DÜNYADAN ÖTE

Bazen gölgesi olmasa, nefesi değmese, sesi duyulmasa, adımları silinse dahi düşüncede ya da histe daha büyük bir iz bırakırmışsın.

DÜNYADAN ÖTE

Hem seviyorum hem nefret ediyorum bu dünyadan.
Bir yangın gibi taşımıştım seni yüreğimde. Bir sevmek ki, dünyanın en güzel dizesi olmaya gücün yetsin ve anlat.
Dünya küllerimizi savurdu, yeni bir gezegen fethettik; bu küçük bir çocuğun boyundan büyük işleri başarma heyecanı kadar coşkuluydu. Artık nefes almak kadar elzem, koparılmayacak hayati bir damar gibiydi ruhlarımızın birbirine tutkusu.
Rengarenk yıldızlarımız vardı izlediğimiz, rüzgar uyayan birine çekinerek atılan adımlar gibi narin  sesiyle dolardı kulaklarımıza; elimize bir fırça aldık ve baştan aşağı bir sakarlıkla güzelleştirdik her şeyi. Üstelik özenilmiş dünayanın nankörlüğü gibi değildi; burada sihir, ulaşılmış en imkansız hayal: iyilik ve aşkın kutsanmışlığıydı.
Öyle güzel sevdik ki, binlerce kere süzülse dudaklardan, doldursa sayfaları bir anımız kadar tesirli olabilir miydi ?
Köşedeki sokak lambasını bile seviyorum sırf bir zamanlar gölgen dokundu diye.
Bu dünyaya sevgi duyuşum, senin içinde bulunan güzel ruhun ve anılarının hatrına. Bu dünyadan nefret edişim, böylesi güzel bir tabloya ölüm kanı sıçratışında, beni yokluğuna bile şevkle aşık bırakışına.
Bazen gölgesi olmasa, nefesi değmese, sesi duyulmasa, adımları silinse dahi düşüncede ya da histe daha büyük bir iz bırakırmışsın. Farklı bir yerde olsakta bedenlerimiz aynı anda kavuştu yoğrulmuş kimyasına, ruhlarımız yeni bir yer fethedinceye dek, sonsuzluğa dek bir adım uzakta...