GÜL VE ATEŞ(Evlilik-2)

Gül ve Ateş adlı hikayenin devamı

GÜL VE ATEŞ(Evlilik-2)

EVLİLİK-2

Şehrazat abisinin odasından çıkıp kendi odasına dönerken kapısının önünde annesinin cariyelerinden biri olan Nurfeza kahyayı gördü. Nurfeza annesinin en sadık hizmetkarıydı.Küçükken nedeni bilinmeyen bir yangından yüzünün bir kısmı yanmış olduğundan dolayı insanlar ondan kaçarken annesi ona sahip çıkıp bir ev bir aile vermişti ve bu yüzden hanımının üzülmemesi için can almaktan bile kaçınmazdı ve bunun hakkında bir sürü dedikodu dönerdi. Küçükken hatırlıyordu da babasının yeni bir gözdesinden çocuk beklediğini öğrenen annesi çıldırmış neredeyse açlıktan ölme noktasına gelmişti.

Sonra aniden birgün annesi eski haline dönmüştü ve ertesi gün sarayda yeni cariyenin hamile haliyle intihar ettiği haberiyle bütün gözler Nurfeza'ya dönmüştü.Nurfeza ise bu dedikoduları reddetmememişti. Şehrazat,Nurfezadan içten içe korksa da kendini dizginlemeye çalışıp son birkaç gündür takındığı sert ve otoriter tavra bürünüp"Hayırdır Nurfeza Kahya beni çok ziyarete gelmezdin?Bir şey mi oldu?" Nurfeza kendisinden korkup kaçan küçük kızın bu tavırlarına şaşırsa da büyüdükçe annesine olan benzerliğinin artmasından dolayı Şehrazat'a olan tavrı eskisinden daha yumuşaktı.

"Anneniz sizi odanızda bekliyor" Nurfeza'nın kendisiyle olan konuşmasından sonra annesinin kendisinin çevirdiği işlerden haberdar olup olmadığıyla ilgili şüpheler beyninde belirlemeye başlamasına rağmen kendisine öğretildiği gibi son ana kadar kuyruğu dik tutmalıydı. "Gidelim o zaman" Prensesinin o tekin olmayan kadınla beraber bir yere gitme düşüncesi Homayı rahatsız etti ve hemen öne çıkıp"Ben de sizinle geleceğim prensesim"dediğinde Şehrazatta onu yanında götürmek istese de annesini ve kahyayı şüphelendirmemek amacıyla yüzüne yerleştiği güven dolu bir gülümsemeyle"Gerek yok Homa,Nurfeza Kahya bana göz kulak olur"dedi.

O kadının karıştığı birkaç cinayeti de soruşturduğundan ilk defa prensesinin emrini dinlemeyerek kararını dirilterek"Prensesim buna izin veremem"dedi. Nurfeza,Homayı daha da sinirli bir hale getirecek olan alaycı bir ifadeyle"Prensesini dinle Homacık yoksa başına bir şeyler gelebilir"dediğinde Homa daha önce Şehrazat'ın yüzünde görmediği kadar tahditkar bir ifadeyle"Bana dokunduğun an senin o yılan dilini kesip arslanlara yem ederim" "Homa"dedi Şehrazat ilk defa ailesinden biri olarak gördüğü korumasına sesini yükselterek"Sana dedim ki gelmeyeceksin" Efendisinin kendisine hele de böyle bir kadının yanında bu şekilde davranmasına içerleyen Homa"Emredersiniz Prensesim"deyip yarım bir reverans yapıp oradan hızlıca uzaklaştı. Homasının böyle gitmesinden dolayı içi sızlayan Şehrazat bir prenses gibi davrandı ve duygularını bastırıp hiç etkilenmemiş gibİ Nurfeza'ya dönüp"Hadi gidelim"dedi Şehrazat insanların arasında bile olsa bu kadının yanında yürümekten korkuyordu ve kendisini,kendi canından bile daha iyi koruyacağını bildiği Homasını yanında isterdi ama bir gün dadısının Nurfeza hakkında"Ona sakına yaklaşayım deme.Onda öyle bir zehir var ki farketmeden seni zehire bulamış olur"dediğini hala gün gibi hatırlıyordu. Homası her ne kadar zeki olsa da bir insanı hileyle alt etmektense yenilmeyi tercih ederdi ve bunu en iyi bilen kişi Leyla olduğundan Homasını korumak için gerekirse kalbini bile kırardı. Nurfeza"Prensesim"diyerek Şehrazat'a dokunduğu an Şehrazat daldığı düşünce havuzunda çıktı otomatik olarak kendi ger çekip""Ne oluyor?"diye sordu. "Geldik"dedi Nurfeza,Şehrazat'ın tepkisini anlamdıramasa da kendilerine açılan kapıdan Prensesin ardından odaya girdi.

Şehrazat odaya girdiğinde annesinin her zamanki gibi çevresi onu güzelleştirmeye çalışan cariyelerle doluydu. Babası,üvey abisi Arash'ın annesi kendisine hamileyken abisinin annesine bakımsızlığından şikayet ederek annesi Melika'yı üvey abisinin annesinin üzerine getirmişti.Birgün bunun kendi başına da geleceğinden korkan annesi en hasta olduğu zamanda bile bakımsız dolaşmamıştı. Nurfeza yarım reverans yapıp"Hanımım biz geldik"dediğinde Şehrazatta yarım bir reverans yapmasına rağmen Melika kızına bakmaya tenezzül etmeden bakımına devam ediyordu. "Anne"dedi Şehrazat,annesinin bir şeylerden şüphelendiğini düşünerekten. "Şehrazat"dedi annesi yüzüne yapılacak maskesi bozulmasın diye hızlıca konuşaraktan"Bugün abiciğin Mohsen bir ulakla 15-20 gün içerisinde saraya ulaşacağını yazmış.Senden ricam"-aslında annesinin emriydi- "Abiciğin saraya geldiğinde her şeyin kusursuz olmasını sağlamanı istiyorum" Şehrazat,üvey abisine yapılan bu saygısızlığa karşı yapabileceği tek şey olan parmaklarını sıkıca sıkıp kızgın sesini yumuşatmaya çalışarak"Siz hiç merak etmeyin anneciğim,abiciğim evine geldiğinde her şey kusursuz olacak" "Ben de öyle umuyorum"dedi ve bütün ilgisini maskesine verip kızına sağ elini sallayarak artık gidebilirsin işareti verdiğinde Şehrazat annesinin görmediğini bildiği halde yarım bir reverans yapıp odadan çıktı. Şehrazat odasına giderken üvey abisine yapılan haksızlığı düşünüyordu.

Şehrazat bu kadar üzüldüyse üvey abisi kim bilir ne kadar üzülmüş ve kalbi kırılmıştı. Şehrazat odasının önüne geldiğinde her ne kadar o kadının önünde ona bağırmışsa da Homası sadık bir köpek gibi hala daha odasının önünde Prensesinin sağ salim gelmesini bekliyordu. Ailesinin bile sevip değer vermediği bir kadını bu kadar çok sevip sayan Homasına hüzünlü bir gülümsemesiyle yaklaşıtı ve onun endişelerini dindirmek amacıyla elini omzuna koyup alaycı bir sesle"Önemli bir şey yok çok sevgili anneciğim,oğulcuğu geldiği zaman her şeyin kusursuz olmasıyla ilgili beni görevlendirdi" "Ama"dedi Homası sakinleşmek yerine daha da öfkelenerek"Bu sizin göreviniz değil ki bu cariyelerinizin görevi" Şehrazat canının yanmasına rağmen umursamaz görünerek"Homa annemin gözünde ben ve cariyeler arasında bir fark yok ikimizde aynıyız"dedi. Eğer bu sarayda hayatta ve güçlü kalmak istiyorsanız oğul doğurmak zorundaydınız ne kadar oğlunuz olursa o kadar güçlü olurdunuz ve Sultan öldüğünde tahta geçen oğlunuzun merhameti varsa diğer erkek evlatlarda yaşardı ama eğer kendinden başka sarayda bir rakip istemezse o zaman eskiden olduğu gibi saraydan aynı anda 20 erkek kardeşin cenazesi kalkardı.

