Hokus Pokus 10.Bölüm

Hokus Pokus

Nisan 7, 2021 - 17:49
Temmuz 3, 2022 - 11:12
 0

1.

Keyifle Okuyun :)

10.Bölüm: Pera

"Bildiği kadar değil, bilmek istediği kadar yaşar insan bu hayatta.''

11.03.2019/ 20:14

Bugün ikinci hayatımda ilk defa çocuk oldum. Hatırlayamadığım hayatımın izlerinden arınarak ilk defa çocuk olduğumu hissettim. Bazıları için ufak bir anı gibi canlanabilirdi gözlerinde, ama benim için durum farklıydı. İkinci hayatımın en büyük eksikliği çocukluğumdu. Evet, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştım, fakat hangi dünyada olursak olalım ya da kaç yaşında olursak olalım, insan içindeki çocuğu özlüyordu. Ben ikinci hayatımda hiç çocuk olmamıştım. Düştüğüm bataklıkta aklımda sadece tek bir düşünce olmuştu. Aileme yapılanların hesabını kesmekti, ancak Arel, bugün bir gerçeği tattırmıştı bana.

İçimdeki çocuk yaşamak istiyordu. Düştüğü kaosu umursamıyor; minik elleriyle toz pembe yaşama sıkıca tutunuyordu. Gülümsedim.

Arel, benim ilk çocuk oluşumu sağlamıştı.

Arel Özbey, benim ilk oyun arkadaşım olmuştu.

Belki bilerek belki de bilmeyerek... Hangisi olursa olsun ben bugün içimdeki çocuğun sesini aylar sonra ilk defa duymuştum.

Yaşat bizi diyordu.

Yaşat.

-İkinci yaşam.

*

Zaman ilerliyor yelkovan akrebi, dakikalar saniyeleri kovalıyordu. Kara bulutlar üzerimize çökmüş sessizlik bize perde oluşturmuştu. Yollardan belki de bir daha uğramamak üzere geçiyor, anılarımıza yaşam sillelerinde yer açıyorduk. Avuç içlerimde dede olarak verilen taşı birkaç kez çevirerek pürüzlü bir hisse kucak açtım. Arel, son taşı ellerime bırakmış, arabaya bindiğimizde yumuşak ses tonuyla, 'Oyunun sonuna kadar bunu sakla.'' demişti. Saklayacaktım, hem de sonuna kadar. Koyu kahve gözlerimi yola doğru çevirip ışıkların yüzüme vurmasına izin verdim. Arel'i sorgulamanın boşuna olduğunun farkında olduğum için sessizliğimi koruyarak oyunun son halkasına kadar taşı tutacaktım. Hem bu taş tüm bunların dışında ilk oyuncağım olmuştu. Gülümsedim, gülümsemem yüzümde yayılırken Arel, bakışlarını yoldan kısa süreliğine alıp bana baktı. Gözlerimiz buluştuğunda gülümseyen taraf bu sefer o olmuştu. Benimkilerden daha açık gözlerini taşa doğru çevirip tekrardan önüne döndü. Bende başımı çevirerek tekrardan yola baktım. Sokak lambalarından sıyrılıp zifiri karanlığa sahiplik eden orman kucak açıyordu bize. Arel, sola doğru dönerek karanlığın davetini kabul etti.

Şehrin içinde olduğuna şüphe ettiğim depoya doğru gidiyorduk. Örgüt, orada toplanacaktı. O esnada defterime yeni bir anıyı yazmıştım. Dudaklarımda yer edinen tebessüm, satırlarımla gülümsemeye dönüşürken kalemimi çantama atıp defterimi kapattım.

''Ne kadar kaldı?'' dedim yanaklarımı şişirerek.

''Kalmadı desek, daha doğru olur.'' diyerek dudaklarını alayla kıvırdı.

Adrenalin tohumu içimde filizlenmiş, aylardır yaptığım eğitimin hünerini göstermek için can atıyordum. Asıl plana dahil değildim, fakat onlara en ufak bir yardımımın dokunmasını istiyordum. Arel, sırıtarak çalıların arasındaki boşluğa doğru arabayı yanaştırmaya başladı. Depoya henüz varmadığımız için neden durduğumuzu anlamamıştım.

''Buradan sonrası bende.'' diyerek kemerini çözüp arkadaki turuncu sırt çantasını eline aldı. ''Senin güvenliğin her şeyden önemli!'' deyip üzerindeki siyah deri ceketi çıkarttı.

Şaşkınlıkla ona bakarken dilim tutulmuştu. Oldukça hızlı hareket ediyor oluşu, kelimelerinden daha çok şaşırmama sebep olmuştu. İnce, bol bir beyaz sweat giyinmişti ve şimdide o beyazlığı yok ederek siyah hırkayı üzerine geçirdi. Parmakları kapalı, deri eldivenleri geçirip bana kısa sürelik bakış attı. O esnada yanımızdan siyah, camları filmli arabalar hızla geçmeye başlamıştı.

''Sakın sesini çıkartma,'' dedi siyah spor şapkayı taktığında. ''Korkma, korkacağın bir şey olmayacak!'' sesindeki naifliği, her an kırılacak bir vazoyu tutar gibi konuştuğunu fark ettiğimde dudaklarımı birbirine bastırıp konuşmaya başladım.

''Korkmuyorum.'' dedim fısıltıdan farksız sesimle.

''Gözlerin öyle demiyor ama?!'' dedi benim gibi fısıltıyla konuşarak.

Arel, söyleyene kadar fark etmemiştim. Korkuyor muydum? hayır, korkmuyordum. Başımı iki yana salladım, ben sadece tedirgindim. Arel, çantadan bir şişe çıkarıp diklediğinde bakışlarımı ondan çekip kemerime yöneldim, oldukça rahatsız etmeye başlamıştı.

''Öncelikle korkmuyorum,'' dedim tok sesimle. ''ayrıca şu lanet kemere kaç para saydın!''

Arel, şişeyi çantasına geri koyduğunda alayla karışık gözlerini üzerime dikti. O sırada kemeri çıkartmakla uğraşıyordum ve o bir anda gülmeye başladı.

''Romantik komedilerde de hep böyle olmaz mı?'' daha çok güldü. ''Ama ben esas oğlan değilim.'' dedi kahkahasını histerik gülmelere çevirerek. Gözlerinde keyif aldığını belirten bakışların ardına bambaşka bir duygunun geçişine tanıklık ettiğimde kemeri sonunda çıkarabilmiştim.

''Ayrıca, ortam hiçte o türe uymuyor ha?'' diyerek çenesini dikleştirip üsten bir bakış attı.

''Arel, ne zırvalıyorsun?'' az önce içtiği şişe aklıma geldiğinde yüzümü buruşturdum.

''Vişne suyu.'' dedi tek nefeste.

''Ne!'' diyerek anlık tepkimi verdim.

Gözleriyle şişeyi gösterip, ''Alkolü sevmem, içtiğim şey vişne suyuydu.'' şişeyi önümde sallayarak, ''tadına bakabilirsin.'' deyip şişeyi kucağıma bırakıp arabadan indi.

Kucağımda şişeyle kala kaldığımda Arel, arabanın kaportasının önünde çömelmişti. Alkol içtiğini düşünmüştüm ama yanılmıştım. Derin bir nefes alarak kapıyı açıp yanına doğru ilerledim.

''Neden vişne suyu?'' dedim yanına geldiğimde.

''Sus,'' göz ucuyla bana baktı. ''düşünüyorum.''

''Bende geleceğim değil mi?'' diyerek başımı sağa yatırıp ona baktım.

Bayık bakışları bana döndüğünde elleriyle yüzünü sıvazladı.

''Susmaktan ne anlıyorsun sen?'' diyerek sitem etti.

''Cevap vermemekten ne anlıyorsun sen?'' dedim vücudumu ona doğru döndürerek.

Sinirli çıkan sesim Arel'in sağ tek kaşının havalanmasına yol açtı.

''1. Sakinleşmek için içiyorum, 2. Sen hiçbir yere gelmiyorsun.'' işaret parmağını bana doğru savurdu. ''Unutma, normalde bu planda yoktun. Şimdi de dahil olamazsın.'' dedi.

Toprak zemine oturmuş ellerini toprağa sürtüyor bakışlarını bir an olsun yerden çekmiyordu. Ayın, yüzümüze acıyarak verdiği ışıktan zar zor yüzünü seçebiliyordum Arel'in.

''Sadece yardım etmek istemiştim.'' yanına çömeldim.

Elleri durdu, bakışlarının donuklaştığını hissettim. Ağır ağır başını bana çevirdiğinde hislerimde yanılmadığımı anlamıştım. Dudaklarını birkaç sefer aralayıp kapattıktan sonra alt dudağını dişlerinin arasına alarak konuşmamayı tercih etti.

