Bir ya da HİÇ

Bir gezegen, bir evren, bir insan, bir gülümseme. Bir ya da hiç...

Bir ya da HİÇ

Usul usul tükendiğimi hissediyorum. Bu dert yanma, iç dökme yazısı değil çünkü artık içim de dışım da bir. Dışarıdan bakıldığında çektiğim sancıları görebileceğiniz kadar şeffafım ama sizler bakmaya bile tenezzül etmeyecek kadar bencil varlıklarsınız. Biliyorum sonu yok kan revan sürüklenişlerimin, telafisi yok ruhumun çırılçıplak tartaklandığı gecelerin. Su toplamış bedenim ve her yerim cerehat. Damla damla eriyorum; üstüme kusmuşum kahrımı kimsesizlik kokuyorum. Ne yiyebiliyorum ne içebiliyorum ne ağlayabiliyor ne de gülebiliyorum. Tek yaptığım yürümek; upuzun yolları, kimsesiz caddeleri, karanlık sokakları yürümek. Halsizlikten bayılacak gibi olsam da yürüyorum. Şakaklarımda bir silah var gibi hissediyorum; bir yanım babasının öfkesinin dinmesini kapı önündeki buz gibi kaldırımda oturup bekleyen çocuk gibi tir tir titrerken diğer yanım öyle bitap düşmüş ki yorgunluktan, bassa da tetiğe son verse bu kâbusa diye içinden saniyeleri sayıyor. Neyim var bilmiyorum. Kimseyle konuşmak istemesemde herkese anlatmak istiyorum. Kulaklarını tıkayacakları aklıma gelir gelmez hemen vazgeçiyorum bu düşüncemden. Cümlelerimin ortasında ağlamaya başlıyorum. Hıçkırıklarım boğazıma takılıyor, nefes alamıyorum. İşte bu sefer bitti diyorum, bitti. Ama bitmiyor; her defasında yeniden , çok daha güçlü bir biçimde bu bilinmezlik can buluyor paramparça olmuş ruhumda. Acı çektiriyor, soluk soluğa bırakıyor , deli gibi canımı yakıyor. Artık devam edemiyorum, etmek de istemiyorum. Hiçbir şey çözüm değil içinde savrulduğum duruma çünkü sorunum ne gerçekten bilmiyorum. İlaçlara mı başlamalıyım? Okulu mu bırakmalıyım? Yaşamıma mı son vermeliyim? Bildiğim tek şey ise bir hayat istediğim, gerçek bir hayat. Bir gezegen, bir evren, bir insan, bir gülümseme. Bir ya da hiç...