Bigane...

Bigane...

Yüreğimin kıyısındaki gel-gitleri beklemeyeli nice zaman oldu.

Yakamozlar,artık en sevdiğim çağlarım.

Şuna buna bulduğum bahaneler meyhanesinde,

Bir yudum uzlet ile bir lokma gayret mezelerinin huzurundayım.

Gramofondan gelen “sirtaki”nin tadını çıkartıyorum.

Yunanlılarda halay müziği olmasına rağmen,

Bana hep hüzünlü gelmiştir.

Zaten Dünyada öyle değil mi?

Hüzünlü olan her şey aslında komik,

Komik olanlar ise,hüzünlü sayılacak kadar ironik...

Oturduğum şu ahşap masada,

Benliğimin gözden geçireceği “ben”i

saklıyorum.

Geçici düşünceler ile düşüncelerimi

Oyalıyorum,

Bir “ben”lik muhakeme daha kaldıramayacak kadar da yorgunum.

Ve öylesine bigâne...