Rüzgar

Gökyüzüne açılan bir çift el...

Rüzgar
Susturulan bütün çocuk kahkahaları için...

Turuncuya çalan gökyüzü, küçük kasabanın her yaprağını sarsan hafif bir rüzgar vardı bugün. Bugün esen rüzgar kasabada ki birçok insan için önemsiz olsa bile, yerleşkenin yoğun olduğu çarşının biraz gerisinde, küçük bir bahçeye sahip iki katlı beyaz evin verandasında ki küçük kız için çok önem arz ediyordu. Yeşim küçük ellerini, içindeki yaraları rahatlatsın diye rüzgara emanet etmişti. Kasıklarının hemen üzerinde bulunan morluğa çare olmadıysa bile ellerini rahatlatıyordu.

Yere çömeldiği sırada acıyla gözlerini buruşturdu, birçok çocuğun hüngür hüngür ağlamasına vesile olacak yaralara sahipti ama bu yaraları sarabilecek bir anneye veyahut bir babaya sahip değildi.

Sadece bedeninin değil ruhunun da yaralandığını biliyordu küçücük yaşında. Kirli hissediyordu, her ne kadar yıkanırsa yıkansın, su teninde ne kadar gezinirse gezinsin kirli ellerin üzerinde gezindiği yerleri temizleyemiyordu.

Geçen ay altı yaşına basmıştı minik kız. Öz babası olmadan, üvey babasıyla geçirdiği ilk doğum günüydü.

Birçok çocuk gibi, Yeşim’de hayatındaki ilklere önem veriyordu belirli bir zamana kadar. İlk ata binişi, ilk arkadaşı, ilk dondurması, ilk defa bir ineği yakından görmesi,  ilk yediği dayak, ilk morartısı, ilk defa bir erkeğin cinsel organını görmesi, ilk bayılma, ilk tecavüz…

Arkadaşlarından bir tanesinin de üvey babası vardı. Yeşim o kadar saftı ve o kadar masumdu ki bütün üvey babaların aynı şeyi yaptığını düşünerek arkadaşına çok üzülüyordu. Hayat ağacı ona çürük meyvelerini veriyor olsa bile yine de gülümsemeye çalışıyordu.

Annesine söylememesi için tembihlenmişti, sessiz olması ve gülmesi içinde tembihlenmişti. O adam evlerine adım attığından beri çarşıya arkadaşlarının yanına gidemiyordu. Annesi bilseydi ona yardımcı olurdu diye düşündü Yeşim. Lakin annesi bilirse ona bir zarar gelir diye de korkuyordu.

Güneş kaybolurken evin bahçesine arabası ile birlikte üvey babası girdi. Arabayı park etti ve dışarıya çıktı. Yeşim görünmemek için acı içerisinde kalktı ve evin arkasında bulunan kapıdan içeriye girdi.

“Yeşim.” annesinin sesi kulaklarında çınlarken ellerini yumdu ve gelen sızıyla birlikte gözlerini yumdu.

“Efendim annecim.”

“Burada duran oyuncaklarını odana kadar çıkar sonra gel güzelim yemek yiyelim.” annesinin yanağına bir öpücük bıraktı ve oyuncakları alıp odaya koştu. Aşağı kattan gelen sesleri duyabiliyordu. Üvey babası annesine duşa gireceğini söylüyordu. Yeşim korkudan ne yapacağını bilemeyip aşağıya doğru adımladı.

“Selam ufaklık.” dedi adam yukarıya doğru ilerlerken.

Annesi konuşma bittikten sonra Yeşim’e döndü ve ona odasına gidip bir süre daha oyun oynamasını söyledi. Yeşim uslu bir kız olmaya devam etti ve odasına çıktı. Halbuki uslu bir kız olmak onu çok üzüyordu. Aynı şeyi o adamda sürekli söylüyordu. Uslu bir kız olmalı ve sesini çıkarmamalıydı. O kadar zordu ki onun için.

“Buraya gel.” dedi babası itaatkar bir tonda. Yatak odasına girdiğinde korkudan titriyordu ama belli olmaması için dua etti. Adının Ozan olduğunu bildiği bu adam onun korkulu rüyalarıydı. Bazı geceler korkudan uykusundan uyandığı bile oluyordu. Kapını kilitlenme sesini duyduğunda iliklerine kadar batmıştı korkuya.

“Bıraksan beni istemiyorum.” dedi titreyen sesiyle. Ağlamaklı çıkan sesi kulaklarında yankılanınca büyük bir azar işiteceğini ya da tokat yiyeceğini düşündü.

“Sana isteğini sormadım zaten.” dedi Ozan kemerini bir köşeye atarken. Yeşim çoktan ağlamaya başlamıştı, susturabilmek adına bir tokat attı. Sızlayan yanağı ile yere düşünce Yeşim ağlamasını susturmak için nefesini tuttu. Küçük kızı yerden kaldırıp soyduktan sonra yatağa fırlatmıştı. Kısa sürmesini umuyordu kendi içinde Ozan.

Karısı evdeydi ve fazla bir şansı yoktu. Üstüne doğrulduğunda Yeşim acı içerisinde büyük bir çığlık atabilmek için ağzını açmıştı ki Ozan’ın eli susturmak için ağzını ve burnunu buldu. Ozan kızın nefes almasına izin vermeyecek kadar çok sıkıyordu yüzünü. Gözlerini kocaman açtı Yeşim. Nefes almak istiyordu, oyun oynamak ve koşuşturmak istiyordu. Önce oyunlarını, sonra özgürlüğünü, şimdi ise nefesini alıyordu. Yeşim acı içerisinde çırpındı.

Sağ eliyle boynunu çizmeye çalıştı Ozan’ın. Etki etmedi. Vurmayı denedi ama üstünde olan kocaman adamı etkileyecek kadar sert vuramadı bile. Çırpınışları zamanla son buldu. Ozan’ın eli ağzından hiç çekilmedi. Yaklaşık iki dakika boyunca nefessiz kalmıştı ve öyle kalmaya da devam ediyordu.

Bayıldığını gören Ozan içinden bir küfür savurdu. İşi bitmişti. Pantolonunu giydi ve uyanması için kıza kolonya koklattı. Geçen sefer bu şekilde uyandırabilmişti. Tepki alamadı. Kolonyayı komodine bırakıp kızı kucağına aldı. Kalp atışını dinlemek için kulağını göğüs kafesine yasladı. İçinden bir küfür daha savurdu. Kızı bir palavra gibi fırlattı ve arka kapıdan çıkmak için aşağı indi. Karısı mutfakta olmalıydı şimdi.

Sessiz sedasız kimseye fark ettirmeden o gün kayboldu ortalıktan. Yeşim’in umutlarını götürmüştü o gün esen rüzgar, oyuncaklarını, ruhunu ve bir de nefesi rüzgara karışmıştı.