KAYIP KRALİÇE

Korku muydu hareketlerimi yöneten?Yoksa mecburiyet mi?Artık kendime soru sorduğumda cevabı veremiyordum. "Binlerce kez pişmanlık yaşadım buraya geldiğim için.Ama asıl ironik olan ne biliyor musun?Buraya geleceğimi bile bile o kovuğa girerdim.Hemde düşünmeden."

1. Kovuk

Korku muydu hareketlerimi yöneten?Yoksa mecburiyet mi?Artık kendime soru sorduğumda cevabı veremiyordum.

Ağustos sabahı beni erkenden uyandıran annem ile dedemin çiftliğine doğru yola çıkmıştık.Sabah 6 ve daha horozlar bile kalkmadı.Arabayı süren babamın yanında annem ve arkalarında müzik dinleyerek uyuyan ben.Klasik yaz tatili etkinliğiydi bu.Ağustos ayının başında tüm Göknar ailesi bir araya gelirdi.Genel olarak ben çiftlikteki bahçemde takılırdım.Tüm zamanım ne kadar şikayet edilirse edilsin kitap okuyarak geçerdi.Onlara göre kitaplarla kafayı yemiştim.

Çiftliğe geldiğimizde zorla açtım gözlerimi.Gördüğüm-aslında gözlerim kapalı olduğu için göremediğim-kişilere günaydın diyerek yanlarından geçiyordum.Uyku bedenimden ayrılmadan ve tüm sülalem toplanmadan biraz daha uyumak istiyordum.Odam hazırlanmıştı bile.Hemen girip kendimi uykuya teslim ettim.

Evdeki gürültüye uyanan vücudum fazlasıyla huysuzdu.Elimi yüzümü yıkadım.Saat 14.15'ti.Öğleni geçtiğine göre herkes gelmiş olmalıydı.Mutfağa gittiğimde yanılmadığımı gördüm.Selamlaşma faslını hemen bitirip kendimi botanik bahçeme attım.Ormanın kıyısında olan bahçem bana dedemin armağanıydı.İçerisi çiçek doluydu ve ortasında salıncak ile minderler vardı.Elimde kitabım kulağımda kulaklığım hayatımın en güzel aktivitesini yapıyordum.

Saat kaç oldu bilmiyorum ama hava kararmak üzereydi.Sanırım artık gitmeliydim.Bahçemden çıktım ve kapıyı kilitledim.Arkamı döndüğümde davetsiz bir misafirim vardı.Sincap gözlerini bana dikmişti.Uzun bir bakışma yaşadık ve o bir anda zıplayıp anahtarımı aldı.

Son hız ormana koşuyordu ve bende peşindeydim.Hediyem olan bahçeyi sincaba kaptırmaya hevesli değildim.Zaten hava çok kararmamıştı ve hemen döneceğime emindim.Sincap bir ağacın kovuğuna atladı.Onu köşeye sıkıştırmanın mutluluğu ile kovuğa eğildim.Hayatımda hata mı yoksa şans mı olduğunu anlayamadığım bir andı bu.Kovuktan aşağı paraşütleymiş gibi indim.Ortada ne sincap ne anahtar ne de az önce elimde olan telefonum,kulaklığım ve kitabım vardı.Ben daha neler olduğunu anlamadan burnuma dayatılan bez ile diğer şokumu yaşadım.Bezin eterli olduğunu anladığımda her şey için çok geçti,bilincim artık benimle değildi.

2. Alerya

Gözlerimi siyah bir odada rahat bir yatakta açtım.Kafam yerinde değildi,olaylara anlam yükleyemiyordum.Zaten olaylar pekte normal değildi.Yavaş yavaş kalktım.Yanımdaki çalışma masasında yemek ve su vardı.Daha nerede olduğumu anlamadan bunlara dokunacak değildim.Odayı incelemeye başladım.Yatağın yanında boydan boya cam vardı ve sonrası balkondu.Gökyüzünde kuzey ışıkleri gibi şekiller vardı ama buradakiler daha fazla,ince ve renkliydi.Gerçekten görsel sölendi bu gökyüzü.Ay,ışıkların arasında parlıyordu.Normal bir zamanda olsam balkona oturup sabaha kadar incelerdim fakat nerede olduğumu çözmem gerekti.

Odanın kapısına yöneldim ama kilitliydi.Kapıya sertçe vurmaya ve bağırmaya başladım.Bağırtıların cevapsız kalınca yerini küfürler aldı ama sesimi duyan kimse yoktu.Kapıyı biraz daha zorladım ama faydası olmayınca geri çekildim.Balkon şu an için dışarı ile olan tek bağlantımdı.Kapısı kilitli değildi.Balkon çok büyüktü.Yere minderler dizilmişti.Salıncak ve projeksiyon ile harika görünüyordu.Büyülenmiş gibi etrafı incelerken amacımı hatırladım.Dışarıya baktığımda bir şok daha yaşadım.Saray gibi bir yerdi burası.Hatta saray olduğuna emindim.Kocaman avlusunda kırmızı kıyafetli askerler dolaşıyordu.Atlamayı düşünmüştüm aslında ama hem çok yüksekti hemde askerler kaçtığımı anlardı.Aklımı kaçıracaktım.Bir sincap yüzünden atladığım ağaç kovuğuyla nereye gelmiştim.Yatağa ilerledim ve uzandım.Biraz dinlenirsem daha sağlıklı düşünebilirdim.

Gözlerimi güneşli bir sabaha açtım.Düne göre daha dinç hissediyordum.Yanımdaki yemekler değiştirilmiş ve kahvaltıya uygun yiyecekler gelmişti.Onlara dokunmadan yerimden kalktım.Acıkmış ve susamıştım ama nerede olduğumu öğrenmem gerekti.Kapıyı tekrar denemeye karar verdim.Bu kez açıktı.Kendimi dışarı attım ve saray tahminimin doğruluğunu gördüm.Her yerde askerler dolaşıyordu ve tablolarda tahminimi doğruluyordu.Sakin görünmeye çalışarak koridorda ilerledim.Merdivenleri inip hızlı adımlarla yürürken arkamdan birisi seslendi.

"Eftelya Göknar,hemen buraya gel."

Arkamı döndüğümde biraz ilerimdeki adamı gördüm.Üstünde askerlerinkinden farklı bir kıyafet vardı ama resmi biri olduğu belliydi.Hızlı adımlarla yanındaki iki muhafızla yanıma yaklaştı.Muhafızlar kollarımdan tuttu.Ben ellerinde çırpınıyor ve bağrıyordum.İnsanların garip bakışlarıyla beraber sürüklendim ve bir odaya itelendim.Dizlerimin üstünde karşımdaki adama bakıyordum.

"Sakin ol Eftelya.Sana zarar vermeyiz.Kısaca aydınlatayım seni.Burası Alerya yani artık yeni evin.Buraya eğitime geldin.Hakan Göknar,yani deden,senin gözcündü ve bizim yanımıza gelmene yardım etti.Doğumundan beri özel güçlerin var ama farkında değilsin.Bunun üzerinde eğitileceksin.Artık Alerya'nın askerisin."

O kadar hızlı konuşmuştu ki tek yaptığım şokla yüzüne bakmaktı.Ben daha ağzımı kapatmadan o tekrar konuşmaya başladı.

"Bu arada ben senin ve diğer askerin eğitmeni Arın Ateş.Tanıştığıma memnun oldum Eftelya."

3. Kraliyet Askeri

"Bu arada ben senin ve diğer askerin eğitmeni Arın Ateş.Tanıştığıma memnun oldum Eftelya."

Şu an bir rüyadaysam hemen uyanmam gerekti yoksa aklımı kaçıracaktım.Arın yanındaki askerlere işaret verdi ve beni kaldırdılar.Çektikleri sandalyeye oturduğumda hala şoktan çıkamayan vücudum tepki veremiyordu.Arın tepkisizliğime sıkılmış gibi karşıma oturdu.

"Bak,biliyorum şu an kafan çok karışık ama anlaman gerek.Özelliklerin sıradan insanlarla aynı değil.Ailenden gelmedi bu.Deden aslında bizim askerlerimizden yani gerçek deden değil.Eğitilmek ve gücünü bulup kontrol etmeyi öğrenmek zorundasın.Yanında biri daha olacak.İkinizde benim sözümden çıkmayacaksınız.Şimdi odana git ve dinlen.Yemek vakti seni kraliyet salonuna götürmek için biri gelecek."

Başımı sallayıp odadan çıktım.Peşimde bir asker vardı.Odama gelince yanımdan ayrıldı.Odamdaki lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım.Aynaya baktığımda bir anda kahkaha atmaya başladım.Kahkaha atarken bir yandan da göz yaşlarımı serbest bırakıyordum.Yere çömeldim ve ağlayarak kahkaha atmaya devam ettim.Kahkaham bir süre sonra hıçkırıklara ve iç çekişlere döndü.Sanırım aklımı kaçırmıştım ve hayal görüyordum.Bu olayların başka açıklaması olamazdı.Şu an gidip uyuyacaktım ve gözlerimi botanik bahçemde açacaktım.Lavabodan çıktım ve yatağa girdim.

Kapı sesiyle aralandı gözlerim.Uyku sersemi olarak kalkıp kapıyı açtım.Karşımda güler yüzlü bir adam vardı.Benim aksime baya mutluydu ve gülümsüyordu.

"Günaydın uyuyan güzel.Ya da iyi akşamlar.Git elini yüzünü yıka ve üstüne değiştir.Kraliyet salonunda seni bekliyorlar."

Rüya değildi ve galiba hayalde değildi.Ben gerçekten boyutlar arası geçiş yapmıştım.Kafamı salladım ve içeri girdim.Elimi yüzümü yıkadım ve odadaki kıyafet dolabına yöneldim.Üstümdekileri çıkarıp bir kazak ile kotu üstüme geçirdim ve saçlarımı bağladım.Şimdi fark ediyordum.Bu odadaki her şey benim tarzımda hazırlanmıştı.Odadan çıktığımda gülen yüz hala kapıda beni bekliyordu.Beni görünce elini uzattı.

"Tanışamadık kusura bakma.Ben Onur.Arın'ın sağ koluyum.Ayrıca sana yardımcı olmak için görevlendirildim."

Bende elimi uzattım tanışmak için "Bende Eftelya.Neden burada olduğuna ve buranın neresi olduğuna hala anlam verememiş galiba özel güçleri olan biriyim."

Bu dediklerim onu daha da gülümsetti.Sohbet ede ede yürüdük.Kocaman bir kapının önünde durduk ve kapı açıldı.Karşımda büyük bir salon ve ortasında uzun bir masa vardı.Masada Arınla birlikte dört kişi oturuyordu.Onur'un yönlendirmesiyle Arın'ın yanına oturdum.O da karşıma geçti.Masanın başındaki adam boğazını temizledi.Sanırım benle yaşıttı ya da biraz büyüktü.Üstünde siyah bir gömlek ve pantolon vardı.Saçları simsiyahtı ve hoş bir havası vardı.

"Eftelya da geldiğine göre artık konuşabiliriz.Ben Alerya veliaht prensi Ares Kılıç.Yanımda oturan kişi kardeşim Aleda Kılıç.Sizin gibi özel güclere sahibiz ama biz eğitim aldık.Sizin aksinize Dünyada değil Aleryada doğduk.Babam,yani Alerya hükümdarı,savaşta ve bu savaş krallığımızı bozguna uğratıyor.Bu yüzden sizi eğitmek için krallığa getirdik.Sorusu olan?"

Masada tanımadığım tek kişi elini kaldırdı.Ares başını sallayınca beni göstererek "Bu kim?" diye sordu.Bu soruya gözlerimi devirdim.Ares cevap verdi.

"Artık yeni ortağın Eftelya,Kayra.İyi geçinin."

Bunlar son sözlerdi.Yemek boyunca konuşmadı kimse.İlk kalkan ben olmuştum ve müsade isteyip odama gitmiştim.Arın yarınki eğitim konusunda beni bilgilendirdi.

Odama girdiğimde uyuyabileceğimi sanmıyordum.Balkona geçtim ve salıncağa oturdum.Anlaşılan artık hayatım normal ilerlemeyecekti.Belki de asıl normal olan buydu.

4. İlk Eğitim

Sabah istemeye istemeye açtım gözlerimi.Daha güneş yeni doğuyordu ama kapı sesi bilincimi açmıştı.Sabah sabah beni uyandıran kişiye çeşitli küfürlerimi iletirken kalkıp kapıyı açtım.Karşımda yüzündeki her zaman olan gülümsemesiyle Onur duruyordu.Şu çocuk sürekli pozitif olmak zorunda mıydı?

"Günaydın uykucu. Az daha uyusaydın bizde yatacaktık az sonra.Hadi on dakikaya hazır oluyorsun,yemeğini yiyor ve eğitime geçiyorsun."

Alay eden sesine gözlerimi devirdim.Kapıyı kapattım ama hala orada beni beklediğini biliyordum.Artık normal geliyordu bana sanki hep buradaymışım gibi.Hazırlandım ve üstümde mavi büstiyer ve siyah tayt vardı.Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapıp çıktım.Tahmin ettiğim gibi kapıda beni bekliyordu.Dün gittiğimiz salona girdik ve kahvaltıya başladık.Dünkü kadro aynı şekilde masadaydı.

Yemekten sonra bahçeye çıktık.Arın,Ares,Onur,ben ve Kayra birlikte yapacaktık ilk eğitimi.Ares sadece izleyiciydi.Anladığım kadarıyla belli tehlikelere karşı karşıya olacaktık ve o tehlikelere karşı gücümüz ortaya çıkacaktı.İlk gün sporla geçti.Evet çok saçmaydı bence ama spor yaptık.Spor yapmak alışkanlığımdı zaten ama güçlerimizle olan ilişkiyi çözememiştim.Niyeyse Ares bana odaklıydı.Arın ile Kayra birlikte çalışıyordu(Kayra erkek bu arada,bilginize).Onur arada bana yardım ediyordu.Ares ise elinde içkisi ile izliyordu eziyetimizi.

6 saat boyunca her saat başı on dakikalık molalar eşliğinde çalıştık.Ares aramızdan erken ayrılmıştı.Yorgunluktan canım çıkmıştı ama konuşmamın bir faydası olmayacağı için susup spor yapmıştım.Sonunda bitirip içeri girdik.Yemek yedik ve dinlenmeye çekildik.Biraz etrafı keşfetmek istiyordum.Odama çıkma bahanesiyle kalktım ve gezmeye başladım.Merdivenleri teker teker çıktım.Şaşırtıcıydı ama burada fazla asker yoktu hatta neredeyse hiç yoktu merdivenler dışında.Zaten bu katta sadece üç oda vardı.Aşağı ineceğim sırada kapısı aralık olan tek odadan sesler geliyordu.Adımlarım istemsizce durdu ve dinlemeye başladım.Tam anlamıyordum dediklerini ama seslere bakılırsa konuşanlar Ares ile Aledaydı.Biraz yaklaştım ve dikkat kesildim.Burada neler olduğunu öğrenmem gerekti.Sanırım Aleda ağlıyordu.Hıçkırık sesleri arasında tek bir cümle duydum Aresten.

"Saçmalama Aleda,krallığımız için herkesi harcamamız gerek ve bunun başında da Eftelya geliyor."

5. Düşman

"Saçmalama Aleda,krallığımız için herkesi harcamamız gerek ve bunun başında da Eftelya geliyor."

Duyduklarım beni şoka sokmuştu,hareket edemiyordum. Ne yapmam gerekiyordu?Burada bir işler döndüğü belliydi ama işlerin bu kadar ortasında olduğumu bilmiyordum.Karnıma kramplar giriyordu.Hemen odama koştum.Midem tepetaklak olmuştu.Yediğim yemeği çıkardım ve yatağa girdim.Burada kalmaya devam mı etmeliydim yoksa kaçmalı mıydım?Şu an güven duygum sarsılmıştı.Odanın içinde volta atarken bana bunu sadece bir kişinin açıklayacağını düşünüyordum.Aceleyle odamdan çıktım ve yemek yediğimiz salona koştum.Şans bu kez yüzüme gülmüştü.Onur orada tek başına oturuyordu.Beni kapıda görünce eliyle gel işareti yaptı.Karşısına oturdum ve ne olur ne olmaz etrafı kolaçan ettim.

"Onur şimdi sana bir şey soracağım ama bana dürüst olman gerek.Senden başkasına gidemedim bunun için."

Kafasını sallamasıyla duyduklarımı anlatmaya başladım.Her cümlemde yüzündeki ifade şoku daha fazla yansıtıyordu.Anladığım kadarıyla onunda hiçbir şeyden haberi yoktu.Bir saat kadar tartıştık ve en sonunda burada kalıp eğitime devam etmemi ve bilmiyormuşum gibi davranmamı uygun gördük.Şu anda ikimizinde bildiği bir çıkış yolu yoktu zaten.

Odama geçtim.Biraz uyku iyi gelecekti bana.Sabah gözlerimi odamdaki hareket sesleriyle açtım.Odamın anahtarı sadece bende değil miydi?O zaman kim izinsiz girmişti?Yataktan doğruldum ve gelene baktım.Odanın karşısındaki pufta oturmuş kitap okuyan Aresti.Elinde "Küçük Prens" vardı ve sanki tek odağı oymuş gibiydi.Yapay öksürmemle dikkatini çektim.Gözleri kitaptan ayrılıp bana döndü.

"Günaydın Eftelya."

Her şey normalmiş gibi davranması kanıma dokunuyordu.Madem oyun istiyordu o zaman karşısındaki yeni oyuncuyuda hafife almayacaktı.

"Günaydın efendim."Sonuçta benden üst birimdeydi.Saygıda kusur etmezdim.Sözlerimle birlikye yüzünde gülümseme belirtti.Ayağa kalkıp yanıma geldi.Üstünde yine sportif kıyafetler vardı.Hayalimdeki veliaht prensler böyle değildi ama.Ne biliyim insan pelerin falan takardı.Adam alçakgönüllü demek.Yanıma gelen Ares elini uzattı.

"Saygın güzel Eftelya ama beni arkadaşın olarak gör istiyorum.Tekrar tanışalım prens olduğumu unutarak.Ben Ares.Ares Kılıç."

Uzattığı eline baktım.Eline çarpıp sonrada yüzünü dağıtmak çok cazip görünüyordu şu an ama yapmayacaktım.İstemeye istemeye elini sıktım yapay gülümsememle.Bir süre ellerimiz birbirinde gözlerimizi ayırmadan izledik birbirimizi.İkimizinde aklı karışıktı anlaşılan.

Kahvaltıya gitmeye karar verdik.Rutin kahvaltıdan sonra eğitime gitmek için ayaklanmıştım ama Ares beni durdurdu.Bu gün eğitim olmayacağını,onun yerine onunla yürüyüşe gelmemi söyledi.Düşmanımı tanımalıydım.Evet,artık benden bir şeyler saklayan herkes düşmanımdı.Başımı salladım ve üstümü değiştirmeye gittim.Bluz ve etek ile güzel bir kombin yapıp saçlarımı taradım ve açık bıraktım.

Bahçede beni bekliyordu.Üstünde kısa kollu bir tişört ve kot vardı.Yavaş yavaş yürümeye başladık.O sorular soruyordu ve bende en masum halimle cevaplamaya çalışıyordum.Gölün önüne geldik.Hayatımda gördüğüm en güzel göldü bu.Tertemiz suyu sayesinde gölün metrelerce altı görünüyordu.Büyülenmiş bir şekilde gölü izlerken Ares bana döndü.

"Buraya eğitim amacıyla geldin ama ben sadece eğitilmeni istemiyorum Eftelya.Aramızdaki ilişki prens-asker ilişkisi yerine arkadaşlık ilişkisi olsun.Sende kabul edersen."

Bunu yapma sebebini anlayamıyordum ama kabul ettim.Onu tanımak zorunda olduğumu sürekli kendime hatırlatıyordum.Ares biraz beklemem gerektiğini ve bana bir sürprizi olduğunu söyledi.Gölün kenarındaki çimenliğe oturdum ve manzarayı izleyerek huzuru aradım.Bir anda arkamda kıpırtı hissettim ama ben daha dönmeden burnuma bastırılan bez bilincimi çalmaya başladı.Çırpınmalarım sonuç vermedi ve birisi beni kucağına aldı.

6. Berilya

Gözlerim rahat bir yatakta açıldı.Kafam kazan gibiydi.Söyleselerdi gel diye ben zaten gelirdim.Milletin kaçırma sevdasına akıl erdiremiyordum.Etrafımı inceledim.Giysi dolabı,çalışma masası ve duş vardı odanın içinde.Duşun mantığını anlamaya çalıştım ama bulamadım.Ayağa kalkıp kapıya gittim.Umarım açılır diye diye açmayı denedim fakat kapıyı kilitleyecek kadar zekiydiler.Büyük bir nefes verip Yatağa geri oturdum.Bir süre sonra içeri bir kız girdi.Üstünde sade, yeşil bir elbise vardı.Saçları kahverengiydi.Yüzünde tebessümle yanıma geldi.

"Selam.Biliyorum kafan karışık ama buraya başka türlü getiremezdik seni.Ben Nergis.Nergis Savaş."

Uzattığı elini sıktım.Biliyordum beni tenıdıklarını.Ama aklım karışmıştı.İşin içinde Ares olma ihtimali yüksekti.Temkinli olmam gerekti.Nergis odadan çıktı ve kapıyı kilitledi.Hala niye burada olduğumu bilmiyordum.İçeri bu sefer bir erkek girdi.Yanında iki asker vardı.Askerlere başıyla işaret yaptı ve beni tuttular.Çırpınıp kurtulmayı denedim ama eter yine yardımlarına koşmuştu.Eteri oksijenden daha çok soluyordum son zamanlarda.

Gözlerimi havada bağlı duran demir kafeste açtım.Aşağısı asit olduğunu düşündüğüm bir sıvıyla dolu havuzdu.Yukarı baktığımda sadece bir halatla durduğumu gördüm.Çığlık atacak durumda bile değildim.Aşağıdaki zeminde birileri vardı. Az önce askerlere işaret veren adamdı.

"Günaydın matmazel.Bir an hiç uyanmayacaksın sandık.Misafirimiz endişeleniyordu."

Misafir?Aşağıyı biraz daha incelediğimde Ares ve Arın'ı gördüm.Gayet soğukkanlı bir şekilde beni izliyorlardı.

"Şimdi,sevgili Alerya halkı.Kendimi Eftelya için tanıtayım.Ben Berilya prensi Kuzey Savaş.Sizle küçük bir oyun oynayacağız.Ya bizden çaldığınız emanetimizi vereceksiniz ya da Eftelyayı asitler içinde izleyeceksiniz.Seçim senin veliaht prens."

Cidden benim hayatım Ares'in elinde miydi?Şaka gibiydi.Onun amacı zaten beni harcamaktı.

"Eftelyayı at asite.Hiçbir güç benden o hazineyi alamaz.Gerçekten beni güçsüz bir askerle korkutabileceğini mi sandın Kuzey?Umrumda bile değil.Hatta ben atayım senin yerine."

Benden bu kadar basitmişim gibi bahsetmesi sinirlerimi bozuyordu.Onun kullanabileceği bir şey olamazdım.Bu kadarı fazlaydı.İçimde biriken öfke bir anda dışa vurdu.

"ZİHİNFEND"

Bir anda herkes dondu.Sanki daha önce yaptığım bir şeydi bu.Gayet alışıktım.

"Kuzey anahtarı askerine ver ve beni yere indirin."

Kuzey dediğimi yaptı ve Ares'in yanına indim.Başımda bir anda inanılmaz bir ağrı oluştu ve çığlık atarak yere çöktüm.Sanırım gücüm zihin yönetmekti ama bana etkisi büyüktü.Yere çökmemle herkes kendine geldi.Kuzey bir kafese bir bana bakıyordu.Acıdan gözlerimi zor açık tutuyordum.Ares beni kucağına aldı ve koşmaya başladı.Arın da yanında koşuyordu.Oradan çıktık fakat kendime bir anda yüklenmem benim zararıma olmuştu ve bayılmıştım.

7. Güç

Bir günde bu kadar bilinç kaybı bana bile fazlaydı.Bu kez odamdaydım.Yanımda Onur oturuyordu.Kalkmayı denedim ama izin vermedi.Ben kendimi toplamaya çalışırken odaya Ares girdi.Sınirle ona baktım.Orada beni bırakıyordu.Hızla ayağa kalktım fakat başım dönünce sendeledim.Onur her an beni tutmak için hazırda bekliyordu.

"Beni orada bırakıyordun.Sen beni ölüme terk ediyordun.Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi yanıma geliylrsun.Sen ne kadar adi ve yüzsüz bir insansın ya."

Dediklerimi o kadar büyük bir sakinlikle dinledi ki şoka girdim.Acaba farklı bir şeyler mi demiştim.Ares ellerimi tuttu ve benimle beraber yatağa oturdu.

"Sakin ol Eftelya.Biliyorum şu an olay kötü gibi görünüyor ama inan bana düşündüğün gibi değil.Benim gücüm hız.Sen daha düşmeden seni tutardım.Zaten Kuzey seni atamazdı.Nedenini sorma.Sadece atamayacağına ülken üstüne bahse girerim.Senden vazgeçmeyi düşünmedim bile Eftelya."

Onur hızla ayağa kalktı."Onu Berilyada mı bırakıyordunuz?Hemde ölüme?"Sinirden kahkaha attı.Ares onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama işe yaramıyordu.Bir anda ayağa kalkıp bağırdım.
"Hepiniz dışarı çıkın.Hemen odamı terk edin."
Onur ağzını açıyordu ama bakışlarımla sustu.İkiside çıktı odadan.Sinir bozukluğuyla ağlamaya başladım.Bu kadarı fazlaydı.Artık kime inanacağımı bilmiyordum.Yere oturup gözyaşlarım bitene kadar ağladım.İçimdeki yumruyu bir türlü atamıyordum.Yarım saat kadar ağladım ve artık gözyaşlarım yerini hıçkırıklara bıraktı.Kapı açıldı.Şu anhatara sahip çıkmam gerekiyordu.Odam yol geçen hanına dönmüştü.Başımı kaldırdım kızardığına emin olduğum gözlerimle.Karşımda Aleda duruyordu.Geldiğimden beri neredeyse tek kelime etmemiştik onunla.Ellerimden tuttu ve beni kaldırıp yatağa oturttu.Bir anda kendine çekip beni sarmasını beklemiyordum.Karşılık verecek halde değildim.Biraz sonra beni bıraktı ama bu seferde yüzümu avuçları arasına aldı.
"Şu an hiç vakti değil biliyorum ama yapmazsam rahat edemem.Eftelya,buradaki kimseye güvenmeyeceksin.Herkes arkandan iş çeviriyor olabilir.Fakat buradan çıkış yok.Eğitimini en iyi şekilde tamamla ve bitir bunu."
Arkasında kafayı yemek üzere olan bir ben bırakarak hızla çıktı odadan.

8. Yüzleşme

Aleda ile konuşmamızın üstünden bir hafta geçmişti.Bu bir haftada kendimi zihin üstünde epey geliştirmiştim.Gücümü bildikleri için kalkan yapmışlardı kendilerine.Gücümü sadece iyilik için kullanacağıma söz vermiştim.

Sarayda bulduğum büyük kütüphanede kitap okuyordum.Hayatta yaptığım en güzel şeydi kitap okumak.Tam huzuru buldum derken Ares gelerek tüm huzurumu kaçırdı.Zaten şu bir haftada her fırsatta yanımdaydı.Ona aldırmayıp kitaba devam ettim.Bir anda elimden kitabı çekti.

"Ne var Ares,ne istiyorsun?"

"Asıl sen ne istiyorsun Eftelya?Bir haftadır ne zaman yanına gelsem tersledin beni.İstediğin açıklamayı yaptım sana.Hala küçük bir çocuk gibi inat ediyorsun."

"Buraya neden geldiğimi hatta neden getirttirildiğimi biliyorum Ares.Beni kullanmaktan bir an bile geri durmayacaksın.Buraya asker olatak geldim,oyuncak değil.Arkadaş olalım diyorsun ama güvenmiyorum sana.Şimdi defol git başımdan,beni rahat bırak."

Kütüphanede kimsenin olmaması işime gelmişti çünkü ikimizde sesimize sahip çıkmıyorduk.Ares bir anda elimi tuttu ve beni çekiştirmeye başladı.

"Seni zorla götürmemi istemiyorsan yürü Eftelya.Bu küslük fazla uzadı."

Zorluk çıkarmak bir işime yaramayacaktı.Zaten yeterince yorulmuştum.Kalenin en üst katına çıktık.Onları dinlediğim koridorun ucundaki odaya girdik.Kocaman bir yatak odasıydı burası.Siyah ve lacivert renkleri ağırdı.Odanın içindeki kapıya sürükledi beni.Benim odamdakinin üç katı olan bir balkona çıktık.Tüm Alerya ayaklarımızın altındaydı.Hayran olmuştum bu manzaraya.Balkonun demirlerinden tutunup aşağıya baktım.Ares bir süre beni izledi sonra yanıma geldi.O da ellerini demirlere koydu.İkimizde sessizce etrafı izlerken Ares söze girdi.

"Buraya neden geldiğimi biliyorum derken?Neden geldin buraya Eftelya ya da neden getirttirildin sence?"

Hiçbir şey bilmiyormuş gibi konuşması deli ediyordu beni.Ona dönüp bağırmaya başladım.

"Beni kullanıyorsun Ares.Arkadaşım olmayı istemen,eğitim görmem ve benle olan samimiyetin hep beni kullanmandan dolayı.Yeter artık Ares.Ya doğru düzgün konuşalım ya da gönder beni evime.Bu sırların arasında yaşayamam ben.Kullanma art-"

Lafımı bir anda belimden tutup kendine çeken Ares kesti.İşaret parmağı dudaklarımın üstündeydi.Bir anda parmağını çekti ve onun yerini dudakları aldı.Şoka girmiştim ve geri çekilemiyordum.Bir süre sonra kendisi geri çekildi ama bu kez alnını alnıma yerleştirdi.Gözlerinde haylaz bir ifade vardı.

"Biraz sessiz ol deniz kızı.Tüm krallığı başımıza topladın."

9. Deniz Kızı

"Biraz sessiz ol deniz kızı.Tüm krallığı başımıza topladın."

Bir anda başıma gelen aklımla geri çekildim.Elimi kaldırıp yüzüne indireceğim sırada bileğim avucunda kaldı.Yüzündeki gülümseme hala silinmemişti.Bileğimi kurtarıp yüzüne bile bakmadan odadan çıktım hatta kaçtım.İznim olmadan bana bu kadar yaklaşamazdı.Ama bende geri çekilmemiştim.ŞOKTAYDIM ÇÜNKÜ.

Kendi iç hesaplaşmam sürerken odama girip kapıyı kilitledim.Yatağa oturdum ve dışarıyı izlemeye çalıştım.Ben nasıl kafayı yemeden duruyordum burada?Birileriyle konuşmam gerekti.Burada konuşacağım tek insan Onurdu fakat nerede olduğunu bilmiyordum.O sırada gözüm çalışma masasına ilişti.Üstündeki kutunun daha önce orada olmadığına emindim.Kutuyu aldım.Telefon kutusuna sanki ilk defa telefon görüyormuşum gibi bakıyordum.Bunu kim buraya bırakmıştı?Telefonu açtım ve rehbere girdim.Onur,Ares,Arın ve Aleda ekliydi.Ben telefonla ilgilenirken odamın kapısı çaldı.Şükür anahtarım artık sadece bendeydi.Kapıyı açtığımda karşımdaki Onur tekrar şükretmeme sebep oldu.Elinde atıştırmalıklarla içeri girdi.Atıştırmalıkları masaya bıraktı ve elimdeki telefonu görünce gülümsemesi büyüdü.

"Almışsın hediyemi.Artık ulaşmak istediğinde tak diye buradayım hanımefendi."

Anlık sinir boşalmasıyla gidip tek dostuma sarıldım.Burada sırtımı dayayabileceğim tek insandı.Hiç yargılamadan o da bana sarıldı.Biraz nefes almak iyi gelmişti.

Hava kararmıştı ve biz hala sohbet ediyorduk.Olan her şeyi detay atlamadan anlattım.Bol ağlamalı gecemde Onur teselli ve sarılmalarıyla yalnız bırakmadı beni.

Sabah gözlerimi yatağımda açtım.Onur yoktu ama telefonumda ondan gelen bildirim yığını vardı.Ben uyuduktan sonra gittiğini ve en kısa sürede bunu tekrar yapmamız gerektiğini yazmıştı.Ona cevap yazdıktan sonra duşa girip bakımımı tamamladım.Göz altlarım şişmişti.Onları kapattıktan sonra çıktım banyodan.Balkonun önünde beklerken bir anda içeri Arın girdi.Bu anahtarın yedeğini yapanı elime geçirirsem benden çekeceği vardı.Yüzüne boş boş bakarken konuşmaya başladı.

"Hazırlan Eftelya.İlk görev yerin Berilya."

10. Ben Eftelya Göknardım

"Hazırlan Eftelya.İlk görev yerin Berilya."

Bu bir kabussa hemen şimdi uyanmam gerekti.Daha buraya geleli bir ay olmamıştı.Üstelik Berilya ile ilgili pek güzel anılarım yoktu.İtiraz etmek için ağzımı açmıştım fakat Arın kesin bir şekilde susturdu beni.Anlaşılan mecburdum.

~1 SAAT ÖNCE-ARES~

Berilya ile olan gerginlik bizi iyice geriyordu.Yetmezmiş gibi Eftelya kafamı karıştırıyordu.Biraz kafa toplamam lazımdı ama önce bir askerin Berilya meselesi için gitmesi gerekiyordu.Arın'ı çağırdım.

"En güvendiğin askerini hazırla.İki gün sonra Berilyaya gidecek.Berilya'nın baş muhafızını öldürecek.Bu sayede savaş eğitimleri yavaşlayacak."

Arın kafasını sallayıp gitti.Benim aklımda Eftelyada kalmaya devam etti.

~Eftelya~

Görevimi anlatan Arın sonrasında gitmişti.İki gün sonra yolcuydum ve tek olacaktım.Yemeğimi yedikten sonra odama döndüm.Uyumak istiyordum fakat koridordaki sesler izin vermedi.Birileri kavga ediyordu.Bana kalırsa savaştan farkı yoktu bu kavganın.Kalkıp koridora çıktım.Biraz ileride Ares ile Arın vardı.Bağıran Aresti.

"Ne demek Eftelyayı gönderiyorum göreve?Ben sana en güvendiğin asker dedim Arın.Eftelya geleli bir ay bile almadı."

Eh bunu bende söylemiştim.

"Ama efendim Eftelya zihin gücüyle yoluna çıkan herkesi yenebilir bu bizi-"

"Ne diyorsun sen Arın?Deneyimsiz bir öğrenci o."

Herkesin benimle ilgili fikrini dinledikten sonra artık sabrım tükendi.

"Pardon buradaki Eftelya ben oluyorum değil mi?Eğer öyleyse ben söyleyim kendi kararımı.Deneyimsiz birine iş vermezseniz nasıl deneyim kazanacak?Ayrıca 'bir aylık öğrenci' bile olsam bana karşı o kadar güçlü kalkanınız olmasa sizi oyuncağım yaparım.Ben o göreve gidiyorum."

Lafımı bitirip odama girdim.Sesler kesilmişti.Ne olursa olsun o göreve girip herkese gücümü gösterecektim.Çünkü ben Eftelya Göknardım.Bir şeyi yapamazsın derlerse yapardım.

Görev günü gelmişti ve ben gidiyordum.Onur istemeye istemeye beni gönderiyordu.Duyduğunda uzun bir kavga etmiştik.Son kez sarılıp vedalaştık.Eh artık yolcu yolunda gerekti.Dalga geçiyordum ama oraya birini öldürmeye gittiğimin bilincindeydim.İçten içe korkuyordum fakat yapmaya mecburdum.

Beni götürecek araca bindim.Helikopter gibi küçüktü ama hem tek kişilik hem sessiz hemde kendi kendine giden bir araçtı.Berilyaya gizlice indim.Araçtan çıkar çıkmaz araç kendini görünmez yapmıştı. İki saatlik sürenin sonunda görünmezliği bozulacaktı.Yani iki saate işimi bitirmem gerekti.

Muhafızların zihniyle oynayıp kafalarını karıştırdım ve artık içerdeydim.Önüme çıkan herkesin kafası uçuyordu ve hemen düzelmezlerdi.Sanırım işim kolay olacaktı ama iz bırakmamam gerekti.Baş muhafızın odası en üst kattaydı.Hızla yukarı çıktım.Şansıma karşıma çıkanlar ilk katta tükenmişti.Sarayın bu kadar boş ve sakin olması ilginçti.En üst kata çıktım ve baş muhafızın odasına girdim.Odasında değildi.Masasına ilerledim.Uzun süre önce çıkmış olmalıydı çünkü masadaki kahve buz gibi olmuştu.Masanın üstü kağıtlarla doluydu.Etrafımı ilnceledim ve kağıtları karıştırmaya başladım.Belki işe yarar şeyler bulurdum.Mavi bir dosya geçti elime.Üstünde büyük harflerle 'Alerya' yazıyordu.İçini karıştırmaya başladım.Ares,Arın,Onur hatta Kayra ile ben bile vardık dosyada.Hepimizle ilgili bir çok bilgi içindeydi.Biraz daha baktığımda iki isim dikkatimi çekti.Hakan ve Hande Kılıç.Alerya kralı ve kraliçesi.Resimlerine baktım.Orta yaştaydılar hatta bence baya gençlerdi.Hande çok güzel bir kadındı.Hakan ise ondan altta kalır değildi.Biraz daha ilerlediğimde Hande Kılıç'ın fotoğrafının üstünde çarpı işareti olduğunu gördüm.Altında küçük bir not vardı ama okunmuyordu.Dosya bana lazım olabilirdi.Bir şekilde kopyalamalıydım.Aklıma gelen telefonumda gülümsedim.Hemen dosyanın tüm sayfalarını çekmeye başladım.Fotoğrafları çektikçe gülümsemem büyüyordu.Son sayfayıda çektikten sonra telefonumu cebime koydum.Zamanım az kalmıştı ve ben görevimi unutuyordum.Odadan hızla çıktım ve diğer odalara girmeye başladım.Kapısı aralık bir odayı gördüm.Elimde silah vardı.Zihin gücüyle birini öldüremezdim.Zaten henüz çok yeniydim.Yavaşça içeri girdim.Sanırım burası kraliyet üyelerinin toplantı odasıydı.Işık kapalıydı fakat elimdeki küçük fener işimi görüyordu.İçeriyi incelemeye devam ettim.Baş muhafız hiçbir yerde yoktu fakat edindiğim bilgiler işe yarardı.Artık çıkmam gerekti.Kapıya yöneldim fakat kapanmıştı.Zorladım lakin açılmıyordu.Bir anda içeriden gelen sesle kaskatı kesildim.

"Bence yeterince dolaştın Alerya askeri.İnsanların evine izinsiz girmek ayıp değil mi Eftelya?"

11. Geçmişin Bilinmez Yüzü

"Bence yeterince dolaştın Alerya askeri.İnsanların evine izinsiz girmek ayıp değil mi Eftelya?"

Arkamdan helen Kuzey'in sesi tüm reflekslerimi kilitlemiş gibiydi.Kuzey ışıkları açtı ve elimdeki silahı görünce alayla gülümsedi.Ufak bir parmak hareketiyle silahı kum tanelerine çevirdi.

"Cidden önüme silahla mı çıktın kraliyet uşağı?Seni baş muhafız için gönderdiler değil mi?Yazık olacak sana güzelim.Bence seninle çok eğlenirdik."

Kuzey'in gözlerine odaklandım.Açık kahve gözlerine bakarak onun zihniyle oynamaya çalışiyordum.Olmuyordu...Tüm odak noktamı Kuzey'e yönelttim fakat etkilenmiyordu.

"Yorma kendini güzellik.Kalkan yapacak kadar aklım var.Peki sen ne yapmayı planlıyorsun Eftelya?"

Ben kapıyı biraz daha zorlarken o odadaki koltuklardan birine oturdup beni izledi.Anlaşılan çıkış yolum yoktu.Kuzey'e döndüm.

"Ne istiyorsun benden?"

"Ne isteyebilirim senden?İyilik sağlık."

Buraya beni delirtmek için gönderildiyse Ares zaten o görevi yapıyordu.Prenslerde genetik özellikti sanırım bu.

"Otur Eftelya.Biraz konuşalım seninle."

Başka şansım yoktu sanırım.Gidip karşısına oturdum.

"Ares eminim senin gelmeni istemedi buraya.Ufak bir oyundu baş muhafız.Kafanı karıştırmıyım bunlarla.Asıl konumuza gelelim.Şu an 18 yaşında olmalısın yanılmıyorsam.10 yaşından öncesini hatırlıyor musun Eftelya?"

Çocukluk dönemimi hatırlamıyordum.Sebebi küçükken geçirdiğim travma idi.Yani bana öyle söylemişti ailem.Fakat hatırlamadığımı nereden biliyordu.

"Tahmin etmiştim.Bak Eftelya,Alerya'dan kimseye güvenme.Çünkü onl-"

Kapı sesi lafını böldü.Bir anda açıla  kapıyla ikimizde hızla oraya baktık.Ares,Onur ve Arın yanlarındaki birkaç askerle kapıdalardı.Onları gören Kuzey benim yanıma gelip önümde durdu.

"Kuzey bırak onu.Derdin benimle.Eftelyayı teslim et bize.Bizde hiçbir şeye dokunmadan gidelim buradan."

Kuzey bir anda arkama geçti.Önce ayağa kaldırdı sonra dizlerime arkadan vurup diz çökmemi sağladı.Bir eli saçlarımı diğeri omzumu tutuyordu.Ares ileri atıldığı an Kuzey omzumdaki elini kaldırdı ve elinden alevler çıkmaya başladı.Alevler Ares'i durdurdu fakat endişesi yerindeydi.Onur korkuyla bana bakarken Arın,Kuzey'i izliyordu.

"Tek adımında onu kül ederim prens.Prensesin un ufakken işe yaramaz değil mi?

Gözyaşlarım akmaya başladı.Kurtuluşum yoktu.Kendimi en çaresiz hissettiğim andı bu.Ares bir anda elini kaldırdı ve ondanda alevler çıktı.

"Sen Eftelya'nın saçının teline zarar verirsen buradan sağ çıkamazsın.Hiçbir zaman yalan konuşmam ben Kuzey.Bunu en iyi sen bilirsin.Haksız mıyım?"

Kuzey'in kahkahası duyuldu.

"Haklısın Ares.Fakat benim ne kadar inatçı olduğumu bilirsin."

Bir anda göğsümde dayanılmaz bir acı hissettim.Çığlığım Ares'in bağırmasıyla birlikte tüm sarayı inletti.Büyük bir hızla yanıma geldi.Kuzey sanırım gitmişti çünkü boşluktaydım.Bilincimin son demlerindeyken duyduğum tek ses Onur'un bana seslenmesiydi.

12. Seni Kaybediyordum

Bilincimin son demlerindeyken duyduğum tek ses Onur'un bana seslenmesiydi.

Bilincimin kapalı olduğu anlar açık olduğun anlardan fazlaydı.Bu sefer yatağımda değil hastane gibi bir yerde açıldı gözlerim.Vücudumu hareket ettiremiyordum.Umarım felç kalmamışımdır diye düşünürken beyaz önlüklüler etrafımı sardı.Gözüme tutulan ışıklar,sorulan sorular ve ölçülen tansiyonla beraber iyi olduğum kanaatine vardık.Doktorlar çıkar çıkmaz üç silahşör odama daldı.Bu kez yanlarında Aleda da vardı.Beni uyanık görünce gelen rahatlamayı yüzlerinden gördüm.Onur'a döndüm.

"Ne zamandır böyleyim ben?"

"Çok değil güzelim.Sadece on gün."

Gözlerim şokla açıldı.Bıraksalar hala uyuyabilecek vaziyetteydim.Doğrulmaya çalıştım ama acıdan inleyerek geri yatmak zorunda kaldım.Kafam allak bullaktı.En son göğsümde acıyı hissettiğimi hatırladım.Elimi oynatmayı denedim.Şükür felç kalmamıştım.Vücudumu kontrole başladım.Neredeyse tüm üst vücudum morarmış olmalıydı.Hissettiğim yoğun acılarla elimi çektim.Ares yanıma gelmişti.Arın,Aleda ve Onur karşımdaki koltuğa oturdular.

"Ne hatırlıyorsun?Uzun süre baygın kaldın.Çok korktum Eftelya.Kaybediyordum seni."

Ares'in gözlerinde hala korku ve endişenin kırıntıları görünüyordu.

"İyiyim ya sadece kim olduğunu bile tam olarak bilmediğim bir adam saçma sapan konuşup ateşe verdi beni.İnan daha kötülerini yaşamışımdır."

Alaylı konuşmam onun moralini daha çok bozdu.Aleda bir anda ayağa kalktı.

"Hepiniz dışarı çıkın.Eftelya'nın dinlenmesi gerek.Ben kalırım yanında."

İtirazlar geldi üçündende fakat benim kovmam işe yaramıştı ve gidiyorlardı.Ares çıkmadan bana baktı.

"Özür dilerim deniz kızı.Sana sözüm olsun hatamı telafi edeceğim.İnan bana."

Son sözlerini söyleyen Ares çıkınca odada Aleda ole kaldık.Kendimi yorgun hissediyordum.Aleda yatağın yanındaki sandalyeye oturdu ve ellerimi avcuyla sardı.Çok iletişimimiz olmasa bile beni önemsediğini hissediyordum.Kardeş gibiydi bana.Sanki olmayan kardeşimi bulmuştum.

"Geçecek güzelim.Çok yoruldun biliyorum ama bunu bir tek sen bitirebilirsin.Olanları anlatmam yasak fakat burasıyla ilişkin sadece bir aylık değil.Bunu bilmen bile senin için sarsıcı fakat artık geçmişini bulmalısın.Uyu şimdi meleğim.Dinlenmen gerek."

Gözlerimi yumarken hissettiğim dudaklarının alnımda oluşuydu.

13. Kayıp Kraliçe

İki haftadır etrafım boş kalmamıştı.Tek gelmeyen Aresti.Aleda'nın dediğine göre hala kendini suçlu hissediyordu.İçten içe üzülüyordum onun için.İnadımın cezasıydı bu.Onur hiç eli boş gelmemişti ve odam parti salonuna dönmüştü.Gelip kafamda konfeti patlatıyor ve balonlar asıyordu.Sürekli beni neşelendirme çabaları olmasa bu kadar hızlı düzelemezdim.

Kaldığım hastane odasından çıkıp odama geçtim nihayet.Hastane odaları beni boğuyordu.Banyo yapıp bakımımı tamamladım.Üstüme mavi rahat bir eşofman takımı geçirdim.

 

Biraz temiz hava iyi gelecekti.Telefonumdan müzik açıp balkona geçtim.Yaram iyileşiyordu.Kendimi daha dinç hissediyordum ama doktorun dediğine göre dikkatli olmam gerekti.Kapı sesi düşüncelerimi böldü.Kapıyı açtığımda yüzüme patlayan konfeti ile geriye düştüm.Aleda ile Onur kahkahalara boğulurken ben saf saf onlara bakıyordum.Aleda'nın uzattığı eli tutup ayağa kalktım.

"Nihayet kalkabildin.Partiye eşofmanla gelmeyi düşünmüyorsun değil mi?Tabi ben senin yerine planlamaları yaptım.Hemen giyin.Saçlarını hallederim ben.Makyajı ne yap-"

"Aleda sus nolur.Benimki de kafa kızım.Daha yeni çıkmışım hastaneden zaten."

"Al şu poşetleri giyinmeye başla.Onur sende git benjm odamda masamın üstünde küçük bir kutu var onu getir.Sen giyinirken ben anlatırım."

Aleda beni kolumdan tutup iterken Onur odadan çıktı.Ben giyinme kabinime geçip verdiği paketleri açmaya başladım.O sırada Aleda konuşmaya devam ediyordu.

"Her yıl annemle babamın evlilik yıldönümünde büyük bir parti yapılır.Malesef bu yıl onlar katılamayacak.Ama bu partiyi bozamaz.Elbiseni ben seçtim.O takılarıda tak ve gel.Daha saçın ve makyajın var."

