Hokus Pokus 27.Bölüm

Hokus Pokus Finale Doğru Son 3

1. Hokus Pokus

Lütfen bölüme geçmeden önce şarkının türkçesini okuyun:)

Bölüm müziği: Aeron- Lili

İyi Okumalar:)

27.Bölüm: LİLİ


Dakikalar geçmişti. Ceren uykuya dalmıştı fakat ben yatakta dönüp durmaktan başka bir şey yapmıyordum. Uykuya dalmaktan korkuyor öte yandan yeni anılarımızı göreceğim diye bâyram sabahına uyanan çocuk kadar şendim. Kulağıma kısık bir melodi geldiğinde merakla doğruldum. Gri bol hırkamı üzerime geçirip koridora çıktım. Arel'in odasından geliyordu ses. Adımlarım birkaç adım gerilerken gidip gitmeme arasında kararsız kalmıştım. Hafif slow müzik söze girdiğinde yutkundum. Tanıdık gelen melodiyle afalladım. Adımlarım benden habersiz ilerlediğinde. Aralık kapıdan içeri girdim. Arel kitaplığını kenara çekmiş gizli bölmesi olan bir oda çıkmıştı ortaya. Şaşkınlıkla ilerlemeye devam ettim.

Dudaklarımı stresle dişlerken kitaplığın tam yanında durdum. Arel'in açık kestane saçları ışık girmeyen odada koyulaşmış. Çocuksu yüz hatları sertleşmişti. Elinde birden fazla fırçayla duvara resim yapıyordu. Tamamen dalmıştı. Kendini dünyadan soyutlamış kızarık gözlerle resim çiziyordu. Elleri titriyor gözleri zaman zaman doluyordu. Yutkundu. Ensesini sıvazlarken şarkı başa sarıyordu. Gülümsemeye başladı. Şarkıdaki erkek vokalist söze girerken Arel'de fısıltıyla mırıldanıyordu. Sesindeki naiflik uykumu getirmişti. Fakat onun bu kendini kaptırmış hali her şeyden önemliydi. Sırf bu yüzden uykumu deffettim.

Çizdiği resme baktım. Küçük bir çocuğun yüzüydü bu. Simsiyah boyayla çizilmiş, elleri dudaklarına kapanmıştı. Ağlayan gözleri ve irileşen hareleri yardım diliyordu sanki. Arel, siyah boyayı resimdeki oğlan çocuğunun arkasına doğru savurdu. Kırık bir kanat çizerken elleri durdu. Fırça elinden kayıp düştüğünde. Yaslandığım yerden doğruldum. Elleri şiddetle titriyordu. Yüzünü yavaşça bana döndürdü. Yüzü şişmişti. Elleri, kemikli elleri kıpkırmızıydı. Bu görüntü zaman zaman elleri ve kollarının neden kızardığın kanıtıydı.

"Mırıldanıyordun..." dedi inanamayarak.

Gözlerimi kaçırdım. Melodiye gerçekten aşinaydım.

"Güzel şarkıymış."

Dalgın ifadesiyle "öyledir." dedi.

Sarsak adımlarla ilerleyip şarkıyı kapattı. Saçlarını karıştırırken gözlerini kaçırıyordu. Omuzları çökmüş ne yapacağını bilmez haldeydi.

"İyi misin sen?" dedi yerden boyaları toplarken.

"Senin gibiyim." deyip elindeki siyah boyayı aldım. Çarpık bir şekilde gülümsedi. "Resmî bitirmemiştin, tamamla."

"Resmin tamamlanmış hali bu." dediğinde üzerime ağırlık çöktü.

"Ama kanatları..." derken sesim çatallaşmıştı. "Yarım kaldı."

Arel boyaları alt rafa dizdiğinde ensesindeki küçük yazı dikkatimi çekti. Lili... italik yazıydı.

"Kanatları hep yarımdı ve yarım kalacak."

Yanına gidip çömeldim. "Belki de tamamlanacağı an gelmemiştir." dedim doğrudan.

Elim dövmesine değdiğinde irkilerek geri çekildi. Gözleri irileşmişti. "Bunu bir daha yapma! Canın yanar."

Histerik güldüm. Daha ne kadar canım yanabilirdi ki?

"Şarkıdaki kelimeyi dövme yapmak..." diye mırıldandım. "Senin için önemli olsa gerek."

