Uğursuz

11

Uğursuz

On bir

Ölüm, kaçınılmaz bir sondur. Bazen bir tercih bazen ise zamanı gelmiştir. Onun ki tercih oldu. Ardında bıraktığı kişileri düşünmedi onu düşünmedikleri gibi. Bunca zamandır onunla verdiği mücadele de onu yine yalnız bıraktı. Korkularının esiri oldu. Ayaklarının altında kırık bir tabure, boynunda nefesini kesen düğümlü bir halat, elinde sıkıca tuttuğu kağıt parçası. Böyle veda etmişti her şeye. Hayatsız bir hayatı vardı. Onu isteyen tek bir kişi dahi yoktu. Eslem bile yeni hayatına dahil etmemişti onu. Sevgisizliği o da dibine kadar hissetmişti. 

———

Donuk bakışlar, buz gibi eller, kırmızı burun ve göz hizasında mezar taşı. Ona dair aklında kalan tek anı, kapının arkasına saklanmış dayak yiyen kardeşini izlemesiydi. Nasıl tepki verilebilirdi böyle bir şeye? Kızmalı mı, kırılmalı mı, bencillik yapıp isyan mı etmeliydi? Bilemedi.

Toprağa dokundu, kuruydu. Yanında getirdiği su şişesinin kapağını açtı ve toprağı suladı. Ömer, elindeki zarfı Eslem'e verip geri çekildi. 

Elinde kalan tek eşya, ablasının ona bıraktığı mektuptu. Kendisini asmadan önce Eslem'i arayıp onu son kez görmek istemişti. Eslem, eve gittiğinde gördüğü şey başı aşağı düşmüş ablasıydı. Geç kalmıştı. Bir kez daha. Avucunda sıkıca tuttuğu kağıdı açıp donuk bakışları ile okumaya başladı. 

'Eslem! Uğur'um,

Özür dilerim. Her şey için. Belki bu yaptığıma kızacaksın ama başka çarem yoktu. Dayanacak gücü bulamıyorum artık. Bittim ben. Tükendim. Güçlü değilim senin gibi. Aldığım her darbe ile daha da gömüldüm. En çok kendime kızgınım. Seni koruyamadığım için. Ablalık yapamadığım için. Benden nefret etme olur mu? Bende çocuktum ve ne yapmam gerekiyor bilmiyordum ki. Aklım ermiyordu hiçbir şeye. Annem sana korkunç şeyler yaşatırken bana bunun oyun olduğunu söylemişti. İnanmamıştım. Canının acıdığını görebiliyordum. O ise sana ulaşmamı her defasında engelliyordu. Özür dilerim. Senin kardeşliğini hak etmediğim gibi yaşamayı da hak etmiyorum. Hep mutlu ol herkesten daha çok hak ediyorsun. Seni çok seviyorum, Uğur'um. Hoşçakal..'

Uğur'um diye tekrarladı içinden. Tek kelime ve insanın hayatını mahvedecek güce sahip. Ablası, kullandığı kelime ile kardeşine umut olmuştu. Mezarın başına geçti, yazılan yazılarda gezdirdi elini. 

-Huzurlu uyu, abla.

Arkasını döndüğünde hıçkırarak ağlayan babasını gördü. Yanına yaklaşarak kısık ses tonu ile konuştu.

-Bu sizin eseriniz. Sen ve o kadının. Beni yanına aldın ama onu kurtaramadın. Ağlayarakta geri getiremezsin. Seninle yaşıyor olmam seni affettiğim anlamına gelmez. Aşamadığım çok şey var hala. Sil yaşını eve gidelim. 

Ömer abisinin kolunun altına girerek çıkışa ilerlediler. Babası ön koltuğa, Eslem ise arka koltuğa geçmişti. Kendi ile çelişki içerisindeydi. Ailesi yüzünden o da inanmıştı uğursuz olduğuna. Kimseye iyi gelmediğini yıllar önce idrak etmişti. Yutkunmayı zorlaştıran bir durum. Çok kez duymuştu 'Uğursuz'sun' kelimesini. Ablası iyi anlamda söyleyince doğruluğunu tartıyordu kendi çapında. 

-Değiştirmesen olur mu? Seviyorum bu şarkıyı.

Ömer, Eslem'in sorusuna cevap olarak elini radyodan çekti. Eslem, şarkıyı onu anlattığı için seviyordu. Sözlerinde derin anlamlar vardı.

Güldüm ağladım ve sevdim

Terk ettim ve terk edildim

Hiç bakmadan arkama geldim yolun sonuna

Gözlerimi açamadım sonsuza dek kör kaldım

Kalktım, düştüm hep yenildim

Umutlarımı kaybettim

Koydum yükseğe çıta, sessiz çığlıklar attım

Kanla, terle, göz yaşıyla denedim aşamadım

Madem kırıldı kalem

Vazgeçtim her şeyden

Bir ben vardı bende

Sırra bastı kadem

————

Evin önüne geldiklerinde arabadan ilk inen babası oldu. Eslem tam kapıyı açacak iken Ömer durdurdu. 

-Eslem, seninle konuşmak istiyorum.

-Bir şey mi oldu?

-Oldu gibi. Manisa'ya dönmem gerekiyor. Amcamın şirkette bana ihtiyacı var. Oğlu batırdı işleri ben toparlayacağım. 

-Ne kadar sürecek peki?

-Bilmiyorum, en fazla bir ay.

Yüzü düşmüştü. Önce ablasını kaybetti şimdi de abisi yalnız bırakıyordu. İçinde kötü bir his oluşmuştu Eslem'in. Bir şey olacak gibi geliyordu ona. Birden böyle hissetmesi hayra alamet değildi.

-İyi olacak mısın orada?

-Hiç merak etme, çok iyi olacağım.

Kafa sallayarak indi arabadan peşinden de abisi. Bırakmak istemezcesine sardı küçük kolları ile abisinin gövdesini. İstemiyordu gitmesini belli de ediyordu. Birine daha bir şey olmasını istemiyordu haklı olarak. 

-İyi olduğundan emin olmak için arada yoklayacağım seni.

-Sende rapor vereceksin ona göre. Güçlü olacaksın, özellikle küçük kardeşlerin için. Gücünden destek alıyorlar. Bırakma kendini.

-Biliyorum, gözlerinde görüyorum. Teşekkür ederim her şey için. 

-Siz iyi olun gerekirse canımı veririm. Ben yokken canınızı sıkan bir durum olursa ara hemen gelirim. 

-İlla ki olur. Biri bitse biri başlıyor. Acil bir şey olmazsa aramam ama.

-Tamamdır anlaştık. Ben gideyim, toparlanayım akşam kuzenimle çıkacağız haber veririm.

-Peki, çok dikkat et kendine olur mu? Üşütme, hasta olma, kalın giyin. 

-Aklın kalmasın aradığında sesim hep iyi çıkacak. Hadi çık yukarı çocuklar özlemişlerdir ablalarını. 

-Görüşürüz.

-Görüşürüz.

Dedi ve el salladı. Ömer, işini halletmek için hemen arabaya bindi ve yola koyuldu. Eslem ise kötü bir şey olmaması için dua ediyordu..