Elbise ve takıları incelerken eşofmanlarımdan kurtuluyordum.Bunlar çok güzeldi.Gece mavisi tül bir elbiseydi ve tam anlamıyla parlıyordu.Takılarında ondan aşağı kalır yanı yoktu.

 

Hazırlanıp çıktım.Elbiseye gösterdiğim özen büyüktü.Çıkar çıkmaz Aleda'nın gözleri ışıldadı.

"Tam bir kraliçeye dönmüşsün.Ben gelmem ama partiye.Rolümü çalıyorsun."

Bol kahkaha ve sohbetle süren saç ve makyaj büyüler sayesinde hızlı bitti ve içeri Onur girdi.Bana baktı.Gözlerini kapatıp bekledi ve tekrar baktı.

"Sen kimsin ve az önce eşofmanları çekmiş paspal haldeki Eftelyaya ne yaptın?"

Yatağın üstündeki yastığı kafasına fırlattım.

"Ben her halimle güzelim bi' kere."

"Ben buna cevap veremem..."

Diğer yastığıda kafasına attım.İçimdeki hırs sönmedi ve bu kezde kendimi ileri attım.Aleda'nın tutmasıyla geri çekilmek zorunda kaldım.Birbirimize bakıp kahkaha atmaya başladık.

"Ben parti salonuna gidiyorum kızlar.Çok gecikmeyin."

Elindeki kutuyu yeni fark etmiştim.Kutuyu Aledaya verip gitti.Aleda ellerimi tutup yatağa oturtturdu beni.

"Eftelya,sen benim kız kardeşimsin bunu biliyorsun.Seninle eğlendiğim kadar kimseyle eğlenmedim.Sana bu hediyeyi vermek Ares ile ortak kararımızdı.Bu gün partide bunu takmanı istiyorum."

Sözlerini bitirdi ve kutuyu bana verdi.Elimdeki küçük kutuyu açtığımda gözlerim istemsizce doldu.Ortasındaki mavi taşla göz kamaştıran yüzük boğazımda bir yumrunun oluşmasına sebep oldu.

 

"Sende benim kardeşimsin fakat ben bunu kabul edemem."

"Eftelya bu bir kraliyet yüzüğü.Bunu sana boşuna vermedik.Lütfen değerine layık bir şekilde tak onu."

Başımı sallayıp yüzüğü taktıktan sonra odadan çıktık.Gözyaşlarımı kovup yüzüme tebessümümü yerleştirdim.Yüzük parmağımdayken içime dolan huzur hissedilemeyecek gibi değildi.Parti salonuna girdik.Aleda işinin olduğunu söyleyip yanımdan ayrıldı.Onunda gözleri dolmuştu ve gitmeden önce bana sıkıca sarılmıştı.Masalardan birine geçip içeceklerden tatmaya başladım.Bir anda içerideki müzik sesi sustu ve sahne ışıkları yandı.Ares ile Aleda oradaydı.Ares mikrofona yaklaştı.

"Eğlenceyi böldüğüm için kusura bakmayın.Normalde her yıl bu konuşmayı ailem yapardı.Fakat sekiz yıl önce olan Alerya-Berilya savaşı sonrası kaçırılan annem yüzünden bu partilere sekiz yıl ara vermiştik.Annemi kaçıran Berilya kraliyetinden intikam için bizde Berilya kraliyetinin tek çocuğu veliaht prensesi kaçırmıştık.Şu an bunun pişmanlığını yaşamıyorum.Ama intikam aldığımız için değil içimdeki mutluluk.Veliaht prensesi tanıdığım için.Şimdi sorabilirsiniz neden sekiz yıl sonra birden parti tekrar organize edildi diye.Çünkü Berilya kraliçesi vefat etti ve artık Berilya'nın kayıp kraliçesinin gerçekleri öğrenmesi gerek.Eftelya Göknar Berilya veliaht prensesi hatta kraliçesi."

Ares'in gözleri beni buldu ve dudaklarını kıpırdatarak tek bir şey söyledi.

"Özür dilerim."

14. Özür Dilerim Kardeşim

Ares'in gözleri beni buldu ve dudaklarını kıpırdatarak tek bir şey söyledi.

"Özür dilerim."

Aleda hızla sahneden indi ve gözden kayboldu.Salonu fısıltılar doldurmuştu.İnsanlar beni göstererek hararetli sohbetlerini ediyorlardı.Ares sadece bana odaklanmıştı. Ne yapacağımı bilmiyordum.Ayakta duramadığımı hissettim.Arın yanıma geldi ve belime koyduğu eliyle destek verdi.Onur neredeydi?Parti boyunca görmemiştim.Ayıktım fakat burada değil gibiydim.Beynimde sesler dönüyordu.

 "Saçmalama Aleda,krallığımız için herkesi harcamamız gerek ve bunun başında da Eftelya geliyor."

 "Buraya eğitim amacıyla geldin ama ben sadece eğitilmeni istemiyorum Eftelya.Aramızdaki ilişki prens-asker ilişkisi yerine arkadaşlık ilişkisi olsun.Sende kabul edersen."

" Zaten Kuzey seni atamazdı.Nedenini sorma..."

 "Ares eminim senin gelmeni istemedi buraya.Ufak bir oyundu baş muhafız.Kafanı karıştırmıyım bunlarla.Asıl konumuza gelelim.Şu an 18 yaşında olmalısın yanılmıyorsam.10 yaşından öncesini hatırlıyor musun Eftelya?"

Ölüyorsam bile hayatımın sadece Alerya kısmının zihnimde dönmesi tuhaftı.Sanırım Arın'ın kucağındaydım.Bir anda gelen güçle Arından ayrıldım.Ares hala sahnede beni izlemeye devam ediyordu.

"Beni Kuzey'e götür."

Zihinfend gücümle yaptırabilirdim bunu fakat kalkan vardı.Tüm gücümle bağırdım.

"Beni hemen Kuzey'e götürün."

Arın prens bozuntusuna baktı.Ares kafasıyla onay verince yürümeye başladı.Arınla birlikte Berilyaya doğru yola çıktık.Zihnim karışıktı.Oraya neden gittiğimi bile bilmiyordum.

Saray kapısı Kuzey'in onayıyla sadece bana açıldı ve Arın'ın yüzüne bile bakmadan içeri girdim.Acil durumlar dışında saray ve çevresinde ışınlanma kullanılmadığı için arabayla gelmiştik.Kuzey'in karşısına çıktım.

"Biliyor muydun?Söyle,benim veliaht prenses olduğumu biliyor muydun?"

Kuzey kafasını salladı.Sanırım benim dışımdaki herkes biliyordu.Kimseye güvenmemem gerektiğini bir kez daha öğrenmiştim.Sormaya korktuğum soru dudaklarımdan çıktı.

"Peki sen veliaht prenssen o zaman biz-"

Sözlerimi kesti.

"Özür dilerim kardeşim.Bunu yapmak zorundaydım.Ama sonunda hatırlayacaksın bizi.O zaman affedeceksin beni."

"Özür dilerim kardeşim.Bunu yapmak zorundaydım.Ama sonunda hatırlayacaksın bizi.O zaman affedeceksin beni."

Bir günde bu kadar şok fazlaydı.Ama  sorular bitmedi.

"Kardeşim?Ama Ares tek çocuk olduğumu söylemişti.Kuzey ben anlamıyorum."

Kuzey elimi tutup koltuğa oturttu.Yüzünde bir sırıtış vardı.

"Ares...Büyük ihtimalle sorsaydın sana kuzen olduğumuzu söyleyecekti.Ama öyle değil.10 yaşındaydın kaçırıldığında.İki tarafta ödeşmişti.Seni her yerde aradık fakat Dünya'da olduğunu öğrendik.Yanına sürekli birilerini gönderdik.Hiçbir zaman yalnız değildin.Annemiz senin yokluğunda ülkeyi yönetmeyi geçici süreliğine bana verdi.Ama kendisi hala kraliçeliğe devam etti.Bizde ilk kadınlara verilir yönetme hakkı.Senin yokluğunda benim geçmem gerekti krallığın başına fakat döneceğine inancım tamdı.Sonunda geldin kardeşim.Abin seni özledi."

Yüzünde samimi bir gülüş vardı.İçimdeki buzlar yavaş yavaş eriyordu.Bir detay daha vardı aklımda.

"Ama beni vurdun?"

Göğsümde hissettiğim sızı ile o ana tekrar döndüm.Bir anda gelen ürperti ile kaşlarımi çatıp onu izlemeye başladım.

"Mecburdum.Zaten dışarıdan ateş gibi gözüksede aslında sadece bayılttım fakat kendini o kadar kastın ki ayılman uzun sürdü ve yara açıldı.Bunun içinde özür dilerim meleğim."

Kuzey'de hissettiğim abi şefkati tuhaftı.Biraz dinlenmek istiyordum.

"Biraz burada kalabilir miyim?"

"Sonsuza kadar kal.Burası zaten senin."

Çağırdığı birkaç askere beni emanet edip gitti.En üst kat askerlerin odası diye biliyordum fakat ayrı bir koridora girdiğimizde üç tane oda gördüm.Bir tanesinin üstünde ismim yazıyordu.Askerler yanımdan ayrılınca içeri girdim.En az Alerya'daki odam kadardı.Bej ve beyaz ile dekore edilmişti.Odanın içinden banyo,giyinme odası ve balkona açılan kapılar vardı.Giyinme odası tam zevkime göre döşenmişti ve yeni alındıkları belliydi.Sanki her şey daha yeni hazırlanmıştı.Demek ki buraya geleceğim biliniyordu. biliniyordu.Giyinme odasından çıkıp balkona girdim.Balkon kocamandı ve yerde minderler seriliydi.Balkonun köşesinde elinde sigarasıyla oturan kişiyi görünce sıçradım.

"Onur?"

15. Eski Dostlar

"Onur?"

Gayet sıradan olaylar yaşıyormuşuz gibi bana döndü.Üstündeki sakinlik yüzünden onu boğmak istiyordum.Hem ne arıyordu burada?Partiye gelmeyen biri burada,odamda,ne halt yiyordu?Yoksa...

"Bana oyun oynadın!"

Sesim sert fakat kısıktı.Bana yalan söylemişti.Buraya geleceğimi biliyordu.Kayıp kraliçe olduğumu biliyordu.Belkide daha fazlası...

Ayaklandı ve sigarasını söndürerek bana yaklaştı.Parti kıyafetleri değildi üstündekiler.Spor giyimi ile buraya planlı geldiğini açık ediyordu.Geriye doğru adımladım.Balkonda olduğumuz ve ben hala parti elbisemle kaldığım için üşüyordum.En kısa sürede odama geçip yorgana sarılmak ve birkaç gün kalkmamak istiyordum fakat kimse buna izin vermiyordu.Artık çok yorulmuştum.Geriye doğru gidiyordum fakat balkonunda bir sonu vardı elbette.Bir anda elimi kaldırdım ve sesimi yükselttim.

"Uzak dur benden.Beni nasıl kandırdın?Orada güvendiğim tek kişiydin.Neden yaptın bunu?"

Sonlara doğru sesim kısıldı.

"Neden yaptınız bana bunları?"

Yere oturup ağlamaya başladım.Bu kadarı fazlaydı.Kime sırtımı yaslasam vurmaktan çekinmiyordu.Onur yanıma oturup sarıldı.Ben sakinleşene kadar konuşmadı.

"Şşhh üstüme iftira atıyorsun ve ben bozuluyorum şu an.Sence ben sana yalan söyler miyim?Fakat şöyle bir gerçek var.Evet biliyordum.Hemde en başından beri.Gücümün koruma olduğunu hatırlıyorsun değil mi?Benim görevim kraliçeyi korumaktı.Normalde Berilya askeriyim fakat senin için Aleryadaydım.Bundan sonrada senin yanındayım.Sırtını yaslayabileceğin sayılı insanlardanım,güzelim.Ama şimdi lütfen ağlama ve kalkıp dinlen."

Kollarımdan tuttu ve beni kaldırdı.Onun yardımıyla yatağa girdim.Üstümdeki elbise umrumda değildi şu an.Ayakkabılarımı kenara koydum ve üstümü örttüm.Onur tekrar yanıma geldi.Ben uyuyana kadar başımda bekledi.Uyumadan önceyse son sözleri aklımda kaldı.

"Emrindeyim kayıp kraliçe.Askerinden önce dostunum,bunu unutma.Her zaman yardımcın olacağıma söz veriyorum.Çünkü işin çok zor olacak."

(Onur'un anlatımıyla)

Aleda ile kraliçeye elbisesini verdikten sonra Berilyaya doğru yola koyuldum.Daha kraliçenin odasını hazırlayacaktım.Aslında hazırdı bir kaç küçük dokunuş lazımdı. Arabamın gelmesini beklerken bir sigara yaktım.İçim buruktu...Kraliçeden böyle bir şeyi saklamak...Bir kaç saat sonra gelecekti odasına bakmaya ve beni gördüğünde çok şaşıracaktı. Bana güveniyordu.Bu bana karşı olan güvenini kırabilirdi.En çok korktuğum şeyde buydu bir daha benle konuşmak istemeyebilirdi. Ona her şeyi açıklayacaktım açıklamak zorundaydım ama nasıl yapacaktım,nasıl! Yüz yüze konuşmak istemeyecektir odasına kapanacaktır o yüzden bir not  biraz fazla klişe ama mecburdum. Arabada yazmaya başlasam iyi olurdu. Arabam geldiğinde askerlerden bir kağıt bir de kalem istedim. Hemen getirdiler ve Berilyaya doğru yola koyuldum bir yandan söze nasıl gireceğimi bilemiyordum.

"Merhaba kayıp kralice ben senin Aleryada en güvendiğin insan ve Berilyadaki en iyi askerin Onur. Askerinden önce ben senin dostunum bunu unutma sakın kraliçem. Seni hayal kırıklığına uğratığımın farkındayım ve bu mektubu o yüzden yazıyorum.Evet her şeyi biliyordum ama senden saklamak zorundaydım.Bana verilen emir böyleydi.Bu emri veliaht prens Kuzey vermişti.Sen yokken onun emrindeydik ama artık sen geldin kraliçem.Berilya ve Aleryaya barış getirmek için geldin.Biz askerlerin buna inanıyoruz çünkü senin yokluğunda savaşmaktan yorulduk beni affet kraliçem bu şiir sana:

'En yeteneklisiydin aralarında
Fırtına yaratıyordun zihnin ile
Teninin narinliğinde kaybolmuşum
Eksiksin ben olmadan
Lazımdı bize bir şans
Yalnız kalmamalısın ben buradayım
Aşk mı ayıracaktı bizi savaş mı?'

 okuyunca beni nerde bulacağını biliyorsun. "

Evet notumu yazdım ve Berilyaya geldiğime göre hemen son hazırlıkları tamamlamalıydım.Yatağın üstündeki tozlu örtüleri kaldırdım, giyinme dolabanı son kez düzenledikten sonra dinlenebilirdim fazla bir işim yoktu ama emir böyleydi.giyinme dolabanı da düzenledikten sonra balkona geçip sigaramı yaktım ve dinlenmeye başladım.Biraz zaman geçtikten sonra Eftelya geldi.Beni görünce şok oldu ve bana hesap sordu.Bir anda yere çöktü  ağlamaya başladı.Gerçekleri yavaş yavaş anlattım ve yatağına doğru götürdüm.Son sözüm şu oldu.

"Emrindeyim kayıp kraliçe.Askerinden önce dostunum,bunu unutma.Her zaman yardımcın olacağıma söz veriyorum.Çünkü işin çok zor olacak."

 Gerçekten olacaklar onun için çok zordu.Yıllardır süren bu savaşı barışla sonlandırabilmek çok zor bir şey olacaktı.Şimdi kütüphaneden rastgele bir kitap okuyarak kraliçeyi beklemeliydim.

16. Gizlenen Sırlar

Gözlerimi yorgunlukla açtım.Tüm bunların kabus olmasını ve şimdi evimde uyanmayı diledim.Fakat olmadı.Hayal kırıklığı ile kalktım.Duvardaki saate baktığımda sadece bir saat uyuduğumu gördüm.Üstümdeki parti elbisesi beni rahatsız ediyordu.Banyoya girip elbiseden kurtuldum.Sıcak suyun altında bedenimle birlikte düşüncelerimden de kurtulmaya çalıştım.Banyodan çıkıp giyinme odama geçtim.Beyaz bir tişört ile yeşil bir tulum girdim.Saçlarımı taradım ve beyaz spor ayakkabılarımı ayaklarıma geçirdim.

Saçlarımı taradım ve beyaz spor ayakkabılarımı ayaklarıma geçirdim

 Odamı detaylı bir şekilde incelemeye başladım.Karnım acıkmıştı fakat odadan çıkmak istemiyordum.Ahşap ağırlığı olan sade bir odaydı.Beyaz ağırlığı vardı odada.

Oda incelemem bittikten sonra masaya yöneldim

Oda incelemem bittikten sonra masaya yöneldim.Telefonum masadaydı.Partiye giderken bile almamıştım telefonumu.Onur getirmişti büyük ihtimal.Bir anda parmağımdaki yüzüğün ağırlığını hissettim.Yüzüğe bakarken Aleda'nın sesi zihnimde çınladı.

 "Eftelya bu bir kraliyet yüzüğü.Bunu sana boşuna vermedik.Lütfen değerine layık bir şekilde tak onu."

Midem bulanıyordu.Zaten ne zaman üst üste olaylar yaşasam mideme vururdu.Kapı sesiyle yüzükten ayırdım gözlerimi ve kapıyı açtım.Genç bir adam vardı karşımda.Üstünde siyah takım elbisesi ile sanki herkese meydan okuyordu.İncelemeye fazla dalmıs olmalıyım ki öksürerek boğazını temizledi.

"Kraliçem,ben sizin yardımcınız Ümit.Kahvaltınızı getirdim,efendim.Bir de bir zarf geldi size.Herhangi bir durumda bana ulaşabilirsiniz."

Umut'un hızlı konuşması bitti ve güzel bir kahvaltı tepsisini elime tutuşturdu.Başını eğdi ve uzaklaştı.Kapıyı kapattım ve tepsiyi masaya koydum.Mide bulantım iştahımı kapatmıştı.Tepsinin içindeki zarfı alıp okumaya başladım.

 "Merhaba kayıp kralice ben senin Aleryada en güvendiğin insan ve Berilyadaki en iyi askerin Onur. Askerinden önce ben senin dostunum bunu unutma sakın kraliçem. Seni hayal kırıklığına uğratığımın farkındayım ve bu mektubu o yüzden yazıyorum.Evet her şeyi biliyordum ama senden saklamak zorundaydım.Bana verilen emir böyleydi.Bu emri veliaht prens Kuzey vermişti.Sen yokken onun emrindeydik ama artık sen geldin kraliçem.Berilya ve Aleryaya barış getirmek için geldin. Biz askerlerin buna inanıyoruz çünkü senin yokluğunda savaşmaktan yorulduk beni affet kraliçem bu şiir sana:

'En yeteneklisiydin aralarında

Fırtına yaratıyordun zihnin ile

Teninin narinliğinde kaybolmuşum

Eksiksin ben olmadan

Lazımdı bize bir şans

Yalnız kalmamalısın ben buradayım

Aşk mı ayıracaktı bizi savaş mı?'

 okuyunca beni nerde bulacağını biliyorsun. "

Yaşadığım hayal kırıklığı tekrar aklıma geldi ve istemsizce avcumdan çıkan küçük alevler kağıdı kül etti.Hala kırgınlığım vardı Onur'a karşı.İkimizinde okumaya olan ilgisi bizi yakınlaştırıyordu.Çoğu gece kütüphanede sabahlardık.Bu yüzden onu nerede bulacağımı biliyordum.Odamda biraz daha kalıp kendime geldim.Artık yüzleşmem gerekti.

Kütüphaneye askerlerin yardımıyla gittim.Kitap sevdam tüm bedenimi ele geçirmişti.Fazla büyük değildi ama estetik açıdan göz kamaştırıyordu.

Fazla büyük değildi ama estetik açıdan göz kamaştırıyordu

İçeride sadece Onur vardı.Elinde kitapla dalgın bir şekilde oturuyordu.Ayaklarını uzatmıştı ve ateşin karşısındaydı.Yanına gittim.İlk önce beni fark etmedi.Kütüphanenin boş olması işime gelmişti.

"Bu ne terbiyesizlik.Kraliçenin karşısında böyle oturmaya utanmıyor musun sen?"

Yerinden bir anda sıçradı ve ayağa kalktı.Karşısında beni görünce afallayan yüzü yavaşça normale döndü.Bir anda kahkaha patlattım.Sinirlerim bozulmuştu.Gülmekten gözlerimden yaş akıyordu ve Onur galiba delirdiğimden korkmuş olacak ki yanıma yaklaşmıyordu.Nefesimi düzenleyip konuşmaya başladım.

"Rahat olabilirsin asker.O kadar sert değilim."

Hala korkusunu üzerinden atamamıştı ve kenardan sandalye çekip oturdu.

"Bak kalbim ağzımda atıyor yemin ederim şimdi düşer bayılırım ve sen uğraşırsın benimle."

Ne kadar kırgın olursam olayım yine onunla gülüyordum.Ama artık ciddi olmam gerekti.Kalktığı deri koltuğa oturdum ve ona döndüm.Ciddiliğim onada bulaşmış gibi dik oturdu ve konuşmamı bekledi.

"Anlat bakalım Onur Gökdemir.Saklanan şeyleri bir de senden dinleyelim."

Bir süre durdu.Derin bir nefes aldı.Sonra tekrar bana baktı.Sanırım ben sormadan anlatmayacaktı.

"Neden on yaşımdan öncesini hatırlamıyorum?"
"Dünyaya gönderilmeden önce hafızanı sildiler."
"Neden Dünyaya gönderildim?"
"Bulunmanı istemediler."
"Peki nasıl buldunuz?"
"Aleryaya sızmam pek zor olmadı.Zaten seni sürekli gözetliyorlardı.Yerini öğrendim ve peşine en güvendiğim askerleri gönderdim."
"Ailem?Ailem gerçek ailem değil miydi?"

Bu sorum onu duraksattı.Cevabımı almıştım.Tamamen oyuna batmıştım bu yaşıma kadar.

"Gerçek ailemi anlat bana,lütfen"

Gözlerime uzunca baktı.Gözlerim dolmuştu.Güçlükle yutkunup konuşmaya başladı.

"Annen Bertilda Göknar sen gelmeden bir ay kadar önce vefat etti.Son dileği ülkenin başına geçmendi.Baban,Ateş Göknar, Alerya kralı ile birbirlerini öldürdüler.Hani herkes Alerya kralı savaşta sanıyor ya.Bir yalanlarıda bu.Olayın ayrıntılarını kimse bilmiyor.İkiside barış için buluştukları yerden ölü olarak ayrıldı.Abin Kuzey senin yerine yönetti ülkeyi.Hep senin geleceğin anı bekledi.Dinlendikten sonra ülkenin başına geçmeni istiyor.Eğer sana bir şey olursa o geçecek başa.Fakat şu an kraliçe sensin."

Ailesini hiç tanımamış bir kız nasıl gerçek anlamda büyümüş olabilirdi.Aslında sekiz yaşındaydım çünkü hayatımın on yılı silinmişti zihnimden.Ayağa kalkıp cama yaklaştım.Nefes almaya ihtiyacım vardı.Hiçbir şey bilmeden nasıl ülke yönetebilirdim.Onur yüzünü bana çevirmeden oturmaya devam ediyordu.Dışarıdaki hafif yağmuru izlerken ona bakmadan konuştum.

"Peki sen?Seninle tanışıyor muyduk?"

Gözleri hızla beni buldu.Hüzünlü bir ifadesi vardı.Sanki yalvarıyordu.Hatırlamam için yalvarıyordu...Gözlerini kaçırdı ve ayağa kalktı.Yavaş adımlarla yanıma geldi.İkimizde sessizce yağmuru izledik.Dakikalar sonra göz ucuyla bana baktı.

"Bu yağmur damlaları senin gözyaşların deniz kızı.Güneş açtığında gözyaşlarının akmaması için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.Sadece bana güven,olur mu?"

Bende yüzümü ona dönüp yüzümdeki hafif tebessümle cevapladım sorusunu.

"Sana güveniyorum."

Bu sözümle ikimizde birbirimize bakıp gülümsedik.Kuzey'in içeri girmesiyle kendimize geldik.

"Günaydın bücür."

Keyfi yerindeydi ve abiliğe başlamıştı.

"Bücür?Abartmasak mı abicim?Aramızdaki kardeşlik bozulur abicim.Yapma sevgili abim."

Abi lafına yaptığım vurgu onu gülümsetti.

"Size doyum olmaz beyler.Ben odamdayım."

Kapıya giderken Onur sesiyle durdurdu beni.

"Akşam kutlama yapacağız kraliçe.Sen gelmezsen ben ölürmüşüm.Ben demedim bak bunu doktorum dedi."

Gözlerimi devirdim ve cevap vermeden gittim.Alışmak zorundaydım.Geri dönmeye hiç niyetim yoktu.

Balkona geçip kitap okumaya başladım.Kafa dağıtmak iyi gelmişti.Madem hayat bu kadar  vuruyordu bana o zaman bende her seferinde daha da güçlenerek kalkacaktım.

Akşama doğru Onur kapımda dikilmişti.Bana elbise seçiyorduk.O çoktan lacivert takım elbisesinin içindeydi.Erkeklerin hazırlanması kolaydı tabi.Giydiğim hiçbir elbiseyi beğenmiyordu.Beyaz bir elbise ile gittim.Artık ağlayacaktım çünkü sabahtan beri elbise deniyordum ve doğru düzgün bir şey yememiştim.

"Olmamış bu.Fazla dar.Rahat hareket edemezsin."

Büyük bir oflamayla tekrar giyinme odasına girdim.Üstüme sade siyah bir elbise geçirdim.Bunuda beğenmezse tüm dolabı kafasına geçireceğime ahdettim.Ayaklarımda siyah topuklularla zemine sertçe basarak odama geçtim.Yatağımın üstünde oturuyordu ve biriyle mesajlaşıyordu.Ayakkabılarımın sesiyle kafasını kaldırdı.İlk önce dikkatlice baktı.Sonra gözlerini kapattı ve başını hızlıca iki yana salladı.Tekrar gözlerini açıp yanıma geldi.

Tekrar gözlerini açıp yanıma geldi

"Bi' çimdikler misin beni?"

Tabi bunu zevkle yaptım.Acıyla inledi.Elimi tutup beni etrafımda döndürdü.

"Sen sen misin?Yoksa içeride ikizin falan mı vardı?"

Gözlerimi devirdim ve elinden tutup odadan çıkardım.Saç ve makyajı halletmiştim giyindikten sonra.

"Hey dur!Eftelyayı unuttuk."

Sinirli gözlerle ona baktım.

"Çeneni kapatıp yürüyecek misin yoksa bunu ben mi yapayım?"

Ağzına fermuar çekiyormuş gibi yapıp gülümsedi.Bazen beni çok yoruyordu.Tekrar sürüklemeye başladım.Dışarıda hafif bir esinti vardı bu yüzden üstüme deri ceketimi aldım.Dışarıda elini bıraktım ve bizi bekleyen Kuzey'in ve geçen gün tanıştığım Nergis'in yanına gittim.Bir anda bana koşup sarılan Nergis ile afalladım.Kız kucağıma atlamıştı.Kuzey ve Onur yanyana bizi izliyordu.Fakat onların gözünde şaşkınlık değil şefkat vardı.Benden ayrıldı fakat bu seferde ellerimi tuttu.Gözlerinden yaşlar boşalıyordu.

"Özür dilerim ama dayanamadım.Seni çok özledim kardeşim."

17. Kabus

Boş bakışlarımda olan tek duygu şoktu.Laflarıyla beraber bana umutla bakan Nergis'i sakince yanına çekti Kuzey.

"Henüz hatırlamıyor meleğim.Ama inanıyorum.Benim küçüğüm başaracak."

Gergin bir ortam oluşmuştu aramızda.Gerginliği dağıtan Onur olmuştu ve bizi arabaya yönlendirdi.Kuzey sürücü koltuğuna geçti ve Nergis yanına oturdu.Onurla arkada kalan ben sürekli onun esprilerine katlanmak zorunda kalmıştım.En sonunda topuklumla gözlerini oymakla tehdit edince beni rahat bırakmıştı.Sayesinde keyfim yerine gelmişti.

Şık bir kafenin önünde durduk.Anladığım kadarıyla Nergis ile Kuzey birlikteydi.Nergis'in yengem olması düşüncesi beni güldürdü.Sinirlerkm fazla bozuktu ve sürekli gülesim geliyordu.Arabadan Kuzey ile Nergis el ele inmişti.Bende indim ve bir anda Onur karşımda dikildi.Kolunu uzattı.

"Bu şerefi bana lütfeder misiniz hanımefendi?"

Tehditim işe yaramamıştı sanırım.Şu an elimi kana bulayıp elbisemi kirletemezdim.Sakince koluna girdim ve birlikte içeri girdik.Kuzey ile Nergis bir masaya geçmişti.Bizi yanyana gören sevgili abim kaşlarını çatmıştı.Masaya geldiğimiz an Nergis gözlerini kaçırdı.Kuzey bir anda aramıza girdi.

"Hayırdır Onur,kardeşim yürümeyi mi unuttu?"

Kıskanç abi iş başındaydı.Gözlerimi devirip menüyü incelemeye başladım.Onur boğazını temizledi fakat cevap vermedi.Hareketli müzikte herkes eğlenirken biz sakince içeceklerimizi yudumluyorduk.Kuzey eline telefonunu aldı ve bir süre sonra geri bıraktı.Nergis ışığı yanan telefonunu kontrol etti ve bana döndü.

"Hadi gel,dans edelim."

Ellerimden tutup beni piste sürükledi.Kendi etrafında döndürüyor ve ellerimi ritimlere beraber oynatıyordu.Bir süre sonra ona uyum sağladım.Gözlerim masamızı bulunca Kuzey'in Onurla konuştuğunu gördüm.Çok yakınındaydı ve Kuzey'in sırtı bana dönüktü.Yüzünü görebildiğim Onur duyduklarından pek memnun değil gibiydi.

Uzun danslar sonucu yorgun düşen bedenimi yatağıma attım.Duşa girmem gerektiği bilinciyle kalktım.İşlerimi halledip üstümü giydikten sonra yatağıma geçtim.

....

Güzel hava dışarıda yürüme isteğimi harlıyordu.Elimde kitabım ve kulağımda müzikle beraber saray bahçesindeki göle gidiyordum.İçimde neden olduğunu bilmediğim bir hüzün vardı.Derin bir nefes alıp o hissi yok etmeyi denedim.Göl kenarındaki banka oturdum ve kitabımı açtım.Öten kuşlar baharın habercisiydi.Bahar mevsimi beni mutlu ederdi.Kendimi kitabın büyüsüne kaptırmışken yanıma oturan bedenin hissiyle oraya döndüm.Yanımdaki adam benim sevinç kaynağımdı.Kitabı bırakıp ona sarıldım.

"Seni çok özledim Ares."

Sarılmama karşılık vermişti.Bir süre öyle durduk ve geri çekildim.

"Benimle gel,Eftelya.Sarayın karşısındaki ormanda çok güzel çiçekler var.Papatyalar yeni açmış.Senin için toplayacaktım ama ölüyorlar diye kızıyorsun.Gel birlikte bakalım."

Başımı hevesle salladım.Elimi tuttu ve beni ayağa kaldırdı.Sarayın bahçesinden gizlice çıkıp ormana girdik.Kuzey bizi görürse kıyameti koparırdı.Ormanın içinde yürümeye başladık.Boş bir alanda durduk.Ares'in elimi bırakmasıyla ona döndüm.Bir anda yanına gelen askerler ile şoka girmiştim.Geriye adım atacağım sırada hepsi ellerini kaldırdı.Bilincim kapanırkennson gördüğüm Ares'in gülümseyen yüzüydü.

...

Güneş hala doğmamışken bir anda yatağımdan fırladım.Etrafıma bakıyordum.Odamda olduğumu görünce biraz sakinleşebildim.Gördüğüm kabusun etkisinden çıkamamıştım.Fakat bir şüphe içimi doldurmuştu.Ya kabus değil?Beni kaçıran Ares miydi?Güvenimi kullanan o muydu?

Uyuyabileceğimi düşünmüyordum.Kalbim hala deli gibi çarpıyordu.Üstüme hırkamı alıp balkona çıktım.Hava hala karanlıktı ve benim vücudum titriyordu.Dışarıyı izlerken çalan kapı sesiyle irkildim.Kapıya yaklaştım ve seslendim "Kim o?".

Kuzey gelmişti.Kapıyı açar açmaz içeri girdi ve odanın ışıklarını açtı.Gözlerinde endişe vardı.

"İyi misin?Aklım çıktı bu saatte Ares diye bağırınca.Kaç askeri harekete geçirdim haberin var mı?Şimdi bana iyi olduğunu ve o haysiyetsiz karaktersiz şerefsizin buraya gelmediğini söyle."

"Kabus gördüm sadece ve hayır Ares buraya gelmedi."

Söylediklerimle rahatladı fakat bir anda tekrar bana döndü.

"Ne gördün?"

Sesi titriyordu...Rüyamı baştan sona anlattım ve anlattıklarımla endişesi daha da katlandı.Anlatmayı bitirdiğimde ellerimi tutup yatağa oturttu beni.

"Şimdi söyleyeceklerim seni korkutmasın fakat o kabus değildi.Evet kabus gibi bir gündü.Hatırlıyorsun kardeşim."

Şüphelerim doğru çıkmıştı.Gözlerimi kaçırdım.Beni kaçıran Aresti.

"Bu gece benimle kalır mısın?

Ayağa kalktı.Gideceği korkusuylaona baktım.Gidip ışığı kapattı.Yatağa yatıp benide yanına çekti.Yüzlerimiz birbirine dönükken battaniyeyi çekti.Abi sevgisi bambaşkaydı.Her zaman sırtımı yaslayabileceğim biri vardı ve bu beni iyileştiriyordu.Yüzümde tebessümle uykuya daldım.

(Onur'un anlatımıyla)

Eftelya ve diğerlerini arabaya doğru yönlendirdikten sonra Kuzey sürücü koltuğuna geçmişti yanında Nergis binmişti.Ben ve Eftelya ise arkadaydık.Eftelya şoktaydı onun için birkaç espri yaptım ve beni gözlerimi oymakla tehdit edince espiri yapmayı bıraktım ama yüzü gülüyordu.Çok güzeldi...Onu bu giydiği elbisede bu kadar güzel hayal etmemiştim.Hayalimden daha güzeldi keşke hep böyle olsaydı. Her zaman kutlama yapmak için gittiğimiz kafenin önündeydik ama Eftelya hatırlamıyordu.Hatırlayacaktı hatırlamalıydı...Arabadan bir an önce inip Eftelyanın kapısının önüne gelmişitim ki kapıyı açtı.

"Bu şerefi bana lüfteder misiniz hanımefendi?"

Sakince koluma girdi.Onun o tehditinden hala korkuyordum çünkü hiç beklemediğim bir anda zihinfend özelliğini kullanabilirdi.Bende kalkan yoktu.  Kuzeye göre hala sıradan bir asker olduğum için bana kalkanı sürekli kulanmamı yasaklamıştı.Kalkanları ben sağlıyordum ve eğer ben yoksam kalkanda yoktu.Kuzey bunu gayet iyi biliyordu bu yüzden bana karşı oldukça dikkatliydi. Bir masaya geçtikten sonra Kuzey'in kardeşini kıskanması gayet normaldi.Bir kadeh içtikten sonra Nergis Eftelyayı dansa kaldırdı ve Kuzeyle baş başa kalmıştık .Kuzey bana yaklaşarak:

"Onur fazla ileri gitmeye başlamadın mı?"

 Bunu oda biliyordu.Niye şimdi tereddüt etmişti ki.Abisi olarak önlem alıyordu ama bana güvenebileceğini de biliyordu.Bana güvenmese Aleryaya beni değil başkasını gönderirdi değil mi?

 "Hadi ama Kuzey sende biliyorsun küçüklükten beri aşığım ona ama merak etme ben hep arkadaşı olarak kalacağım,doğru olan bu."

 Kuzeyin içi de rahatlamıştı bu sözlerimden sonra.Ona bir söz vermiştim ve o sözü tutmalıydım ama bir gün Eftelya'nın başkasıyla olma ihtimali beni öldürüyordu. Sözümün bir kusuru vardı.Kuzey sadece bir şekilde kabul ederdi birlikte olmamızı.Benim hiç bir çabam olmadan Eftelya'nın bana aşk olması lazımdı.Fakat olabildiğince zor gibi gözüküyordu.

Saraya geçtiğimizde Eftelya direkt odasına geçmişti ve ses gelmemesinden anladığım kadarıyla uyuyordu.Ben ise onun odasının hemen altındayım ve bir anda bir ses duyuldu.

 "Ares!"

 Ares mi gelmişti? Ne oluyordu?Hemen yukarı çıktığımda Kuzeyle karşılaştım ve benim diğer askerlerle beraber bahçeye bakmamı söylemişti.Ne kadar yalvarsamda izin vermedi ve mecbur askerleri toplayıp bahçeyi aramaya koyuldum.Merak ediyordum, ne olmuştu? Bahçeye ve bahçe dışına çok uzaklaşmadan ormanın her yerine baktık ama Ares yoktu.Çaresizce saraya geri dönüyorduk.

18. Gitme

Sabah tek başıma kalkmıştım.Kuzey acil bir işi olduğu için gittiğini ve kahvaltımı yapmamı ileten bir mesaj atmıştı.Kahvaltım Umut tarafından getirtildi.Yemeğimi yedikten sonra üstümü giyip kütüphaneye indim.Kitaplar en güzel kaçış yolumdu.

Kitaplarla geçen birkaç saatin sonunda öğle yemeğini kaçırdığımı fark ettim.Sanırım artık bu cennetten ayrılmam gerekti.

Odama geçtim ve Umut'a mesaj atıp atıştırmalık istedim.Kısa bir duşa girip üstümü giydikten sonra kapı çaldı.Saçlarımı havluyla kurulayarak kapıyı açtım.

"Sağol Umu-"

"Umut niye sağoluyor ya.Yemeği getiren benim.Bi' teşekkür bile etmiyosun.Al yemeğini.Haram olsun hakkım ya."

Onur rapçi olacak adamsın burada harcanıyorsun,bil istedim.Hızlı konuşmasını soluksuz dinlemiştim.

"Tamam ya sende sağol.Ne drama yaptın."

Yanımdan geçip odama girdi.Tabi girebilirsin hiç sorun değil.Hala bana nefretini kusmaya devam ediyordu ama davranışları tersiydi.Gidip yatağa oturdu ve kollarını göğsünde bağlayarak oturdu.Yüzüme bakmıyordu.Cidden çocuk gibiydi.

"Sen özel gününde misin?Cidden trip atıyorsun bana."

Omuzlarını silkti.Konuşmamakta inatçıydı.Masama oturdum ve tepsideki çorbayı içtim.Bir kase daha çorba vardı.Öğle yemeğini tek kaçıran ben değildim demek ki.Kendi çorbamı bitirdim ve boş kasemi masaya bıraktım.Elimde tepsiyle yatağa oturdum.Hala bakmıyordu bana.Ofladım ve kaşığa çorba doldurup ağzına götürdüm.Önce şaşırarak bana baktı fakat sonra sırıtarak yüzünü tekrar dönüp omuz silkti.Elimde kaşıkla öylece kalmıştım.

"Onur iç şu çorbayı."

Kafasını iki yana sallayarak reddetti.Biraz kibar olmayı denedim.

"Onur hadi bak iç şunu valla kollarım yoruldu.Ayrıca birazı bile yatağıma dökülürse hepsini sana temizletirim ve bu çorbayı kafana dökerim."

Tehditimle ürperdi ve çorbayı içti. 'Hah şöyle yola gel' bakışlarımla kalanınıda içirdim.Kendi içebilirken neden bunu ben yapmıştım bilmiyordum.Fakat mutluydu.Kendimi çocuk bakıcısı gibi hissediyordum.

Tepsiyi masaya koydum.Arkamı döndüğüm an onu dibimde beklemiyordum.Cebinden telefonu çıkardı ve bir şarkı açıp ellerimi tuttu.

"Dün dans sıramı Nergis cadısı çaldı.Bu yüzden bana dans borçlusun.Dans et benimle deniz kızı."

Kulağıma dolan "Fısıltı" ile hareketlerine ayak uydurdum.Ellerim omuzlarında,elleri belimdeydi.Şarkı tekrar ediyordu ve biz ritmi hiç bozmadan dansa devam ediyorduk.Buraya geldiğimden beri yaşadığım en huzurlu andı.Dansa devam ederken kulağıma yaklaştı ve fısıldadı.

"Prenseslerde kalp söker hiç yanılmadım."

Akşam yemeği harika kadromla yendi.Kahkahalar uçuşuyordu.Dans anı hiç yaşanmamış gibi davranıyorduk fakat fazla yüzyüze bakamıyorduk.Neden bilmiyorum fakat ona baktığımda geri çekiliyordum.

Yemeğimi bitirdikten sonra odamdan şalımı alıp bahçeye çıktım.Hafif serinlik dışında hava güzeldi.Kulağımda müzik sesiyle yavaş yavaş yürüyordum.Bahçedeki göle çok yaklaşamıyordum.Kabusum zihnimde dönüyordu ve tek bir anını bile unutamıyordum.Göle doğru yürürken içimden bir cesaret fırlamıştı.Korkularımın üstüne gidecektim.Gidip o bankın üstüne oturdum.

Sessizce gölü izliyorken yanıma oturan bedenle sıçradım.Karanlıkta yüzü görülmüyordu ve buna rağmen kar maskesi ile tanınma olanağınını sıfıra çekmişti.Korkum tavana çıkmışken kalkmaya çalıştım fakat izin vermedi.Bankın üstünde bana yaklaşabildiği kadar yaklaştı.Korkudan titrerken ağzımı eliyle kapattı ve çenemi tuttu.Yüzümü yüzüne yaklaştırırken maskesini kaldırdı.Ares'in karşımda oluşuyla çığlığımı bırakmaya çalıştım fakat ağzımdaki eli izin vermiyordu.Yüzü yüzüme daha çok yaklaşırken elini çekti.Tam bağıracağım sırada ağzımı dudaklarıyla örttü.Şoka girmiştim ve gözümden akan yaşları yanaklarımda hissettim.Dudaklarını çekti ve çenemi daha sıkı tuttu.Dudaklarıma doğru konuştu kısık ve tehlikeli sesiyle.

"Benden kaçabileceğini mi sandın kraliçe?Daha papatyaları görmedik seninle."

Korkuyla hıçkırdım.Bağıramıyordum.Odaklanamadığım için zihinfend yapamıyordum.Sadece onun yüzündeki tehlikeli gülümsemeye bakıyordum.

Bir anda arkadan gelen bağırma sesiyle ikimizde döndük.Onur ve Kuzey hızla bize doğru geliyordu.Kuzey yakasından tuttuğu Ares'in yüzüne yumruğunu geçirdi ve yere düşmesini sağladı.Onur yerdeki Ares'i dövmekte Kuzey'e yardım ediyordu.Bense korkuyla yerimde kalmıştım.Arın yüzü dağılmış bir sekilde yatıyordu.Kuzey,Onur'a yaptığı hareketle Onur yanıma geldi.Hızlıca bana sarıldı.Hala titrediğimi hissediyordum.Kuzey,Ares'e dokunup bir şeyler fısıldadı ve Ares havada asılı kaldı.Kuzey birkaç askeri çağırıp Ares'i aldırtırken Onur beni odama götürüyordu.Bir eli belimde diğeriyse elimdeydi.Yutkunamıyordum.Kabusum gerçekleşmiş gibiydi.

Yavaşça odama çıkardı beni ve yatağıma oturttu.Masamın üstündeki sürahi ile bana su doldurdu ve küçük yudumlarla içirdi.Kafamı yastığa koydum.Onur üstümü örttü.Telefonu çalınca balkona çıktı.Arada beni kontrol ediyor sonra konuşmasına devam ediyordu.Konuşması bitince yanıma geri geldi.

"İyi misin?"

Kafamı olumsuz anlamda salladım.Anladığını belli edercesine eğildi ve saçlarımı okşadı.

"Sözümü tutamadım,deniz kızı.Affet beni.Yağmur dindi fakat ben senin yağmurunu dindiremedim.Özür dilerim."

Sakağıma kondurduğu öpücükle kalktı ve bana arkasını döndü.Gideceği düşuncesiyle elini tuttum ve uzun süre sonra ağzımdan tek kelime çıktı.

"Gitme."

Bir saat önce uyanmıştım fakat kalkamıyordum.Fena hasta olmuştum.Sesimin gittiğine emindim.Onur yanımda uyuyordu.Dün ona "Gitme" dediğimde sadece gülümsemiş ve yanıma yatıp uyumuştu.Kabuslarıma Ares eşlik etmişti ve ben sürekli sıçrayarak uyanmıştım.Her uyanmamda Onur da kalkıp beni sakinleştiriyordu.Sabaha karşı vücut ağrılarımda uyanmıştım.Uykusunu alamadığını düşünerek onu uyandırmamaya çalıştım.

Ne ara tekrar uyuduğumu bilmiyordum fakat bu kez yatağımın başında bir doktor vardı.Elindeki sekreterliğe yazdığı şeyleri Onur,Umut ve Kuzey'e gösteriyordu.Göz kapaklarım bana ihanet ediyor,açılmak istemiyorlardı.Tüm kemiklerimin ağrıdığı bariz bir gerçekti.Bir anda gelen hapşırığım ile tüm gözler bana döndü.Hepsinin gözlerinden endişe akıyordu.Doktor konuşmaya başladı.

"Eftelya Hanım,besin ve vitamin eksikliğiniz uykusuzluk ve yorgunlukla birleşip sizi bu hale sokmuş.Birkaç ilaç yazdım.Bunları kullanacak ve yataktan çıkmayacaksınız."

Keşke sihirle tedavi mümkün olsaydı.Fakat sadece sihirle açılan yaralar sihirle kapanabiliyordu.Bitkince kafamı salladım.Doktor elindeki kağıdı Umut'a verdi.Umut ile doktor odadan çıkınca Kuzey yanıma oturdu.

"Ne diye kendine bu kadar yükleniyorsun?Yemeklerde de yoksun zaten doğru düzgün.Sen daha kendine bakamıyorsun ülkeye nasıl bakacaksın acaba?"

Uzun uzun söylendi ve yataktan çıkarsam beni odama kilitlemekle tehdit edip yanımdan kalktı.Kalkar kalkmaz yerine oturan Onur alnıma dokunarak ateşimi kontrol ediyordu.Kuzey kolundan tutup Onur'u yere fırlatınca kahkahama engel olamamıştım.Kuzey'in kardeşi olmak çok zordu fakat eğlenceliydi.

Odamda tek kalmıştım ve Onur'un getirdiği kitabı okuyordum.Sık sık hapşırıyordum. Telefonum hiç susmamıştı.Sürekli gelen mesaj ve aramalara tek çözümü telefonu kapatarak bulmuştum.Kapımı içeriden kilitleyip anahtarı üzerinde bırakmıştım.Bence mahremiyete biraz olsun saygı gösterebilirlerdi.Onur ve Kuzey elleri boş gelmeyip sürekli ağzıma meyve tepiyordu.Evet bu meyve yedirmek değil tepmekti.Kuzey işi olduğunu söyleyip yanıma gelmemişti.İşinin Ares olduğuna emindim.Nergis de beni yalnız bırakmayanlardandı. Endişe kat sayısı çok yüksekti ve onu sakinleştirmek beni daha çok yormuştu.

Akşama doğru yemeğimi yiyip ilaçlarımı içtim.Kitap bitmek üzereydi.Son sayfalara geldiğimde katlanmış bir kağıt düştü kucağıma.Fotoğraf olduğunu düşündüğüm kağıda baktım.Yaklaşık beş-altı yaşlarında küçük bir kız,yanında ondan biraz büyük erkek ve kızı kucağında tutan bir kadın...Masadaki pasta ve etraftaki süslemelerle doğum günü kutlaması olduğu belliydi.Fotoğraftaki herkesin yüzünde güller açıyordu.Sararmış ve yıpranmış olması eskiliğini gözler önüne seriyordu.Fotoğrafın arkasını çevirdim.El yazısı ile yazılmış notu içimden tekrar ede ede okudum.

"3 Nisan 2009...

Eftelya 6. yaşını kutladı bu gün.Ona aldığım papatyalı bilekliği hiç çıkarmayacağına dair söz verdi.Gün boyu Aresle oynamıştı ama olsun,mutluydu.Mutluluğunu sonsuza dek izleyebilirdim.Unutma deniz kızı,Güneş var olduğu sürece sana gözyaşı döktürmeyeceğim."

19. Unutma

Fotoğrafa ne zamandır bakıyordum?Birkaç defa kapı zorlanma sesi duymuştum fakat kapıyı açamayacak kadar şoktaydım.Fotoğraftaki kız bendim ve erkekte anladığım kadarıyla Kuzeydi.Beni kucağında tutansa...İlk defa görmüştüm onu.Çok güzel bir kadındı ve benim ona baktıkça nutkum tutuluyordu.

Yatağımdan elimde fotoğrafla kalktım ve kapıya ilerledim.Hastalığım hala geçmediği için kalkarken başım dönmüştü.Koridorda koşarken çarptığım bedenle sendeledim.Kuzey omuzlarımdan tutmuştu.Ağzını açmadan durdurdum onu.

"Onur nerede?Sonra anlatacağım ama hemen onu bulmam gerek."

"Bu saatte odasındadır.En son Ares'i askerlerle gönderiyordu fakat çok bitirmiştir."

Kafamı sallayıp koşmaya devam ettim.Odası benimkinin alt katındaydı.Gidip kapıyı çaldım fakat açmadı.Telefonumdan aradım ama ona da cevap alamadım.Korku tüm bedenimi sarmışken Kuzey'i aradım.

"Kuzey,Onur yok!Odasında değil.Telefonunu da açmıyor.Kuzey yardım et n'olur."

Sonlara doğru sesim kısılmıştı.

"Sakin ol güzelim.Korkma hemen geliyorum yanına.Beni odasının önünde bekle."

Kapının önünde oturmuş kendimi sakinleştirmeye çalışırken Kuzey yanında iki askerle yanıma geldi.Gidip ona sarıldım.Askerlere kapıyı açmalarını söyledi.Kapı açılır açılmaz içeri koştum.Yoktu...Hatta odaya bir süredir hiç gelinmemiş gibiydi.Zaten dün gece benimleydi.Demek ki ondan sonra odasına uğramamıştı.Aklıma gelen fikirle Kuzey'e döndüm.

"Ares..."

Fısıltıyla çıkan sesim Kuzey'i hareketlendirdi.Askerlere işaret verip odadan çıktı.Peşinden koştum.Gücüm yavaş yavaş bitiyordu ve hapşırıklarım işimi daha da zorlaştırıyordu.Bahçeye çıktık.Kuzey yanına yaklaşık 20-25 asker alarak bahçe dışına yürüdü.Peşlerinden gelen beni görünce durdu.

"Eftelya,odana çık."

Tabi ki imkansızdı bu dediği.Bakışlarımdan bunu anlamış olmalı ki birkaç askeri yanıma gönderdi.

"Askerlerden ayrılmayacaksın."

Kafamı sallayıp peşinden gittim.

Tanıdık olduğum Alerya yolu beni geriyordu.Dikkatli bir şekilde yürüyorduk fakat sonuç başarısızdı.Geri dönmeyi kararlaştırdığımızda aklıma gelen fikirle onları durdurdum.

"Ormanın ortasına gidelim.Emin değilim ama bence oradalar."

Kuzey itiraz edemeden ormana doğru hızla yürümeye başladım.Onlar da peşimden geliyordu fakat şu an kimseyi bekleyemezdim.Ormana girince adımlarımı hızlandırdım.Ormanın ortasına gelince tahminimin doğru çıkmasından nefret ettim.Onur karnında hançer ile yatıyordu.Sihirle olsa kendini tedavi edebilirdi fakat bunu bildikleri için hançer kullanmışlardı.Yanına koştum.Askerlerde geldiklerinde şok olmuştu çünkü bir süre kıpırdamadılar.Başını dizime koydum ve yarası ilr nabzını kontrol ettim.Nabzı şimdilik iyiydi fakat yara derindi.Ağzımı açamıyordum.Sadece sessiz hıçkırıklarla ağlıyordum.Kuzey yanıma geldi ve Onur'u askerlere emanet etti.Benim onunla beraber rahatça saraya dönebileceğimi mi düşünüyordu?

"Kuzey ben onsuz gidemem.Yapma bunu bana n'olur."

Kuzey gözlerini kaçırıp nefesini verdi.

"Peki tamam.Onunla beraber geçeceğiz saraya ama güçlü duracaksın.Hastasın zaten.Unutturma seni odana kilitleyeceğim."

Askerler güvenlik çemberi oluşturarak Onur'u taşımak için hazırlık yapıyordu.Bense sadece yanına oturuyordum.Askerler onu almadan önce nabzını tekrar kontrol ettim.

Yavaşlamıştı...

Çok yavaşlamıştı...

Kaybediyorduk...Ben onu,o ise hayatı

Çığlığım büyük ihtimalle tüm ormanda duyuldu.

"Gidemezsin şimdi.Hani bırakmayacaktın beni?Hani söz vermiştin?Yalan mı söyledin bana?Onur...seni tekrar kaybetmeme ve unutmama izin verme."

(Onur'un anlatımıyla)

Eftelya akşam yemeğinden sonra bahceye çıktı.Kitap okuyacaktı.Biraz yalnız kalması iyi olur,diye düşünüyordum.Bende odama gitmekten başka bir seceneğim olmadığı için odama gittim ama içimde kötü bir his vardı.Bir şey olacaktı... Odamdan bahçeyi göremiyordum ve bu beni üzüyordu. Ama yapacak bir şey yoktu.Bende aldım kulaklığımı ve bir şarkı açtım  rastgele.Hangi şarkı geldiği önemsizdi benim için.Ama o şarkı gelmişti...Eftelya'nın en sevdiği şarkı "Fısıltı"... Bende seviyordum ama şarkı Eftelya'ya aitti...

Bir süre sonra Kuzey beni aradı ve bahçede biraz konuşmamız gerektiğini söyledi.Bende yanına gittim ve bahçeye gittiğimizde şok olmuştuk Eftelya'nın yanında Ares vardı.Niçin gelmişti buraya?Hızlı bir şekilde ilerlemeye başladık.Kuzey sinirle Ares'in yüzüne yumruğu geçirmişti.Bende yerde olan Aresten yılların acısını döverek çıkarıyordum.Kuzeyle beraber ikimizde çok sinirlenmiştik.Niye gelmişti şimdi bu? Bunları sonra düşünecektim.Kuzey'in bana vermiş olduğu işaretle Eftelya'ya yöneldim ve ilk yaptığım şey sarılmak oldu.Çok korkmuştu ve hala titriyordu Ares'i, Kuzey'e bıraktım.O ne yapılacağını gayet iyi biliyordu.

Ben Eftelya'yı odasına çıkardım.Bir yandan ikinci kez Eftelya'ya bu kadar yakındaydım sağ elim belinde sol elim ise elindeydi.Odasına çıkarttıktan sonra  dikkatlice yatağına oturttum.Ellerimle ona yudum yudum bir bardak su içirdim.Hala şokta gibiydi.Bir anda telefonum çaldı,arayan Kuzeydi.Açmam lazımdı.Balkona doğru yöneldim ve açtım telefonu.

"Efendim Kuzey bir şey mi lazım?"

"Hem sana ufak bir işim düştü her zaman ki gibi hem de kardeşimi merak ettim nasıl şu anda?"

Eftelya'yı kontrol ederek :

"Şuan iyi gibi,yatıyor beni bekliyor içeride. Sen neredesin?Ben yanına geleyim orada konuşuruz daha iyi olur."

"Tamam gel.8 numaralı büyülü zindandayız"

Sonda ki nefretini ben hissetmiştim.Eftelya'yı yalnız bırakmak istemiyordum ama ben bir askerdim ve Ares'i kendi ülkesine göndermek zorundaydım, odaya girdim.

"İyi misin?"

Kafasını olumsuz yönde salladı.Saçlarını oksamaya başladım.O hatırlamıyordu fakat küçükken ne zaman korksa onu böyle sakinleştirirdim.

"Sözümü tutamadım, deniz kızı. Affet beni. Yağmur dindi ama ben senin yağmurunu dindiremedim. Özür dilerim."

Ona bir öpücük kondurdum ve tam odadan çıkmak için arkamı dönüp gidiyordum ki Eftelya benim elimi tuttu. Uzun süre bir şey demedi.Çaresizce dudaklarını oynattı.

" Gitme. " dedi.

Gülümsedim ve beraber yatağa geçip uyuduk.Kuzey bana çok kızacaktı ama olsun.Eftelya'nın iyiliği için her şeyi yapardım. Uykusunda kabuslar görüyordu.Her seferinde uyanıyordu.Bundan dolayı uyumamayı tercih ettim.Bir süre sonra ve olanları Kuzeye anlattım ve anlayışla karşıladı.Yarın götürecektim Ares'i.Umarım bir zorluk çıkarmazdı. Eftelya uyurken alnına bir öpücük kondurdum.Ateşi vardı...Saat sabaha karşıydı.Hemen Kuzey'i aradım ve doktor çağırıp gelmesini söyledim. Aceleyle geldiler doktor, Umut ve Kuzey.Doktorun uzun süren incelemeleri sonucunda sekreterlğine bir şeyler yazıp bize anlatıyordu.Tek anladığım şey Eftelya'nın dinlenmesi gerektiği ve düzenli yemek yemesi gerektiğiydi.Düzenli uykuda vardı ama  o konuda Eftelya'nın hiç birimizi dinlemeyceğini iyi biliyordum.

Kuzey, Eftelya'yı azarlarken bende ayakta dikiliyordum. Eftelya'nın yanına oturup ateşine bakayım,diye düşündüm.Elimi alnına koyduğum gibi kendimi yerde buldum.Kuzey biraz fazla olmamış mıydı bu?

Kalktım ve kütüphaneden Eftelya için güzel bir kitap seçtim.Arasına koyduğum fotoğrafı Kuzey öğrense beni haşlardı ama artık hatırlaması lazımdı.Küçüklüğünden beri neredeyse her anını çekmiştim ve arkasına küçük notlar yazmıştım.Bunu sadece ben biliyordum...Kitabı Eftelya'ya verdikten sonra Ares'i Alerya'ya götürmek üzere hazırlandım. Ares'i zindandan alarak ormanın içinden ilerliyorduk.Onunla hiç konuşmadan ilerliyordum.O bir şeyler söyleniyordu ama dinlemedim ve bir anda hızlı bir şekilde sırtıma hançeri saplayarak kaçtı.Ben geri dönmeye çalışıyordum ama yara derin gibiydi.Son hatırladığım gözlerimin karanlık ormanda beni daha da karanlığa hapsetmesiydi.Son duyduğum ise Eftelya'nın ağlama sesi...

20. İntikam

Kaç saat olmuştu ben buraya oturalı?Üç mü?Beş mi?Belki yarım saat bile olmamıştı...Gözyaşlarım kurumuştu ve boş bakıyordum yere.Yanıma uğraya Kuzey beni konuşturmaya çalışmıştı fakat imkanı yoktu.

Gelir gelmez odasına alınmış,birkaç doktor gelmişti.İçeri almıyorlardı bizi.Kuzey odama gitmem için ısrar etmiş fakat sonra pes etmişti.Zorla içirdikleri birkaç yudum çorba dışında bir şey yememiştim.Burada oturdukça delirecektim.Peki Onur bu haldeyken Ares neredeydi?Nereye kaçmıştı?Ülkesine dönmezdi.O kadar salak değildi.Aleda ile konuşmalıydım ama yüz yüze,yalan söylemediğinden emin olarak...Kuzey'e söylesem hayatta izin vermezdi.Askerlere söylesem onlarda Kuzey'e itaatsizlik etmezdi.Mecbur tek başıma gidecektim.

Odama gitme bahanesiyle ayrıldım onlardan.Onur'un durumu iyiye gittiği için biraz daha rahattım.Üstüme tişört ile geniş pantolon giyip telefonumu aldım ve odamdan çıktım.Beni zayıflatan her şeyin üstüne gidecektim.

Saraydan gizlice çıkmıştım ve saray bahçesinde bulduğum arabayı alıp yola koyuldum.Işınlanırsam Kuzey'in haberi olurdu.Yanımda silah ve hançer vardı.Serin hava yüzüme çarparken ben gaza yüklenip hızlanıyordum.

Aşina olduğum yollardan geçerek Alerya'ya vardım.Beni görünce askerler geri çekilmişti.Arabadan inince yanıma gelen iki asker eşliğinde sarayın üst katına çıkmaya başladım.

Aleda odasındaydı.Ares'in odasının karşısındaydı.Kapı aralıktı ve içeriden bağırma sesi geliyordu.Hızlı adımlarla içeri girdim.Aleda,Arın'a bağırıyordu.Beni fark edince şaşkınlıkla sustular.Arın'a döndüm.

"Dışarı çık,hemen"

Arın,Aledaya baktı.Aleda'nın baş sallaması ile çıktı ve kapıyı kapatıp bizi yalnız bıraktı.Aleda sanki ne konuşacağımı anlamış gibi mutsuz bir şekilde bana bakıyordu.Karşısında en güçlü halimleydim.

"Ares nerede?"

"Yemin ederim bilmiyorum.Senin yanına geldiğini az önce Arın söyledi.Hiçbir şeyden haberim yoktu."

Söylediklerine kanıt yoktu ve ben bu topraklardan kimseye güvenmiyordum.Hatta bunu bana Aleda söylemişti.Kimseye güvenme...

"Zihinfend yapmama izin ver.Madem bu kadar dürüstsün o zaman kendi gözlerimle göreyim bunu."

Gözlerini kaçırıp yutkundu.Başka çaresi olmadığını o da biliyordu.Tekrar bana bakıp başını salladı.Tüm odak noktamı ona verdim.Arın ile az önce olan konuşmasını görebiliyordum.

♧♧♧

-Abimin oraya gitmesine nasıl izin verirsin?Yok işte hiçbir yerde.Ama biliyor musun,artık abimde umrumda değil.Bıktım sizin savaşınızdan."

-Sakin ol Aleda.Bu işlere karışma."

-Karışmaya karışmaya işleri bok ettiniz.Hala bulaşma diyorsun.Hiçbir halt yapamıyorsunuz.Tek yaptığınız insanların hayatına sıçmak."

♧♧♧

Sonrasında ben geliyordum.Aleda habersizdi ve masumdu.Belki de buradaki tek masum...Fakat bende inatçı ve kindardım.Geçmişimin ve acıların intikamını alacaktım.

Aleda ile konuştuktan sonra bu tiksindiğim topraklarda kalmamaya karar verdim.Geldiğim hızla geri döndüm.İçimdeki öfke dinmemiş aksine harlanmıştı.Kuzey yüzünden telefonum susmamıştı ama hiçbirini açmamıştım.

Saraya varıp odama uğramadan Onur'un odasının önüne gittim.Kuzey odadan çıkıyordu.Bir şey mi olmuştu yokluğumda?Yanına koştum.

"Bir şey mi oldu?Neden odadaydın?Uyandı mı yoksa?Yoksa-"

"Ne yapacağım ben senin bu sorumsuz davranışlarınla?Kafana göre hareket ediyorsun.Ya başına bir şey gelmiş olsaydı?"

Sinirli konuşmasında sesini yükseltmemişti.Pişman değildim.

"Soruma cevap ver önce.Sonra konuşuruz bunları."

"Uyandı.Seni görmek istediğini söyledi.Askerleri odana gönderdim fakat bil bakalım ne oldu?Benim küçük kardeşim saraydan kaçmış."

