Hayır

Her şey mükemmel gidiyor…

Hayır

“Yarın sınavım var gelemem,” dedi telefonun diğer ucundan. Yarınki sınavını unutarak, tam da sınav saatinde ona buluşma teklifi yapmakla utandım açıkcası. Böylesi küçük potlar kırdığım zamanlarda, kızmaz, aptallığımı yüzüme vurmazdı. Benim anlamamı beklerdi. Çünkü pişman olmayı biliyordum, hatamı düzeltmeyi de. Bu özelliğimi o da biliyordu. Tanınmanın, çok iyi tanınmanın mutluluğunu yaşıyordum açıkçası. 

“Tamam,” deyip kapattım telefonu. Daha fazla uzatıp da canını sıkmak istemedim. Sınav öncesi stresli olurdu. 
Beş dakika sonra kendisi aradı. “Ne oldu,” sorusunu ağzımda bırakarak, “Sınavdan sonra beni, Yaşgünü Pastanesinde, ikinci katta, aynı masada bekle,” dedi. 'Ne oldu?' sorusu gibi ‘Tamam, beklerim,’ cümlesi de ağzımdan çıkmadan kapattı telefonu. Güldüm. Güldüm çünkü biliyordum ki telefonun öbür ucunda yaptığı bu muzipliğe kendisi de gülüyordu. Neden sonra aklıma geldi, iyi de saat kaçta gidecektim pastaneye. Sonra her kpss sınavının standart olarak saat iki de bittiğini anımsayınca rahatladım.
Bu tür buluşmalarda sabah erkenden başlardı hazırlığım. Banyo yapılacak. Elbiseler ütülenecek. (Çoraplarımı bile ütülerdim.) En sevdiği parfüm sıkılacak. Traş olunacak. Traşı sinek kaydı olmuyordum. Kirli sakalı severdi. Sadece yüzümde karartısı belli olan sakalımın etrafını makine ile düzeltiyordum. Saat ikiye doğru hazırlığım bitti. Anneme ne zaman, 'ben çıkıyorum,' desem, hava kararmadan gelmemi söylerdi. Onun gözünde ben hep küçüğüm, tüm anneler gibi.

Son anda hatırladığım, onun en sevdiği beşiktaş amblemli saatini de koluma takıp çıktım evden. Yürüme mesafesiyle beş dakikalık yoldu Yaşgünü Pastanesi. Pastanedeki herkes beni tanırdı. “Oooo Metin beyler teşrif etmişler. Yeriniz hazır efendim,” konuşmaları eşliğinde sanki bir tören havasında ikinci kata benim için ayrılmış olan masaya gider otururdum. Beklediğim gibi de oldu. İkinci kara çıkıp her zaman oturduğumuz masaya oturdum. 

O anı çok seviyordum. Sevdiğim insanı bekleme anı, müthiş huzur veriyordu. Geleceğini bildiğimden olsa gerek umut hep yeşil ışığını yakıyordu kalbimde. Geleceği saati kesin bilsem de önceden yollara bakıp, ona benzer birini gördüğümde o olmasa bile anlık olarak “işte geliyor,” heyecanı mutlu ediyordu beni. Nihayet kapıdan girdiğini gördüğümde ise garsonu çağırdım. Onun ne içeceğini sormama gerek yoktu. Aç da olsa her sınav çıkışı önce sade kahve içer yemeğini sonra yerdi. Ve sonunda gelip oturdu karşıma. Çok mutlu görünüyordu. Sınavının nasıl geçtiğini sorduğumda ise iyi demişti coşkuyla.

Çağırdığım garsonun, “ne alırdınız bey efendi?” sorusu şaşırtmıştı beni.   Çünkü hepsi beni tanır ve hiçbir şey istemeden sevgilimle oturduktan beş-on dakika sonra iki kahve gelirdi. Dalgın şekilde dışarıyı izlerken afallamış gibi kafamı kaldırıp yüzüne baktım. “Beni tanımıyor musun sen?” Dedim. Bu defa afallama sırası ondaydı. Sevdiğim kadının yanında olay çıkarmamak için sakince garsona iki kahve getirmesini söyledim. Lise öğrencisi gibi bir görüntüsü olan bu genç garsonun hala ağzı oynuyordu fakat sesi çıkmıyordu. “Konuşsana bilader,” dedim. Gülecek gibi oldu. “Bey efendi iki kahve diyorsunuz da diğeri kime?” Dedi. Bu saçma soru karşısında sinirlendim. Beynimden vurulmuşa döndüm. Sonra Aysel’i işaret ederek, “görmüyor musun kardeşim?” dedim hiddetle. Masanın örtüsünü çekip, fırlatıp attım ortaya bir hışımla. Gürültüye olsa gerek tanıdığım garsonlardan biri geldi,  “Tamam Metin abi kusura bakma, özür dilerim arkadaş adına , kahvelerinizi hemen getiriyorum,” dedi. Ben de Aysel'den bu tatsız olay için özür diledim. Beş dakika sonra kahvelerimiz geldi. Biz sohbet ederken kızdığım garson ve yanındaki dışarıdan bir arkadaşı uzaktan konuşuyorlardı. Arada bir bize doğru baktıklarından benim hakkımda konuştuklarını anlıyordum. Sonra yine öfkelendim bu rahatsız edici bakışlardan. Masadaki tuzluğu fırlattım üzerlerine. Kürdanları da atacaktım demeye kalmadan oktor sözümü kesti.
"Bu olaydan sonra tekrar pastaneye aldılar mı seni?" 
“Evet sorun yok hep gidiyoruz aşkımla oraya.” 
“Aysel’in tepkisi ne oldu peki?”
“Aysel yanımda ona sorsanıza.”
“Orada Aysel yok. O senin beyninde oluşturduğun kurgu. Kurgu da değil aslında, geçen sene bir pazar günü kpss sınavı çıkışında sonra seninle buluşmaya gelirken yolda araba çarpması sonucu vefat eden sevgilindi o senin. Her pazar günü de aynı saatte o masada oturup birlikte sözde kahve içiyorsunuz. Onun öldüğünü kabullenmelisin. Artık onu unutmalısın. Eğer bir daha insanlara zarar verirsen seni hastaneye yatırmak zorunda kalacağım...” 

nazım | köyce