Tiksinme Başladıysa İlişki Bitmiştir

Şubat 20, 2026 - 20:18
 0
Tiksinme Başladıysa İlişki Bitmiştir

TİKSİNME BAŞLADIYSA, İLİŞİKİ BİTMİŞTİR

Tiksinmenin en ayırt edici yanı şudur: Geri dönüşü yoktur.
Sinir geçer.
Kırgınlık onarılır.
Güven yeniden kurulabilir.
Ama tiksinme düzelmez.
Çünkü bu, “istemiyorum”dan daha güçlüdür.
Bu, bedenin kendini korumaya almasıdır.

-----------------------

Ten uyumu her şeydir.
Ama tiksinme, bunun en net, en geri dönülmez kanıtıdır.
Çünkü tiksinme, bir ilişkinin sessiz ama kesin infazıdır.

İnsan sevdiğine kızabilir.
Kırılabilir, uzaklaşabilir, susabilir.
Ama sevdiğinden tiksinmez.
Tiksinme başladığı an, beden kararı vermiştir: Artık burada değilim.

Bir ilişki, sanıldığı gibi sözlerle değil; tenle başlar.
İnsan önce hisseder, sonra düşünür.
Kafaların uyuşması, uzun sohbetler, ortak hayaller ilişkiyi süsler ama taşımaz.
Ten uyumu yoksa, en güzel cümleler bile havada asılı kalır ve ilişki sessizce arkadaşlığa dönüşür.

Ten uyumu kendini küçük ama çok net anlarda belli eder.
Yanına oturduğunda geri çekilmemekte…
Elin eline değdiğinde kaçmamakta…
Sarılmanın bir görev değil, bir rahatlama olmasıyla…
Birlikte uyurken bedenin kasılmıyorsa, onun kokusu seni rahatsız etmiyor; aksine sakinleştiriyorsa, beden “buradayım” diyordur.

Tiksinme ise bunun tam tersidir ve genelde sinsice gelir.
Bir anda patlamaz; yavaş yavaş büyür.
Önce kokular batmaya başlar.
Dokunuşlar anlamsızlaşır.
Öpüşmeler kısalır, sarılmalar seyrekleşir.
Yakınlaşma ertelenir.
Bahaneler çoğalır:
“Yorgunum.”
“Canım istemiyor.”
“Şu an değil.”

Bunlar isteksizlik değil, bedensel reddiyedir.

Sonra iş daha da netleşir.
Ten teması huzur değil, gerilim yaratır.
Yan yana yatmak rahatsız eder.
Mesafe farkında olmadan açılır.
Karşındakinin nefesi, sesi, hatta varlığı bile tahammül sınırını zorlar.
Bu noktada sorun artık iletişim değildir.
Sorun bedendir.
Ve beden ilişkiyi çoktan kapatmıştır.

Tiksinmenin en ayırt edici yanı şudur: Geri dönüşü yoktur.
Sinir geçer.
Kırgınlık onarılır.
Güven yeniden kurulabilir.
Ama tiksinme düzelmez.
Çünkü bu, “istemiyorum”dan daha güçlüdür.
Bu, bedenin kendini korumaya almasıdır.

Bu yüzden tiksinmenin olduğu yerde çözüm aramak çoğu zaman kendini kandırmaktır.
Konuşmak işe yaramaz.
Anlaşmak yetmez.
Fedakârlık kurtarmaz.
Çünkü mesele zihinsel değil, biyolojiktir.
Ten uyumu tamamen kaybolmuştur.

İlişki alışkanlıkla sürebilir.
Aynı ev, aynı düzen, aynı çevre korunabilir.
Ama dokunma yoksa…
Sarılma azaldıysa…
Öpüşmek itici geliyorsa…
Orada artık ilişki yoktur.
Sadece yan yana duran iki insan vardır.

Ve yan yana durmak, ilişki değildir.

Kısacası:
Ten uyumu ilişkiyi başlatır.
Ten uyumsuzluğu ilişkiyi yorar.
Tiksinme ise ilişkiyi bitirir.

Yazan
Korhan KÜLÇE
20/01/2025

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE