Hokus Pokus 25.Bölüm

Hokus Pokus

1.

İyi Okumalar❣.

25.Bölüm: Kozadan Çıkan Kelebekler


"Mavi bir renkten daha fazlası. Sonu olmayan gökyüzü, umut dolu bir deniz..."
-Cemal Süreya


Birkaç dakika süren sessizliğin ardından Pars gülmeye başladı. Bu ondan en son duyacağım gülme şekliydi.

"Delirdin mi?" diyerek sandalyesine doğru adımladım.

"Normal olduğumu söyleyen kim?" elleriyle yüzünü sıvazladı.

Gülüşü katlanırken kaşlarımı çatarak yüz ifadesini süzdüm. Sert çehresi gülerken yumuşuyordu. Kısılan gözlerinin ardında ne yattığını anlamadığımda sorumu yineledim.

"Vuslat bulaşma bana." sandalyeden kalkıp yanımdan geçti.

Hâlâ gülüyordu. Düşürdüğü sandalyeyi kaldırmaya yeltendiğimde eliyle durdurdu. "Bıraksana çaylak, ben yaparım." geri dönüp sandalyeyi düzeltti.

Mavi gözleri içtenlikle parıldarken garipseyerek geriye adımladım. Dudaklarını dişleyip içeri doğru kıvırdı. Alnımdan iteleyip gülüşünü bastırdığında hışımla elini ittirdim.

"Te Allahım! Hareketlere bak." diye söylenerek peşinden gittim.

Başını anında sola yatırdı. Gözlerimiz buluştuğunda göz devirdim.

"Bir şey mi dedin?" sağ kaşını kaldırıp başını eğdi. "Hayır, yani dediysen yinele duymadım."

Elimle yüzünü iteledim. Pars kolumu tutup kendine çektiğinde dudaklarını büktü.

"Ne yapıyorsun?" deyip kaşlarımı çattım.

"Soru sordum." durağan sesine karşı afalladım. "Ama cevap vermedin."

"Bende sordum ama sende cevap vermedin." dediğimde elimi çektim.

Kolunu omzuma atıp ilerlemeye başladı. Tekrardan gülmeye başladığında elimle alnıma vurdum. Deli gibi gülüyordu.

"Ortam sinirimi bozdu. Ona gülüyorum."

"Kaçırdığım bir şey mi oldu? Sinirini bozacak bir şey yoktu." deyip omzuma yasladığı elini tuttum. "Her şey plana göre gitti. Sevinçten gülmen gerekmiyor mu?"

"Sinirimi bozanda bu! Her şey ezber niteliğindeydi. 2 aksiyon yaşamadık!"

Olduğum yerde durdum. Başımı kaldırıp ciddi olup olmadığına baktım. Sonuca vardığımda başımı umarsızca iki yana salladım. O, bu konuda gerçekten ciddiydi!

"Hayatımız aksiyon olmuş söylediğine bak." hayıflandım.

Mırıldanarak dilini yanağının içinde gezindirdi. Başını iki yana sallayıp alayla sırıttı. "Araya romantizim sıkıştırayım mı?

Bu kez gülen taraf bendim. "İşim olmaz."dediğimde Pars kapıyı açıp geçmem için bekledi. Önden ilerlemeye başladığımda kolunu omzumdan indirmişti.

"Lazım olursa söyle."

"Ne o aklında biri mi var?"

"Olmasa bu kadar emin konuşmayız." diye böbürlenerek konuştuğunda olduğum yerde durdum.

Anında arkamı döndüğümde çarpıştık. Geri çekilirken "kimmiş o?" dedim.

"Oo..." ellerini birbirine kavuşturup eğildi. "Merak mı ettiniz Vuslat Hanım?"

"Evet merak ettim." Başlangıçta blöf yaptığını zannetmiştim fakat durum hiçte öyle değildi.

"Beleşe işlemez." omzuma vurup önden ilerlemeye başladı.

Depodan çıktığımızda taşlarla kaplı toprak arazide yalnızca bizim araç kalmıştı. Pars'a yetişmek istiyordum fakat o çoktan arabaya ulaşmıştı bile. Farkında değildi ancak oldukça hızlı yürüyordu.

"Ne istiyorsun?" deyip kapıyı kapattım. Yerime otururken sırıtmaya başladı. Bu sefer gerçekten eğleniyordu. Böylece tanıdığım deliliği geri getirmişti.

"Düşünmedim." Ceketini çıkardı. Siyah gömleğinin düğmelerini açarken "Ne tarz tiplerden hoşlanırsın?" dedi.

Gözlerim irileşti. Açık sözlülüğüne şaşkınlıkla bakarken Pars oldukça eğlenen ifadesiyle kol düğmelerini çıkarıyordu.

Bakışlarımız buluştuğunda yüz ifadesini silip derin bir nefes verdi. "Hayır, yani ona göre adama söyleyeyim de kendine çeki düzen versin." ben hala şaşkınlığımı koruyordum. "Gözünü seveyim şu çirkin ifadeni düzelt. " diyerek geriye yaslandı.

"Sensin çirkin." Söylediğimi dikkate almadı bile.

Pars'ın Arel'e göre daha erkeksi bir yüzü ve vücudu vardı. Zaman zaman mavinin tonlarında gezinen gözleri, sert yüz hatları vardı. Gelişmiş vücut hatlarıyla düzenli spor yaptığıda anlaşılıyordu. İkisini farkında olmadan karşılaştırdığımı fark ettiğimde derin bir nefes verdim.

"Kendisi gibi davranan birini tercih ederim." deyip zihnimi susturdum. "Rol yapmayan, özünde nasılsa öyle biri."

"Hm," yastığı cama yaslayıp başını koydu. Bacaklarını benim yanıma bırakırken "ya koşullar onu değiştirdiyse? söylediğin yine de geçerli olur muydu?" dedi.

Oldukça rahat oturuyordu. Yüz ifademi toparlayıp "Olurdu. Sonuçta koşullar yok olduğunda özüne dönecek." dedim. "Ve işte o an tanıdığım ilk halinden uzaklaşacak."

"Yorum yok." verecek cevabı olmadığında söylediği tek şey bu olurdu.

"Blöf yaptığını düşünüyordum ama aklında gerçektende biri var. Kim o?"

Gülümsedi. İçten bir gülümsemeydi bu. "kız kardeşimi elin krosuna verecek değilim. Unut dediğimi." dediğinde gülümseyen dudakları düz çizgi halini aldı.

"Elika'nın var ama?" dediğimde munzurca baktı. Elika Pars'ın çocukluk arkadaşıydı. Lisede Pars, Vina ile arkadaş olduğunda onu Safir ve Elika ile tanıştırmıştı. Daha sonra Vina ve Elika birbirlerine aşık olmuşlardı.

"O sadece bir istisna."

"2. Olmaz mı?"

"Olmaz."

"Kesin tanıdığım biri." deyip meraklı gözlerle mavilerine baktım. Gözlerini kaçırdığında doğru yere parmak basmıştım. "ve senin çok iyi tanıdığın biri."

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Öyle denilebilir."

"Bulacağım onu." anında gözlerimiz buluştu.

"O biraz zor." Diyerek alayla güldü. Keyfî yerine geliyordu.

"Nedenmiş?"

"Uzakta kalmayı tercih eden biri."

"Bahsettiğin kişinin bana karşı duyguları var galiba?" Kalbim giderek hızlandığında, "uzakta kalmayı tercih ettiğine göre korkak biriymiş." dedim.

Eli çenesinde gezinirken, "bu yüzden vermem seni." dedi.

Kaşlarımı çattım. "Sen iyice tripkolik abi moduna geçtin."

"Herhalde çaylak, bu bir abi felsefesi!" diye bariton tonda konuştu.

Konuyu kapamak adına az önce onun yaptığı gibi sırıtarak koltuğa yaslandım. "Ya sen?"

"Ben ne?" diye anlamam azlıktan geldi.

"Senin hoşlandığın, sevdiğin ne bileyim aşık olduğun biri var mı?" dediğimde gözlerimiz buluştu. Yüz hatları gevşediğinde gülümseyişini durdurmak için dudaklarını birbirine bastırdı.

"Yok."

"İnanmam" sesimi yükselttim. "Anlaşılan sende uzakta kalan tarafsın." derken bile kendi dediğime inanamıyordum. Pars'ın Bu konularda daha açık sözlü birisi olacağını düşünmüştüm. "Korkak Pars Tekin! Vay be... bu iki kelimenin bir araya geleceğini asla düşünmemiştim!"

"Yok diyorum." gülümseyişi firar etti. 2 ayın sonunda -intihara yeltendiğim günün haricinde- ilk defa duvarlarını tamamen indiriyordu.

"İnanmam, gülümsedin!" daha çok gülümsedi. "Bak! Gülümsüyorsun!"

İşaret parmağımla dudaklarını gösterdim. Gülüşü alaya dönüştüğünde başını yastıktan kaldırdı. Yastığı yüzüme attığında umursamadım. Normalde karşılık verirdim fakat şu anda bunu umursamayacak kadar heyecanlıydım.

"Kim? Kim? Söyle!" ellerimi dua eder gibi birleştirip yanına oturdum. Halbuki kim olduğunu tahmin edebiliyordum.

Afallayarak yüzüme baktı. Mülâyim bakışımı takındığımda yüzümü iteledi.

"Sana şunu yapma diyorum." Başımı kaldırıp yine aynı şekilde baktım. "La ben ne diyorum?"

"Kim? hadi söyle!"

"Neden merak ediyorsun?"

"Neden merak etmeyeyim?" diye direttim.

Gözlerini kıstı. Derin bir iç çektikten sonra "sensin desem ne yapardın?" dediğinde hunharca gülmeye başladım. Pars tepkime şaşırırmaya devam ederken gülüşümü asla bastıramıyordum. Cidden bunu diyeceğini beklemiyordum.

"Ben burada gayet ciddiyim ve sen gülüyorsun." diyerek kolunu çekti. Ellerim boşluğa düşerken zar zor gülüşümü bastırıyordum.

"O kadar aptal değilim ve sen şu an acayip derecede kıvırıyorsun." Omzuna hafifce vurdum alayla dudaklarımı kıvırdığımda "Gazel ile konuşup pavyona falan mı götürsek seni? " dedim.

"Ha, yani biri senden hoşlansa anlarsın?" diye merakla sordu. Gözlerindeki ilgiyi garipsedim.

"Evet, anlarım." dediğimde kendimden emin çıkan sesim Pars'ı gülümsetti. "Ayrıca benim yerime başkasını söyleseydin belki anlamazdım."

Ağzının içinde bir şeyler gevelediğinde omzuna vurdum. Gözlerini yoldan çekip tekrar bana baktı.
"Neden Arel değil?" dediğinde kalbim birden hızlanmaya başladı.

"Ne Arel değil?" diye durağan konuştuğumda Pars oturuşunu düzeltti.

"Pavyona kıvırmak için Gazel ile götüreyim dedin ya." Kaşları havalanmıştı. Gözlerini bir saniye olsun benden çekmediğinde "Ha, evet, onu diyorsun." diye karşılık verdim.

Neden böyle bir tepki vermiştim bilmiyordum.

"Sen ne anladın?" deyip ciddileşti.

"Hiçbir şey."

Öne doğru eğildi. Kolunu dizine yaslarken "desene beraber kıvıracağız." dedi.

Gözlerimi devirdim. "Hâlâ söylemedin."

"Ve sende az önce ne anladığını söylemedin."

"Dedim ya!" Sesimi farkında olmadan yükseltmiştim.

Kulaklarını anında tıkayıp birkaç santim geriye çekildi. "Bağırma zaten Pera yeterince başımı ağrıttı."

Alayla güldüm. Ceketimi çıkartıp karşı koltuğa bırakırken gülüşümü katladım. "Hayret! Onca ses arasından bir tek onunki dikkatini çekmiş."

Bu gece yaşanmamış olsaydı Pars'ın hislerini fark etmem uzun sürebilirdi. Kendisi gizlendiğini sanıyordu fakat ne kadar açık verdiğini asla görmüyordu.

"Vuslat, sus lütfen." anladığımı fark etmişti. Elimi ağzıma götürüp fermuar çektiğimde gözlerini tekrardan dışarı çevirdi.

"Şimdilik susuyorum. " deyip başımı omzuna yasladım.

Pars hiç tanımadığım abimden daha yakındı bana. 2 ay az bir süre gibi geliyordu fakat boş bir zihne nasıl sahip çıkmam gerektiğini öğreten, hisleri düğüm düğüm olmuş birinin önüne ışıklar saçıp karanlıktan alan kendisiydi. O benim için tıpkı gözleri gibi maviydi. Bazen hırçın bazen asil bazen de belirsizlik ve huzur... birçok duyguyu barındıran bir renk ve o rengi taşıyan tek kişiydi. Benim için Pars Tekin bir abiden fazlasıydı. Ve o insan şimdi diğer şefkatiyle azize olabilecek ve öfkesiyle şeytana dönüşebilecek kişiyi seviyordu. Bu olay gecenin asıl bombasıydı. Asıl ezberi bozan şeydi.

"Bunu söylemeden yapacağım." dediğimde gözlerini yoldan ayırmadı fakat dinlediğini biliyordum. Çünkü o hep dinlerdi. "Aksiyonu bozan, hayatına romantikliği alan senmişsin mavi." Başımı tekrardan omzuna bıraktım. "Yanına dost arıyorsan o kişi lütfen ben olmayayım." dediğimde belli belirsiz gülümsedi.

"Göreceğiz..." mırıldanarak iç geçirdi. "O kişinin kim olacağını göreceğiz."

*


Bahçe kapısından girerken Ceren'in kahkahaları duyuluyordu. Pars ile ani bakışmanın ardından zile bastım. Kapıyı gülümseyen yüz ifadesiyle Ceren açmıştı.

"Hoş geldiniz!" Cıvıl cıvıl çıkan sesi kasvetli halimize taban tabana zıttı.

Gülümseyerek karşılık verdiğimde Pars başıyla selam verip salona geçti. Ceren kolumdan tutup ilerletirken oldukça enerji doluydu.

"Siz gelene kadar Gazel her şeyi anlattı. Neler olmuş öyle!" diye şaşkınlıkla konuştu.

"Ben hiçbir şey yapmadım." Elimle Pars'ı gösterdim. "Tüm marifet onlarda."

"Öyle deme." Enerjisi yavaşça kaybolurken "sonuçta onunla ilk defa karşılaştın. Bu oldukça zor bir durum." dedi.

"Bende öyle düşünüyordum fakat onu karşımda görmek plânlarımıza olan bağımı daha çok arttırdı. Faris Gevheri'yi alaşağı etmekten başka bir şey istemiyorum." dediğimde Pars'ın buz mavisine dönen gözleriyle karşı karşıya geldim. Birazdan laf atacağından oldukça emindim.

"İntikam zayıfların işidir çaylak!" dediğim gibi oldu. "Bırak intikam onların malzemesi olsun. Sen sanatını daha özgün kıl."

Ceren gözlerini kıstı. İri gözleri yok denecek kadar kaybolduğunda pes ederek geri açıp koltuğa yaslandı. "Onu dinleme. Ne istiyorsan onu yap."

"Zayıf olsa bile mi?" diye diretti Pars.

"Zayıf olsa bile! çünkü unutma en başında hepimiz zayıftık."

"Tamda bu yüzden o bizim yolumuzdan gitmemeli. Yolundaki mayınları o basmadan çıkartmalıyız. "

"Kim diyor bunu? Bu söylediklerin gerçekten senin kelimelerin mi yoksa onun mu?" Ceren'in sesi oldukça kurnazdı.

"O?" diyerek Pars'a baktım.

"Arel." dedi Ceren. Doğrudan Pars'a bakıyordu. Gözlerindeki stabil ton Pars'ın mavilerine şüphe düşürdüğü apaçıktı.

Şaşkınlığım artarken hafifçe kıkırdadım. "Pars bir başkasının sözünü söylemez." deyip Ceren'e baktım. Pars'tan gözünü almış çay dolu kupasını dudaklarına götürüyordu. "O sadece kendisini dinler."

Ceren alayla sırıttı. Pars öksürerek Ceren'e baktı. Bu dur deme şekliydi ancak Ceren'in susmaya niyeti yoktu.

"Bir elmayı ikiye ayırsanda elma yine elmadır. Birleştirildiğinde tekrardan bütünü oluşturur. Arel ve Pars'ı ayrı görmeye devam edersen bir bütün olduklarını anlamazsın." Elini şakaklarına götürüp göz kırptı. "Yapbozun kayıp parçasını ancak böyle bulabilirsin."

Ceren dürüstçe konuşuyordu. Yüz ifadesi abartısız, tek düze mimikleriyle gözlerini kaçırmadan kendinden emin çıkan sesle konuşmuştu.

"Arel ile bütün olduğumu düşündürecek kadar ne yapmış olabilirim?"

"Yapmadığın için bir bütünsünüz." diye anında konuştu. Sanki bunu soracağını biliyordu. "İkinizde kaçıyorsunuz. Gerçeklerinizden, korkularınızdan, sevginizden. Esasında geçmişin acı melodisine kalplerinizi kapatıyorsunuz."

Ceren bu oyundaki en iyi gözlemciydi. Belki gerçekleri tamamen biliyordu belki de bilmiyordu fakat o en beklenilmeyecek itirafları yapan biriydi. Bunu şimdi anlamıştım.

Arel ve Pars birbirlerine yönlendirdikleri diyaloglarda ve mimiklerde tamamen farklı bir frekanstaydılar. Görünen sahneyi oynuyorlardı ancak altına yatırdıkları hisler bambaşkaydı.

Pars sustu. Onu ilk defa böyle suskun gördüm. Buz mavisine çalan gözleri durgunlaşmış dalgalanarak mavinin tonlarında geziniyordu. Sanırım ilk defa biri onunla böyle konuşuyordu. Altında bir sebep olmadan yalnızca dürüst bir konuşma...

"Gelmişsiniz!" dedi Gazel. Onun gelişiyle aralanan dudaklarımı kapadım.

Nemli saçlarını kulağının arkasına tıkıştırdı. " Sen gerçek bir oyuncusun." diyerek güldüm.

Gazel gülerek karşılık verirken Ceren alayla dudaklarını birbirine bastırırken "Herkes yaşadığı kadar oynar." dedi.

Gazel göz kırptı. "Başına güneş falan mı geçti? Modun efsane!''

Ceren elini saçlarına doğru savurdu. "Arel geldiğinde anlatacağım."

Gazel gülerek koltuğa attı kendini. "İyi iş çıkarttın." derken bana bakıyordu.

"Korkuluk gibi bekleyerek mi?" deyip güldüm.

Elimle alnımı ovarken Pars yukarı kata çıktı. Gazel gözüyle onu takip ettiğinde sırıtıyordum. Elime düşmüşlerdi.

"Tarlada korkuluk olmasa kargalar dadanır." deyip başını omzuma bıraktı Ceren.

Kıkırdadığımda misliyle karşılık verdi. Kapı zili çaldığında Gazel ayaklandı.

"Sen gerçekten iyi misin?" Ceren'in sesi uysaldı.

"İyiyim, endişelenme."

Başını kaldırıp yüzüme baktı. Kaşlarını çatarken "geçiştirme beni." dediğinde elimle başını geri yatırdım.

"Geçiştirmiyorum." Başını kaldırmaya yeltenendi fakat tuttum. "Gerçekten!" dediğimde Arel ve Gazel arka arkaya geldiler.

Gazel tekli, sarı koltuğa tekrardan otururken Arel duvara yaslandı. Göz göze geldiğimizde hafifçe tebessüm etti. Gözlerimi istemsizce kaçırarak merdivenlerden inen Pars'a çevirdim. Üzerini değişmiş siyah eşofmanlarını giyinmişti.

Pars, "geldin mi?" deyip masadaki su bardağına uzandı.

"Yok halâ yoldayım."

Ceren kıkırdadığında ben her ikisine birden bakıyordum. Şakalaşmıyorlardı. Pars gözlerini abartı sayılacak kadar devirdiğinde Arel omuz silkti.

Aralarındaki garip bakışma sona ererken Pars, Arel'e gözüyle Gazel'i işaret etti. Arel başını iki yana umarsızca sallarken Pars'la göz göze geldik. Haylazca sırıttığımda gözlerini kaçırdı. Onu gafil avlamıştım.

"Bu gece fazla ileri gittin." dedi Arel.

Gazel'in kapanan gözleri açıldı. İç geçirerek elini saçlarında gezindiriyordu. Bayık bakışları Arel'e döndüğünde dudaklarını içe katladı.

"İşler istediğimiz gibi gitmeyebilirdi."

"Gitti ama." dediğinde Gazel'in umursamaz tavrı Arel'i sinirlendirdi.

"Gidebilirdi dedim." diye uyardı. "Sana kaç defa Safir'le gelmen gerektiğini söyledim? İnatla tek gelmeye devam ediyorsun."

Gazel örgüt için yaklaşık 3 yıldır çalışıyordu. Bunun son yılı haricindeki zaman diliminde onu koruyan kişi Safir olmuştu. Bu durum ikisinin ne kadar yakın olduğunu açıklıyordu.

"Kendimi korurum." Gazel tek düze konuşuyordu. Birkaç saat önceki eğlenen halinden oldukça uzaktı.

"Kendini, kendinden koru." deyip araya girdi Pars.

Pars, Gazel'in Pera oluşunu istemiyordu. Arel'in açık kahve gözleri Pars'a dönmedi bile. Fakat içten içe onun tavrını sorguluyordu. İkiside birbirini en iyi tanıyan insanlardı fakat Arel bile buna şaşırdıysa Pars'ın yıllar boyu bu duruma göz yumduğunu gösterirdi. Neden şimdi konuşuyordu? Bilmiyordum.

"Bunu sen mi diyorsun?" Hâlâ sakinliğini koruyordu Gazel. "Gökyüzünde tek bir bulut dahi bırakmadan geçmişini geceye bürüyen sen değil misin?" dediğinde ses tonundaki keder içimi darladı.

Pars'ın hareleri koyulaşırken Ceren başını omzumdan kaldırdı. Oturuşunu düzelttiği sırada Arel, Pars'a bakıyordu. Bense Gazel'e.

"Her şeyin en iyisini siz biliyorsunuz." İmalı konuşuyordu ve doğrudan onlara bakıyordu. Bu hâli tıpkı Pera gibiydi. "Toplantıda kendimi koruyacağım bir durum oluşsaydı siz zararda olurdunuz. Arel Faris'i korumak zorunda kalırdı ve Pars'ta Vuslat'ı korumak isterdi."

Bakışlarımız Gazel ile buluştu. Yeşil gözleri bakanı titretirken hiddetle Arel'e döndü. "Unutma koruyacak bir şeyi olan insanlar kendilerini hep bir adım uzakta tutarlar."

Gazel ikisine birden bakıp gözlerini devirdi. İç geçirirken "sizin tartışmaya kapalı dediğiniz konulardan sayın bunuda." dediğinde Pars kaşlarını çatmıştı.

"O konuların ucunda ölüm yok." deyip sandalyeye oturdu Arel.

"Yaşamak sadece nefes alıp vermekse ölmeyi tercih ederim." Bende dahil hepimiz irileşen gözlerle bakıyorduk Gazel'e. Kalbini gösterdi. Ardından kaşlarını havaya kaldırıp öne doğru uzandı. "Kalp sadece bir organ değil. Beynini kullanan insanlara zeki derken kalbini kullananları aptal yerine koyuyorsunuz ancak asıl aptal ikisinden birini diğerine tercih eden kişidir. O yüzden sizin gibi çoktan intihar etmiş kişilerin benim kararımı düşünmeye hakları yok."

Kalkıp gitmesini bekledim ama o sakince oturmaya devam etti. Gözlerini Arel ve Pars'tan inatla çekmiyordu. Yüz ifadesinde en ufak mimik oynamazken Gazel'in Pars ve Arel'i ne kadar iyi tanıdığını merak etmeye başladım. İntihardan kastı gerçek bir eylem miydi? Yoksa daha soyut bir kavram mıydı? Ancak her iki türlüde onları iyi tanıdığını gösterirdi.

Pars'ı biliyordum. Annesi vefat ettikten sonra intihar etmişti. Onu kurtaran kişi kimdi bilmiyordum ancak pes edişi bundandı fakat Arel... O ne için intihara kalkışmıştı? Neden pes etmişti? Ve en çokta nasıl tekrardan ayağa kalkmıştı?

Birkaç dakikalık sessizliğin ardından Ceren ellerini alkış yaparak dikkatleri üzerine çekti.

"Cidden çok sıkıcısınız! Ben sizin yaşınızdayken neler yapıyordum neler!" deyip elini havaya doğru savurdu. Enerji dolu ruh hali bizede yansırken "Herkes buradayken ve şimdilik örgüt işleri durmuşken size bir haber vereceğim."

Bugün yaşananlardan sonra tepki çekmemek adına sevkiyata bir süre ara verilecekti. Çünkü herhangi bir üye polise açık verdiğinde olayın büyüklüğüne göre belirli bir süre ara verilirdi.

"Ne haberi?" deyip neşelenmeye çalıştım.

Ceren ortamdaki havayı değiştirmekte gerçek bir ustaydı. "Çocukluk hayallerimden birini gerçekleştirme kararı aldım."

Gazel anında Ceren'e baktı. Gözlerindeki sis perdeleri yerini çocuksu mutluluğa bırakırken içtenlikle tebessüm etti. Pars ve Arel'de ilgiyle Ceren'i dinliyorlardı.

"Küçük bir kafe açacağım. İnsanların dertlerinden arınabileceği, fiyatları olabildiğince düşük tutup gelenlerin para hesabı yapmasını engellemek istiyorum. Gelen kazançlada yardım kuruluşlarına bağış yapacağım." dediğinde Ceren'e âdeta hayranlıkla baktım. Gözlerindeki çocuksu mutluluk bembeyaz tenine renk getirmişti sanki. "Keşfedilmeyen genç müzisyenlerin sahne alabileceği, kitap söyleyişlerinin olduğu belki arada sırada farklı aktivitelerin olduğu bir yer hayal ediyorum."

"Bu gerçekten müthiş bir fikir." dediğimde Ceren heyecanla bana döndü.

"Cidden mi? Gerçekten beğendin mi?" Soru sorarkan bile çocuk gibiydi. Onu dışarıdan izleyen insalar 40 yaşına yaklaştığını tahmin etmezdi bile.

"Adı ne olacak?" Diye merakla sordu Arel.

"Aslında hepimizi yansıtacak bir şey olsun istiyorum."

"Ne gibi?" Diyerek konuya dahil oldu Pars.

Böylelikle ortamdaki gerginlik yerini naif bir mutluluğa bırakmıştı.

"Koza." deyip burukça tebessüm etti. "Gelenlerin hayatlarındaki kozadan çıkmalarını istiyorum. Hayata karşı kendilerini korumak adına sardıkları o duvarımsı şeyi kırmalarını ve gidenlerin özgürce gökyüzünde kelebek gibi uçmalarını istiyorum. Günün sonunda öleceğini bilmelerine rağmen umursamadan hayatın eğlenceli tarafını gören kelebek olmalarını istiyorum."

Nutkum tutulmuştu keza Arel'inde. Birbirimize bakarken "bu da nereden çıktı." Dedi.

Ceren'in heyecanla kalkan omuzları düştü. "Beğenmedin mi?" Diye umutsuzca sorduğunda Arel telaşla gözlerini ona çevirdi.

"Hayır, sevdim." Telaşlı ellerini birbirine geçirip duruyordu. "Gerçekten sevdim. Sadece merak ettim."

Ceren, Arel'e ikna olduğunda gülümsemeye başladı.

"Bunu senden öğrendim Arel. Çünkü seninde dediğin gibi herkes birer kelebek aslında. Kendi dönüm noktalarında kozaya giren ve hayata karşı güçendiklerinde kozasını yırtıp atan acemi kelebekler."

-

Selam... Nasılsınız? 

Sorular:

* Vuslat'ın Gazel ve Pars arasındaki ilişkiyi çözmesine ne demeli? Biliyorum Pars ve Vuslat shipleyenleriniz vardı ama gerçekler ortada canlar;)

* Sizce Gazel ve Pars arasındaki ilişki ne kadar derin? onlar hakkında neler düşünüyorsunuz?

*Ceren'in hayaline ortak olmak ister miydiniz? İstediğiniz, hayal ettiğiniz mekan tasvirlerini buraya yazarsanız belki minik sürprizler olabilir..

*Pars'ın aklında gerçekten biri var mı yoksa blöf mü yaptı? Varsa kim olabileceğini düşünüyorsunuz?

Hoşça kalın❣