Lafı bana değdirmesini umursamadan odaya girdim.Gözleri kapalıydı.Gidip yanındaki sandalyeye oturdum.Uyanmasını istiyordum.Uyanması gerekti...Uzanıp elini tuttum.Yaşadığım şeylerin ağırlığı ile gözlerim doldu.Gözyaşlarımı silmeyecektim.Artık gözyaşımı akıtanların kanını akıtacaktım.Ama önce Onur uyanmalıydı.

"Önce beni burada bırak sonra da gel ağla.Senin derdin beni acıdan öldürmek falan mı?Haksızlık değil mi bu kraliçe?"

Sesini duyduğum an başımı kaldırdım ve gözyaşlarımı sildim.Gün kavramını yitirdiğim içinne zamandır böyle olduğunu ve benim onu beklediğimi bilmiyordum.Anlık gelen sevinçle elini bırakıp sarıldım.Özlemiştim...

"Yok ben anladım sen cidden beni öldürmek istiyorsun.Az vicdan be kızım."

Gülerek ondan ayrıldım.Konuşacak halde değildim.Gözyaşlarım artık mutluluktan akıyordu.Bu kez elimi o tuttu.

"Korkma bak sözümde durdum.Seni yanlız bırakmadım deniz kızı.Ağlama ama çünkü yağmur yağmıyor."

Bir anda kaşları çatıldı.

"Az önce neredeydin sen?Kuzey odanda olmadığını söyledi."

Gözlerimi kaçırdım.

"Önce iyileş sonra konuşalım."

Elimi tuttuğu elini geri çekti.Şaşkınlıkla ona baktım.Fakat o bana bakmıyordu.

"Git odana hadi.Yeter bu kadar ziyaret.Sende hastaydın zaten."

Daha yeni uyanmıştı ama ya.Hemen başlamıştı triplerine.Kapıya yöneldim.Onunda dinlenmesi gerekti sonuçta.

"Of Onur of."

Kıkırdamasını duydum.

"İyi geceler deniz kızı."

Günlerin yorgunluğunu bir gecelik uykuyla kapattım.Daha dinç bir bedenle yemeğe indim.Kuzey ve Umut henüz gelmemişti.Sanırım erken gelmiştim.Kahvaltımı yapıp kalktım.Kapıdan çıkmadan Kuzey'e rastladım.Elinde yemek tepsisi vardı.Sinirli gibiydi...

"Al şu tepsiyi,yedir hasta bozuntusuna.Eğer yanlış bi' hareketini yakalarsam başında kırarım bu tepsiyi onun,mesajımı ilet."

Gözlerimi devirip tepsiyi aldım.Odasının kapısının önüne gelip üstüme çekidüzen verdim.Kapıyı çalıp ses gelmesini bekledim.Ses gelmeyince kapıldığım telaşla içeri girdim.Uyuyordu...Aldığı ilaçlar onu daha çok uyutuyordu.Elimdeki tepsiyi masaya koydum ve yanına oturdum.Huzursuz bir uykuda olduğu çatılan kaşlarından belliydi.

"Onur,uyan hadi yemek getirdim."

Sadece mırıldandı ve uyumaya devam etti.Yorgun olduğunu düşünerek yanından kalktım.Odadan çıkmayı planlarken elimi tutan eli ile duraksadım.

"Tamam ya kalkacağım.Sende çok meraklısın gitmeye."

Ne zamandır uyumuyordu?Yerime tekrar oturdum.Kalkıp sırtını yatak başlığına yasladı.Bir anda beni kendine çekip sarıldı.Sandalyeden yatağa savrulduğumda sadece gülümsüyordum.Kollarımı dikkatlice beline doladım.

"Hadi yemek yemen gerek.Yeterince dinlendin zaten."

"Biraz daha böyle kalalım.Daha yeni dinlenmeye başladım."

Sessiz kıkırtımla beraber daha sıkı sarıldı.Kaç dakika olduğunu saymadığım sarılmayı çalan kapı böldü.Hemen ayrıldık.Onur ,"Gir."dedikten sonra içeri Kuzey girdi.Önce bana sonra Onur'a ve en sonunda da dokunulmamış yemeklere baktı.

"İkinizde yatakta olduğuna göre yemeği ben mi size yedireceğim?"

Hala yatakta mıydım?Hızla ayağa kalktım ve boğazımı temizleyip tepsiyi Onur'a uzattım.

"Afiyet olsun ve geçmiş olsun."

Kapıdan çıkarken Kuzey'e döndüm.

"Ben odama geçiyorum abicim.Size kolay gelsin."

Yüzümde sırıtışla hızlı adımlarla odama geçtim.Kapıyı kapatıp yatağıma ilerledim.Yatağımın üstünde gördüklerimle odama geldiğime pişman oldum.Bir demet papatya ve yanımda not...

"Herkesin derdi intikam,prenses.Biliyor musun?Benim derdimde öyle.Benden çalınan senin intikamını alacağım."

21. Beni Erken Terk Ettin

Masumiyetin temsili papatyalar...İlişkilerde temizliği ve saflığı ifade eden,beyaz ve sarının ahengi...Belki de o kadar masum değillerdir?Ya da biz onları hakedemeyecek kadar saflıktan uzağız...Papatyanın temiz kalbi bizde yoktu belki...

Elimdeki çiçek demeti bana sevgiyi değil nefreti haykırıyordu.Sol elimdeki not ise gözyaşlarımla ıslanmıştı ve mürekkep dağılmıştı.Dizlerimin titremesi ayakta durmamı zorlaştırıyordu.Papatya buketi elimden düştü.Onun düşmesiyle bende ayakta kalamadım.Ares saraya giremezdi.O zaman bunlar nasıl gelmişti?Kuzey'e söylemem gerekti.Zorla ayağa kalkıp papatyaları elime aldım.Not zorda olsa okunabiliyordu.

Odamdan çıktım ve n'olur n'olmaz kapıyı birkaç kez kilitledim.Büyülerde hala ustalaşamamıştım.Yumruk yaptığım elimde palatyalar eziliyordu ama umrumda değildi.Kuzey'in odasına girdim ama yoktu.Askerlerden aldığım bilgiye göre Onur ile bahçeye çıkmışlardı.Hızlı adımlarla bahçeye çıktım.İçimdeki ateş beni yakıyordu ve bende başkalarını yakacaktım.Bahçede dolaşıyorlardı.Yanlarına koşduğumu gören Kuzey yürümeyi bıraktı.Şimdi ikiside merakla bana bakıyordu.Elimdeki demeti görünce ikiside kaşlarını çattı.Notu Kuzey'in eline verdim.

Okudu.

Okudu.

Okudu.

Her okuyuşunda öfkesi katlandı...

Avucunda kağıdı ezdi.Yumruğunu açtığında kağıt kül olmuştu.Onurla gözgöze geldiler.İkisininde gözünde tek bir duygu vardı.İntikam hırsı...Kuzey'in bir baş hareketiyle Onur elimi tuttu ve beni saraya doğru çekiştirmeye başladı.O dalgınlıkla elimdeki buket düştü.

Aynı hızla saraya girdik ve merdivenlerden çıkmaya başladık.Onur'un kapısına gelince oraya gireceğimizi sandım fakat o kapıyı geçip yanındakine girdik.Benim odamdan biraz daha küçük bir odaydı ama neredeyse aynıydılar.Kapıyı arkamızdan kapattı ve beni kendime çekip sarıldı.Sarılmasıyla gözyaşlarım akmaya başladı.Kalbimdeki korku tarif edilemeyecek kadar çoktu.Ben ağladıkça o daha sıkı sarıldı.

"Tamam iyiyim.Yaralısın dinlenmen gerek."

Sözlerimle başımın üstünü öptü.

"Boşversene,dinleniyorum şu an."

"Niye geldik buraya?"

"Yeni odan artık burası.Katın bu tarafını sadece ben kullanıyordum ama artık sende varsın.Kısaca kraliçem burada benden habersiz kuş uçamaz.Benim deniz kızımı güneşli havada kimse ağlatamaz.Gerekirse yağmurları durdururum."

Yüzümde gülümsemeyle ona daha çok sindim.Huzuru hissedebildiğim sayılı anlardan biriydi.Sanki beni her şeyden koruyabilirdi...

Eşyalarımı taşıyan yardımcıları yatağımda bağdaş kurmuş izliyordum.Kuzey ile Onur notu ve buketi getiren kişiyi arıyordu çünkü Ares buraya giremezdi.Yani umarım...Zihinfend gücümde ustalaşmam gerektiğine karar verilmişti.

Eşyalarım yerleşti.Odaya kendi isteğime göre küçük dokunuşlar yaptığımda işlerim bitmişti.Odadan çıkıp yemek salonuna indim.Akşam olmuştu ve ben odaya girdiğimden beri ne Onur'u ne Umut'u ne de Kuzey'i görmüştüm.Yemekte de yoklardı.Dalgın bir şekilde 3akşam yemeğimi yedikten sonra bahçeye çıktım.Güvenlik önlemleri arttırılmış ve bahçe asker dolmuştu.Gerginlikle yürüdüm.Sürekli etrafımı kontrol ediyor,duyduğum en ufak seste irkiliyordum.Galiba paronayak olmuştum.

Askerlerin uyarısıyla odama döndüm.Belli bir saatten sonra bahçede kalmam şu an için uygun değildi.Odama geçip kapıyı kilitledim.Duşa girip işlerimi hallettkkten sonra pijamalarımı giydim.Biraz uyumayı denesem iyi olacaktı.

Saatlerdir yatakta dönüp durmam hiçbir işe yaramamıştı.Uyku tutmuyordu.Kuzey,Onur,Umut...Hiçbiri mesajlarıma ve aramalarıma cevap vermemişti.Korku bedenimi sarsarken uyuyamazdım.Üstüme uzun siyah hırkamı geçirip spor ayakkabılarımı giydim.Odamın kapısını kilitleyip bahçeye indim.Geç saatler olduğu için askerler bahçede yoktu.Kollarımı soğuktan korunmak için birbirine bağladım. Çok uzaklaşmadan yürümeye başladım.Göl artık gözüme daha da korkunç gözüküyordu.Göle bakarken arkamdan gelen ses ile sıçradım.Arkamı döndüğümde karşımda duran askerle rahat bir nefes aldım.

"Kraliçem artık odanıza geçmeniz gerek.Kuzey Bey henüz gelmedi."

Suratım asık bir şekilde odama yürüdüm.Daha kapıyı açmadan ensemde hissettiğim acı ile çığlık atamadan yere yığıldım.

Gözlerim karanlığa yavaş yavaş alışıyordu.Bilmediğim bir odada uyanmıştım.Ensemdeki ağrı devam ediyordu.Zorlukla kafamı kaldırdım.Sandalyede bağlı vücudum kıpırdamakta güçlük çekiyordu.Bulunduğum odanın kapısı açıldı.

Arın.

Yavaş adımlarla yanıma geldi.

"Üzgünüm kraliçe fakat bize başka yol bırakmadın."

Güven duygusu tehlikeliydi.Eline bıçağı verip 'Beni sırtımdan vurabilirsin.' demekle aynı şeydi. Belkide güvendiklerimiz yakardı en çok bizi.

Arın ile uzun süre birbirimize baktık.Yüzündeki gülümseme tehlike çağrısıydı.Bulunduğum odanın kapısı çaldı ve bir asker girdi.

"Efendim,Ares Bey geldi."

İsmini duymak bile yetmişti korkumu alevlendirmeye.Kapıdan giren kendisini görmekse ağlamama sebep olabilirdi.Ama hayır,bu kez ona olan korkumla onu eğlendirmeyecektim.Aramızda ufak bir mesafe kalana kadar yaklaştı ve saçımı parmağına doladı.O saçımla oynarken ben gözlerine bakıyordum.Sanırım büyülerde gelişmek için geç kalmıştım.

"Hoşgeldin kraliçem.Keşke seni buraya zorla getirmeseydik.Aslında sana büyük imkan sundum.Alerya'nın başına geçelim senle.Berilyada bizim olsun.Dünyaya hükmedebiliriz prensesim."

Yüzümü ondan kurtardım.Bu onu kızdırdı ve çenemi sıktı.

"Bunun olmayacağını mı düşünüyorsun?Seni benden çalan herkesin kafasını koparacağım.Gücümün farkına var Eftelya.İkimiz birlikte olursak herkesi ezeriz."

Bana her dokunduğunda yüzüm tiksintiye buruşuyordu.İçeri giren askerlerle lafı kesildi.

"Efendim,Kuzey ile askerleri geldi."

Yüzünde korkunun tek zerresi bile yoktu.Bir planı olduğu kesindi.

"Eftelyayı çöz ve misafirlerimizle beraber avluya çıkar onu."

Beni çözen askerin elinde ne kadar çırpınsamda faydasızdı.Avluya çıktık beraber.Karşımda Kuzey,Onur,Nergis ve Umut vardı.Hepsinin yüzünde bariz bir endişe ama hareket edememe çaresizliği vardı.

"Eftelya sizin tarafınıza geçecek ama bir şartım var."

Ares yanında Arın ile arkamdan geldi.Onur ile Kuzey ileri atılmayı denedi fakat askerler yüzünden durmak zorunda kaldılar.Onur ellerini saçından geçirdi ve endişeli gözlerini benden ayırmadı.Nergis,Kuzey'i sakinleştirmeyi deniyordu.Şartı söylemesi için hepimiz Ares'e baktık.

"Onur ile Kuzey...İkiside Eftelya'nın unuttuğu hayatı çizen kişiler.Onu benden çalan kişiler.Peki,bunlardan birisi ölse?Acaba Eftelya hanginizin ölümünde en çok yıkılırdı?Seç kraliçem,hayatını hangi tarafından karartıyım?"

Korkudan gözlerim dolmayacaktı hani?Bu sefer dayanacaktım?Tüm vücudum titrerken gözlerim ikisi arasında gezdi. Korku muydu hareketlerimi yöneten?Yoksa mecburiyet mi?Artık kendime soru sorduğumda cevabı veremiyordum.

"Onların yanına gidebilirsin.Ama unutma,tek yanlış hareketinde hepsinin mezarını kazarsın."

Bir insana besleyeceğiniz nefret ne kadar büyük olabilirdi?Ares'e duyduğum nefretin haddi hesabı yoktu.Yanlarına koştuğumda ilk Onur sonra Kuzey sarıldı bana.Nergis yere çökmüş ağlıyordu.

"Kimse ölmeyecek." Ares'e döndüm."Beni kraliçen mi yapmak istiyordun?Yap o zaman.Sonsuza kadar kalırım seninle ama kimseye dokunma."

Ares kafasını olumsuz anlamda salladım.

"Zaten kraliçem olacaksın.Fakat biriyle şimdi vedalaşacaksın."

Gözlerim ikisi arasında dolaştı.Hiçbirinden vazgeçemezdim.Bir anda askerlerin üstümüze gelmesiyle donup kaldık.Askerler ellerinde silahlarla koşarken Kuzey'in elini kaldırmasıyla bizim taraftanda askerler koşmaya başladı.Kimi sihirle kimi silahla saldırırken Onur beni,Kuzey Nergis'i tutup kenara çekmeye çalıştılar.Askerlerin arasından geçerek ormanlığa girdik.Onur beni bırakıp yardıma gitti.Kuzey, Nergis'i bırakıp yanıma geldi.

"Son ana kadar cesaret göstermen beni ne kadar gururlandırdı bilemezsin.Annemize benziyorsun kardeşim.Keşke onunla daha çok zaman geçirseydin."

Beni kendine çekip sarıldı.Arkadan gelen Onur nefes nefese kalmıştı.

"Kuzey gelmen gerek.Yardımına ihtiyacımız var.Zihinfend ile Ares'i durdurabilirsin."

"Bence de yardım lazım Kuzey.Askerlerin askerlerim tarafından öldürüldü çünkü."

İki el ateş sesi ve iki çığlık sesi...

Sözlerinin bitimiyle benimde sözlerimi çalmıştı Ares.Karnımdan akan sıcak kanı hissediyordum ama sadece sıyırmış olmalıydı.Bir el bana ateş edildiyse diğeri kimeydi?

Hızla gözlerimi açtım fakat o açamadı.

Ben derin nefes aldım ama o alamadı.

Ben çığlık attım ama o sustu.

Ben ağladım ama o deva olamadı.

Kucağımda yatan abime son kez sarıldım.

"Beni erken terkettin Kuzey."

Son kez Kuzey'in adını bağırmamla bilincim kapandı.