SANRI

"Yalan bayım; ölüler sevilmez, hatıraları sevilir..."

SANRI

   Saatlerce oturdum o balkonda, bilirsin soğuktur bizim şehrin geceleri; buz tutar parmaklarım, kavuşmaz dudaklarım. Belli belirsiz yanan sokak lambaları, buğulu birkaç gölge, nerden geldiği bile belli olmayan kesik fakat keskin çığlıklar, evlerin açık pencerelerinden sokaklara taşan eşsiz kahkahalar. Birileri acı içinde kıvranırken birileri gülmekten ağlar.  

   Bir adam gördüm seni ararken uzaklarda, elinde camdan bir şişe. Sanki bana doğru kaldırdı ya da bunu da kafamda kurdum, inan bilmiyorum. Artık zihnimdeki sanrı ve gerçek arasındaki çizgiyi korumakta zorlanıyorum. Sonra o geldi işte oturdu yanıma, lafladık biraz; dizlerine uzandım usuldan, saçlarıma dokundu yavaştan. Bir damla bıraktım gözlerimden, o damla yere düşmeden tuttu ellerimden. Ne kadar da büyümüşsün sen öyle diye parladı bir anda, anlam veremedim. Kalk bir bakayım sana dedi, itiraz etmedim; kahretsin ki kalktım dizlerinden. Arkamı döndüğümde yoktu, kaybolmuştu. Ağladım biraz, sonrasında sabahın soğuğuna yenik düşüp buz gibi olmuş parmaklarımın arasına sıkıştırdığım hırkamla hızlıca sildim gözlerimi. Görüntü netleştiginde ise belki şişesini bir kez daha kaldırır diye direkt adamı aradı gözlerim. Onu da götürmüş yanında. Yine gelecek, biliyorum. Hep geldi.-

   Belli belirsiz kendime geldiğimde kulaklarıma dolan sesten sonra bakışlarımı kaldırdım gökyüzüne. Kuşlar vardı; yalnız ama özgür kuşlar. Benimse her yerim prangalar...