KAZANDIKLARIN DEĞİL, SEN DE KALAN

korhan külçe

Eylül 27, 2026 - 23:24
 0
KAZANDIKLARIN DEĞİL, SEN DE KALAN

İnsan, ömrü boyunca sığınacak küçük gölgeler arıyor kendine.
Bir isim, bir makam, bir ev, biraz para, bir aşk, bir tutam itibar.

Tutunacak bir dal, gidecek bir kapı,
gecenin sonunda adını söyleyecek bir ses arıyor.

Sanki bütün bunlar, kaçınılmaz sonun soğuk rüzgârına karşı çektiğimiz incecik perdeler gibi.

Daha yükseğe tırmanıyoruz hırsla.
Daha çok biriktirip daha fazla görünmek, birilerinin gözünde haklı çıkmak, kendimizi önemli hissetmek ve hayata daha sıkı tutunmak istiyoruz.

Oysa hayatın bütün gürültüsü bir gün tek bir cümleyle susuyor:

"Artık bitti."

O an, zamansız bir sessizlik çöküyor her şeyin üzerine.

Ne tırmandığın o yüksek tepelerin bir anlamı kalıyor, ne de yıllarca avuçlarında sımsıkı tuttuğun kazançların.

Güçlülerin sesi kesiliyor.
Haklıların bağırışları susuyor.
Kırdıklarının, kazandıklarının, kaybettiklerinin hesabı başka bir yerde tutulmaya başlanıyor.

Çünkü hayat, günün sonunda hepimizden aynı fedakârlığı istiyor:

Ağlayarak geldiğimiz bu dünyadan, elimizdeki her şeyi çocukça bir çaresizlikle bırakıp gitmek.

Belki de en baştan beri yanlış anladık biz bu ömrü.

Mesele, masadan zaferle kalkmak değildi hiçbir zaman.

Mesele; sana verilen o kısa ömürde kimi sevdiğin, kimi sevindirdiğin, kimin kalbine yuva olduğun ve giderken kimin içinde bir eksiklik bıraktığındı.

Çünkü insanın bütün serveti, bazen bir insanın gözlerinde saklıdır.

Birinin sana bakarken huzur bulması,
Birinin kalabalığın içinde elini araması,
Birinin başını omzuna koyduğunda dünyanın biraz daha katlanılır olduğunu hissetmesi.

Bunlar, hiçbir kasaya sığmayan zenginliklerdir.

Aşk da belki tam olarak budur.

Bir insanı kendine ait sanmak değil;
onun kalbinde kendine ait bir yer bırakabilmek.

Yanındayken değerini bilmek.
Kırıldığında gururdan önce sevgiyi hatırlamak.
Haklı çıkmak uğruna sevdiğini kaybetmemek.

Çünkü bazen insan, bir tartışmayı kazanırken hayatının en büyük kaybını yaşar.

Ve bazı insanlar gittikten sonra anlarsın:

Ev dediğin dört duvar değildir
Bir insanın sesi
Bir kahvenin iki kişilik oluşu
Gece uyumadan önce duyduğun “iyi geceler” öpücüğü
Sabah gözlerini açtığında yanında olduğunu bilmek.

Aşk, büyük sözlerden çok küçük alışkanlıklarda saklanır.

Birlikte susabilmekte,
Aynı şeye gülmekte,
Kötü bir günün sonunda birbirine sığınmakta.
Ve bütün dünyanın karşısında, bir tek insanın yanında kendin olabilmekte.

Şah olsan da, bir piyon gibi köşede unutulsan da

Gücün varken bir kalbi incitecek kadar küstahlaşıp küstahlaşmadığındır asıl mesele.

Kimse görmezken vicdanınla baş başa ne yaptığın
Eline bir insanın kalbini kıracak güç geçtiğinde nasıl davrandığın
Seni seven birinin sevgisini ne kadar hoyratça harcadığın
Ve en önemlisi, sevildiğin insanın yanında gerçekten sevgiye layık biri olup olmadığın.

Çaresizken kim olduğun değil yalnızca;

Güçlüyken kimi koruduğundur.
Seviliyorken kimi incitmediğindir.
Seviyorsan, ne kadar kalabildiğindir.

Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduğu şatafatlı dünyasıyla ölçülmez.

Bir gün her şeyini kaybettiğinde, o fırtınanın ortasında ruhundan geriye ne kaldığıyla anlaşılır.

Ve belki de insanın hayat boyunca kazanabileceği en büyük şey, birinin kalbinde güzel bir hatıra olarak kalabilmektir.

Bir gün hepimiz aynı derin ve kaçınılmaz sessizliğe çekileceğiz.

O gün ne başındaki hayali taç kalacak,
ne biriktirdiğin servet,
ne de insanların ardından dizdiği o sahte övgüler.

Geriye yalnızca yaşadığın gerçeklik kalacak.

Birini severken nasıl sevdiğin
Bir kalbe dokunurken ne bıraktığın
Bir insan sana bütün kalbiyle gelmişken, onu nasıl uğurladığın

İnsanın ardından bırakabileceği en büyük miras, sevdiği insanın içinde kalan o sıcaklıktır.

Çünkü bazen aşklar biter.

Ama bazı insanlar, hayatımızdan gittikten sonra bile içimizde yaşamaya devam eder.

Bir şarkıda…
Bir kokuda…
Bir sonbahar akşamında…
Bir evin sessizliğinde…

Ve bazen yıllar geçse bile insan, kaybettiği kişinin kendisini değil, onun yanında olduğu halini özler.

"Oyun bittiğinde şah da piyon da aynı kutuya girer" derler ya,

Belki de mesele, hangi taş olduğumuz değildir.

Mesele, oyun sürerken hangi kalbe dokunduğumuzdur.

Çünkü sonunda bizi kurtaracak olan topladığımız taşların çokluğu değil;
bir zamanlar sevdiğimiz bir insanın kalbinde bıraktığımız izdir.

Ve insan, hayatta ne kadar kazanırsa kazansın,
sevilmeden, sevmeden ve gerçekten bir kalpte yaşamadan giderse,
aslında hiçbir şey kazanmamıştır.

Yazan: Korhan KÜLÇE
26/09/2026
Saat: 23:30

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE