyeceğini bildiği halde onun ağzından duymak istemişti. Herkesi üzdüğünü düşünen Yalçın ayağa kalktı ve çocuklara da kalkmalarını söyledi onlar da kalkınca hepsi odalarına geçtiler, ilk kez kendi evlerinde kalmayan çocuklar rahat etmese de uykularına daldılar. Zaman sadece evreni değiştirmez; zaman insanı da değiştirir, alışkanlıkları da. Hepsi bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor ve zorlu bir hayat olduğunun hepsi farkında; yeri gelecek onsuz yaşayamam dedikleri kişilerin öldüğünün veyahut gittiklerinin haberlerini alacaklar, bir şekilde hepimiz birer kaya parçasının altındayız o kayanın altından çıkmaksa bizim elimizde aynı şekilde kalmakta.

                                         ...

Bugün tam bir ay olmuştu çocukların Yalçın’ın yanında kalması. Bu süre zarfında; Yalçın cenaze işlerini halletmiş, annesiyle konuşup her şeyi anlatmış ve ümitsizce annesini yine yanına çağırmıştı, Yalçın’ı şaşırtan ise Zeynep hanımın bu isteği kabul edip gelmesi olmuştu. Bu bir ay Yalçın için fazlasıyla korkunç geçmişti çünkü; çocukların okulları, kıyafetleri, okul kitaplarını bulmak fazlasıyla zor olmuştu ama sonuç olarak hepsini bulmuş ve Seçil dışında herkesi okula kendisi götürüp, çıkışta tekrardan alıyordu. Yalçın üçüncü kitabını da çıkarmıştı ve fazlasıyla ilgi gören kitabından gelen geliri huzur evindeki eksikler için kullanmıştı. Her geçen gün daha da yorulduğunu hisseden Yalçın bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyordu. Bugün ise günlerden Cumaydı, Erdal’ın mezuniyet partisi vardı ve bu parti bir Otel’de olacaktı şehir dışında olan bu Otel fazlasıyla şık ve güvenliydi. Yalçın, Erdal’ı gönderip göndermemek arasında kararsız kalsa da Zeynep hanım da ısrar edince Yalçın’da kabul etmişti. Bu akşam yola çıkacağı için Erdal valizini çoktan hazırlayıp aşağıya inmişti. Yalçın da Erdal gibi heyecanlıydı fazlasıyla ama bir yandan da Erdal’ın başına bir şey gelecek diye düşünmeden edemiyordu. Erdal üniversiteye geçtiği için fazlasıyla mutlu olsa da o da korkuyordu, istediği meslek avukatlık olsa da annesinin istediği mesleği seçmişti ve iç mimar olacaktı. Son kez herkesle sarılırken gözleri dolu dolu olmuştu, iki günlük ayrı kalmak bilene çok zor geliyordu Erdal’a. Yalçın gözlerini Erdal’ın gözlerinden kaçırıyordu görürse ağlar diye, sıra Yalçın’a gelince Erdal ilk kez yüzüne baktım Yalçın’ın ve hıçkırarak ağlayıp sarıldı Yalçın’a.

“Ağabey her şey için teşekkür ederim, sen olmasaydın bu noktada ne ben olabilirdim ne de kardeşlerim. Sana ne kadar teşekkür etsem az ağabey. Sana söz veriyorum üniversiteyi de okuyup karşına çıkacağım ve başardım diyeceğim.”

“Biliyorum evlat sen çok başarılı ve hırslısın ve her istediğini azim yoluyla alırsın. Allah yolunu açık etsin, su gibi gidip gel.”

“İnşallah ağabey, kardeşlerim sana emanet.”

Yalçın tamam deyip gülümsedi ardından da gelen otobüse binip arkasına dahi bakmadan giden Erdal’ın arkasından Toprak gözyaşlarını serbest bıraktı ardından da içeriye girdi. Ardından diğerleri de içeriye geçti ev sanki Erdal gittikten sonra bomboş gibi hissettiler ama kimse demedi. Çocuklar dışarıda Yalçın’ın özel olarak yaptırdığı parka giderken Toprak’ta odasına çıktı, ağabeyinin gidişine fazlasıyla üzülmüştü ve gitmesini hiç istememişti içten içe.

