KELEBEĞİN ROTASI "İç Ses" - İbrahim Usluer

“İç Ses Nedir? Kaçımız Onlara Kulak Verebiliyor?”

KELEBEĞİN ROTASI "İç Ses" - İbrahim Usluer

“İnsanın hatalarını görmesi bir daha tekrar etmemesi adına iyi ama kaybedilen zaman adına kötüydü.”

Yeni bir insanla tanıştığınızda olabilecek gerginliği hepimiz yaşamışızdır, nötr başlayan her karşılıklı duygu bir zaman sonra etrafımızdaki insanların bakış açısıyla iyi veya kötü yönde değişebilir, peki bakış açımızı etkileyen nedir? Yazarımız kitabın başlangıcında bunu bize en iyi şekilde açıklıyor;

“Bir sürü pencerenin olduğu bir odadasınız. Pencerelerden sadece bir tanesi, size gerçekleri gösteriyor. Hangi pencerenin gerçekleri gösterdiğini bilmiyorsunuz? Seçeneklerin çok olması, kafanızı karıştırıyor ama bu çok doğal değil mi? Yakın arkadaşınızdan yardım almak güzel bir fikir. Sizi düşünen, tanıyan bir kalp doğru pencerenin hangisi olduğunu gösterebilir.”

Hikâye başlangıcında arkadaşı Selen’i olumsuz duygulardan ve sağlıksız ilerleyebileceğini düşündüğü bir ilişkiden kurtarmaya çalışan Duygu karakterinin gözünden okumaya başlıyorsunuz, hikâyenin ilk yarısı boyunca her karakterin bakış açısına ve duygu durumuna tanıklık ediyorsunuz. Fakat bazen sadece iyiliğimizi isteyen arkadaşlarımızın bile yanlış yönlendirmelerine ve manipülatif söylemlerine maruz kalabileceğimizi görüyoruz.

Bu dakikadan itibaren çoğunlukla Yazar’ın (Hikâye içerisinde de yazarın bir adı yok) bakış açısının yoğunluğuna dönen hikâye bir noktadan sonra, normal bir öykülemeden de fazlasının olduğuna şahit oluyoruz. Yarım kalan bir aşk hikayesi olarak devam eden kurgunun dış dünyadan, iç dünyaya dönüşünü adım adım okuyoruz fakat kullanılan dilin yer yer kısa sözlerle birleştirilmiş olması gerçeklik ile kurgunun kitap içinde sürekli iç içe yazılması hikâyeyi dikkatli okumayan her okur için büyük bir eziyete dönüşecektir, size tavsiyem eğer dikkati çabuk dağılan biriyseniz sakince ve acele etmeden okumalısınız, inanın ki başucu kitabı yapabileceğiniz kadar güçlü bir eser.

Yazarın kendi içinde çeliştiği noktada, Dilara karakteri üzerinden gerçekleri bir nevi yüzüne çarparken anlıyoruz ki aslında hikâye tamamen 2 karakter arasında yaşanıyor, yazarımız bunu hikâye içerisindeki ‘Meşhur Yazara’ kendi iç sesi aracılığıyla seslenerek okuyucuya en güzel ve en doğru şekilde anlatarak okuyucuyu resmen şok ediyor.

Kitabın son sayfasını da okuyup kapattığınızda anlıyorsunuz ki; hepimizin aslında Meşhur Yazardan bir farkı yokmuş. Yaşadığımız şeylerin senaryosunu beğenmeyip, karşımızda bizi dinleyenlerin ilgilerini çekecek şekilde anlatıyoruz, içimizde yarattığımız senaryoya o kadar inanıyoruz ki, artık senaryo olmaktan çıkıyor. Bizzat yaşadığımız olayları benliğimizde çarpıtarak, yaptığımız tüm suçları başkasına atmaya, kendimizi haklı görmeye başlıyoruz.

Aslında hepimiz, kendi içimizde yarattığımız kurgulardan ibaretiz…

Kitapseverlerin; kitaplığında ve gönlünde anlamlı bir yer edinecek kadar muhteşem bir eser.