Hokus Pokus 7.Bölüm

Hokus Pokus

1. Hokus Pokus 7.Bölüm

Keyifli okumalar :)

7.Bölüm: Geçmişin sancısı

"Beklemek, zaman adı verdiğimiz kavramın intihara giriştiği dakikalardır."

*

Arel ve Ceren Faris'in yanına Pars ise bana söylediklerinden hemen sonra kalkıp gitmişti. Geride ise yalnızca biz kalmıştık. Küçük, kare salonda Gazel ile beraber yaklaşık beş dakikadır karşılıklı yalnız olarak oturuyorduk. Ben susuyordum, o ise gözleriyle konuşuyordu. Bakışlarında ki şefkat kimi zaman yok oluyor, lav parçaları yerini alıyordu. Gözlerindeki tüm lavları bana doğru sıçratmak için can attığına yemin edebilirdim. Dudakları alayla kıvrılırken dikkatimi etraftan çekerek ona baktım.

''Korkuyorsun,'' dedi iğneleyici sesiyle, ''korkmalısın, korku seni canlı tutar.'' ve iğneyi ruhuma batırdı.

Dudaklarımı dişlerimin arasına alıp bir süre bekledim. Karın ağrım yavaş yavaş oluşurken ''boşluktayım,'' koyu kahvelerim onun yeşilleriyle kesişti, ''sizleri görüyorum ama duyamıyorum.'' dedim.

''Sorunda bu zaten,'' iğneyi daha çok batırarak, ''bizim geçmişlerimizi öğrenerek çıkış yolu arıyorsun.'' dedi.

Ruhum, onun başka birine dönüştüğünün sinyallerini hissediyordu. Haklıydım. Her biri derinlerinde soğukluk barındırıyordu ve Gazel, tam karşımda o soğukluğa inmeye başlamıştı.

''Bunun neresi yanlış?'' merakla ona baktım.

''Yanlış olduğunu söylemedim, ama evet, yanlışsın!'' öne doğru eğilip ellerini kenetledi, ''çıkış yolu aradığında kendini korumak önceliğin olursa hiç bir zaman çıkışa ulaşamazsın.'' gözleri kısılırken ekledi, ''öğrendiklerin belki de bizim sana öğrenmeni istediklerimizden ibarettir. Hiç bunu düşündün mü?'' Lafını her iki düşünceme de değdirip benden cevap bekledi.

Kurduğu cümlelerde çırpındım, kaçmak istedim ama boşunaydı. Ben zaten geçirdiğim kazadan sonra çoktan boğulmuştum. Onun sakinliği karşısında ezildiğimde derin nefesler alıp vererek ortama boş bakışlarımı sundum.

''Düşünmedin.'' dedi, benden cevap alamayarak. ''Sana bir öneri sunacağım...''

''Ya kaçış yolu yoksa ve o kaçış zaten bensem.'' dedim kelimeleri süzgece sokmadan. İçimde bir yerlere saklanmış Vuslat'ın sözleriydi bunlar.

Gazel, lafını kesmeme karşılık afallasa da kulağına ilişen sözcüklerimle memnuniyetle dudakları kıvrıldı.

''Sen bu oyunun tek çıkış yolusun. Bu yüzden 5'te 5'in bir parçası oldun.'' harelerinde ki perdeler aralandı. Yerine kısa sürelik olsa da şefkat yerleştiğinde gülümsedi. ''Ama, yanlış kulvarda yüzüyorsun. Çıkış kapısı sensen, kapıya ulaşacağın yolda biziz.'' Kimleri kast ettiğini anlamıştım. 5'te 5 diyerek beni de sahipleniyor oluşu tebessüm etmeme yol açtı.

''Peki ya o kapıyı kapatmak istersem?'' Düşüncelerime ilişen sorularla dudaklarımda ki tebessüm yok olup yerini alaya bıraktı.

''O kapıyı kapatamazsın. Çünkü sen Cihan Sözen'in kızı Vuslat Sözen'sin.'' bakışlarındaki düz duvara toslayarak şaşkınlıkla gözlerim aralandı. Kan akışım hızlanırken tüm hücrelerimin yandığını hissettim. Geçmişim onun tek bir sözüyle önüme serilmişti ve ben sadece boş bakınmakla yetiniyordum. Karnımdaki ağrı şiddetini arttırırken zihnime çoktan kasırga bulutları yerleşmişti. Soğuk terler vücudumda yer edinmiş ve oyundaki rolümü kavramıştım. Ben Faris Gevheri'nin bitirmek istediği ailenin son domino taşıydım.

