Ca'Pera

Sevgi her an karşına çıkabilirdi.

1. Pera (Kısım 3)

Pera (Kısım 3)

Aralık bahçe kapısını açarak kendimi içeriye attım. Evin, yine hafif aralık kapısına kadar taşlarla örülü bir yolu vardı. Yol kenarları ise tamamen çimenlikti.

"Akif amca," diye seslendim açık kapıdan içeriye doğru.

"Gel kızım gel." İçeriden duyduğum ses ile valizi ve büyük bavulu kapıdan geçirip orada bıraktım. Ufak bir koridora açılan dış kapıdan girdiğimde iki duvar arasında kalmıştım. Koridor dar değildi lakin duvarların boş olması ruhumu sıkmıştı.

İki metre sonra sadece kapı pervazının olduğu salonu gördüm sağ tarafta. Sol tarafta bir kapı ve koridorun bitiminde bir kapı vardı. Sağ taraftan içeriye girdiğimde Akif amcayı ve iki kadını bir şeyler yaparken gördüm.

"Gel kızım, hoş geldin. Bu benim karım, Semiha." dedi kumral saçlarını yazma arkasına saklayan kadını gösterirken. "Bu da kızım Yasemin."

"Yase de diyebilirsin." dedi annesinin tıpkısı kumral saçlı kız. Neredeyse sekerek yanıma gelip sarıldığında neye uğradığımı şaşırsam da ben de ona sarılarak karşılık verdim.

"Nehir ben de. Nehir Güleyda. Sanırım sen bana sadece Nehir diyebilirsin." dedim gülerek.

"Güleyda demeyi tercih edeceğim sanırım."

Göz göze geldiğimizde beklemediğim bir şey oldu. İkimiz de aynı anda yüksek sesli bir kahkaha attık. Yasemin'e bayılmıştım. Bunca zaman zorlukla arkadaşlık kurduğum insanların çok zıttıydı. Daha sonra da arkadaşlık kurmayı bırakmıştım zaten. Karşıma çıkan çoğu kişi menfaati için benimleydi. Ya da birbirleriyle menfaat içinde arkadaşlık kurarlardı. Artık her ilişki menfaat ilişkisine dönmüştü ve bu benim midemi bulandırırdı.

"Biz senin önden yolladığın eşyaları yerleştirdik kızım." dedi Semiha teyze. "Söyledik mahallenin çocuklarına bir günde diziler evi."

"Görmeliydin Nehir," dedi Yasemin hülyalı hülyalı ellerini çenesinin altında birleştirirken. "Pazılı pazılı kollarıyla tutup tutup kaldırdılar her şeyi."

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken Akif amca ve Semiha teyzeye baktım bir saniye kadar. Onlar da benim kadar şaşkındılar.

"Bu kızın evlilik vakti geldi bey." dedi Semiha teyze bıyık altından gülerek.

"Bence de." Akif amcanın ciddiyetine şaşıracak gibi olsam da Semiha teyze gülmemek için kendini kasınca olayı anladım.

"Saçmalamayın ya hu. Ne evlenmesi daha 5 yaşındayım ben. Beş." dedi Yasemin beş parmağını havaya kaldırarak. Böyle yaptığında herkesi ikna edeceğini düşünüyor gibiydi.

"Küçül de cebime gir Yase." Beklenmedik bir şekilde sarf ettiğim cümle ile hepsi bir ağızdan kahkaha attılar.

Bir süre gülüp eğlenmemizin sonrasında Semiha teyze bana yemek getirdiğini söyledi. Onları da mutfağa koymuş. Bugün dinlenmem için de fazlaca tembihlediler. Yasemin de yarın geleceğini söylemişti gitmeden önce. Koridorun solunda kalan oda yeteri kadar büyük bir yatak odasıydı ve yolladığım her şey gerçekten özenle ve dikkatle yerleştirilmişti. Yesemin'in dediğine göre dizayn tamamen ona aitti. Ara ara ufak değişiklikler yapacak olsam da eşyaların yeri gayet iyiydi.

Koridor sonundaki kapı ise geniş bir banyoydu. Fotoğraflarını gördüğüm kadar temiz ve ferahtı. Koridorun ortasında ellerim belimdeyken derin bir nefes aldım. Başlıyordum. İstediğim, kendim kazandığım hayatımın ilk günüydü. Yeni evim, yeni yerim ve yeni hayatım. Umarım dilediğim kadar sessiz, sakin ve kendi halimde bir hayat sürerdim. Sanırım mumu üflerken gözlerimi kapatmadığım için dileğim gerçek olmamıştı.