Bir kaç saat geçmişti ve Yalçın çalışma odasına girip kitap yazma çalışmalarına başlamıştı, yeni kurgusu ise; bir genç kızın hayatını yazıyordu. Bu seferki kurgusu fantastikti ve fazlasıyla bu ara fantastik kurgulara merak sarmış ve yazmaya karar vermişti ama öncesinde fazlasıyla araştırma yapmıştı ardından da kitabın konusunu seçmişti, şimdi ise yazmaya başlamıştı. Zeynep hanım kapıyı açmadan içeriye girince Yalçın telaşla ayağa kalktı ve endişeyle annesine baktı.

“Ana bir şey mi oldu?”

“Y-Yalçın...”

“Ne oldu ana? Sakin ol, derin bir nefes al.”

Zeynep hanım Yalçın’ın dediklerini yaptıktan sonra zar zor konuşmaya başladı.

“Erdal.”

Yalçın şaşırarak annesine baktı, korkmuştu ve aklından bin bir düşünce geçmişti ama annesine sormaya cesaret dahi edemedi. Zeynep hanım hıçkırarak ağlarken sesleri duyan Toprak içeriye girdi telaşla.

“Ağabeyime ne oldu?”

Kimseden ses çıkmaması Toprağı korkutuyordu, Toprak’ta ağlamaya başlayınca Yalçın annesine baktı ve gözyaşlarını silip sakin olmasını söyledi, masasında olan suyu annesine uzattı ardından da Zeynep hanım yine zoraki bir şekilde konuşmaya başladı.

“Ka-kaza.”

“Ne kazası? Otobüs mü kaza yapmış? Anne ne olmuş!”

Yalçın korkudan dolayı bağırmaya başlamıştı Zeynep hanımda korkarak hızla konuşmaya başladı.

“Otobüs kaza yapmış, içindeki çocuklar ve öğretmenler ağır yaralanmış ve hasta haneye kaldırılmış. “

“Kim sana söyledi? “

“Müdür yardımcısı seni aramış ulaşamayınca beni aradı.”

Hasta haneyi Yalçın öğrenince hızla evden çıkıp hasta hanenin yolunu tutarken yanında annesi ve Toprak vardı. Hepsi telaş içerisinde ve Erdal’ın başına kötü bir şey gelmesinden korkuyorlardı, hasta haneye varınca danışmanın yanına gidip hızla konuşmaya başladı.

“Erdal Altun nerede?”

Danışman kadın sisteme baktı ama öyle bir ismin olmadığını söylemek için kelimelerini toplamaya çalıştım ve derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

“Hasta hanede dediğiniz isim ve soy isminde hasta bulunmamaktadır.”

“Trafik kazasından geldi belki, kayıt yapılmamıştır.”

Kadın söylenen şeyle hızla konuşmaya başladı.

“Evet otobüs kazası sonucunda 40 öğrenci 10 öğretmen ağır şekilde yaralandı kimisi ameliyata kimisi ise yoğum bakımda. Sizin çocuğunuzu bilmiyorum beyefendi alt katta ameliyathane bir bakın isterseniz.”

“Tamam, teşekkür ederim.”

Asansöre dahi binmeden hızla merdivenleri birer ikişer inmeye başladı Yalçın arkasında ise Toprak ve Zeynep hanım vardı. Her şey çok ani olmuştu ve bu durum herkesi fazlasıyla sarsmıştı, doktoru Yalçın görünce nefes nefese bir doktorun kolunu tuttu ve hızla konuşmaya başladı.

“Erdal Altun burada mı?”

“Hayır beyefendi kimlik kontrolleri yapıldı.”

Yalçın sanki bir yıkım daha yaşadı o an derin bir nefes almaya çalıştı ama aldığı nefes bile kesik kesikti. Doktor giderken Yalçın ayakta durmakta zorlandı ve kendini fayansın üzerine bırakıp oturdu, gözlerindeki yaşlar yanaklarını işgal ederken silmedim bilene.

