Evli Ama Yalnız Erkekler

Şubat 21, 2026 - 22:53
 0
Evli Ama Yalnız Erkekler

Evli olduğu hâlde bekar gibi yaşayan bazı erkeklerin hikâyesi, çoğu zaman yüzeysel biçimde anlatıldığı gibi sadakatsizlik arzusundan ya da sorumluluktan kaçıştan ibaret değildir. 

Bu tablo, evin içinde başlayan uzun bir duygusal ihmalin, saygısızlığın ve rol kaymasının sonucudur.

Kadının ilgisizliği, saygısızlığı, duygusal temasın giderek azalması, erkeğin yalnızca yapılacak işler ve eksikler üzerinden hatırlanması; erkeği evliliğin içinde görünmez kılar. Görülmeyen, dinlenmeyen, takdir edilmeyen erkek için evlilik, paylaşım alanı olmaktan çıkar; resmî bir birliktelik hâline gelir.

Bu kopuşu derinleştiren en önemli etkenlerden biri de kadının zamanla kadın gibi değil, daha çok eril bir dille ve tavırla davranmaya başlamasıdır.

Sürekli yöneten, denetleyen, kararları tek başına alan, eleştiriyi iletişimin ana dili hâline getiren bu tutum; evin içindeki Kadın/Erkek dengesini bozar.

Kadın kadın olmaktan uzaklaşıp otoriteye, erkek ise erkek olmaktan çıkıp pasif bir figüre dönüşür. Böyle bir evde erkek, karşısında kendisini tamamlayan bir kadın değil; sürekli mücadele etmek zorunda kaldığı “ikinci bir erkek” hisseder.

Bu durum yalnızca ilişkiyi değil, erkeğin kimliğini de aşındırır. Erkeklik burada güç gösterisi anlamında değil; değer görme, alan bulma ve saygı hissi anlamında zedelenir.

Erkek evinde yumuşayamaz, dinlenemez, kendisi olamaz. Evlilik, sığınılacak bir yer değil; sürekli tetikte olunması gereken bir alan hâline gelir. Böyle bir ortamda erkek, eve bedenen girse bile ruhen geri çekilir.

Bu noktadan sonra bekar gibi yaşamaya başlamak çoğu zaman bilinçli bir ahlaki çözülme değil, itilmişliğin ve yalnızlığın sonucudur. İlgi, saygı ve kabul görmeyen erkek, bunları ya evin dışında arar ya da tamamen içine kapanır. Hâlâ evlidir ama evliliğin içinde değildir; nikâh vardır, bağ zayıflamıştır. Yalnızlık, insanın evinin içinde başlamıştır.

Bu tablo ne kadını mutlak suçlu ne de erkeği bütünüyle masum ilan eder. Ancak açık bir gerçeği gösterir: Sadakat tek taraflı taşınabilecek bir yük değildir.

Evlilik, iki tarafın da kendi doğasını inkâr etmeden var olabildiği bir dengede ayakta kalır. Kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bastırdığında; ilişki tamamlayıcılıktan çıkar, çatışmaya dönüşür.

O zaman sadakat bir erdem olmaktan çıkar, ağır bir beklentiye dönüşür. Ve bekar gibi yaşamak, bir tercih değil; sessizce oluşan bir sonuç hâline gelir.

Evi yuva veya arena yapan kadındır. Erkek, evdeki kadına göre akşamları ya huzur bulacağı yuvasına gider ya da mücadelenin hiç bitmediği bir arenaya.

Eril kadın evi ve evliliği erkek için bir mücadele alanına çevirir. Bu durumda erkek artık karşısında bir eş değil aynı evin içinde yaşadığı ikinci bir erkek görmeye başlar. Ve evdeki bu etek giymiş erkek ile bir mücadeleye girişir.

Yazan
Korhan KÜLÇE
27/12/2025

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 1
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE