3.Bölüm HP

Kesit: Ben bir savaşçıyım, krallara boyun eğmeyen, eğdirten. Ben bir savaşçıyım, krala gücünü veren. Ben bir savaşçıyım, oyunun seyrini değiştiren. Ve ben bir ressamım, olacakları resmeden.

Haziran 27, 2022 - 11:28
Ocak 4, 2023 - 23:08
 7

1. Hokus Pokus 3.Bölüm

İyi Okumalar;)

-

''Unutmadım, unutuldum...''


Arkasından gittiğimde salonda Vina ve Elika birbiriyle uğraşıyor, Safir telefonuyla ilgileniyordu. Pars ise karşısındaki düz duvara bakarak düşünceleri kovalıyordu ya da düşünceleri onu.

Gazel, Safir'in yanına oturduğunda ben de Pars'ın yanına geçtim. Tam o sırada çalan zil Elika ve Vina'nın susmasına yol açmışken Safir başını iki yana sallayarak kapıya yöneldi.

''Birini mi bekliyorduk?'' Dedi, Elika.

''Ceren gelecekti.'' Deyip, yanıtladı Gazel.

Elika pembe saçlarını omzunun arkasına itelerken usulca başını salladı.

''İçeride ölüm sessizliği var sanki! şu perdelere camlara bakın!'' diyerek gür sesiyle içeri girdi Ceren.

''Sonunda benimle aynı fikirde olan biri!''

Sitemle konuşan Vina'ya aynı anda baktığımızda boş gözlerle bize bakıp, ''Ne, ne bakıyorsunuz dik dik?!'' dedi.

Elika, elini alnına yaslayıp hayıflandığında ani hareketle kucağındaki yastığı alarak Vina'nın yüzüne vurdu.

''Bu yakışıklı yüze vurmaya nasıl tenezzül edersin!'' diyerek bağıran Vina'nın sesi şakacıydı.

Yüzüme vuran güneş ışığıyla huzursuzca yerimde kıpırdandım. Ceren perdeleri çekmiş, camları açmıştı. Dışarıdan gelen kuş seslerini duyduğunda, ''Oh, be! yaşam bu işte!'' deyip ellerini camın iki yanına yasladı.

Hava soğuktu fakat insanı ferahlatıyordu. Toprak kokusu her yere sinmişken kuşların sesi huzurlu bir tabloyu anımsatıyordu. Ciğerlerime temiz havayı çekerek Vina ve Elika ikilisine geri döndüm.

Elika, ''yakışıklıymış! yakışıklı görmesem inanırım.'' diyerek hayıflandı.

Elika'nın kehribar renginde dolanan gözleri güneşle beraber açık tona bürünmüştü. Gözlerini bir an olsun Vina'dan almazken Vina şaşkınlıkla Elika'ya bakmayı sürdürüyordu.

''Sizin aptal sevgili dırdırınızı çekemem ben.'' deyip ortalarına oturdu Ceren.

Gazel ve Safir onun bu tavrına gülmeye başladığında gülümsemekle yetindim.

''Konuya dönelim.'' dedi Pars dikkatleri üzerine çekerek.

Onun sesi fısır fısır tartışan Vina ve Elika'yı bölmekle kalmamış salona ölüm sessizliğini getirmişti. Hastanede yaptıkları aklıma gelirken yüzümü ona doğru çevirdim.

''Konu ne?'' dedim doğrudan mavi gözlerine bakarak. ''Beni bayıltıp, hastanede yangın çıkartmanız veya Vera'yı buraya getirmeniz dışında ne konuşacağız?''

Yaptığım iğnelemeden sonra Pars'ın mavi gözleri bana doğru döndü. Dudakları kıvrıldığında, ''Yarım kalan işini tamamladım.'' dedi kısık tonda. ''İleride ayağımıza dolanmasını istemezdin.''

İstemezdim.

''Bunun için hastaneyi ateşe vermek gerekmiyordu. Basının dikkatini çekmekle beraber içerideki herkesi zor durumda bıraktınız.'' dedim sesimi sabit tutmaya özen göstererek.

''Dedi, kendi yaptıklarını unutan kişi.'' diyerek gülmeye başladı Gazel.

Gülüşü alayla doluydu fakat ciddiyet dolu tarafı açıkça ortadaydı.

''Vera'nın durumu bu kadar ciddiyken-''dediğim sırada Safir sırtını koltuktan alıp, ''Vera'nın durumu sandığın gibi ciddi değilmiş.'' diyerek sözümü kesti. ''Ayrıca Vera'nın kimliği her ne kadar ortada olmasa da hastanede hasta başvurusu için lazım olacaktı. Bizde bunun önüne geçmek adına ve Faris'in onun yaşadığını öğrenmemesi için Vera'yı hastaneden çıkartmamız gerekiyordu.''

Şaşkınlıkla ona baktım. Bu hareket Safir'in yapacağı bir şey değildi.

''Ve, özür dilerim sözünü kestim.''

Ancak bu özür tam da Safir'in yapacağı bir şeydi. Suskunluğunu en iyi koruyan oyken dinlemeyi en iyi bilende oydu. Şaşkınlığım bundandı.

''Sorun değil.'' deyip rahatlamaya çalıştım ki başarılıda olmuştum. Gerginlikle kalkan omuzlarını gevşekçe indirmiş dudaklarını içe kıvırıp Pars'a dönmüştü. Onunla birlikte bende bakışlarımı Pars'a çevirerek, ''En azından bize de haber verebilirdiniz.'' dediğimde Gazel ve kendimi kastediyordum.

''Senin dünyadan haberin var mıydı?'' dominant çıkan sesi meydan okurken, ''Kaç kere aradım hastaneden çık diye! Eğer açmış olsaydın bilirdin.'' deyip masanın üzerindeki telefonumu işaret etti Pars.

''Neden bunu yaptın?'' dediğimde Pars yüzünü sıvazlayarak boğuk sesiyle, ''Kardeşim için yaptım.'' dedi.

Histerik gülerek, ''Kardeşim için...'' mırıldandım, ''kardeşin çok mutlu olmalı.'' der demez Pars sert çehresiyle bana döndü.

"Buradaki herkes Vuslat'a kendi canından bile daha çok değer verdiğini biliyor." Sesini alçaltarak, "verdiğin değer seni değersizleştirecekti. Bizde bunun önüne geçmek istedik." deyip tehditkârca baktı. ''Ayrıca örgütü devirmemiz için en büyük etkenlerden biri de o.''

Veran'ın babası Cihan Sözen, Gazel ve beni eğiterek örgüte sızdırmayı başarmıştı fakat bu ona yetmemiş kendi kızını da ölüm oyununa katmayı planlamıştı. Buna hiddetle karşı çıkmış olsam da Vera'nın önce adını değiştirmiş, ardından da bizimkinden daha hafif eğitim sürecine tabii tutmuştu.

"Bir yerde yanlışın var." Deyip alayla dudaklarımı kıvırdım. "Ben Vuslat'a değil Vera'ya değer veriyorum."

Vera'nın adının Vuslat olması onu bu oyuna kabul ettiğimi gösterirdi.

Vera'ya Vuslat demem, içimdeki çocuk adamı öldürüp yerine duvarlarını örmüş Arel Özbey'i geçirmem demekti.

''Senin de bir yanlışın var.'' diyerek koltuğun değneklerine ritimle vuran parmakları çenesinde gezinmeye başladı. ''Sen Vera'ya değer vermiyorsun. Sen Vera'ya herhangi bir değeri biçemeyecek kadar seviyorsun.''

Haklı mıydı? haklıydı. Fakat haklı olması hislerimin önüne geçemezdi. Ben 10.yaşımdan itibaren hayatın tekmelerine göğüs germiş bir çocuktum(!) ve bu çocuğa göğüs geren tek kişi Vera'ydı. Sadece oydu, bir tek o.

Kalbim hızla atmaya başlarken gerginlikle ellerimi kıvırdım. Pars bilerek böyle konuşuyordu. Beni gafil avlamak için elindeki kartları teker teker açıyordu fakat benim kartlarımı henüz hiçbiri görmemişti. Ava çıkarken avlanabilirdi. Bunun farkındaydı ancak açık oynamaktan da çekinmiyordu. Ya kartlarına çok güveniyordu ya da elimde hiçbir şey olmadığını sanıyordu.

Ancak en başından beri ikimizde yanılıyorduk.

''Durumu nasıl?'' diyerek konuyu değiştirdim.

Henüz aklımdakini bilmelerine gerek yoktu.

Pars, dudaklarını haylazca kıvırıp, ''seninkinden daha iyi.'' dediğinde dudaklarım istemsizce yukarı kıvrılmıştı.

''Konuştuğunuzdan bir halt anlamayan bir tek benim galiba?!'' diyerek yakındı Ceren.

Onun bu tutumu ortama kısa süreliğine sessizlik getirdiğinde Gazel halının desenlerinde oyalanan yeşil gözlerini Ceren'e doğru çevirerek, ''biri özet geçsin.'' dedi.

Safir nefesini vererek, ''Yavuz Vecdi'yi araştırırken Arel ile konuşuyorduk. O sırada Arel'in 2.Telefonundan arama gelince konuşmayı yarıda kestik.'' deyip Ceren'in anlayıp anlamadığını gözleriyle teğet etti.