Ama Şehrazat gibi bir Prenses doğurursanız anneniz daha fazla güç kazanamadığı için üzülür ama erkek kardeşleriniz tahta bir rakip gelmediği için sevinir ve öz kardeşiniz sizi güçlü bir paşaya daha fazla güç kazanmak için verirler sizin ne isteğinizi bile sormadan. Şehrazat,abisi Selman'ın da saraya bu amaçla geldiğini biliyordu.Shoyon savaştan gelmeden önce Şehrazat'a siyasette daha çok sözü geçen kocalar bulmaya çalışacak eğer bulamazsa Shoyonla olan evliliğini resmileştirecekti. "Abim gelmeden önce Vezir Kays ile olan evliliğimi resmileştirmem lazım" Prensesinin kendini bu bataklıktan kurtamak için çabalamasına katkıda bulunmak isteyen Homa"Prensesim sizden habersiz olarak görevlendirdiğim bir askerim 3 haftaya yakındır Vezir Kays'ı taki ediyor ve bana ilettiği raporlarda gözüme çarpan bir şey var" Vezir Kays hakkında öğrendiği bilgiyi merak etse de ilk sorduğu soru" Vezir Kays'ı takip ettirdiğini benden niye sakladın?"diye sorduğunda Homa"Çünkü eğer yakalanırsak sizin ceza almamanız için" "Olsun"dedi Şehrazat ilk kez Homasının da kendinden bir şeyler sakladığını fark etmenin hoşnutsuzluğuyla"Canımı bile alacak olsalar bile benden asla bir şey saklama" Homa,Prensesinin kendisine ihanet ettiğini düşündüğü korkusuyla"Size asla ihanet etmem"dediğinde Şehrazat ona inandığını belli eden bir sesle"Biliyorum"dedi ve hava alma bahanesiyle arka bahçeye çıktıklarında muhafızlardan olabildiğince uzaklaşıp köhne bir ağacın dibine geldiklerinde Şehrazat küçüklüğünden beri oturduğu ağacın kalın dalına oturduğunda Homanın yüzünde bu görüntüden hoşnut olmadığını belli eden bir ifade vardı ama Şehrazat bu ifadeyi umursamayıp konuya girdi. "Anlat nedir?Vezir Kays'ın seni şüphelendiren hareketleri" "Efendim"dedi Homa görev sırasında yüzünde beliren ciddi bir ifadeyle"Vezir kays ve adamları her şanbe(Cumartesi)günü Abad'a gidiyor" Abad kelimesini duyunca Şehrazat'ın bir an ümitsizlikle dolan içi aydınlanmıştı ve engel olamadığı neşeli bir sesle"Hazırlan Homa şanbe günü Abad'a gidiyoruz" Homa meraklı bir sesle nasıl gideceğiz diye ağzını açtığı sırada prensesinin yüzünde beliren zeki bir gülümsemeyle cevabını almıştı.

Hanımı muhtemelen bütün planı kafasında oluşturmuştu ve çok yakında da Homası dahil herkese sergileyecekti. Şehrazat odasına geldiğinde odasındaki masaya oturmuş ve cariyelerinin meraklı bakışları altında kağıda bir şeyler yazmaya başlamış hatta bu yüzden her birkaç dakika da bir yazdığı kağıdı mutsuz bir suratla buruşturup yerlere atıp"Bu da olmadı"dedi. Sonunda mektubu bitirğinde derin bir nefes alıp"Oh be!"dedi ve annesinin casusu olarak tahmin ettiği cariyeye mektubu verdi ve utangaç bir genç kız gibi"Bu mektubu ulağa ver ve bu mektubu Shoyan'a teslim etmesini söyle"dediğinde Homa bu evliliği kabul etmeyen hatta başka bir adamla evlenmeyi planlayan Prensesinin,Shoyan'a mektub yazmasını anlamsız bulsa da dikkat çekememek için sessiz kaldı. Prensesinin evliliğe ikna oldğunu düşünen cariye sevinçle mektubu aldı ve Melika Sultan'a göstermek amacıyla odadan izin isteyip dışarı çıktı. Annesinin casusu odadan çıktığında diğer cariyelere banya yapmak istediğini söylediğinde cariyeler banyoyu hazırlamak için odadan çıktığında Şehrazat buruşturduğu kağıtlardan birini alıp homasına verdi ve ağzını oynatarak"Çabuk bu kağıdı abime götür"dedi. Shoyan'a yazılan mektubun aslında abisine yazılan mektubu gizlemek amacıyla yazıldığını anlayan Homa,Prensesine birkez daha hayran olmuştu ama Prensesi onu dürtüp çabuk olmasını söyleyince mektubu elinin üzerindeki ceylan derisinin altına saklayıp odadan çıktı.

Homa askerlerin yemek yediği alana girdiğinde Prens Arash'ın korumasının yemek yediğini gördüğünde masada duran elmalardan birini alıp çıkışa en yakın masaya oturdu.ALtları ona yemek ikram etmek için ısrar etseler de Homa bütün yemek teklifleri reddetmişti.

Prens Arash'ın koruması yemeği bitirip salondan çıktığında Homa da onun ardından mutfaktan çıktı ve onu yemek salonun en az ışık gören yerinde yakaladı.Korumanın ağzını kapatıp çakısını korumanın boğazına dayayıp "Sessiz ol"dedi ve korumayı kimsenin uğramadığı köşeye çekip serbest bıraktı. Serbest kalan adam önce kılıcına davranmak için hamle yaptı ama Homanın"Seni buraya Prenses Şehrazat'ın abisi Prens Arash'a ulaştırmak istediği bir mektubu vermek amacıyla getirdim"dediğinde koruma kılıcını bıraktı ve kendisini buraya getirmek amacıyla gururunu kıran kadına sinirli bir sesle"Bu mektubu getirmenin başka bir yolu yok muydu da beni buraya karga tulumba bir halde getirdin?" "Başka yolu yoktu ki seni çakımla getirdim şimdi saçma sapan sorular sormayı bitir de bu mektubu Prens Arash'a götür" Her ne kadar bu kadının bu saygısız davranışlarına sinirlense de Prensesinin emrini yerine getiren bu kadına dokunamadığından cevap vermeden oradan hızlıca uzaklaştı.

Koruma,Prens Arash'ın huzuruna vardığında yarım bir şekilde reverans yapıp elinde buruşuk halde olan kağıdı Prens Arash'a uzattı. Kendisine uzatılan buruşuk kağıdı alan Prens Arash meraklı bir ses tonuyla"Bu buruşuk kağıdı sana kim verdi?"diye sorduğunda Koruma deminki rezil anı hatırlamasıyla sinirden kıpkırmızı olup burnundan soluyarak"Prenses Şehrazat'ın koruması size teslim etmemi söyledi." Prens Arash kızkardeşinin mektubunu açıp okumaya başladı ve dikkatini daha önce kardeşiyle görüşmek amacıyla buluştukları ağaçtan bahsetmesi dikkatini çekmişti.

Sevgili Shoyon;

Seninle olan kavuşmamızı dört gözle bekliyorum.Bana gitmeden önce verdiğin bilekliği hala daha bileğimden çıkartmıyorum.Bana seninle geçirdiğimiz günleri hatırlatıyor.Hatırlıyor musun seninle ilk tanıştığımızda ben daha 10 yaşlarında bir genç kızdım sen ise 15lerinde genç bir delikanlıydın .Beni ilk gördüğünde sarayın o köhne ağacın altnda oturuyorumdur. O köhne ağaç ki bizim aşkımızın simgesi o ağaç ki bizim buluşmalarımızın şahidi o ağaç

Buluşma yerini öğrenen Prens Arash buruşuk kağıdı kimse görmesin diye muma doğru tutup kağıdın yanıp kül olmasını izledikten sonra kardeşinin tarif ettiği o ağaca doğru ilerlemeye başladı.Ağacın yayına vardığında kızkardeşinin onu beklediğini görünce adımlarını hızlandırdı. "Abi"dedi Şehrazat sabahki halinden farklı ümit dolu bir gülümsemeyle abisine bakıyordu.