''Konuş.'' dedim ciddi gözükmeye çalışarak, ama Arel'in ruhani değişimlerine anlam veremediğim için şaşırmadan edememiştim.

''Seni kırdım mı?'' dedi, sesi tıpkı az önceki kadar naif, kırılgandı, ama bu sefer oldukça kısıktı.

Böyle bir soruyu beklemediğim için tıpkı az öne onun yaptığı gibi birkaç kez dudaklarımı aralamış ama ne diyeceğimi bilemediğim için susmak zorunda kalmıştım. Yutkunarak bakışlarımı kaçırdım.

Arel'in bakışları eski halini alırken konuşmaya başladı. ''Amacım seni kırmak, incitmek değil. Güvende olduğundan emin olmak.''

''Benim güvenliğimi bu şekilde mi sağlayacaksın?!'' dedim, etrafı göstererek.

''Mekan önemli değil, önemli olan o mekanı kiminle paylaştığın.'' gözlerine ciddiyeti yerleştirip. ''5'te 5 senin için en güvenli yer.'' dedi.

Derin bir nefes verip bıkkınlıkla ofladım. Ellerimi iki yana açtığımda ''Sana nasıl yardım edebilirim?'' dedim.

Gözlerini tekrardan toprak ve taşlarla dolu zemine çevirdi. Sessizce ondan gelecek cevabı beklediğim de ellerini tekrardan toprağa sürtmeye başlamıştı. Yanımızda geçen arabaların seslerini umursamıyor oluşuna dikkat ettiğimde aslında şu anda zihnindeki tilkileri birbirine bağladığını anladım. Dudaklarını alayla kıvırıp, ''Direksiyona geçeceksin ve ben geldiğimde gaza basacaksın.'' dedi sırıtmasını genişleterek. ''Böylelikle zamandan kazanmış olacağız.''

''Tamam,'' diyerek başımı onaylarcasına salladım. Sebebini bilmesem de sonuç olarak ona yardımım dokunacaktı.

''Birde lütfen ama lütfen sus.'' dedi sol elini havaya kaldırıp yüzünü buruşturarak. ''Sorularını sonraya sakla. Kural 8: sessizliğini koru.'' yüzüne geçirdiği siyah maskeyle üzerini silkeleyip ayağa kalktı. Son söylediği aramızda keskin bir rüzgar etkisi yaratırken elini uzatıp kalkmamda yardımcı oldu.

Arkasını dönüp ilerlemeye başladığında birkaç adımda yanına ulaşıp kolunu tutarak bana dönmesini sağladım.

''Kaç dakikaya, saate burada olursun?'' dedim kol saatini göstererek.

''Bana sadece 1 saat ver.'' Başını bana doğru yaklaştırıp, ''Olası bir durumda beni bekleme.'' deyip arabayı gösterdi. ''Ve git.''

Ona karşı koymanın anlamsız olduğunun farkında olarak arabaya doğru adımladım. Arel'de çalıların arasında kaybolurken geriye sadece siyah asker botlarının bıraktığı izler kalmıştı. Simsiyah, tıpkı bir gölge gibi karanlığa karışırken yaptığım tanımlamaya gülümsedim. Karanlık, örgütü temsil ediyor ise Arel de karanlığın gölgesiydi. Gerçek manada bir gölgeyi andırıyordu. Bu sadece bugün için geçerli değildi. Geçmişten bugüne ve geleceğe karşı yaptığı tüm işleri de kapsıyordu.

Gölgeler yaşamın sonuna kadar peşimizi bırakmazdı. Nereye kaçarsak kaçalım hep bir adım önümüzde ya da arkamızda olurdu. Bazen ise yanımızda. Güneşin haritasına göre yer aldığı konumu değiştirirdi. Arel Özbey, gölgenin ta kendisiydi. Arel Özbey'in zihni güneşin haritasını temsil ediyordu.

Alayla kıvrılan dudaklarımı tek bir çizgi haline dönüştürdükten sonra sürücü koltuğuna geçtim. Resmi olarak ehliyetim yoktu ama Pars'ın öğretimiyle çoğu sürücüden daha iyi olduğum kesindi. İlk öğrendiğim anı hatırladığımda gözlerimi devirdim. Nereden bilebilirdim ki frenin bozuk olduğunu. Birde ciddiyete bürünerek bana 'Bilerek durdurmuyorsun değil mi?' demişti. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemediğim için boş boş yüzüne bakmıştım. İyi ki arabayı yavaş kullanıyordum ki durdurabilmiştik. Tabi ne kadar durma denebilirse? bildiğiniz ağaca çarpmıştık! Saatler sonra öğrenmiştik ki Safir, araba üzerinde birkaç şey deniyormuş. Kablolar ile ilgili, Pars'ta onun kullandığı arabayı alınca ortalık karışmıştı. Pars'a alınmamıştım, çünkü günlerdir Vina ile beraber dövüş dersleri alıyordum ve vücudum ağrıdan çekilmeyecek vaziyette olduğu için sürekli erteleme niyetindeydim. Tabii... sonuç olarak Pars'ın istediği olmuştu. Sonuç her ne kadar kötü olsa da.

Arel'in fermuarını açık unuttuğu sırt çantasını elime aldım. Fermuarını çekerken içinde ki gri defter dikkatimi çekmişti. Bunun yanlış olduğunu düşünerek gözlerimi defterden alıp merakımı bastırmaya çalıştım. Aslında bunu keşke yapmasaydım diyordum, çünkü çantanın dibinde silah vardı. Kaşlarım çatılırken Arel'den böyle bir şey beklemediğimi itiraf etmeliydim. Az önce giderken yanına almamıştı. O zaman neden çantasında taşıyordu ki? gerilmiştim. Tedirginlikle çantayı kapatıp yan koltuğa bıraktım. Ellerim direksiyonu kavrarken dudaklarıma dişlerimin arasına alıp farkında olmadan dişlemeye başlamıştım. Acıyla inlediğim de daha fazla dayanamayacağımı bildiğim için çantadan defteri çıkarttım.

Defteri elime aldığımda gözlerimi sıkıca yumdum. İçimden dakikaları sayarken gözlerimi açtım. Neden bu kadar merak ettiğimi elbette biliyordum. Arel'de tıpkı Pars gibi kapalı bir kutuydu. Fakat Pars'ı az çok çözmeye başlamıştım. Ama Arel söz konusu olduğunda durum böyle olmuyordu. Arel'e güvenmek, sevmek, destek olmak ve daha nice duygu bana oldukça yabancı geliyordu, çünkü o kutunun içinde nelerin barındırdığını henüz kestiremiyordum.

Bugün ilk defa ona karşı bir duvarım yıkılmıştı. Ona karşı tüm duvarların yıkılmasını istiyordum, çünkü bana göre Arel Özbey domino taşlarının düzenini bozacak tek kişiydi.

Defterin ilk sayfasını açtım, farklı farklı figürler beni karşılamıştı. Anlamadığım için bir sonraki sayfaya geçtiğimde gözlerim irileşti. Yazıyı sesli olarak dile getirdiğimde bunu hiç sorgulamadığım aklıma dank etti. Altında da 2 yıl öncesine ait bir tarih vardı.

''Sadece piyano.'' kelimelerin altında erkek eli olduğu belli olan bir çizim ve etrafında oluşan notalar vardı. Sayfanın altında Arel'in imzasını gördüğümde bunu onun çizdiği düşüncesi beni daha çok şaşırtmıştı.

Yan sayfada ise hangi kuş figürüne ait olduğunu bilmediğim, sayfayı kanatlarıyla kaplayan bir adet kuş vardı. Resmin altında ise ''Umut, kanatlarında saklı.'' yazıyordu. Yutkunarak Ceren'in geçmişi zihnimdeki çarkları döndürmeye başladığında kuşun kırlangıç olabildiğini düşündüm. Tıpkı önceki resimde olduğu gibi bunda da kendi imzası vardı.

Sayfayı çevirdiğimde Deniz kızı figürü karşıladı bu kez beni. Diğer iki resimden farklı olarak bu kez birkaç kelime daha vardı.

Ariel, Gazel ve Arel'in dünyaya seslenişi,

Güneşin iblisleri kavurması,

Yeryüzünün gökyüzüne gebe kalmasıydı. Ve yine aynı imza.

Diğer sayfaların boş oluşu bu defterin yeni olduğunu anlamamı sağlamıştı. Pars, Ceren, Gazel ve kendisini resmediyor oluşu içimin burkulmasına yol açmıştı. Defteri kapattığım sırada en arkada, yazıyla karışık resmi görmemle tekrardan açtım.

Dünya kaosun, döngüsü.

Yaşam ipleri, hayatın cilvesi.

Sükunet, insanlığın en büyük serveti.

Adalet, dünyanın balyozu.

Kanunlar yalanların, göstergesi.

Ve ruhlar kozasından çıkmayı bekleyen kelebek.

Altına attığı imzayla beraber çizdiği resim kalp ritmimin değişmesine yol açtı. Cümlelerin ahengi ve resmin güzelliği beni büyülemiş, etkisi altına almıştı. İnce bir ağaç dalında yarık bir koza resmi vardı. Yarıktan bir adet kelebek kanadı çıkıyordu. Hayranlıkla, kurduğu cümlelerin yanı sıra çizim yeteneğine de bayılmıştım. Arel'in insanı şaşırtmaması asla mümkün değildi. Bugün, 5 taş oynadığımızda gözlerinde gördüğüm o çocuksu ifade, normal iki insanın atışması gibi beni sinir edişi, ayrıca ilk karşılaştığımızda sivri dilliğinden; ellerimde tuttuğum deftere kadar geçen sürede Arel'in karakterini çözmeyi denedim. Faydasızdı bu yaptığım, ama Arel Özbey'in bulmacalarını bir gün çözeceğimden emindim. O günü iple çekiyordum.

Bunların yanı sıra Pars'ın kurduğu kelimeleri Arel'inde kullanıyor oluşu ikisini birbirine ne kadar benzediğini fark etmemi sağlamıştı. Defteri son kez karıştırıp içinin boş olduğunu görerek geri çantaya bıraktım. Fermuarını kapatıp kendi çantamın yanına, yan koltuğa bırakırken düşüncelerimin, dolmaya başlayan odalarımda yankılanmasına izin verdim. Cevap bulamıyor oluşum, o yankının tekrardan bana dönmesine yol açmıştı.

Telefonumu çıkartıp saate baktığımda Arel'in gidişi üzerinden yalnızca yarım saat geçtiğini gördüm. İçimden planın tamda istediğimiz gibi işlemesi için dua ediyordum. Planın tamını bilmiyor olsam da Arel'in neden gittiğini tahmin etmek zor değildi. Örgütte herkes tek tip araç kullanır, aynı sahte plakayı takar, farklı yollardan buluşma noktalarına gelirlerdi. Arel'de bugün o arabalardan birinin sahibini devirmek için ilk adımını atıyordu.

Yavuz Vecdi, kozmetik şirketi adı altında uyuşturucu ticareti yapan adamdı. Örgüte 7 yıl önce katılmıştı. En eski üyelerden biri olabilirdi, ama en zayıf halkada 5'te 5'e göre oydu. Peyami Hunlu, Halide Balaman ve Faris Gevheri'den sonra örgütte kötü işlere bulaşmış kişilerden yalnızca bir tanesiydi ancak silik bir gölgeden başka bir şey değildi. Yaptığı işlerin başarıyla sonuçlanmasının tek nedeni de örgüte üye olmasıydı.

Duygularıyla hareket eden her piyon ölümün pençesindeydi. Yavuz Vecdi ise bu üç büyük insanın arkalarında kalmakta kibir, kıskançlık ve en iyisi olma düşünceleri kalbinde yer edinmiş, zihni ise türlü ittifaklar yapmasına itilen biriydi.

Bizim amacımız ise ağzından gerçekleri döküp ateşimize ilk közü atmaktı.

Rüzgarın uğultuları karanlık ormanda dolaşırken yapraklar bir düzene itaat ediyormuş gibi sırayla yere düştü. Ormanın içinde tek başıma kalmıştım fakat korkuyu hissetmiyordum. Evet, korku beni canlı tutardı fakat yine aynı korku, beni bitirebilirdi. Sakince direksiyonu kavradım. Arel'in gittiği yöne doğru baktığımda bir karartının koşarak arabaya doğru geldiğini fark ettim. Arel, olup olmadığından emin olmadığım için direksiyondaki ellerim anında sıkılaşmış, arabayı çalışır duruma getirmiştim.

Ayın, ışığından yararlanarak gelen kişinin yüzüne baktım. Yüzünü seçemesem de derin bir nefes verdim, çünkü gelen Arel'di, adımlarından belliydi. Çantaları arkaya bırakıp arabanın kilitlerini açtığımda o da hızla yan koltuğa attı kendini. Nefes nefese kalmıştı.

Çantamdan çıkardığım suyu ona uzatarak, ''İç bunu.'' dedim.

''Arabayı yola doğru yanaştır, toplantı erken bitti.'' dedi suyu içerek.

Dediklerini yapıp sağa doğru kıvırdım direksiyonu. Arel'den işaret vermesini bekliyorken önümüzden 2 araba arka arkaya geçti. Arel'e tekrardan baktığımda dudaklarını birbirine bastırdı.

''Bunlar değil,'' şişeyi çantama koyup, ''3. konvoydan sonra hızla çık.'' dedi.

Başımı sallayarak beklemeye başladım. Dediği gibi az önce ki gibi arka arkaya 2 konvoy daha geçmişti. Sıra Yavuz'a gelmişti. Arel'in nasıl ayırt ettiğini bilmesem de ona güvenmekten başka çarem yoktu.

''Bas bas bas!'' diyerek heyecanını benimle paylaştı.

Sakin kalmaya özen göstererek takip mesafesini bırakarak sürmeye başladım. Ormanlık yoldan otobana girdiğimizde önceki araçlar yok olmuş, sadece Yavuz'un arabası kalmıştı. Otobanın kenarlarında tek tük ışıklar arabanın plakasına vurduğunda koyu renkli çizikleri fark ettim. Arel'in yaptığına yemin dahi edebilirdim. Ona bakıp sırıttığımda o, da aynı şekilde karşılık verdi.

''Buradan sola dön, ardından dümdüz sür.'' eliyle ilerideki kavşağı gösterdiğinde, ''Önlerine çıkacağız, o yüzden arabayı onlara doğru kes tamam mı?'' deyip bana baktı.

Ciddiyetimi koruyarak, ''tamam.'' dedim.

Dediklerini yapıp gaza bastım. İşlek caddelerden birine çıktığımızda dümdüz sürmeye devam ettim. Işıkları umursamadan hızla şeritlerden geçerken Arel'in sağa doğru yaptığı işaretle arabayı sağa doğru çevirdim.

Gerçekten dediği gibi önlerine çıktığımızda Arel, sinsice gülüp maskeyi tekrardan takarak, çantasından silahını çıkarttı. Camlar filmli olduğu için gözükmüyordum. Bundan dolayı ikimizde rahattık. Arabalardan sadece birini durdurmuştu ve diğer araba hiç farkında olmadan ilerlemeye devam ediyordu. Arel'in alay ederek ettiği küfürleri duymazdan geldim. Yavuz'un arabasının arkasına iki tane tıpkı kendi bindiği arabayla aynı olan araçlar durduğunda kaşlarımı çattım. Plan'ın tamamını bilmediğim için bu kısım benim için sürpriz olmuştu. En arkadaki arabadan Pars, indiğinde güvenle soludum. Arel, başıyla selam verirken Yavuz'un arabasından üç tane ellerinde silahlı adamlar indi.

Arel, gülerek adamlara bakıp, ''Yavuz'u verin canınızı bağışlayayım.'' dedi.

''Yavuz bey, bu adamları tanıyor musunuz?'' dedi, arabadan elleri silah tutan bir kız inerek.

Bakışları Arel'in gözlerine değindiğinde şaşkınlık yüzünde yer edinmişti. Arel'i tanıdığını o an anlamıştım.

Pars, arkadan gelip silahlı adamlardan birinin kafasına sert bir darbe indirdiğinde Arel'de hızla diğer adama döndü. Genç kadın, şoka girmiş ifadesiyle olayları izlerken bende onun gibiydim. Pars, yerde yatan adamın silahını köşeye fırlatıp adamlardan birinin boğazından tuttuğu gibi arabaya yatırdı. Pars'a göre oldukça çelimsiz olan adamın silahı usulca yere düştüğünde yüzü, nefessiz kalmanın etkisiyle kızarmıştı. Pars'ın kimseyi öldürmeyeceğini bildiğim için Arel'e tekrardan döndüm.

''Beni tanımamanı tercih ederdim.'' yere serdiği adamın elini ezdi, ''Ademde elmayı yemişti ve cezasını almıştı. Sıra senin.'' dedi gözlerine ateşin kıvılcımlarını eklediğinde. O da kadının kendisini tanıdığını anlamış buna atıfta bulunmuştu.

Genç kadın, ani bir hareketle geriye dönüp takım elbiseli bir adamı çıkartıp silahı şakaklarına dayadı. Pars, ifadesiz yüzüyle kadını izlerken o adamın Yavuz olduğunu anlamıştım. Arel, küçümseyici bakışlarını kadına yönelttiğinde Pars, şapkasını öne doğru çekerek yüzünü sakladı. Genç kadın ise siyah botlarının ipleri açılmış vaziyette geri geri gidiyordu.

''Arya, ne yapıyorsun sen!'' dedi Yavuz, korktuğunu belli etmemeye çalışarak.

Arel, dudaklarını büzerek silahıyla kadının eline nişan alıp Arya denilen kızın silahını düşürmesine sebep oldu. Pars, hızla adamı çekerken Arel, silahı uzağa atıp, ''ölmezsin merak etme.'' dedi.

Arya'nın yüzüne hırs hakim olduğunda Arel, yüzüne ciddiyet maskesini takarak kızın öne gelen saçlarını geriye attı. Kız donuk bakışlarla Arel'e baktığında Pars, Yavuz'u hemen önündeki arabaya bindirdi. Kendi de bindikten hemen sonra başını bulunduğum arabaya çevirip sanki gözlerimi görmüş gibi keskin bakışlarla bana baktı. Başıyla kafa selamı verdiğinde görmeyeceğini bile bile gülümsediğim de bindiği araba önümden geçip gitti. O arabada kimin olduğunu bilmiyordum ama örgütten biri ya da kendi adamlarında biri olduğu kesindi.

''Neden böyle bir şey yaptın!'' diyerek ellerini tuttu Arya.

Arel, kızın ellerinden tutup arabaya doğru getirmeye başladığında sırt çantamdaki hırkayı hızla üzerime geçirip başımı kapattım. Gözlerime Arel'in olduğunu tahmin ettiğim gözlükleri taktığım sırada arka kapılar açıldı.

''Abartma, kurşun sıyırdı.'' dedi Arel, kızı arka koltuğa bırakıp kendisi de binerken.

''Şerefsiz!'' diye bağırdı Arya.

Direksiyonda duran ellerimi sıkarak Arel'den yolu göstermesini bekliyordum. Arel, kıza üsten bakışlar atarak silahını kenara bırakıp bana döndü.

''Düz ilerle, kavşaktan sağa döndüğünde bizimkilerin arabası çıkacak önüne.'' diyerek kızın kolunu tuttu. ''Onları takip etmen yeterli olacak.''

Arabayı çalıştırıp gaza bastım.

''Bu yaptığını Faris, öğrendiğinde ne olacak biliyorsun değil mi?'' Arya'nın sesine eklediği imayı ben bile anlamıştım. ''Yavuz'u bu şekilde almamalıydın!'' dedi.

Son söylediği kelimeler zihnimi kurcalarken yan aynalardan Arel'e baktım. Arya'da plana dahil olamazdı değil mi?

Arel, kıza dönüp, ''boş laflar, boş insanlar.'' dedi başını iki yana salladığında, gözlerini devirmeyi de unutmamıştı.

İstemsizce kıkırdadığımda Arel, sırıtarak aynadan bana baktı. Arya'da bana doğru döndüğünde dikkatini yeni yeni bana veriyordu.

''Ses tellerini keseceğim senin!'' dedi bir anda. ''K*ltak!''

Sesimden beni tanımayacağını bildiğim için konuşmaya başladım. ''Boş laflar, boş insanlar.''

Arel'in cümlesi oldukça hoşuma gitmişti ve bu sözün Arya'yı sinir ettiğini bildiğim için kullanmıştım. Arel'e yan aynadan baktığımda onun, zaten bana baktığını görmemle dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Tek kaşını kaldırıp alayla dudakları kıvrılırken sırt çantasını işaret etti. Söylediğim söz onunda hoşuna gitmişti.

Sol elimle direksiyonu kavrarken sağ elimle çantaya uzandım. Çantayı ona verdiğimde içerisinden bir şişe ve bez çıkardığında sırıtıyordu.

''Çok konuşuyorsun,'' bezi, kızın dudakları ve burnu arasındaki mesafede baskı yaptığında fısıltıyla konuşmaya devam etmişti, ama ben dediklerini kelimesi kelimesine duymuştum. ''İstediğin gibi kesebilirsin.'' dedi tok sesiyle.

Yüzümü sabit tutmaya özen göstererek dediklerinde bir mantık aradım, ama bulamadım. Bilerek mi demişti bunu? bilerek deseydi benim duymamı umursamazdı. Ama o umursamıştı. Dudaklarımı birbirine bastırıp kavşaktan döndüm, dediği gibi önümüze az önceki arabalardan biri çıkmıştı.