Gazel hızla yanıma gelip saçlarımı geriye atıp bileğindeki tokayla bağladı. Birkaç tutamı bağımsız olarak önüme düştüğünde söylediği hiç bir kelimeyi duymuyordum. Donup kalmış, ten rengim kanımın yön değiştirmesiyle normal rengine göre oldukça açılmıştı.

Yüzüme dökülen suyla beraber olduğum yerde sıçrayıp irkildim. Islanan kirpiklerim birbirine değerken Gazel gür bir sesle, ''Sonunda!'' elleriyle omuzlarımı sarsıp, ''tek bir kelimeyle sarsılacaksan hiçbir şey anlatmayacağım.'' dedi, gözlerindeki şefkati saklamayıp tınısına ciddilik ekleyerek.

Benim hangi durumda olduğum önemli değildi. Gazel'in eninde sonunda geçmişimi anlatacağını biliyordum. İstediğim kadar yıkılayım kulaklarım o sözcükleri teker teker işleyecek ve beynim, aklıma kazıyacaktı. Bunun bilincindeydim. Gözlerimi ani bir hırs kapladığında ''anlat!'' Diyerek adeta tısladım.

''Lafı dolandırmayı sevmem, Sen Cihan ve Aslı Sözen'in kızlarısın.'' bunu zaten az önce dediklerinden sonra anlamıştım. Derin bir nefes verip karnımdaki ellerimi yumruk yapıp tekrardan sözünü kestim.

''Hayatta sevdiğimiz her şeyi yapamıyoruz maalesef!'' yumruklarımla karnıma baskı uygulayarak, ''tüm çıplaklığıyla geçmişi anlattığınız gibi gerçekleri istiyorum senden.'' dedim içimdeki şüphe duygusunu açığa vurarak.

Gazel dudaklarını büzerek söylediklerimden hoşnut olmadığını açıkça belli etti, fakat haklı olduğum gerçeğini bildiği için tebessüm ederek konuşmaya başladı.

''Babanın ailesi, trafik kazasında vefat ettiler. Merih ve Aylin Sözen'i toprağa verdikleri gün annen ve baban birbirleri arasındaki duvarları yıkarak yıllarca sürecek aşkın tohumlarını o gün atmışlardı. Faris'in babası Tarık Gevheri ise babanı evlatlık almak için işlemleri başlatmış, Cihan abiye sahip çıkmıştı. Tabii işin cilvesi de burada. Faris, gittikçe babana karşı kıskançlık duymaya başlamıştı.'' gözlerine git gide nefret büründüğünde, ''Kardeşim dediği insana nasıl bütün bunları yaptı? hala aklım almıyor!'' dedi.

Kendisi bile hala bir şeyleri anlayamıyordu. Benim anlamam ise tamamıyla ironiydi. Kelimeler zihnime hızla hücum ederlerken içimin, neden her seferinde Cihan ve Aslı isimlerini her duyuşumda bambaşka duygulara yelken açtığını daha iyi kavrıyordum. Onlar benim anne ve babamdı. Onlar, benim dünyadaki tek varlığım, ailemdi. Kalp atışım ruhuma ayak uydurarak hızlandığı sırada elimi boynuma götürdüm. Nefes alıyordum ama ruhum çoktan solumayı bırakmıştı. Öfkeyle başıma vurarak bağırmaya başladım.

''Aptal! aptalsın sen!'' başıma yumruklarımı geçirirken kendime küfürler yağdırıyor, sitem ediyordum. Onları kaybetmenin verdiği acıya belki katlanabilirdim ama tek bir anımı bile hatırlamıyor oluşuma dayanamazdım. Onlar benim her şeyimdi ancak kurduğum cümlelerde bile onlara karşı hiçbir his taşımıyordum. En ufak bir şey hatırlamıyor; sadece isimlerinin ağırlığında can çekişiyordum.

''Sakin ol..'' Gazel, beni yatıştırmaya çalışıyordu ama boşunaydı. İçimdeki yangını çoktan körüklemişti. ''Sen, onları kalbinde yaşatmaya devam edecek olursan, onlar ölmeyecek ve anıların geri dönecek.'' elini kalbime bastırarak. ''Sadece hissetmeye odaklan.'' dedi.

