Bilinçaltımda boğuluyorum..

Bilinçaltım bir denizden ibaret ve ben yüzme bilmeyen bir çocuğum..

Bilinçaltımda boğuluyorum..

Bilinçaltınız nasıl bir yer? Ya da gözlerinizi kapatıp kendinizle konuşuyormusunuz? Ben bazen bunu yapıyorum, gözlerimi kapatıyorum insanların söylediklerini değil benim kendime söylemek istediklerimi düşünüyorum sonrası hayal gibi zaten kendimi karşısı deniz olan bir köprüde hayal ediyorum ve çocukluğum geliyor yanıma onunla olan konuşmalarım onun benim yanıma geldiğinde ki bakışları tamamen ruhumun yansıması ve ben kendimle konuşmayı seviyorum bunu ilk yaptığımda 14 yaşındaydım ve yanıma 3 yıl önceki ben gelmişti.

'İkimiz karşılıklı denize bakıyoruz, o hayran hayran izliyor gökyüzü ve yeryüzünün uyumunu ben ise mezarlığa bakar gibi bakıyorum karşımdaki manzaraya sonra bana dönüyor diyor ki "buradan denize atlasan ne olur?" içimde bir şeyler sızlıyor ve ben geldiğimizden beri aklımdaki sorunun cevabını kendime soruyorum, "cevabı çok basit değilmi? buradan atlarsak boğuluruz" sonra bana dönüyor yine bu sefer göz yaşları içinde konuşuyor "sakın atlama deniz bizim mezarlığımız olmak için fazla renkli" çocukluğum yine ağlıyor ve ben yeryüzünden yine nefret ediyorum..

14 yaşındaydım yeryüzünden nefret ettiğimde ve 11 yaşındaydım boğulduğumu hissettiğimde..'

'İkimiz yine denize bakıyoruz yan yanayız, bir şeyler değişmiş ikimizde de o kırılmış eskisi gibi bakmıyor denize ve ben denizden nefret ediyorum çünkü yanımdaki benim çocukluğum ve o yüzme bilmiyor.. Konuşmasını bekliyorum bana yine deniz ile ilgili sorular sorsun istiyorum ama o bunu yapmıyor ağzından çıkacak kelimelere yaraları izin vermiyor ben soruyorum bu sefer 'yüzme biliyormusun?..' yüzünde umut dolu gülümsemeler olması gerekirken buruk bir tebessümle dönüyor bana içi acıyor yinede o en çok kendisiyle konuşmayı seviyor 'yüzmekten nefret ediyorum denizden nefret ediyorum!..' Yalan söylüyor o deniz kokusunu çok severdi ama dedim ya bir şeyler değişmiş ikimizde de, onu izlemek yerine denize bakıyorum oranın bir mezarlık olduğunu düşünüyoruz 'bir an önce yüzmeyi öğrenmelisin istediğin kadar inat et herkes denize düştüğü an öğrenir yüzmeyi..' Bir damla göz yaşı süzülüyor yanağına dudağındaki yara sızlıyor ama o yinede gülümsüyor demekki içinde hala umut var 'zaten en dipte diğilmiyiz?' Yanılmışım o nefesini tutmayı çoktan bırakmış.. 'kan sana yakışmıyor çocuk çok çirkin görünüyorsun..' ağlamamak için zor duruyor derin bir nefes alıyor mezarlığa arkasını dönüyor gitmeden önce fısıldıyor 'kan peşimizi bırakmayacak..' 

15 yaşındaydım her şeye rağmen omuzlarımı dik tutmam gerektiğini aklıma yazdığımda ve yanıma gelen sevgisi çalınan içindeki boşluğa nefreti yerleştiren çocuk 12 yaşındaydı daha'

Kalbimdeki ağır yükle beraber deniz kokusunu çektim içime gözlerim dolu dolu çocukluğumu bekledim, emin değildim hala nefes alıp almadığından artık büyüdüğümü ve onu bu yüzden göremediğimi söylüyorum kendime ama bir yanım da avaz avaz bağırıyor biz hiç büyümedik diye.. Kalbimdeki yorgunlukla gözlerimdeki nefretle denize bakarken en sonunda geliyor adım seslerini duyuyorum yavaş yavaş geliyor ne halde olduğunu biliyor ama o sanki kaybedecek hiçbir şeyi yokmuş gibi sessiz ve yavaşça geliyor, arkamı dönüp bakmıyorum bu onu kızdırır biz hiçbir zaman arkamıza dönüp bakmazdık yanıma geldiğinde gözlerime bakmak yerine her zamankinden daha hırçın olan denize bakıyor ilk baştaki merakını nefrete çevirmişti ve aylar sonra denize boş boş bakıyor ona yazdığım bir cümle geliyor aklıma 'Yinede sen herşeyden nefret etmeye devam et ileride nefretini de alacaklar tıpkı sevgini aldıkları gibi..' Görüyorum ki ondan nefretini de almışlar..

Bana dönüyor alaylı bir gülümsemeyle soruyor 'Onlar bizi denize atarken biz yüzmek istemedik diye suçlu olduk ama bence bizim asıl suçumuz o denizde hepsini boğmamak değil mi?' Belki biraz haklı belki de haksız ona asıl suçumuzu söyleyeceğim 'Bizim tek suçumuz yıldızları görmek için baş kaldırmaktı' dedim. Yüzündeki alaylı gülümseme soldu ve denizin bu kadar hırçın olmasını kendi ruhumuzdaki isyana benzetti bir süre sustu ve bana meydan okur gibi 'Aylar sonra' dedi derin bir nefes aldı küçük yumruklarını sıktı 'Aylar sonra niye geldin?' diye sordu cevabım gecikmedi 'Sen neden geldiysen o yüzden geldim' Bir an sadece bir an dindi o gözlerindeki denizin dalgaları dişlerini sıktı öfkeyle baktı karşısındaki denize ve 'Buraya gelmeni istemiyorum buraya ne zaman gelsen üzgün oluyorsun buraya ne zaman gelsen ruhundan bir parçayı deniz alıyor' Bu sözlerini duymazdan geliyorum ama 'Saçların hala çok iğrenç görünüyor' demeden duramıyorum ve gerçek bir tebessüm peyda oluyor dudaklarında 'Bana 'bir çocuğun saçları çocukluğunu anlatır' demiştin' diyor ikimizde sanki boğazımıza bir yumru oturmuş gibi derin bir nefes çekiyoruz 'Bana söz ver bir daha buraya gelmeyeceksin' dedi. 'Bana söz ver bir daha saçlarını kesmeyeceksin' dedim. Söz verdik birbirimize ama biz sözlerimizi hiç tutmazdık ki..?

Şimdi 17 yaşındayım onunla konuşmaya çalıyorum o sustukça ben yanıyorum anlatıyorum ona yıldızların sönmediğini papatyaların solmadığını söylüyorum o bana gösteriyor bir yıldızın nasıl kaydığını bir papatyanın nasıl solduğunu bunları kendisini göstererek anlatıyor. Ben büyüdüm ama içimdeki çocuğun büyümesi 12 yaşında durdu...