“Doktor bey! Kazanın olduğu yerin 250 metresinde bir çocuk bulundu acil bakın!”

Herkes telaşla giderken Yalçın, Erdal’ın olmaması için dualar ediyordu. Zeynep hanımda bir yıkım içindeyken Toprak olanları üzerinden atmaya çalışıyordu. Derin bir nefes alan Yalçın ayağa kalktı ve zor bir şekilde ilerledi, sedyeyle gelen çocuğa baktı; yüzü kan içerisinde, kıyafetleri yırtılmış ve kana bulanmıştı. Yalçın giden çocuğun arkasından Erdal diye bağırdı. Toprak ise, ağabeyinin olduğuna inanmadı içten içe ve tekrardan gitti bakmaya ama izin vermediler. Zeynep hanım olduğu yerde şok içinde dururken dengesini kaybedip yere düştü başı sert bir şekilde zemine değdi ama kimse görmedi. Yalçın olanları düşünürken bir yandan da giden sedyenin ardından o da gitmeye başladı. Ameliyathaneye alınınca dışarıda beklemeye başladı Yalçın. Her şey o kadar tuhaf bir şekilde ilerlerken artık dayanacak gücünün olmadığını anladı. Bu sabah Erdal’ın verdiği sözü hatırladı Yalçın ve hıçkırarak ağlamaya başladı, sözünü tut evlat diye geçirdi içinden ama ne olacağını o da bilmiyordu. Tek çaresi dua etmekti ve ediyordu da, Allah’a yalvarıyordu Erdal’ın gitmemesi için. Toprak Ameliyathanenin tam önünde yere oturup ağlıyordu içindeki huzursuzluk gün yüzüne çıkmıştı ama ağabeyine gitme demediği için kendini fazlasıyla suçluyordu. Zeynep hanımı ise; doktorlar ameliyata almışlardı başını yere sert bir şekilde çarpması sonucunda beyin kanaması geçirmiş ve acil bir şekilde ameliyata alınmıştı. Haberi dahi olmayan Yalçın, Erdal’ı bekliyordu ama bilmediği şey ise annesinin de ameliyatta olduğuydu.

“Ağabey iyi olacak değil mi?”

Yalçın ne demesi gerektiğini bilmiyordu. İyi olacak dese ve tam tersi olsa ne diyecekti? Toprağın gözünde yalan söyleyen biri olacaktı o yüzden sessiz kalmayı tercih etmek istese de gönlü el vermedi ve konuşmaya başladı.

“Evlat sana ne desem yalan olur, iyi olacak desem Allah korusun bir şey olsa gözünde yalancı olacağım. Allah büyüktür evlat, bize de dua etmek düşüyor.”

Toprak da bir şey diyemedi ağabeyinin iyi olması için çok fazla dualar ediyordu ama elinden de bir şey gelmiyordu. Derin bir nefes alsa da, aldığı nefes sanki; kalbine bir hançer saplıyordu. Yalçın’ın gözlerindeki yaşlar hızlanırken Mehmet yanına gelip oturdu.

“İyi misin kardeşim?”

“Değilim be Mehmet, içeride ve elimden hiçbir şey gelmiyor. İyi olması için dualar ediyorum ama bilmiyorum. Gitmesine izin vermemem gerekirdi, hepsi benim suçum.”

“Kendini suçlama bilemezdin böyle olacağını, sen değil kimse bilemezdi. Erdal güçlü bir çocuktur kalkacak ve verdiği sözü tutacak.”

Yalçın’ın içini rahatlatmak istese de Mehmet’in de içi hiç rahat değildi o da üzülüyordu ama Yalçın’a belli etmemeye çalışıyordu. Yalçın düşünmeye başladı; Erdal’ın ağladığı parkı, evlerine gidişlerini, kardeşlerine sarılışını, Cevdet’e bakışı, Toprağa sarılışı ve her şey iyi olacak demesini. Bir kaç hafta önceki ormandaki pikniklerine gitti aklı Yalçın’ın.