Bu sefer o histerik güldü. Alt dudağını dişlediğinde yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesini hissediyordum.

"Önemli... hem de o kadar önemli ki," yutkundu. Dudaklarını yaladı ve tekrardan zorlukla yutkundu. "Her gün her saniye onunla olamadığım için zamanın altında eziliyorum."

İçimde tarifsiz bir duygu oluştuğunda karnıma ağrılar girmişti. Gözlerimi kaçırdım. Kimden bahsediyordu? Onun için kim böylesine önemli olabilirdi? Şarkı tanıdık geliyordu ve şarkının ithaf edildiği kişiyi önceden biliyor gibiydim ve bu canımı daha çok yakmıştı.

"Onun yanına git o zaman." dediğimde sesim titremişti. Avuç içlerimde cam tutuyormuş gibiydim. Çünkü aslında gitmesini hiç istemiyordum.

Acı dolu gülümsemeyle iç geçirdi. Yüz ifadeleri sahiciydi. Üstündeki koy vermişlik havası giderek büyümüştü. Dalgın, acı çeken bir adam vardı tam karşımda. Koca bir adam, çocuk değil.

"Öldü." dediğinde gözlerini kaçırdı. "Bana kalan Sadece bu." Ensesini gösterdi alayla gülerek. Halbuki karşımda acılarından başka hiçbir şeyle beslenmeyen birini görüyordum ben.

Ayağa kalktı. Mavi bol tişörtünü çekiştirirken odadan çıktı. Peşinden çıktığımda ışıkları kapatıp kitaplığı geri yerine koydu.

"Ben... özür dilerim."

"Ne için?" dediğinde masanın üzerindeki şişeyi eline alıp balkona çıktı.

"Karışmamam gereken bir şeye dahil oldum. Sonuçta bu senin özel hayatındı."

Gülmeye başladı ve hatta kahkaha atmaya... Şaşkınlıkla ona bakıyordum.

"Rezil bir oyunun içindeyiz. Ne kirli dolaplar dönüyor etrafımızda ve sen özel hayattan mı bahsediyorsun?" Hâlâ gülüyordu. Yanına gidip koltuğa oturdum. "Özel hayat kaldımıki Kelebek?"

Şişeden birkaç yudum aldı. Alkollü gibi davranıyordu fakat alkol kokmuyordu.

"Al iç." deyip elime bıraktı şişeyi.

Kaşlarımı çattım. Kokladığımda daha çok güldü. Gözleri ışıl ışıl parıldıyordu. İyi eğleniyordu benimle. Kafama diktiğimde yüzümü ekşittim.

"Bu vişne suyu!" deyip inanamayarak Arel'e baktım.

Sakince elini saçlarıma götürüp okşamaya başladı. "Ne bekliyordun kelebek?" deyip gülümsedi.

Nihayet gülüşü durmuştu. Elleri usulca saçlarımda dolanıyordu. Kahverengi hareleride...

"Alkollü gibi davranıyorsun." deyip şişeyi geri verdim.

Hava esiyordu ve o tişörtle oturuyordu. Ayağa kalktığımda eli boşluğa düştü. Odasındaki pikeyi alıp geri döndüğümde yerdeki donuk bakışları beni buldu. Göz göze geldiğimiz o kısacık saniyede harelerindeki soğukluğa ilkbahar gelmişti sanki. Ya da içimdeki Vera öyle görmek istiyordu. Pikeyi üzerine örttüm. Şaşırmıştı. Hem de çok şaşırmış olacakki yüzüne naif bir gülümseme yerleşmişti

Yanaklarındaki boyayı silmek içinde masanın üzerindeki mendili aldım. Elini saçlarıma koyup çenesini koltuğa yaslamıştı. Çenesini hafifçe tuttum. Arel dikkatle beni izliyordu. Her hareketimi kayıt altına alıyormuş gibi bakıyordu. Ezberlemek istercesine...

"Hava soğuk ve sen balkona tişörtle çıkıyorsun. Yüzün boya içinde yıkamıyorsun. Alkol kullanmıyorsun ama sarhoşsun. Bu nasıl oluyor anlatsana..."

"Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanarlar." dedi fısıltıyla. "Bizimki de o hesap."

Yüzüne yaklaştığımda kahveleri koyulaştı. Gözlerimi kaçırıp yüzündeki boyaları silmeye devam ettim.

"Şarkıda neyden bahsediyor?"

Sağ elini çenesine yaslayıp geri çekildi. İç çekerken ağzının içini şişirmişti.

"Kendin öğrenmek ister misin?"

"Nasıl yani?"

"Şöyle yani..." deyip telefonundan şarkının türkçe çevirisini açtı. "Bak bakalım ne anlatıyor."

Başımla onaylayıp telefonu sıcak avuçlarından aldım. Ensesini koltuğa yaslayıp ayaklarını masaya uzattı. Dakikalar geçti. Şarkı bitti... Başa aldım ve tekrar bitti. Birkaç defa tekrarlarken bunu sözlerin ağırlığı altında ezildim. Tekrar tekrar ezildim. Cevaplar önümdeydi ve kartlar daima açıktı.

Arel hatırlanmayı istiyordu fakat hatırlanacak kadar değerli görmüyordu kendini. Sözlerde de dediği gibi her daim yanında olacağım. O hep benim yanımdaydı. Pars ile yaptığım eğitimdede gizliden gizliye bazı günler izliyordu beni. Çocukken korkularımdan arındıranda oydu. Arel benim tek gerçekliğimdi fakat o kendini diplerde görmekten baska bir şey yapmıyordu.

Dışarıdan bakıldığında güçlü sert gözüküyordu fakat içten içe pes ediyordu. Yorulmuştu. Anlaşılmak istiyordu ancak anlatmıyordu. Belki de anlaşılmamaktan korkuyordu. Başımı omzuna yasladım. Ellerini tuttuğumda vücudu kasıldı. Saniyeler ardından ellerimi sıkıca tutup başını başıma yasladı. Göz yaşlarım sessizce süzülürken arel battaniyeyi üzerime doğru örttü. Sessizlik en büyük çığlıktı. Her ikimiz içinde geçerliydi bu. Lili... O bizim yerimize her şeyi konuşmuştu.

Yanımdaki bu adam renksiz bir hayalete dönüşmüştü. Oysaki hayatın en güzel resmi onun içinde saklıydı ve o işlenmemiş elmas gibi kenarda bekliyordu. Neden her daim sakin kaldığımı. Anlamıştım artık. Çünkü onu anlamamaktan korkuyordum. Gerçekler karşısında onun beni kaybetmekten korktuğu gibi bende onu kaybetmekten korkuyordum. Yarım kalan anılarımda öğrendiğim net gerçeklik buydu. Bizi birbirimize bağlayan geçmişti fakat geleceğimiz  belirsizdi. Gelecek şimdinin avuclarındaydı ve kelepçelenmiş ellerimizi ayırmak bizim elimizdeydi.

-

Gözlerimi zorlukla aralarken ışık hüzmesi kahvelerime dolmuştu usulca. Arel ile balkonda uyuya kalmıştık. Kollarını sıkıca dolamıştı belime. Ara ara iç çekişleri yüzüme çarptığında kalbimin ritmi yine bozuldu. Başımı göğsünden kaldırdım. Doğrulduğumda Arel huzursuzca yerinde kıpırdandı. Kollarıyla beni kendine çektiğinde  dengem sarsıldı. Yüzüne doğru düştüğümde. Boyun girintisine başım çarptı. Sinirle oflarken Arel beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Arel'in kalbide hızlanmıştı. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Kirpiklerinin uzunluğu dikkatimi dağıttığında başımı iki yana salladım. Biri bizi böyle görseydi çok farklı düşünebilirdi.

"Arel..." diye mırıldandım. "Kalk hadi!"

Beni duymadı. Derin bir iç çekerken vücudunu bana doğru döndürüp kolunun altına aldı.

"Arel diyorum," sesimi hafifçe yükseltmiştim. "Bırak beni."

"Ben o hatayı bir kere yaptım güzelim..." diye fısıldadı.

Şok olmuştum. Ellerim göğsüne, başımı koluna yaslamıştı. Vücutlarımız bir birine dönüktü. Arel'in yanağı saçlarıma değmişti. Kollarıyla mümkünmüş gibi daha çok sardığında kendime yeni yeni geliyordum. Kollarını itelediğimde huzursuzca yüzünü buruşturdu. Hayatında hiç uyku çekmemiş gibi davranıyordu. Gücüm kollarını itmeye yetmezken sinirlenip vücudundan ittim.

"Napıyorsun lan!" Arel yere düşmüştü.

Gözlerimi devirdim. "Sapık falan mısın?" Saçlarımı geriye atıp battaniyeyi suratına attım. "İnsanlık yapıp sessizce kalkmaya çalışıyorum koala gibi yapışıyorsun."

Gözlerini kırpıştırıp sinirle şakaklarını ovmaya başladı. "Yuh, yavaş gel!" Battaniyeyi üzerinden attı. "Ne sapığı ne diyorsun sen!"

Ayağa kalkıp ayağımla bacaklarından iteledim. Böylelikle dengesini kaybetmişti. Sinirle ağzının içinde küfür savurup elimden tuttuğu gibi yere çekti. Kucağına düşmüştüm. Hışımla başımı kaldırdığımda burunlarımız birbirine değdi.

"1. İnsan düzgünce uyandırılır. 2.Koala gibi yapışan yanlışca ben değildim. Gece senide gördük."

Ağzım açık Arel'e bakakaldım. Şerefsiz gibi sırıttığında gözlerimi kısıp "çok gıcıksın biliyorsun değil mi?" dedim.

"Bana bilmediğim bir şey söyle kelebek." Alayla karışık baktı. Yüzü giderek yakınlaşırken "ve 3. Sapıklık nedir görmemişsin sen." deyip kendini bir anda geri çekti.

Gözlerimi kırpıştırdım. Kucağından indirip ayağa kalktı. Elini bana doğru uzattığında elimle ellerine vurup sinirle balkondan çıktım. Kalbim deli gibi atıyordu. Hem de o kadar hızlıydı ki onun bu sesi duymaması imkansızdı. Onunkini de ben duymuştum. Bütün gece ninni gibi gelen o sesi duymamamın imkanı yoktu.

Cerenle kaldığım odaya girip banyoya attım  kendimi. Aynadaki görüntümle adeta çarpılmıştım. Kıvırcık saçlarım kabarıklaşmış, buğday tenim kıpkırmızı kesilmişti. Özellikle yanaklarım... Soğuk  suyla kendime gelmeye çalışırken banyonun kapısı  tıklatıldı.

"Günaydınn... Kahvaltı hazır, hadi aşağı in güzellik!" diye neşeli bir tonda konuştu Ceren.

Güzellik... Aynadan kendime bir kere daha baktım. Ve Arel'in konuşması geldi aklıma. Gözlerimi kapatıp geri açtım. Suyu yüzüme bocalarken kalbim yavaşlamıyordu.

"Bir sıkıntı mı var?" Bu kez endişeliydi sesi.

Kapıyı açıp Ceren'i selâmladım. Havluyla yüzümü  kurularken Ceren çatık kaşlarla süzüyordu beni.

"Güzel bir uyku çektin sanıyordum." dedi imayla.

Havluyu yüzüne fırlattım. Görmüştü bizi. Umarım Gazel ve Pars görmemiştir. Özellikle de pars... Onun şakalarından ölsem kurtulamazdım.

"Başka kim gördü?"

"Bir tek ben." dedi sağ elini havaya kaldırıp.

İçime şu serptiğinde dolaptan mavi kot ve siyah bol bir kazak çıkarttım.

"Gece uyandığımda odada görmeyince  endişelendim."

"Sen hep endişelisin." derken kazağımı giyiyordum.

"Sana bir şey olmasından korkuyorum. Ondan hep bu endişem."

"Sadece ben değil ki... Gazel, Arel ve hatta Pars. Hepimiz için endişeleniyorsun."

Buruk bir tebessüm yer edindi dudaklarında.

"Çünkü siz hayatımdaki tek hazinesiniz."

"Kömür madeni desene sen şuna." derken sesim dalga gecer gibi çıkmıştı. Amacımda buydu. Kaçırdığım enerjisini geri vermek.

"Kömürde bir elmastır." dedi gülerek. "Hadi aşağıya inelim. Çaylar soğuyacak."

Başımla onaylayıp koluna girdim. Gazel ve Pars koltuklara yayılmış birlikte kitap okuyorlardı. Pars'ın sesi sessizliğin ilacı olurken Ceren omzuma dokunup mutfağı işaret etti sessizce.

"Uyandığımdan beri okuyorlar." dedi naifçe tebessüm ederken.

Onları birlikte görmek huzur dolu görmek  mutluğuma mutluluk katmıştı. Ceren bardakları masaya koyarken dayanamayıp mutfaktan çıkıp  holde ikisini izledim. Başımı duvara yaslarken Gazel'in hayranlık dolu bakışları dikkatimden kaçmamıştı. Pars'ın kolunun altına girmiş başını  göğsüne yaslamıştı. Paulo Coelho'nun Simyacı adlı  kitabını okuyorlardı. Arel başını boy hizama getirip görüşümü daralttığında derin bir nefes alıp kaşlarımı çattım.

İkisini gösterdi. "Kıskanmış olamazsın değil mi?" dediğinde sesindeki merak tınısı bariz ortadaydı.

"Kimi kimden kıskanmamı istersin?" deyip kollarımı önümde kavuşturdum. Vücudumu ona doğru döndürdüğümde karşı karşıyaydık.

"Orası senin bileceğin iş."

"O zaman işime karışma." Mutfağa geçtiğimde  Ceren çıkıyordu.

"Kahvaltı hazır demedim mi size!" Dediğinde Pars'ın sesi kesildi.

Cam tarafına oturduğumda her biri sırasıyla içeri girdi. Arel ile göz göze geldiğimizde dik dik Pars'a bakıyordu.

"Çayları soğuttuysanız yenisini doldurursunuz." Ceren'in nidali sesine Gazel asker selamı verdi.

"Ne bakıyon olum!" Pars'ın mavileri belki de ilk defa bu kadar boş bakıyordu.

Arel'in açık kahveleri donuktu. "Çok yakışıklısın ona bakıyorum." Ses tonu buz gibi soğuktu.

"Kardeşim eyvahlayta niyetin farklıysa baştan söylede önlemimizi alalım." Pars dalga geçerek  Gazel'in arkasına saklandı.

Çayı püskürttüğümde Arel anında bana döndü. "Hoşuna gitti sanırım." dediğinde tehditkar sesiyle afalladım.

Arel, beni Pars'tan kıskanıyor olamazdı değil mi?

"Evet, hoşuma gitti." Gazel'in gözleri irileşti. "Sizden mükemmel bir çift olur."

"Bak buna katılıyorum." Dedi anında Gazel. "Ödül  törenine aday olsalar yılın çifti ödülünü net kazanırlar."

"Yalnız iyi fikirmiş yapsak mı bunu?" deyip Gazel'e döndüm.

Bu kez Pars ve Arel şaşkınlık içindeydi. Ceren ise gülmemek için zor duruyordu.

"Bakın arkadaşlar, hiç birimiz homofobik değiliz. Birbirinizden hoşlanıyorsanız söyleyin gitsin."

"Buyur bi de burdan yak" deyip Arel'e döndü Pars.

Ceren dayanamayıp gür bir kahkahayı patlattığında dayanamayıp bende ona katıldım.

"Hayır yani demiyim diyorum ama hayal gücümün asla sınırı yok!"

"Lütfen de de!" diye ısrar etti gazel.

"Düşünsene ikisi gelinlik damatlık giymişler albüm için resim çektiriyorlar."

Pars ve Arel aynı anda yuh çekerken gözleri irilermiş, birbirilerine yandık der gibi bakıyorlardı. Ceren'in hayali Gazel ve beni gülme krize sokmuştu. Arel ve Pars... Cidden mükemmel bir çift olurdu. Tabii yeni evli çiftimize iki gün sonra helva kavurmaya gitmezsek...

-

• Selam herkese ♡☆ Bölüm 3 sonra final veriyoruz... içim buruk öte yandan bir çocuk kadar şen... Yeni bir maceraya atılacağız belki de sizinle. Uzun bir maceranın sonuna geldik nihayetinde.

Sorular:

•  Arel ve Vuslat hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu bölüm duygusal anlamda kırılma noktası oldu gibimsi...

• Gazel ve Pars cephesinde ne gibi durumlar olabilir? Siz onları yakıştırıyor musunuz? Ship ship ;)

• Ceren yine bildiğimiz gibi:))

•Bölüm hakkındaki genel düşünce ve soruları buraya alayım canlar!

Oy ve yorum yapmayı unutmayın.

Hoşça kalın♡☆