*

Önümüzdeki araba durduğunda bende arabayı durdurdum. Bir başka depoya gelmiştik. Arel, Arya'yı kucağına alıp indiğinde bende peşinden indim. Pars'ta Yavuz'u belinden sıkıca kavramış, deponun içine doğru sürüklüyordu. Deri ceketimin üzerine hırkamı giyindiğim için oldukça rahatsızdım, fakat şu an bunu umursayamazdım.

Hava gecenin çöküşüyle sabaha göre daha soğuktu. Üşüdüğümü hissetmeye başladığım için atkımı yüzüme dolayıp Arel'in arkasından ilerledim.

''Kapıyı kapat.'' Arel'in düz sesiyle beraber depoya girdiğim gibi kapıyı kapattım. Kolilerin arasında ilerlerken Arel'in ara sıra bana baktığını hissediyor, ona bakmamakta ısrar ediyordum.

''Pars, sıkı bağla.'' yabancı bir kız sesi duymamla kaşlarımı çatarak başımı yerden kaldırdım.

Şaşkınlıkla aralanan gözlerim, omuzlarının biraz altında mavi saçlarıyla sandalyeyi ters çevirip oturan kızla buluştu. Ela gözlerini bana çevirdiğinde sırıtmaya başladı.

''Bağlıyorum zaten.'' dedi Pars Yavuz'un kollarını arkadan bağlarken.

Kızın bakışları Arel'in kucağındaki kızla kesiştiğinde öfkeyle parıldamaya başladı. Ya da kıskançlık, emin değilim.

''O kıza nasıl dokunursun!'' diyerek Arel'e bağırdı.

İkisi arasında bakışlarım dönerken Arel, gülerek kıza baktı.

''Nasıl taşımam gerekiyordu acaba?''

''Bana söyleseydin ben taşırdım.'' diyerek ellerini yumruk yaptı.

''Susun artık.'' Pars'ın konuşmasıyla ona doğru ilerledim. Sanırım en çok onun yanında kendimi iyi hissediyordum. Mavileri bana doğru döndüğünde dudaklarını birbirine bastırıp gülmemeye çalıştı.

''Ne var?'' dedim kollarımı birbirine kavuşturarak.

Telefonunu çıkartıp resmimi çektiğinde dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Konuşmama izin vermeden resmi gösterdiğinde bende gülmemek için kendimi zorladım. Arel'in gözlüklerini çıkartıp kahvelerimi Pars'tan alarak sahte kızgınlıkla baktım.

''Tipe bak?'' söylene söylene Yavuz'un ayaklarını bağlarken ayağımla onu iteledim.

Yüzümü susması için şekilden şekle sokarken, ''bu kızlarda kim?'' dedim.

''Duyabiliyorum seni Vuslat.'' mavi saçlı kızın sesini duymamla beraber irkilerek ona doğru döndüm. Kaşlarım istemsizce havalanırken sesini daha önce duyduğuma kanaat getirmiştim.

Yanıma doğru adımlamaya başladığında Arel'de, Arya'yı bağlıyordu. Dudakları alayla kıvrıldığında gözlerini önce gözlüğe ardından bana çevirmişti.

''Gözlük yakışmış,'' dudaklarını birbirine bastırıp şapkamı indirdi. ''burada çekinmen gereken kimse yok.'' diyerek elini bana doğru uzattı.

Pars ve Arel'e baktığımda ikisi de yüzlerine ifadesizliği takınmış, boş bakışlarla bir bana birde mavi saçlı kıza bakıyorlardı.

''Örgütün 7.üyesi Pera.'' dedi gülümseyerek.

Yüzümü sabit tutmaya büyük özen göstererek ellerini tuttum. Tahminim doğru çıkmıştı. Pars'a yardım eden kişi örgütten biriydi. Arel ve pars bakışlarını benden alırken kızın ellerini sıkarak konuştum.

''Biliyorsun, ama tekrar edeyim.'' dedim. ''Vuslat Sözen.''

''Seni, senden duymayı yeğlerim.'' dedi sağ kaşını kaldırarak.

-

•Bölüm sonuu... Fikirler neler canlar?

•Karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz?

• Arel hakkında ne düşündüğünüzü ayrı merak ediyorum...

• Pera diye biri katıldı çeteye:) Tahminleri alalım.


&Pera

Yorum yapmayı unutmayın canlar

Hoşça kalın♡

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Edanuryd "Her şey burada bir masal gibi ya da yine kafam iyi."