KOZMOS

KOZMOS
Bin anlam, bir bakış.

KOZMOS

Kozmos adı verilen bir şirket kurulmuştu 2046 senesinin girişinde.  Düşünce gücünün ve beyin kontrolünün insan üzerinde olan etkilerini, ne kadar kontrol altında tutabildiğimizi görebilmek içindi. İnsan oğlunun yıllarca kaçtığı bir gerçekliği bulmak, kapasitemizi öğrenebilmek, insanın neden en üstün ırk olabildiğini tam anlamı ile anlayabilmek için kurulmuştu. Kuzgun diğer on denek ile  gözlerinde bulunan siyah kumaş parçaları eşliğinde bir odaya girdi. Önlerini göremedikleri için adının Mustafa olduğunu bildiği orta yaşlarda bir adam onlara yol gösteriyordu. En sonunda bir yere oturdular ve derin derin nefes almaya başladılar. Kimisi stres içerisinde kimisi ise heyecan içerisindeydi. Kuzgun ne olacağını bilmeden öylece oturuyordu, ne bir stres ne bir heyecan vardı içerisinde. Kendi kapasitesine inanmak istiyordu ama bilinci olabilecekleri algılamakta zorluk çekiyordu.

Mustafa Bey en sonunda ortamda bulunan sessizliğe bir son verdi. “Cesur davranmanız gerekecek.” Derin bir nefes aldı ve yüzlerce deneğe tekrar tekrar söylediği cümleleri yeniden yeni bir denek grubuna sarf etti. “Derin bir nefes alın ve nefesinizin zihninizde toplandığını hissetmeye çalışın.”

“Aldığınız her nefesin, her hücrenize güç verdiğini düşünecek ve zihninizde oluşacak olan görüntüye yardımcı olmasını sağlayacaksınız.” Diye devam etti sözüne.

“Sizin beyniniz, sizin kontrolünüz.”  Dedi ve sol elinde duran beyaz balonu bembeyaz odanın içerisine bıraktı. Balon aşağıya doğru inerken konuşmaya devam etmek adına boğazını temizledi. “Cesur davranmanız gerektiğini hatırlatmak isterim. Korkmadan denemeniz gerekiyor.” Diye sonlandırdı ve bir yudum su aldı bardağından.

Kuzgun duyduklarını sindirirken bir kere daha derin bir nefes aldı ve hayal etmesi gereken şeyi bulmakla uğraşmadı. Birkaç saniye ardından Mustafa Bey konuşmasına devam etti. “Kırmızı bir oda düşünün.” İki derin nefes sonrasında konuşmasına devam etti. “Bu kırmızı oda sizin zihniniz.”

Sağ eliyle alnında duran birkaç parça teri sildi ve konuşmasına döndü. “Şimdi ise içine beyaz bir balon yerleştirin. Bu ise sizin beyninizi potansiyeline ulaştırmanıza engel olan  her şey.” Bunu yüz kere hatırlatmak istemiyordu ama devam etti. “Cesur olmak zorunda olduğunuzu tekrar hatırlatıyorum.” Sesi nahif ve insanları rahatlatmaya yetecek kadar yumuşak çıkıyordu. “O balonu patlatmak sizin kapılarınızı açacak, zincirleriniz kırılacak ve nihayetinde özgür kalacaksınız.”

“Ancak bunu aranızdan herkes yapamayacak ve yapamayanlara elveda etmek zorunda kalacağız.” Şimdi denekleri zor kısım bekliyordu. Herkes sırayla gözünü açacak ve kırmızı odayı görmeye çalışacaklardı. İnsanların büyük bir çoğunluğu öncelikle beyaz odayı görüyor ve balonu seçemiyorlardı, çok az bir kısmı beyaz odayı gördükten sonra kırmızıya çevirebiliyordu. İşte şimdi Kuzgun stres olmuştu. Ne olacağını bilmiyordu ve henüz buradan gitmek istemiyordu. Kırmızı oda zihninde çoktan canlanmıştı bile. Eksik olanın cesareti olduğunu düşündü.

“Oturduğunuz yerin sağında iğneler var. Sırayla başlayın. Öncelikle Elfin.” Elfin göz bandını yavaşça çıkardı ve kırmızı oda karşısında şaşkınlığa uğradı. Ortada duran beyaz balona doğru gitti ve hızlıca patlatıp dışarı yöneldi. Yeni balonlar konuldu ve sırayla herkes yaptı. Kuzgundan önce duran üç kişi yapamayıp çıkış kapısına yönelmişlerdi.

“Yapabilirim.” Diye telkin etti kendini Kuzgun. Yapmak zorunda hissediyordu kendini, eğer yapamazsa kendi kapasitesini asla bilemeyecek ve bilinçaltı ile asla tanışamayacağını biliyordu. Kozmos onun için bir şanstı.

“Kuzgun.” Dedi Mustafa Bey sakin bir şekilde yeni balonu yere bırakırken. Kuzgun göz bandını çıkardı ve yanına bırakılmış uzun ince gümüş iğneyi alıp ayağa kalktı. Karşısında gördüğü görüntü beyaz idi. Gözlerini kırpıştırdı ve derin bir nefes aldı. Gözlerini sımsıkı yumduktan sonra derin bir nefes daha aldı ve gözlerine açtı. Yavaş bir şekilde kırmızıya boyanan odanın içerisinde yerde duran beyaz balon kendini belli etmişti. Beyaz balon gerçek miydi yoksa zihninde oluşturduğu bir görüntü mü? Gerçek olması gerekiyordu çünkü bütün balonun patlama seslerini duymuştu.

Kendi içerisinde ne yapması gerektiğini sorguladı. Kendini, o balonun patlaması sonucunda özgür kalacağına adapte etmişti ancak sadece kendinin değil şu ana kadar bastırdığı her şeyin de özgür kalacağının farkındaydı. Derin bir nefes aldı. Bunu yapması gerekiyordu. Bunu yapacak cesarete sahip olmak zorundaydı çünkü bütün hayatını omuzlarında duran geçmişin yükleri ile yaşayamazdı. Ona engel olan ve korku veren şey ise buydu zaten. O yükleri omzuna unutabilmek ve taşımaya alışmak için atmıştı ama şimdi tekrar önüne alıp bütün yükleri tek tek ayıklaması gerekecekti.

“Yapabilirsin.” Dedi kendine içinden. İğneyi baş ve işaret parmağının arasında döndürdü ve sıkıca kavradı. Balona yavaş yavaş yaklaştığı sırada içerisinde büyük bir korku yangını sönüyor yerini cesaretine bırakıyordu.

Balonun yanına geldiğinde duraksadı ve gözlerini kapatıp birkaç saniyesini orada geçirdi. Gözlerini açtığında hızlıca yere eğilip balonu patlattı. Balonun yankılanan sesi kulaklarını aşarken içindeki rahatlamayı tanımlayamıyordu bile.

“Tebrik ederim Kuzgun Bey. Sol taraftan çıkıp kartınızı alabilirsiniz. Bir sonraki seansta görüşmek üzere.” Dedi Mustafa Bey. Kuzgun sesin geldiği yere doğru döndüğünde kırmızı oda kaybolmuş yerine ilk başta gördüğü beyaz yer gelmişti. Başıyla Mustafa Bey’in tebrik dileğini kabul etti ve bahsi geçen yerden dışarıya çıktı. Kartını aldı ve evine gitmek için otobüs durağında beklemeye başladı. Kuzgun sakin, tek yaşayan bir beyefendiydi. Çok fazla tanıdığı insan yoktu ve bu ona huzur veriyordu. Geçmişini sevmez konuşmaktan hoşlanmazdı. Sıradan bir insan olmaktan memnundu ve bundan asla şikayetçi olmamıştı. Cesur bir adam değildi ve belki de hayatında yaptığı en cesurca şey geçmişini zihninde açmak olacaktı.

İnsanların büyük bir çoğunluğu için bu cesaret gerektiren bir şeydi. Yaşamak, düşünmek cesaret isteyen şeylerdi. Zihni yeniliklere açmak ve onu geliştirmek için fedakarlıklar yapmak cesaret gerektiren bir işti. Bugün birçok insan dünya üzerinde korkaklık yapmış olsa bile Kuzgun şirketten gülümseyerek çıkmıştı çünkü kendi bileğini bükmeyi başardığını biliyordu.

İşin en zor ve cesur olunması gerektiği kısımda buydu ya işte. Kendi bileğinizi büküp, kendinizi sürekli aşmanız gerekiyordu. Kulaklıklarını kulağına taktı ve şarkının bedenine, zihnine iyi gelmesine izin verdi. Otobüsten gelen konuşma seslerini kulaklığın ardından duyabiliyordu. Umursamadı ve bundan haz almaya çalıştı. Şimdiden oluşan değişimlerin farkında olabiliyordu. Belki psikolojik olarak belki de bu şekilde olması gerektiğinden böyle düşünüyor ve beyni buna odaklanıyordu. Mutlu olmaya.

Rahatlamış ve birazda yüklerinden kurtulmuş gibiydi. En azından şu an böyle hissediyordu ve bundan memnundu.

Zihin, düşünce, bilgi, evren ve bu tarz her şey çok karmaşık gelmişti her zaman Kuzgun’a. Her zaman kendini bu evrenden, bu düzenden dışlanmış hissederdi lâkin şimdi çok daha ait hissediyordu kendini. Bu düzenin olmasa bile bu evrenin bir parçasıydı ve orta boyutlarda beyaz bir balon evrenin onu kabul etmesi için bir sebep vermişti sanki. Gözlerini kapattı ve düşünmekten çekinmedi.

Bugün birkaç kişi daha ruhundaki prangalardan kurtulmuştu, bugün birkaç insan daha içlerindeki ışığı görmüş ve umutlarını tazelemişti. Bugün birkaç insan daha hayata tutunmak için sebep bulmuştu. Bunun verdiği küçük ama tatlı huzur ile uykuya daldı Kuzgun.