ARKADAŞ

İki arkadaş bir gün karşılaşırlar....

ARKADAŞ

                                                                                               ARKADAŞ

    Seda, alışveriş merkezinde gezinirken eski arkadaşı Candan’ı gördü. Liseyi aynı sınıfta okumuşlardı. İkisinin de ailelerinin maddi durumu pek iyi değildi. Diğer arkadaşları gibi marka kıyafetler giyinemez, istedikleri gibi gezip tozamazlardı. Ancak Candan’da farklı bir hal vardı. Öyle ki onu ilk kez gören hal ve hareketlerinden zengin bir aileye mensup olduğunu düşünürdü. Öyle kibar, öyle naifti. Sürekli yapılı saçları, mis gibi kokan parfümüyle Seda’dan çok farklıydı. Birbirlerini uzun süredir görmemişlerdi. Seda, onun şimdi nerede, ne yaptığını çok merak ediyordu. Hal hatır sorup, kahve içmeye davet etti.

    Sohbet sürerken Seda sürekli pahalı çantasını göstermeye çalışıyor, özellikle kolundaki altın bileklikle oynuyordu. Candan’ın üstü başı her zamanki gibi temiz ve özenliydi. Seda bilgi almak için sorular soruyordu. Seda;

   "Bluzunu çok sevdim. Nereden? " diye sordu.

    "Yerli bir markadan aldım."dedi Candan. Bu kısa cevap tatmin etmemişti Seda’yı.

     "Ben de evlendim üç sene önce, iki çocuğum var. Sen evlendin mi?" diye sordu.

      Candan "Evlendim ama eşim çocuk istemedi" diye cevap verdi. Şaşırdı Seda. Kendisi ikinciyi hemen yapmak istemediğinde eşi "Ben seni çocuk için aldım." diye azarlamıştı onu.

      "Çocuklar büyüdü, yüksek lisans yapmayı düşünüyorum." dedi Seda tekrar, bozuntuya vermemeye çalışarak.

     "Senin adına çok sevindim." dedi Candan. İçten konuşuyor ancak anlatmıyordu. Zaten hep böyle içtendi Candan. Zamanında Seda’ya çok yardım etmişti aslında. Oysa Seda şu an anlam veremediği şekilde onu ezmek istiyor, ‘Ben senden üstünüm.’ demek istiyordu.

      O bunları düşünürken Candan “Ben kalkayım." dedi. Araba kullanmayı bilmemesine rağmen “Arabamla bırakayım.” dedi Seda. Candan "Arabam var, teşekkür ederim." diye karşılık verdi.

       Seda düşüncelere daldı. Bir zamanlar ikisi eşitti ama şimdi kendisi yükselmişti. Karşısındakinin konumunu bilmiyor, öğrenmek için can atıyordu. Candan’ın sesiyle düşünce dünyasından uyandı. "Görüşürüz" diyordu Candan.

         Seda "Sosyal medyan var mı?” diye sordu son kez. Takipleşmeye başladılar, daha sonra vedalaşıp ayrıldılar. O gider gitmez Seda hemen telefonunu eline aldı. Biraz önce girdiği sayfa ekranda belirdi. Gördükleriyle kendini ezilmiş hissetmeye başladı.

          Candan psikoloji bitirmiş ve yüksek lisansını çoktan yapmıştı. Klinik psikolog olmuştu ve görünen o ki bu alanda en iyiler arasına girmişti. Beş sene önce görkemli bir düğünle evlenmişti. Candan’ın eşini araştırmaya başladı büyük bir merakla. Bir yandan da içinden ‘Kurtoğlu’ diye tekrar ediyordu. Ünlü bir markaydı bu, Candan’ın eşi kurmuştu. Üstündeki ‘yerli marka’ dediği eşine ait bir tasarımdı. Candan bunların hiçbirinden bahsetme gereği duymamıştı.

       Lise hayatı boyunca arkadaşlarının sahip olduklarına bakar, iç geçirirdi. Kendinde olmayan şeyler için hep ezilmiş hissederdi. Evlenip, zengin olduğunda, bir zamanlar ulaşamadığı lüks markalara sahip olunca bu duyguyla vedalaşmıştı. Annelik de eklenince bir daha hiç gelmez sanmıştı.

       Bugüne kadar kendisini herkesten üstün görürdü. ‘Evli ve iki çocuk annesi, zengin, genç bir kadındı.’ Ama şimdi yine gelmişti eski kâbusu. Ruhu sıkılıyor, sanki bütün dünyada ufacık kalmış gibi hissediyordu.

       Bu duyguyla baş etmesi gerekirdi. Yüksek lisans tamamlayabilir, bir çocuk daha yapardı. Hatta iş kadını olabilmek için gerekli adımları atardı. İkinci bir seçenek daha vardı tabi. Bu duyguyu hiç gelmeyecek şekilde yok etmek.

       Kendisi için en iyisi olacağına inandığı kararı verdi. Gururunu bir kenara koydu, zaten yeterince küçük düşürmüştü kendi kendini. Candan’a mesaj yazdı "Bana yardım eder misin?"