Gökyüzüne Veda

Geçmişin gölgelerini izliyorum güneşli günlerden, ruhum sızım sızım sızlıyor, akıttığı her gözyaşının içinde yeniden filizleniyor hüznümün çiçekleri...

Gökyüzüne Veda

Geçmişin gölgelerini izliyorum güneşli günlerden, ruhum sızım sızım sızlıyor, akıttığı her gözyaşının içinde yeniden filizleniyor hüznümün çiçekleri. Acı içinde acı çekiyorum.
Dikdatör bir kalem uygunluğumu merak etmeksizin, özgürlüğüne sussuz kalmış kelimeleri damlatıyor etraflıca. Belki bu kadar derin sevmemeliydik diyor incittiğimiz satırlar. Vazgeçmek için kendimizi kazımak zorunda olduğumuz bir sevgiye bu kadar gönüllü olmamalıydık. Sonra bir an yaşıyor gibi oluyorum ve defalarca bu anın huzuruyla ölmek istediğime karar veriyorum. Yahu diyor aklım, bir ömrün değerini nasıl bir anın büyüsüne değişebilirsin ?
Çünkü karşına koyabileceğim bir değer yok bu dünyada.
Her gün seni sevmenin yeni bir tuzağı doğuyor içimde, her gün senin olan bir karanlıkla söndürüyorum güneşi, ardından yıldızlar doğuyor; evrenin şiirselliği seni düşünmenin anlamıyla eksiksiz hale geliyor. Gökyüzüne uzatıyorum ellerimi, sanki tüm kalbine dokunuyorum oradan; yanıyor ellerim, dudaklarım. Belli belirsiz belirsiz bir gülümseme kırılıyor mesafeler arasında. Acaba diyorum düşüncelerimin sarhoşyluyla, ölümsüz bir yolculuk mümkün müdür yanına ? 
Bir fayton kiralasam kanatlı atlardan gökyüzüne, kurtulsam yeryüzü birikintiliğinden ve seni alıp sevgimin en ücra yerinde saklasam, erişemese insanoğlunun değişmez kaderi. Sonra gerçeklerin kapısı yutuyor beni yeniden düşüyorum. İmkansızlığın sınırına attığım arsız adımdan paramparça hayaller batıyor ruhuma, ansızın bir gözyaşı sıcacık hissediyorum ve çehremin etrafını avuçlarınla tutuyorsun sanki. 
Bir rüzgar ölüm soğukluyla ve sessizliyle fısıldıyor artık başka bir evrene aitliğini. İşte o fısıltı tüm çığlıkların kopmasına neden oluyor bir dahası olmayan her şeyin hüznünü yaşıyorum, bir daha doğacak nefeslerimizin yanında olması ümidiyle yaşıyorum...