Arash,kızkardeşinin aklından geçen tilkileri merak etse de şimdilik sessiz kalmayı seçip kızkardeşini dinlemeye başladı. "Abi senden rica edebilir miyim?"dediğinde Arash her zamanki gibi"Tabii ki ne istersen"dedi. "Hani bir keresinde bana benzediğini söylediğin cariyeyi ve korumunu senden bir günlüğüne istiyorum"dediğinde Homa,prensesinin onu artık istemediğini düşünerekten kendini ağacın en uzak köşesine sakladı. Üvey kızkardeşini çok iyi tanıyan Arash"Cariyemi ve askerimi neden istediğini sorsam bile cevap vermeyeceksin değil mi?" Şehrazat güven veren bir sesle"Sadece biraz daha bekle abi çok yakında güç oyunu bizim lehimize dönecek"dedi ve yarın cariyesini ve korumasının beklemesi gereken yeri de söyledikten sonra herkes şüphe çekmeyecek bir şekilde ayrı yönlerde dağıldılar. Şehrazat odasına döndüğünde Homası diz çöktü ve kılıcını Şehrazat'a uzatıp"Eğer sizi koruyamıyorsam lütfen benim canımı alın"dediğinde Şehrazat anlamamış gözlerle Homasına bakıp"Ne diyorsun sen bu saçmalığı nereden çıkarıyorsun" Homa çocuksu bir alınganlıkla"O zaman neden abiniz korumanızı istediğin"dediğinde Şehrazat,Homasının saflığı karşısında kendini gülmekten alıkoyamamıştı ama Homasının küçük bir çocuk gibi küskün küskün baktığını gördüğünde gülmesi olabildiğince kesmeye çalışıp"Planın bir parçası" "Ben sizin için yetersiz miyim de başka bir askerden yardım istiyorsunuz?" "Yarın'ı bekle"dedi Şehrazat,Homasının merak içinde yüzeceği bir gece geçireceğini bilse de .

Sabah annesinin odasına giden Şehrazat dışarı çıkacağını ama cariyelerini yanına almak istemediğini söylediğinde annesi aynasını yere bırakıp kızına dönüp neden diye sordu.Şehrazat savaştan dolayı zor durumda olan halkın bu alışverişleri yanlış anlayıp abisi Prens Selmen'a diş bileyeceğini söylediğinde annesi kabul etmişti. At arabasında merakla neler olacağını düşünen Homa,prensesine baktığında gayet sakin bir şekilde şehri incelediğini gördüğünde o da camdan dışarıyı izleyip sakinleşmeye çalıştı. Şehre girdiklerinde her zaman alışveriş yaptıkları Topal Kahhan'ın dükkanına girdiklerinde Topal Kahhan onu asillerin alışveriş yaptığı üst kata çıkarttı. Topal Kahhan yeni gelen ürünleri gösterirken içeriye giren yaşlı bir adam dükkanının önünde sergilediği kokulardan birinin çalındığını söylediğinde Topal Kahhan özür dileyerek neler çalındığını öğrenmek amacıyla dışarı çıktığında alt katta alışveriş yapan üvey abisinin cariyesi üst kata çıktı ve ordaki odalardan birinde üstlerini değiştirdiler. Üstlerini değiştirdiklerinden sonra Güldane,Şehrazat'ın kopyası gibi olmuştu.

Şehrazat,Güldane'ye dönüp korumanın nerede olduğunu sorduğunda köşede onu beklediğini söyledi bunun üzerine Homasına dönüp sert ve emir veren bir sesle"Homa,Güldane'nin yanında dur ve benmişim gibi hizmet et" Homa"O zaman sizi kim koruyacak"dedikten sonra Prensesinin o korumayı neden istediğini anladığından"Hayır,hayır" "Evet"dedi Şehrazat,Homasına karşı hiçbir yumuşama göstermeden"Sen Güldane'nin yanında olmazsan herkes şüphelenir anladın mı beni?" İlk başta Homa sessiz kaldı ama sonradan o hükmedici bakışlara daha fazla karşı koyamadığından yenilmiş bir sesle"Emredersiniz Prensesim"dedi. Homasını,Güldane'nin yanında bırakan Şehrazat pelerinin şapkasıyla yüzünü iyice kapatıp aşağıya inip hala daha hırsızla uğraşan Topal Kahhan'ın arkasından gizlice kendisini bekleyen korumanın yanına gitti. Prensesi eski püskü kıyafetler içinde gören koruma,Prensesin başına bir şey geldiği düşüncesiyle"Efendim kıyafetleriniz yoksa"dediği an Şehrazat iyi olduğunu belli eden bir sesle"Bir şey olmadı hadi gidelim" "Ama Güldane hala içeride" "O içeride kalacak senle ben başka bir yere gideceğiz"dedi ve acelesi olduğunu belli eden bir yürüyüşle halk ve asil kısmmı ayıran kısımdan Adar'ın iç kesimlerine doğru yürüdüler.İnsanlar fakirlikten bir deri bir kemik haline dönmüşler.çocuklar annelerinin kucağında açlıktan ağlıyorlardı.