Uykumu aldığımın göstergesi olarak yavaşça açıldı gözlerim. Günün çoktan aydığını yatağıma vuran güneşten anlayabiliyordum.

Hafta sonunu burada geçirecek şekilde ayarlamıştım seyahatimi. Pazar gününe açtım gözlerimi. Açık pencereden esen meltem tenimi yalıyordu. Duyduğum kuş cıvıltıları ve çocuk sesleri bana fazlasıyla huzurlu hissettirmişti. Kendi halinde bu semt İhsan'ı neden bu kadar korkutmuştu anlamış değildim. Burada kalmamı neden istemiyordu? Bilmediğim ama bildiği ne vardı? Bunları en kısa zamanda ona sorup öğrenmem gerekiyordu.

Hiç çıkmak istemediğim yatağımı terk ettim. Ayaklarım yere bastığında biraz da öylece yatakta oturup parkeleri izledim. Bir zil sesi küçük evimi doldurduğunda kaşlarım çatıldı. Daha gözlerimi şimdi açtım ya hu. Gerginliğin vücudumu ele geçirmesine izin vermeden odamın açık kapısından dışarıya çıktım. Koridorda ilerlerken zil sesi tekrar evin duvarlarında yankılandı.

"Patladın de mi?" dedim kapıyı açarken. Kahve tonlarında yapılmış göz makyajı, toplu kumral saçlar, kocaman gülümseme ile Yasemin tam karşımda duruyordu. "Sabahın köründe?!" Şaşkın ve hayran sesimi duyduğunda gülümsedi. Fazla güzel görünüyordu ve bu güzelliği tamamen doğaldı.

Dağılmış gür siyah saçlarıma, şortlu pijamama ve uyku akan yüzüme baktı. "Saat 12yi geçeli yarım saat oluyor be kızım."


Yasemin'in samimiyeti çok doğal geliyordu. İçimden şüphe etmek bile gelmiyordu. Çok canlı, samimi ve cana yakındı. İnsanın onu itesi gelmiyordu. Ama o bunu yaptı. Beni iteledi ve içeriye girdi. Kıkırdamamı durduramadım. Ardından salona doğru yürüdüm.

"Vaktimiz yok," dedi. "Hemen hazırlan annem kahvaltı hazırlıyor bize ben de yemedim daha." Omuzlarını silkti bana bakarken. Gülümsemesi bir saniye azalmamıştı. "Sonra alışverişe çıkarız. Akşama da mahallenin gençleriyle olacağız. Ayda bir kez veya iki kez pazar günleri toplanır, yer içer eğleniriz. Mutlaka gelmelisin."

O nefessiz konuşunca ben yorulmuştum. Derin bir nefes aldım. Böylesi hareketli bir gün yaşayacağımı düşünmüyordum. Fakat yaşadığım onca zamanı sadece çalışarak ve okuyarak geçirmiş eğlenceyi en sona atmıştım. En son ne zaman keyfim e eğlendiğim, dışarıya çıkıp gezdiğimiz bilmiyordum. Hareketlilik gözümü korkutacak gibi olsa da hemen halı altına süpürdüm bu hissi. Biraz eğlenmek bana iyi gelecekti. Umarım.

"Bekle hazırlanayım."

Yasemin'i fazla bekletmemek için hızla elimi yüzümü yıkadım. Odaya girdiğimde dişlerimi fırçalamayı unuttuğumu fark edip koşarak banyoya girdim. Dişlerimle de işim bittiğinde dizimin biraz altında siyah bir tayt ve extra bol beyaz bir tişörtü üzerime geçirdim. İçi su dolu spreyi saçlarıma sıkıp saçlarımı fırçaladım. Kalın telleri biraz olsun nizama soktuğumda ne olur ne olmaz diyerek bir toka aldım yanıma. Komodinin üzerinden telefonumu alıp odadan dışarı attım kendimi.

"Hazırım."

"Gözlerim yaşardı. İlk kez bir kadının bu kadar çabuk hazırlandığına şahit oluyorum." Sahte gözyaşlarını gülerek sildi. Gülümsememi saklamaya ihtiyacım yoktu. İstediğim kadar doğal ve rahat davranabilirdim. Kendimi kasacağım, insanlardan şüphe ederek yaşayacağım bir yerde değildim. Yeni bir yerdeydim. Bir kutu içine girmektense dışarıya çıkmalı, güneşi görmeliydim. İyiyi kötüyü yaşayarak görecektim. Yanımda tutacağım insanları her zamanki gibi seçecektim.

Kocaman açılmış gözlerle üzerime gelen Yasemin'e korkuyla baktım. İşaret parmağı havada korkutucu bir şekilde üzerime geliyordu. Kaşları çatık kafası bir o yana bir bu yana düşüyordu. Yerimden kıpırdamadım. İşaret parmağını yanağımda boylu boyunca gezdirdi.

"Ne!?" Attığı çığlıkla yerimde sıçardım. Kaşları hala çatıktı. Ve benim gözlerim korku içinde karşımdaki kıza mıhlanmıştı. "Makyaj yok mu?" Sesi daha sakin çıktığında kafamı iki yana salladım. Bu kız bipolar olabilir miydi?

Düzelttiği kaşlarıyla "Demek bu güzellik doğuştan." dediğinde kendimi tutamayıp kahkaha attım.

"Bir daha öyle üzerime yürürsen bu kadar sakin kalmam."

"Altına edeceğini düşündüm bi' an. Göz bebeklerin titriyordu." O benim halime daha çok gülerken onu ardımda bıraktım. Portmantodaki çantamı ve dün bana bıraktıkları anahtarı aldım. Beraber evden çıktığımızda kapımı kilitledim.

Nereye gideceğimizi sormama gerek dahi kalmadan koluma girmiş beni sürükleyen kıza ayak uydurdum.

"Alışveriş merkezine dolmuşla da gidebiliriz aslında ama hava çok güzel o yüzden yürüyeceğiz. Uzak sayılmaz hem. Ama önce anamın hazırladığı o müthiş ötesi kahvaltıya yetişmemiz gerek yoksa bizi bütün semt boyunca terlikle kovalar." Attığı kahkahaya gülerek karşılık verdim.

Yasemin'in konuşkan olduğu aşikardı. Tek nefeste kurduğu cümleler beni şaşkına çeviriyordu. Kafasında ne varsa yapar, yaşar ve söyler gibi duruyordu.

Kısa bir süreyi birbirimizi tanımak için sorduğumuz sorularla geçirmiştik. Yasemin durmadan anılarını anlatıyor beni kahkahalara boğuyordu. Aşağı sokakta yine bahçeli bu kez kırmızı bir evin önünde durduk.

"Burası da bizim malikane," dedi Yasemin gururla. Bahçeye koyulan masanın üzeri doluydu. Biraz sonra Semiha teyze elinde ekmek sepeti ile evin yan tarafından bahçeye çıktı. "Mutfağa bahçeye açılan kapı yapmak benim fikrimdi." Kıkırtısı dudaklarından dökülürken sekerek bahçe kapısından içeriye girdi. Sakin adımlarla onu takip ettim. Yasemin'i gören Semiha teyzenin yüzü ışıldadı.

"Nerde kaldınız kız. Buz gibi oldu omlet."

"Aşçıların aşçısı Semiha Gören omlet kraliçesi Yasemin Gören hizmetinizde." Yasemin ufak bir reverans yaptı Semiha teyzenin karşısında.

"O ne hareket öyle kız zilli." Poposuna bir şaplak yiyen Yasemin, kuyruğunu sıkıştırıp masaya oturdu. Ben hala onların haline gülerken kenarda ayakta dikiliyordum. İçimde yanan alev beni etkisi altına almadan boğazıma oturan yumruyu yutkunarak yok etmeye çalıştım. Ben de annem ile şakalaşır, her fırsatta ona takılırdım. Gırgır şamatamız hiç eksik olmazdı, kahkahalarımız evin dışından duyulurdu.

"Nehir kızım," diyen Semiha teyzenin sesiyle irkilerek kendime geldim. "Durma orda öyle kızım, gel otur." Semiha teyze öyle içten kızım demişti ki sesim konuşurken titremesin diye boğazımı temizledim adımlamaya başlamadan.

"Her şey harika görünüyor Semiha teyze ellerine sağlık." Tabağıma bir parça omlet birkaç parça salatalık alırken Yasemin de bize çay dolduruyordu.

"Nehir kızım, annenler nasıl? Onlar neden gelmedi seninle?"

Yaraya tuz basmak deyimi nasıl ve nereden çıkmıştı bilmiyorum. Tuz içerisindeki asit yüzünden mi yakıyordu yarayı. Şuan kalbimdeki acı, açık yarama avuç avuç tuz basılmasının vereceği acı yanında hiç kalabilirdi. Zorlukla yutkunarak öldürdüğüm yumru bu kez gitmemecesine oturdu boğazıma. Tuttuğum çatalı düşürmemek için biraz daha sıktım. Yanan gözlerim dolacağını hatta yaşları umarsızca ardı ardına dökeceğini bana söylerken onlara inat gülümsedim. Gülümsemem kırıktı, yarımdı, yaralıydı. Canlı olan gülümsemem solmuş, katran karası rengine bürünmüştü. Gülümsemeye zorlandığım dudaklarım titredi.

"Ailem sizlere ömür Semiha teyze." Acıya bürünen sesim bir fısıltı misali döküldü dudaklarımdan. Sessiz cümlenin etkisi fırtına estirdi masada. Başka soru sormadılar. Yasemin, bir koluyla omzumu kavrayıp kendine çekti beni. Başını başıma dayadı. Semiha teyze gözleri dolu dolu bana baktı gülümserken. İkisinin de yüzüne dikkatle baktım. Acımıyorlardı. Sadece üzülüyorlardı. Bana değil benim için üzülüyorlardı. Sessizlik içinde geçen yemek boyunca kimse bir şey söylememişti. Acımın her zaman taze olacağını onlar da biliyordu. Hiç bir kelimenin bir fayda sağlamayacağını da. Sessizce acıma ortak oldular.

"Bak sana çok uzak olmadığını söylemiştim." dedi ben yürümekten gocunmuşum gibi. Kahvaltıdan sonra Semiha teyze gülerek bizi uğurlamış geç kalmamamız için de sıkı sıkı tembihlemişti. Önce Yasemin'e sonra bana sarılmıştı. Bana sarılırken kulağıma fısıldadığı "Ben de annen sayılırım artık. Yerini doldurmam, dolduramam ama acısını azaltırım kızım." cümlesi beni neredeyse ağlatacaktı. Dolan gözlerimi zorlukla hizaya getirmiştim. Semiha teyzeye de kocaman gülümsemiş yanaklarını öpmüştüm.

"Ama geri dönerken dolmuşa binelim." Söylediği şeye kıkırdadım. Onun yüzünden gülümseme eksik olmuyordu zaten. Fazlasıyla güleç bir insandı. Ne kadar uzak olmadığını söylese de bu sıcak havada yürümek onu da yormuştu. Sıcaktan dolayı ikimizde sık sık nefesler alırken döner kapıdan içeriye girdik. Alışveriş merkezinin soğuk havası yüzümüze çarpınca derin bir nefes aldık.

"Aslında amaç alışveriş yapmak değil," dedi metal dedektörlerinden geçerken. "Seni tanımak ve zaman geçirmek istedim. Pek arkadaşım yok da." Omuz silerek söylediği son cümle kaşlarımı çatmama sebep oldu. Böylesine canlı, enerjik ve sevecen birinin nasıl arkadaşı olmazdı ki? İnsan Yasemin'in yanındayken hayatı seviyordu. Yüzü gülüyordu. Konuştukça konuşası, o konuştukça da dinleyesi geliyordu. Tam oturmuş ses tonu ne kalın ne inceydi. Naif, yumuşacık sesi vardı. Kahkahası cıvıl cıvıldı.

"Ne demek arkadaşım yok?"

"Yaşıtım kızların zikri benden farklı olduğu için fikirleri de bana uymuyor. Bu sebeple benimle arkadaşlık kurmak istemiyorlar. Bir tane arkadaşım var. O da Hazal."

"O neden gelmedi bizimle?" Yasemin kadar sıcakkanlı mıydı bilmiyordum ama iki arkadaş arasına girmeyeceğimi de çok iyi biliyordum. Yasemin sırf benimle vakit geçirmek için onu yalnız bıraktıysa.. Omuzlarıma bir ağırlık yükledi bu düşünce.

"Ailesiyle ufak bir tatile gitti. Bugün geri dönecekler. Bir ağabeyi var Nehir," bütün parmaklarını bir araya getirip dudaklarına götürdü. Öptüğü parmaklarıyla leziz hareketi yaptığında neye uğradığımı şaşırdım. "Bir içim su. Adam resmen yunan tanrısı."

