Enkaz

Asya henüz altı yaşındaydı fakat tek bir gecesi annesinin dudaklarından dökülen ninilerle son bulmamıştı, tek bir kez güne babasının yanağına kondurduğu buseyle gözlerini açmamıştı.

Enkaz

Dünya büyüktü Asya ise küçük. Ne annesi vardı yanında korktuğunda sarılacağı ne babası vardı ardında herkese karşı koruyacağı. Yalnızdı Asya, bu kocaman dünyada gökyüzünde parıldayan ay kadar yalnızdı. Asya henüz altı yaşındaydı fakat tek bir gecesi annesinin dudaklarından dökülen ninilerle son bulmamıştı, tek bir kez güne babasının yanağına kondurduğu buseyle gözlerini açmamıştı. Asya’nın içine doğduğu dünya cehennemin ön izlemesi gibiydi. Üzerlerine yağmur gibi yağan bombalar, ellerinde kocaman silahlarla halkı katleden düşman askerler, kana bulanmış sokaklar ve de Sema’ya yükselmiş ağıtlar. Asya hiç çocuk olamamıştı hayat onu çok küçük yaşta büyümek zorunda bırakmıştı. Asya hiç beğendiği oyuncağı aldırmak için naz yapmadı ya da önüne konulan yemeğe itiraz edemedi. Hayat bir senaryoydu ve Asya tek bir repliğini dahi değiştiremeden yaşadı. Masallarla büyümedi Asya. Hiç kahramanı olmadı, hayaller kurmadı veya kendine ait bir oyuncağı olmadı. Hayat Asya’ya hiç seçenekler sunmadı. Kaderine yazılmış senaryosunu harfi harfine yaşamaktan ileri gidemedi. Onlarca caninin arasında ruhu acıya müebbet ettirilmiş bir bedendi. Bedeni küçük fakat yüreğini dağlayan yaraları çok büyüktü. Hiç sevgi tuğlalarıyla örülü bir evi olmadı Asya’nın. Onun evi bombaların yıktığı enkazlardı. Asya’nın şarkısı gönüllerden yakılan ağıtlardı. Hayatının özeti acıydı. Yaşıtları gibi gülüp oynayamadı. Diğer çocuklar oyun parkında salıncakla kaydırak arasında mekik dokurken Asya bombaların yıktığı evinin enkazında anne babasından kalma en ufak eşyaya razı, tozun toprağın arasında minik bir anı arıyordu. Onun tek mutluluğu silah seslerini duymadan geçen bir gündü. Onun hayatı savaşın ta kendisiydi.