KRİSTAL ÇOCUK…

Güncel kavramların hayatımızdaki algılama şekline eleştirel bir bakış öyküsü...

KRİSTAL ÇOCUK…

Evle okul arası mekik dokuyarak geçen günlerine baktı Hasan. Bir de okuduğu yazıya ….1995 sonrası doğanlar 'kristal çocuk' mu? "Hasaaan!" diye seslendi annesi:

-  Odandaki kirli çamaşırları ver, makinayı açıyorum. Yıkansın.

"İlk bakacağımız yer onların gözleridir, iri, etkili, anlamlı ve bilge gözlere sahiptirler."

Koştu aynaya. Gözlerini kocaman açtı. Bir yandan çarklı bakış attı kendine. Etkili mi etkili. Sonra sınıftaki Meryem'i düşündü. Güzel Meryem'e bakıyormuş gibi baktı aynaya. Hergün içini okumasına dua ederek bakıyordu ona, manalı, manalı. Bilge gözler, nasıl olur? Aferim demişti geçen hafta tarih öğretmeni. Savaşın nedenlerinden birini bilmişti. Atmıştı da tutmuştu ama, onu çabucak gömdü içine. Bilmişti sonuçta. Hem de hiç bilmeyerek icadetmişti. Bilgeydi o zaman….

- Hasaaaan!...Kime diyorum, odana kokudan girilmiyor, ver şu terli, kokmuş formalarını, çoraplarını.

"Mutluluk ve sevinç verirler, bağışlayıcıdırlar."

Odaya dağıldı Hasan, Sandalyenin üstünde altında, yerde içi dışına çıkmış ne kadar giysisi varsa topladı, seyirtti annesinin yanına, büsbütün sırıtarak:

-Getirdim anneciğim, sen olmasan pislikte boğulurum, iyi ki varsın, iyi ki annemsin.

Annesi gözlerini kısarak alttan yukarı baktı:

- Hayırdır, ne istiyorsun, neyin yolunu yapıyorsun yine? Vallahi bende para mara yok. Bırakmadı baban. 

-Estağfirullah anne, bir şey istemiyorum. Sen mutlu ol diye söyledim. Sen bana kızıyorsun ama ben sana hiç gücenmiyorum.

-Allah Allah… Gücenin beyefendi!... Sen bana lafla dil dökeceğine, odanı topla, temiz tut. Ben öyle daha mutlu olurum. Hele bir de okuldan "senin oğlun bizim medarı iftiharımız" diye arasınlar; bak sana mutluluktan göbek atmıyor muyum! Yetmez, bir de toplarım eşi dostu, sünnetten sonra ikinci bir eğlence şerefine….

Bağışlayıcı bağışlayıcı hiç karşılık vermeden odasına döndü Hasan. Bilgisayarına gömüldü tekrar.

"Kristal Çocuklar büyükleri olan İndigo Çocuklar'la, benzer özellikleri paylaşırlar. İndigoların ruhları savaşçıdır, amaçları eski düşünceleri yani önceki eğitim, yönetim ve yasal sistemleri yok etmektir."

İşte cevap buydu. Eğitimle, okul idaresiyle, kurallarla uyuşamamasının nedeni 1995'ten sonra doğmasıydı. Kendi suçu değildi. Hangi yönetim bunu bilmez de bu çocuklara yasa, kural dayatır. Eğitimi değiştirmez. Turan geldi aklına. Son matematik sınavında en yüksek puanı almıştı. O acaba kristal çocuk değil miydi? Ya da savaşçı ruhunu yitirmiş miydi?

 "Başlıca düşmanları psikiyatrik tedavilerdir, onlara ilaç tedavileri uygulandığında duyarlılıklarını, ruhsal yeteneklerini ve enerjilerini yitirirler."

Hasan maden bulmuş defineci gibi yazıyı anlamaya çalışıyordu. X,Y,Z kuşağı duymuştu,okumuştu  ama bunu ilk defa görmüştü. Turan kesin buna maruz bırakıldı. O bir kristal çocuk değil. Kendisi kristal. Yani çok değerli bir maden.

"Müzikten etkilenirler ve şarkı söylerler"

Son ses açtı müziği. Annesi kapıyı sertçe açarak:

-Oğlum, komşuların da bigisayarı, müzik aletleri var. Onların yok zannediyorsan var yani. Çabuk kıs şunun sesini. Benimki de kafa yahu…..

- Ben yüksek sesle seviyorum, kafamı dağıtıyorum.

-Ne var kafanda dağıtacak? Ne oldu? Bir şey mi oldu okulda? Bana anlat. Dağıtınca gitmez o. Giden senin beyin hücrelerin oluyor. Onlar okulda lazım çocuğum.

-Hadi oturdum yanına, anlat bakayım.

-Özel bir şey olmadı. Kafam genelde bozuk. Olmasın mı daha…Koronası bizi buldu, enflasyon vurdu, bizi buldu, okul da ne öğrettikleri belli değil. Sanki ben Malazgirt savaşını anlatacağım patrona, ya da kafiyeli reklam yazdıracaklar. Ne işime yarayacak? Üniversiteyi bitirsem bile iş bulacağım şüpheli. 

-Oğlum sen bunlara mı kafa yordun? Gitme okula, Tarih, Edebiyat, Matematik öğrenme. Evde ben sana yemek yapmayı, temizlik yapmayı öğreteyim. Onlar kesin lazım. Patron istemese karın isteyecek. Ne öğrenmek istiyorsun? Bu bilgisayar mereti  akşama kadar elinde.  Sor bakalım öğrenmek istediğin orada yok mu? İlla ki vardır. Sen istedin de öğrenecek kaynak mı bulamadın? Teknoloji biliyor dedim geçen gün Mahmut Amca'na. Akşama kadar elinde dedim. Python biliyor mu diye sana sorduydum ya? Adını benden duydun be çocuğum. Matematiği nasıl diye sordu? Diplerde demedim yine, idare ediyor dedim. Matematiği iyi olacak diyor. Yoksa teknoloji filan öğrenemezmişsin.

- Amaaan anne, yeter. İyi ki de bir akraba var. Herkes Mahmut olacak bu sülalede.

- Mahmut olma sen Hasan ol!... Babanın eline bakmayan Hasan!...Hergün şikayet eden değil, özenilen Hasan ol! Başka anneler çocuklarına Hasan Amcan iyi yaptı diye anlatsınlar.

Odadan çıkarken "müziği açma son ses" diye tembihledi.

"Şefkatli, duyarlı ve empatikdirler - Konuşmaya başlayınca geçmiş yaşam anılarını anlatırlar - Sanatçı ve yaratıcıdırlar - Sebze ve meyveleri tercih ederler - Denge duyguları mükemmeldir - Geç konuşurlar." ….

Geçmiş yaşamlarını anlatır, evet. Sanatçı mıdır kendisi. Daha herhangi bir hobi edinememişti. Müzikle ilgisi dinlemekten, resimle ilgisi boyama kitabı karalamaktan, yazı ile ilgisi klavyede mesajlaşmaktan öte değildi. Sebze ve meyve tercihinde zihninde olayı bitirdi. En çok etyemezlere söylenirdi. Etli her türlü yemek favorisiydi. Sayfayı kapattı sinirle Hasan.