“Ağabey bu pişti mi?”

Erdal’ın bu sözüyle Yalçın ayağa kalkıp Erdal’ın yanına gitti.

“Evlat çok ısrar ettin ama istersen ben devam edeyim.”

“Yok ağabey sen otur zaten çok yoruldun.”

“Peki evlat, biraz daha pişecek o tavuklar.”

“Tamam ağabey. “

Yalçın tekrardan yerine oturdu, salata yapan annesine yardım etmeye başladı. Domatesleri Zeynep hanım doğuyordu, Yalçın’da salatalıkları alıp doğramaya başladı. Tavuklar pişince sofrayı da hazırladılar ve ardından hep beraber yemeklerini yediler. Daha sonrasındaysa etrafı toplayıp lunaparka gittiler, o gün hep birlikte çok eğlenmişlerdi.

Yalçın içinden kalk da yeniden eğlenelim, gülelim, kardeşlerinle birlikte sarılalım... Her şeyi düşünen Yalçın’ın düşüncelerini kesen şey ise ameliyathanenin kapısından çıkan doktor oldu. Toprak hızla ayağa kalkarken gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve doktora bakıp konuşmaya başladı.

“Ağabeyim iyi değil mi doktor amca?”

Doktor Toprağa baktı ama bir şey demedi ve bu sessizlik herkesin içine işlenmiş gibi oldu, doktor bir kaç adım atıp Yalçın’ın karşısında durdu. Yüzündeki ifade fazlasıyla garipti, Erdal iyi mi? Diye düşünmeden edemedi Yalçın.

“E-Erdal iyi mi? “

Doktor başını yere eğdi ne demesi gerektiğini o da bilmiyordu. Her şeyin iyi olacağına inanan Yalçın bilene o an bir şeylerin iyi olmadığına inandı, doktor başını yerden kaldırmadan konuşmaya başladı.

“Elimizden ne geldiyse yaptık ama hastayı hasta haneye çok geç getirdikleri için pek bir şey yapamadık. Çok uğraştık inanın ki; ama maalesef hastayı kaybettik.”

Yalçın konuşmak istedi ama konuşamadı, dilini yutmuşcasına öylece ameliyathane girişine bakıyordu. ‘Söz vermiştin be evlat’ dedi içinden ve aklına gitmeden önce Yalçın’ın verdiği söz geldi aklına. Kardeşlerini Yalçın’a emanet etmişti son isteği buydu diye düşünen Yalçın iyicene kötü olurken kendini tekrardan kalktığı yere oturdu. Canı yanıyordu ve Dünyayla olan bağlantısını kesmiş gibiydi. Tekrardan nasıl ayağa kalkacaktı o da bilmiyordu. Her zaman umudun bittiği yerde mucizeler çiçekler açar diyen Yalçın Demirel şimdi ise; bu hayattaki elinde ne varsa almışlar gibi hissediyordu. Umudunu kaybetmek üzereydi, unuttuğu ise bir şey vardı o da; her şeyin sonunda illa ki güzel şeyler olur.

                                      ...

“Hadi hazır değil misiniz?”

“Geldik ağabey.”

11 Kasım 2029 günlerden ise; Pazardı, Erdal’ın ölümü üzerinden 7 sene 20 gün geçmişti. Bugün ise Toprağın düğünü vardı, Toprak artık 22 yaşındaydı ve bugün de en mutlu günüydü. Toprak, Güneş diye bir kızla evleniyordu. Yalçın ise yaşlanmış ve düğünde bir köşede oturuyordu, her şey yerli yerindeydi ta ki; o gelene kadar. Alev gibi parlak olan o kadın, Yalçın’ın aklından ve kalbinden bir türlü atamadığı o kadın onca sene onu fazlasıyla değiştirse de; Yalçın onun güzel yüzünden ve Ela gözlerinden tanımıştı. Yalçın bastonuyla birlikte onca sene beklediği kadının yanına gitti.

“Merhaba, tanıdın mı beni?”

Yalçın fazlasıyla tedirgindi, ya evliyse? Kocası gelirse diye düşünmeden edemiyordu.

“Hayır kimsiniz?”

Kadının ince ve pürüzsüz sesini duyan Yalçın daha da heyecanlandı. Kızararak konuşmaya başladı.

“Lisede; kantinde otururken yanına gelmiştim.”

“Sen o musun?”

“Evet oyum.”

“Ne işin var burada?”

Yalçın ne diyeceğini bilemedi ve sustu.

“Ben düğüne geldim, akrabamın düğünü, sen hangi taraftarın.”

Dedi içi rahat etmemişti sessiz kalmaya.

“Bende, kız tarafındanım benim kızım.”

Yalçın bir kez daha şaşırdı ardından kafasını sallayıp hayırlı olsun dedi ve gitti. Yine o günkü gibi olmuştu, içi içine sığmazken dışarıya çıktı bastonuyla ve kendi kendine söylenmeye başladı.

“Ne bekliyordun ha? Evlenmedim seni bekledim demesini mi? Salaksın salak.”

Yalçın hem ağlıyor hem de kendi kendine konuşuyordu, biraz daha sakinleşince içeriye girdi ve Toprağın yanına gitti.

“Ağabey ne oldu?”

“Bir şey olmadı evlat.”

Toprak son kez kendine baktıktan sonra Yalçın’la birlikte çıktılar odadan tüm olan şeylere rağmen ikisi de yüzündeki gülümsemeyi hiç silmiyordu. Gelin odasına gidip kapıyı çalınca içeriye girdiler Yalazay hanım Yalçın’ı görünce şaşırdı ama belli etmedi. Odadan çıkıp içeriye girince herkesi alkışladı Toprağı ve Güneş’i memur o soruyu sorunca herkes sessizliğe büründü.

“Evetttttt.”

Güneş evet demesiyle birlikte tüm salonda alkış sesleri duyuldu, nikah memuru aynı soruyu Toprağa sorunca Toprak cevap verdi.

“Son nefesime kadar seni seveceğim Güneş’im. Evet.”

Salonda yine aynı şekilde alkışlar koparken gözlerim; Selim’e, Yaren’e, Seçil’e ve Nazlı’ya kaydı hepsi bu anı hem ağlayarak hem de gülerek izliyorlardı. Seçil hızla ağabeyinin yanına gelip Güneş’e baktı.

“Ben ağabeyimi sana vermem. Ağabey hadi gidelim bu kadın kalsın burada.”

Salondaki herkes kahkaha atarken Yalçın’da gülümsedi ardından da Toprak konuşmaya başladı.

“Çok geç kaldın Seçil hanım, artık Güneş yengen.”

“Banane ya.”

Herkes tekrardan gülerken Seçil kollarını kendine bağlayıp Nazlı’nın yanına gitti. Herkes takılarını takarken sıra Yalçın’a geldi. Yalçın takımını taktıktan sonra, Toprağın kulağına eğilip konuşmaya başladı.

“Biliyorum Toprak ağabeyim de olsaydı diyorsun içten içe ama kader buydu inan ki biz de özlüyoruz ama elimizden bir şey gelmiyor. “

Toprak ağlayıp Yalçın’a sarıldı ve biliyorum ağabey dedi. Herkes ayrılınca çocuklarla birlikte eve geçti Yalçın. 7 sene içinde ise Erdal için bir kitap çıkardı ve ismini de ‘İÇİMİZDE YAŞIYOR’ koydu. Kitabı fazlasıyla ilgi çekmişti ve hiçbir yerde kalmamıştı kitabı. Her şeyin güzel olduğunu ve olacağını bildiği için mutluydu Yalçın. Ve yeni hayat felsefesi; “Bir günde takılı kalma, o gün geçti ve bitti. Gelecek olan günlere bak çünkü; seni geleceğe taşıyan şey onlar olacak.”

                 Son...