Bu görüntüler Şehrazat'ın kalbini acıtsa da hdefine doğru daha emin adımlarla yürüyordu.Koruma ise Prensesin ardından hiçbir fikri olmadan pelerinin altına sakladığı kılıcının sapından tutarak ilerliyordu. Bir ara sokağa girdiklerinde Prenses sert ve otoriter bir sesle"Sen burada kal ve sokağa kimseyi sokma"dedi ve yaşlı bir adama doğru ilerledi ve adamın karşısına geçince yarım bir reverans yaptığında adam hiç şaşırmaşçasına Prensesi selam ve yanındaki oturağa oturması için eliyle işaret etti. Prenses adamın işaret ettiği yere oturdu ve onun gibi sokakta oturan çocukları izlemeye başladı.Yarım saat süren bir sessizlikten sonra yaşlı adam"Demek benimle evlenmeyi o kadar çok istiyordunuz ki peşime adam bile taktınız"dediğinde Leyla dürüstçe"Evet,sizinle evlenmeyi istiyorum ama peşinize adam takan kişi ben değilim Homam aklınca bana yardım etmeye çalışmış" Söylediklerinin doğru olduğunu anlamak için gözlerinin içine bakam adamdan bir saniye bile gözlerini ayırmamıştı Şehrazat. "Neden?"diye sordu Vezir Kays bu sefer bakışlarını ilk o kaçıraraktan "Cevabı ortada"dedi Şehrazat fakirlikten annesinin kucağında açlıktan ağlayan bebeğe bakışlarını çevirerekten. "Neden biran da onları bu kadar çok önemsemeye başladınız Prensesim?"diye sordu yüzüne ve sesine yerleştirdiği alaycılıkla.

"Çünkü bilmiyordum"dedi Şehrazat dürüstçe saflığını itiraf ederken"Ben herkesin bizim gibi girmemize izin verilen şehirlerdeki gibi bir hayatı olduğunu zannediyordum" "Ve benim böyle bir insanı mı desteklememi mi bekliyorsun?"dediğinde Şehrazat samimi bir sesle"Evet,biliyorum halkımı hiç tanımıyorum ama onları tanımak istiyorum onların bana verdiği sevgiyi onlara geri ödemek istiyorum" "Hiç korkmuyor musun?Babanız ve anneniz bunu öğrendiğinden size nasıl davranacağı hakkında" "Korkmuyorum desem yalan olur ama zaten annem ve babam gözünde varlığım da yokluğum da bir en azından ölsem bile en azından bir şeyler çabalamışı derim" "Peki ya aşk?"dedi Vezir Kays eşiyle yaşıdığı o mutluluk dolu günlerin özlemiyle "Aşk mı?"dedi alaycı bir ifadeyle"Biz prensesler sadece babamızın ve abimizin iyiliği için devletin güçlü adamlarına satılırız ve inanın sizinle evlenmesem bile abim tarafından belki de güç kazanmak adına sizden daha yaşlı bir adama satılacağım" Şehrazatla konuştuktan sonra ayağa kalkan Vezir Kays yüzünde hiçbir ifade olmadan ayağa kalktı ve onu bekleyen korumanın yanına yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldayıp usulca uzaklaştı.

Bir kez daha başarısız olmanın verdiği hüzünle oturduğu yerden kalkıp onu bekleyen korumasının yanına ilerledi.Umut dolu bir ifadeyle kendisine bekleyen Homası,Prensesinin ifadesinden bir kez daha başarısız olduğunu anladığından konuyu hiç açmamıştı. Güldaneyle üstünü değiştirdikten sonra at arabasıyla saraya geldiğinde kendini odasına kapattı ve öbür gün cariyeleri onu uyandırıncaya kadar gözlerini açmmadı. Sabahın erken saatlerinde cariyesi heyecanlı bir halde gelip Şehrazat'ı uyandırmıştı.Bir mal gibi abisi tarafından satılmayı bekleyen Şehrazat sinirli bir ses tonuyla"Siz demedim mi?Beni rahatsız etmeyin diye" "Ama efendim"dedi cariye heyecanlı bir ses tonuyla"Saray şuan birbirine girdi." Sarayın birbirine girdiğini duyan Şehrazat hızlıca ayağa kalktı ve merak dolu bir sesle"Ne oldu yoksa savaşta yenildik mi?"dediğinde cariye Şehrazat'a hayatının en önemli haberini vermişti.

"Vezir Kays sizinle evlenmek istediğini ve eğer babanız sizi ona vermezse onu tahttan indirmekle tehdit etmiş"