MASA DA EYLÜLMÜŞ HA....

Eylül 30, 2026 - 15:44
Eylül 30, 2026 - 15:58
 0
MASA DA EYLÜLMÜŞ HA....

Fethiye’de öğlen sıcağı çekilirken, eve dönerken biraz incir, soğuk bir soda ve bir şişe tatlı şarap alıp masaya koydum.

Cebimdeki deniz tuzunu, güneşten kavrulmuş o yorgunluğu da yanlarına koydum.

Sonra sandalyeye çöküp Babadağ’dan süzülen paraşütlerin devrettiği o rüzgârı, zihnimde kıvrılıp duran bütün patikaları koydum ortaya.

Bahçeden süzülen begonvil kokusunu, batan güneşin turuncusunu çekip aldım içeri, bir kenara koydum.

Bir kadeh doldurdum, içine gecenin ilk serinliğini koydum.

Kimi unuttum, kimi unutamadım; o kırgınlıkları ve o sakin kabullenişi koydum sonra masanın üzerine.

Likya Yolu'ndan kalan adımlarımı, kalbimin menzilini...

Pencereden baktım, koyun kucağında bükülen o lacivert denizi gördüm.
Uzandım, Akdeniz’in tuzlu sonsuzluğunu aldım masaya koydum.

İşte o zaman anladım Cansever’in neden "Masa da masaymış ha." dediğini.

Bir masa, sadece bir Ege şehrindeki soğuk bir odayı değil; kıyısına sığındığım koca bir Eylül’ü de taşıyabiliyordu.

Masa ağırlaşmıştı artık. Ahşap gıcırdamadı ama üzerindeki o koca Eylül, Fethiye’nin karanlığıyla birleşince derin bir sessizlik çöktü odaya.

Sohbet bitti, hesaplaşma kapandı.

Bir yudum aldım; ne şarabın tatlılığı kaldı dilimde, ne sodanın serinliği. Sadece o deniz tuzu, dudaklarımın kenarında sızlayıp durdu.

Bir vedanın netliği çökmüştü üzerime; ne bir sitem kalmıştı söyleyecek ne de aranacak bir haklılık.

Babadağ’ın tepesinden son paraşüt de indi. Gökyüzü önce morardı, sonra laciverde gömüldü.
Dışarıda cırcır böcekleri başladı, bahçedeki begonvil karanlıkta sadece koyu bir leke gibi kaldı.

Masaya bakmadım bir daha.

Çünkü bilsen ki masadaki her şey, o unutuşlar, o kırgınlıklar, artık dışarıda değil, tamamen içimdeydi.

Masa yükü üstümden almamış, bana aynalık etmişti.

Sandalyeyi hafifçe geriye çekip kalktım.

Camı açık bıraktım. Rüzgâr gelsin, masadaki o koca Eylül’ü biraz havalandırsın, unuttuklarımın üstünü örtsün diye.

Geceye girdim.

Eylül bitti.
Ben kaldım.

--------------------------------------------

Son zamanlarda Edip Cansever ve diğer şairlere daha farklı bir gözle bakıyorum. Okudukça anlıyorum ki; o dizelerin neyi anlattığını hissedebilmek için insanın biraz zamanı ve yaşanmışlığı tüketmesi gerekiyormuş.

Şiirleri daha dikkatli ve severek okumama vesile olana teşekkür ederim. ???

Batan güneşin de, kalan tuzun da hakkı ödendi.
ve Aleyküm Selam

-----------------------------------------------

MASA DA MASAYMIŞ HA

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

EDİP CANSEVER

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE