Hiç

Hafif rüzgarlar eserken bir sonbahar gecesi gözlerini yumdu. Zaten içine hapsedildiği dünyasında hiçbir zaman yaz olmamıştı...

Hiç

Bir anının, bir fotoğrafın, kıyıda köşede yok olmaya yüz tutmuş birkaç cümle yazının insanı tepetaklak ettiği ve geçmişe götürdüğüne şahit olduğu herhangi bir gecedeyedi. Yorgun bakışları o gün her şeye baktı, yardımlar diledi; fakat yine duvarda asılı kalan gözleri ve bükülmüş dudaklarından firar eden iniltililer duyulmadı. Duyulsun istemiyordu. Kimseler onu duysun istemiyordu. Kaderini çizen ve kusursuzca ölçen Tanrıydı. O, sadece kaderin bir figüranıydı. Kalemin bir gün kırılacağını, oyunun son bulacağının farkındaydı. Soğukkanlı bir şekilde gülümserken ne garip, diye fısıldadı. Ölümü dileyenin, ölümden korkması.
Cümlelerin birbirine karıştığı, anlamlarını yitirdiği bir zaman diliminin sonundaydı. Kendisiyle çelişmekten Tanrıdan korkar gibi korkuyordu. Sonunda, diye fısıldadı sonsuzluğa kucak açmadan birkaç dakika önce. Sonunda bitiyordu bu sıradanlık. Tanrı onu neden yaratmıştı ki? Yıllar boyunca camdan bir fanusun içinde yalnızlıktan kıvrınması için miydi? Dünyaya gelme sebebi bu olamamalıydı. Hafif rüzgârlar eserken, bir sonbahar gecesi gözlerini yumdu. Zaten içine hapsedildiği dünyasında hiçbir zaman yaz olmamıştı.