''Faris'ti değil mi? onları kıskanan kişi Faris'ti!'' Hışımla koltuktan kalkıp ellerimi saçlarıma geçirdim. Gözlerimden soğuk yaşlar düşerken neden ağladığımı ya da öfkelendiğimi bile bilmiyordum.

Başımı iki yana salladım. Ben bu oyunun çıkış kapısı olabilirdim, ancak ruhumun kaçışı zincirlere vurulmuş; önüne duvarlar serilmişti. Ve ben o zincirleri teker teker yıkmaya ant içmiştim.

Deli gibi oradan oraya hızla yürürken beynim çoktan error vermişti. Toprak rengine ait harelerim gittikçe koyulaşıyordu... bakışlarımı Gazel'e çevirdim. Cevap vermesini istiyor, o kişinin Faris, olmamasını diliyordum. Çocukluktan beri yakın olan insanlar birbirlerine adeta savaş açmışlardı. Hem de sadece kıskançlık yüzünden. Böylesine bir sebep geleceğin günahsız çocuklarına gebe kalmıştı. Ve ben bunu kaldıramazdım. En azından ruhumun acı içinde kıvrılıyor oluşuna yediremezdim.

''Cevap versene!'' adeta kükredim. Gazel dudaklarını dişlerine geçirip ekledi. ''Faris, annene aşıktı ve onu seviyordu, fakat herhangi bir karşılık bulamıyordu. Sebebi ise annen... yani Aslı Sözen, babana aşıktı." dedi. " Annen, çocukluklarından beri babanı seviyor Faris'e ise kardeş edasıyla bakıyordu.'' benim aksime o oldukça sakindi, ancak gözleri bana her kaydığında tedirginlikle parlıyordu.

Geçmişi anlatırken kim olduğunu elbette söylemişti fakat, zihnim susmak bilmiyor Gazel'in cümlelerinden ara sıra soyutluyordu beni. Kalbimde ki acıyı görmezden gelerek dikkatle Gazel'in ağzından çıkan kelimeleri bekledim.

''Ailen ve Faris Gevheri Altın Holding adında bir şirket kurdular. O dönem, annen ve Faris 2 yıldır mezun olmuşlar, baban ise çoktan sektöre adımlamıştı. Annenle Faris yaşıtlar, baban ise onlardan 3 yaş büyüktü. Dolayısıyla şirketin temellerini de baban atmıştı.'' nefesini verip, ''şirket, sektöre az zamanda iyi damga vurmuş, birçok inşaat firmasına rakip olmuşlardı.''

''Ne işle meşgullerdi?'' diyerek ona baktım. Neden ve niçin sormuştum yine bilmiyordum.

Gazel tebessüm ederek, ''Annenle, Faris mimarlardı. Baban ise inşaat mühendisiydi.'' alay ederek güldü, ''her şey kulağa hoş geliyor değil mi?'' diyerek soru yöneltti.

Dudaklarım tıpkı Gazel'in ki gibi alayla kıvrıldı. ''Devam et.'' diyerek iç çektim.

Gazel, dudaklarını yalayıp bakışlarını kaçırarak, ''şirket yalnızca 7 yıl boyunca iş gördü. Zaten, daha sonra battı. Sebebi ise Faris'in, babana ihanet etmesiydi.'' kaşlarımı çattığım da Gazel, gergince gülümsedi. ''Faris'in ihaneti aylar sonra ortaya çıkmıştı. Bu süreçte sen yeni doğmuştun, ağabeyin Toprak ise...''

''Benim ağabeyim mi var?'' dedim başımı hızla Gazel'e çevirerek.

Sözünü kesmeme müdahale etmeden, ''vardı.'' diyerek beni düzeltti. ''Ağabeyine ne olduğunu kimse tam olarak bilmiyor.''

Hayatım hakkında öğrendiklerim karşısında kendimi oldukça savunmasız hissediyordum. İçimde yaşamasını dileyen küçük Vuslat, kendine umut ışığı ararken şimdiki zamanımın Vuslat'ı sorularla zihnimi meşgul ediyordu.

''Nasıl yani?'' zihnimde dolaşmayı bırakıp koltuğa yaslandım.

''Ağabeyin Toprak Sözen, birden bire kayboldu. Öldü mü kaldı mı bilinmiyor...'' Sesi sona doğru oldukça kısık çıkmıştı.

Kaşlarım havalandı, ''araştırmadılar mı?'' dedim.

''Aslına bakarsan ağabeyine dair güncel bir bilgi aldık.'' umutla gözleri parıldıyordu, ''yaşıyor olabilir ama Arel, hemen sevinmemizin yanlış olacağını söyledi.'' diyerek başını bana çevirdi. 

''Neden, öyle dedi?'' sorularım ardı ardına kesilmezken Gazel, her birini dürüst olduğunu düşündüğüm ifadesiyle cevaplıyordu.

''Eğer yaşadığına bel bağlarsak, ölmüş olduğunu öğrendiğimizde yıkılabiliriz diye.'' cümlelerine sadece beni değil, kendisini ya da diğerlerini de katmıştı. Böylelikle acımın, onlarında acısı olduğunu yeni kavramıştım.

Boğazımda hissettiğim pürüzlü hisle beraber duyduklarımı sindirmeye çalıştım. Histerik bir kahkaha dudaklarımda yer edinirken Gazel, psikolojik rahatsızlığı olan birine bakıyor gibiydi. Elbette ki anlamıştım demek istediğini. Avuç içlerimde ki umut kırıntılarını yok etmek istemiyorlardı.

''Arel, sandığından daha akıllıdır. Onu sana anlatamam, sadece onunla birlik olursan demek istediklerimi anlayabilirsin.'' bana Arel'i anlatıyordu, bu yaptığını saçma bulsam da o devam etti. "Tabii ne kadar akıllı ya da zeki olduğunu düşmanı olarak da görebilirsin." sinsice sırıtıp güldü. ''Arel, ağabeyin Toprak'a dair en ufak bir iz bulmuşsa, bil ki bunun altı boş değildir.'' gurur dolu ifadesiyle baktı.

Başımı aşağı yukarı sallayıp onu dinlediğimi belirttim. Arel'in oyunun içerisindeki rolünü diğerlerine nazaran az çok kavramıştım. Arel Özbey tıpkı bir operasyonun beyni gibiydi.

''Ne oldu da ağabeyim ortalıklardan yok oldu?'' Aklım oldukça karışmış, keskin baş ağrıları yer edinmişti.

''Faris Gevheri'nin psikolojik sıkıntıları var. Hala da öyle." bir süre sustu, bardaktaki son su birikintisini içerek, "annenle baban, aile kurmuş olsalar bile Faris vazgeçmedi. Tam aksine daha çok kinle doldu. İçindeki kıskançlığı mumla arar boyuta geldi. O adamla göz göze geldiğinde daha iyi anlayacaksın beni." dedi.

Gözümün önüne daha önce resmini bile görmediğim ama anlattıkları kadarıyla oluşan Faris Gevheri'nin yüzü düştüğünde yüzümü tiksintiyle buruşturdum. Onunla bir gün yüzleşecektim. Kaçınılmaz sonlarımdan biride buydu. Fakat, asıl merak ettiğim o gün geldiğinde yanımda birilerinin olup olmamasıydı. Düşüncelerimden sıyrılmaya karar vererek koltuğa tekrardan oturdum.

"Gevheri ailesi ve Candan ailesi Cihan'ın üzerine adeta titredikleri için Faris, geri plana itildi.''

''Kimse bunu fark etmedi mi?'' dedim lafına laf ekleyerek.

''Keşke fark etmiş olsalardı, ama maalesef,'' gözlerinde ki lavlar tekrardan belirirken ''Obsesif-Kompulsif bozukluğu var.''

''O nedir?'' dedim merakla.

''Takıntılı düşünceler -obsesyonlar- ve bu düşüncelerin neden olduğu zorlantılı davranışlarla -kompulsiyonlar- tanımlanan bir tür anksiyete bozukluğu.'' hızla yaptığı açıklamayla kaşlarım çatıldı.

''İyi de Faris'in ne gibi bir takıntısı vardı ki?''

''Annen Vuslat. Lütfen biraz olsun şu saksını çalıştırıp bağlantıları birleştirir misin?'' hafif sitemle kaşlarını çatarak bana baktı. ''Aşk duygusu yavaş yavaş onu takıntılı bir insana dönüştürdü. Anneni elde etmek istediği kadar Cihan'ı geçmekte onun arzuladığı şeylerden yalnızca iki tanesi olmuştu.''

''Bu arzusu onu ağabeyimi almaya mı sürükledi?'' merakım iyice arttığında yeşillerine daha çok odaklandım.

''Ağabeyin Toprak, altı yaşındaydı ve sende yeni doğmuştun. Baban, o sıralar pek sizinle ilgilenemiyordu. O dönem altın Holding'in işleri kötüye doğru gitmesi ortalığı karıştırmıştı. Baban, ailesini geçindirmek için çıkar yolu arıyordu. Bu açıktan yararlanan Faris, ağabeyini kaçırdı. Dediğim gibi kaçırma olayının Faris'in yapması daha sonra ortaya çıktı. Çünkü ihanetini, baban işlere gömüldüğü sırada bir takım belgeler ve piyasadaki insanlardan öğrenmişti.''

''Her şey bu kadar kolay olamaz!'' dedim, tüm sinirlerim alt üst olmuştu. ''Kimse bir şey yapmadı mı? Önleyemediler mi?''

''Bak, bunlar sadece bir teori. Eğer ağabeyin Toprak Sözen, yaşıyorsa ki bu sadece bir ihtimal. Ailene söyledikleri ölüm haberi Faris'in olayın üzerini kapatmak için yaptığını gösterir."

"Ağabeyimin yaşayıp yaşamadığını nasıl öğreneceğiz?" cümlelerime iliştirdiğim beraberlik ekleri onun tebessüm etmesine yol açmıştı. Kaşları ve dudakları bilmiyorum dercesine değiştiğinde yutkunarak kaldığı yerden devam etti.

"Senin doğduğun gün, onlar diğer çocuklarını kaybettiler.''

Bende tıpkı Gazel gibi yutkundum, gözlerimi kapatıp açtım. Uzun bir süre susup duyduklarımı sindirmekle meşgulken Gazel de bana ayak uydurdu.

Vücuduma yayılan sinir dalgası son kez bedenimi yalayıp yutmuştu. Gözlerimi açıp usulca etrafıma bakınırken stresten terlemeye başladığımı anladım. Nefesim, Gazel'in kurduğu cümlelerde kesiliyor ardından zorlukla geri bağlanıyordu. Aklım durmuştu. Sanki biri elleriyle beni avuçlamıştı. Ne hareket edebiliyor ne de düşünebiliyordum. Örümcek ağına takılmış gibi hissediyordum. Çırpındıkça ağa daha çok yapışıyordum.

''Biliyorum, bir anda yere çakıldın, ama inan bana tüm bunların intikamını alacağız.'' Gazel'in gözlerinde ki lavlar resmen taşmıştı. Son söyledikleriyle beraber onun farklı bir tarafıyla daha karşılaşmıştım. Ben şu an ne kadar karmaşık, çaresizsem. Gazel ise bir o kadar kendinden emindi.

''Aileme ne oldu?'' fısıltıdan farksız çıkan sesim zorla Gazel'in kulaklarına yetişirken yüzüm ifadesizliğini korumuştu.

''Bu kadar yeter, kendimi sorguya çekiliyor gibi hissediyorum.'' derin bir soluk verip ayaklandı. ''Bak! senin için dinlemek ne kadar zorsa benim için anlatmak daha zor!'' sesinde ki tını oldukça hüzün barındırıyordu.

Sorumun cevapsız kalmasına gözlerimi istemsizce devirirken o bana eliyle gelmemi işaret etti. Ayaklanıp peşinden gitmeye karar vermeden önce başımı avuçlarımın arasına aldım. Karnımdaki ağrı bana acıyarak şiddetini kesmişti. Göz yaşımın bıraktığı izleri yok ederek peşinden ilerledim.

Üzerindeki çiçek desenli elbisesini düzeltip az önce çıktığım odaya yöneldi. Dolabın kapaklarını açıp içerisindeki çantaları bir bir çıkarırken kendi kendine mırıldanıyordu. Yatağın üzerine çöküp gözlerimi soluk duvarlarda gezindirdim. Ayaklarım soğuk zemini tattığında ruhum çoktan zemheriye göz kırpmıştı.

''Sana bir öneri sunacağım,'' çantaları odanın kapısına bırakıp, ''düşmanını ne kadar yakınında tutarsan zaferi kucaklamana sadece bir adım kalır.'' dedi.

''Neden bunu dedin?'' kaşlarımı hafif kaldırarak yüzüne bakmaya başladım.

''Sadece bir öneri.'' biraz düşündükten sonra devam etti. ''Hem, bizler bu fikir doğrultusunda hareket ediyoruz.'' sinsice gülerek bitirdi.

''Mesela?'' dedim bakışlarımda ki merağı gizlemeden.

''Mesela...'' sahte mırıltılarla, ''Arel'in, Faris'in yanında çalışıyor olması gibi.'' diyerek sinsice güldü.

İzledikleri yol tehlikeli olduğu kadar da akıllı bir hamleyi barındırıyordu. Faris, düştüğü tuzaktan çıkamayacaktı, tam aksine üzerine toprak atılacaktı.

"Tüm bu fikirlerin oluşturduğu bir de plan olması gerek.'' dedim beklentiyle ona bakarak.

''Doğru bir planımız var ama hepsinin gerçekleşe bilmesi için seni geliştirmemiz gerek.''

Devam etmesini ister gibi yeşillerine baktım. Bakışlarımın anlamını çözdüğünde düşünceli bir tavır takınarak söze girişti.

''Hayat bizi sınar. Biz sınanmaktan yoruluruz, ama o sınamaktan yorulmaz.'' Odadaki çantaları taşırken kalkıp yanına gittim. Beraber ağır valizi kaldırarak dış kapıya doğru götürdüğümüzde, ''Senin sınanman da bu.'' dedi, ardından işinin bittiğini belirterek ellerini neşeyle birbirine vurdu.

''Hafızamı kaybetmiş olmam mı?'' dedim cevap olarak. Gelişmem gereken konuyu dile getirmemişti, fakat konu hafızama değinmişti. Ya da ben öyle düşünüyordum.

''Hayır, hafızanı kaybetmiş olman sadece teçhizat eksikliğini gösterir.'' bana bakıp dudakları yukarı doğru kıvrıldı. ''Her savaşın belli başlı silahları vardır. Bizim savaşımızın silahı da'' ellerini şakaklarına götürüp alt dudağını dişlerinin arasına aldı. ''Burada.'' gözlerini açıp içine boş bakışlarını ekti. ''Aklını kullanabildiğin sürece yaşarsın, bedenini yönettiğin anda da ölmezsin.'' dedi.

Bakışlarında birbirinden farklı duyguları gördüğümde üzerine toprak örtüp odağımı anında kesti.

"Kelimelerle aran oldukça iyi," dedim onun hakkındaki esas düşüncelerimi belirterek. "geliştirmekten kastın nedir?"

"Bu sorunun cevabını ben değil, bir başkası sana verecek. Merak etme yarın alacaksın cevabını."

"Peki ya... başıma gelen kazanın oluşumunu veya ailemi nasıl kaybettiğimi... bunların cevaplarını ne zaman alacağım?"

"Belki yarın, belki de yarından da yakın." sorumu yanıtsız bırakarak odadan çıktı. Gazel'in benimle konuştuğu her şey planlanmıştı ve ben ona plan dışı sorular yöneltiyordum. Bundan dolayı beni yanıtsız bırakıyor esas planlarına sadık kaldığını apaçık gösteriyordu.

''Oyuna girmeyi kabul etmişim gibi davranıyorsun.'' deyip omuzlarımı kaldırıp indirdim.

Gazel dudaklarını alayla kaldırıp, ''piyeste rol almışsan sahneye çıkmak zorundasın.'' deyip salona doğru adımladı.

Banyoya girip elimi yüzümü yıkadığımda soru sormaktan yorulmuş, tıpkı zihnim gibi çenemin de ağrımış olduğunu hissettim. Bekleyecektim, hafızamın geri gelmesini bekleyecektim ama durmayacaktım. Hatıralarım gitmemiş olsaydı da yine de sonuç şu an yaşadıklarımdan farksız olmayacaktı. Ben artık bambaşka biri olmuştum ve içimdeki Vuslat'ı öldürmemek için anılarımı geri getirmem gerekiyordu. Şu anda gemi su alıyordu ve ipi çekerek batacağı günü bekliyordum.

-

-Bölüm hakkındaki görüşler neler?

-Akıllardaki bir takım sorular gitmiştir umarım:)

-Merak ettiklerinizi neler?


-Vuslat&Gazel

Sağlıcakla kalın♡