"Biraz abartmıyor musun?" Alışveriş merkezinde başı boş geziyorduk. Vitrinlere bakıyor ama mağazalara girmiyorduk. İleride gördüğüm yiyecek içecek bölümüne doğru ilerledim. Karnımız tok olduğundan içecek bir şeyler almak bana mantıklı gelmişti.

Ufak bir dükkana girdik. Kahve kokusu etrafımızı sardığında gülümsedim. Siparişimizi verip hazır olmasını bekledik. Hazırlanan içeceklerimizle birlikte teras tarzı bir alana atılmış masalardan birine oturduk. Ben sıcak havanın önüne geçebilmek için soğuk bir kahve tercih ederken Yasemin, sütlü çikolatalı ortaya karışık bir şey tercih etmişti. Kahve sevmediğini ve burasının berbat kahve koktuğuna dair sızlanmış durmuştu. Onun bu haline gülmeden edemedim.

Masaya oturduğumuz da hızımıza hız katarak konuşmaya başladık. Yıllarca ayrı kalmış iki arkadaşın özlemi vardı sanki ikimizde de. Muhabbet öyle koyu ilerliyordu ki içinde olmama rağmen takip etmekte zorlanıyordum. Kah gülüyor kah üzülüyorduk.

"Daha seni ilk gördüğümde anlamıştım kanımın ısınacağını. Babam da senden hep çok iyi bahsetmişti. Her telefon konuşmanızdan sonra 'Bu kızı yalnız koma emi kızım' deyip deyip duruyordu." Güldük beraber.

"Açıkcası bir anda samimiyet kurmamız bana garip gelmişti. Ama düşünüp senden şüphe edemeyeceğim kadar sıcacıktın." Ani itirafım Yasemin'in şaşkınlıkla bana bakmasına sebep oldu. Sonra kaşları çatıldı.

"Tabii ki hemen samimi olacaktık yoksa bizim çocuklarla akşam seni kaçırıp her organını ayrı yere nasıl satabilirdim?" Büyük bir ciddiyetle kurduğu cümle kanımı dondurmuştu. Mimiklerini kontrol etmede pek usta sayılmadığı için cümlesi biter bitmez kahkahalarla gülmeye başladı. Bir yandan suratımı işaret ediyor bir yandan da gülüyordu. "İşte tam da bu yüzden pek arkadaşım yok." dedi gülmesinin arasında. O hala gülerken yaptığı şakanın buhranın üzerimden atmaya çalıştım. Zorlukla gülümsediğimde onun da gülüşü hafiflemişti. Soğuk içeceğimden bir yudum aldım içimin ferahlamasını umarak.

"Korkma," dedi. "Kötü şakalarımla nam saldım biraz. Kimse komik olduğunu düşünmüyor ve benim garip biri olduğumu düşünüyor herkes. Alıştığım bir durum." Yavaşça omuzlarını silkti. Ayrıştırma düşüncesinin onu üzdüğünü gördüm. Ne kadar saklamaya çalışsa dahi gözlerinin ta içinde bir şeyler titriyordu. Bunu görmek benim bir özelliğim miydi yoksa Yasemin mi saklayamıyordu anlayamamıştım. Onun üzülmesine kıyamadım.

"Ulan acaba böbreğim ne kadar eder?" Onun aksine mimiklerimi ustaca kontrol edebiliyordum. Suratımda bunu gerçekten düşündüğümü anlayacağı bir ifade varken konuşmaya devam ettim. "Ben de zaten iki tane var. İyi para ediyorsa birini satar krallar gibi yaşarız."

Bu kez yüzü donuk bakan Yasemin'di. Gözleri şaşkınlıkla irileşmiş kıza baktım. İçeceği kavrayan eli öylece havada asılı kalmıştı. Onun bu halde biraz daha durmasına gönlüm razı gelmeyince - komikliğine dayanamayınca - gülmeye başladım. Şimdi de kahkahalarla gülen bendim. Gülüşümle daha da şaşıran kız bardağı masaya bıraktı. Yavaşça masaya eğilirken gözleri hala kocamandı. Yeşil - kahve gözleri gözlerimin ta içine bakıyordu.

"Artık en yakın arkadaşımsın." dedi. Duruşunu hiç bozmayan kızın suratını hayranlık kapladı. Gözleri pırıl pırıldı. Dudakları iki yana kıvrılırken arkasına yaslandı.

Artık en yakın arkadaşımsın.