Safir'in anlattıkları hafızamda oldukça belirgindi fakat gerisi oldukça silikti. Tıpkı gördüğüm kabus gibi kesit kesit aklımdaydı. Vera'nın kanlar içinde kalmış vücudu... haykırışlarım, siren sesleri, kendimi suçlamam ve daha fazlası...

''Fakat Arel telefonu kapatmadı. Diğer çağrıyı cevaplarken sesi endişeli gelmeye başladığında telefonu hoparlöre alıp Elika'ya dinlettim. Arayan Akif'ti. Vera'yla ilgili bir şeyler diyordu. Telefon uzakta olduğu için birkaç kelimeyi anlayabilmiştik fakat, buna rağmen bir şeylerin ters gittiğini anlamıştık.''

Safir'in detaycılığı bir kez daha işe yaramıştı. Ona görüşürüz demiştim ve kapattığımı sanarak telefonu yan koltuğa bırakmıştım ancak o telefonu kapatmamış konuşmalarımı dinlemişti. Bunu yapması bir başka yönden tehlikeli olabilirdi ancak şimdilik sorun çıkmamıştı.

''CPS den Arel'in nerede olduğunu bulduğumuzda terk edilmiş bir depoda olduğunu öğrendik.'' dedi.

Şaşırmamıştım. Safir için beni bulmak oldukça kolaydı.

''Ve hatta bulunduğu depo daha önce örgütün toplandığı alanlardan birisiydi.''

Başımı hızla kaldırıp Safir'in koyu yeşil gözlerine baktım. ''Tüm toplantılara katıldım ve biliyorsun hafızam kuvvetlidir ancak orayı daha önce gördüğümü hatırlamıyorum.'' dediğimde Gazel'in dudakları düz çizgi haline bürünüp, ''Bulunduğun yer bir cennet olsa bile sen içindeki cehenneme takılı kalırdın Arel. Öte yandan içindeki cennet tekrardan filizlenmiş olsaydı etrafındaki cehenneme kafa tutardın.'' dedi. ''Sen önündeki cennetin kayıp gittiğini sanırken etrafına bakmadın. Çünkü etraf benliğinin cehenneminden başka bir şey değildi.''

Vera benim cehennemim ve cennetim. Ruhumu her iki duruma rahatlıkla sokabilen tek insan.

''Demek istediğim Vera'ya odaklandığın için tüm bunları gözden kaçırmış olabilirsin.'' deyip yanağını koltuk başlığına yasladı.

Dudaklarımı yukarı doğru kıvırıp Gazel'in yüzüne baktım. Demek istediği bu değildi. Demek istediği odağımı geniş merceğe çevirmezsem fark edemeyeceğim bir sürü şeyin daha olacağıydı.

''Örgüt daha önce toplandığı hiçbir mekanda tekrardan bir araya gelmez ki o gün Arel'in depoya doğru yol alması oldukça olağandışıydı.'' dilini dudaklarında gezindirirken, ''biz depoya doğru gelirken siren seslerini uzakta olmamıza rağmen az çok duyabiliyorduk. Açıkçası ilk başta polis sanmıştık fakat yaklaştıkça onun ambulans olduğunu fark ettik.'' deyip gözlerindeki endişeyi saklamadan açıkça gösterdi.

''Bizi ne derece korkuttuğundan haberin yok!'' diyerek araya girdi Elika. ''Bir daha bu kadar vurdumduymaz olma!''

Sona eklediği sitem daha çok endişeyle harmanlanmıştı.

''Depoya vardığımızda ambulans çoktan gitmişti. Yerde kanlar ve kapısı açık kalan, Arel'in arabası duruyordu.'' deyip platin sarısı saçlarını elinin tersiyle geriye attı Vina.

''Hastanede kimlik sorunu olmasına karşın acil müdahale yaptılar. Arel'de kendinde olmadığı için kimse ona yaklaşmadı bile. Bizde durumdan faydalanarak Tekin abiyi aradık. Vera'nın durumunu tanıdığı insanlardan öğrenebilirdi ki, öğrendi de.'' üzerindeki kalın siyah hırkayı çıkartıp gözlerine zıt giden kırmızı kazağını düzelterek ellerini kavuşturdu. ''Vera'nın durumunun o kadar ciddi olmadığını ufak bir sarsıntı geçirdiğini öğrendik.''

''İyi de o kanlar ufak bir sarsıntıyla oluşabilecek bir şey değildi!'' dedim refleksle.

''Sorunda bu.'' dedi Pars.

''Ne demek sorun bu?'' dedim anlamaz gözlerle.

Pars'ın sert çehresi ifadesizliğe büründüğünde dudaklarını birkaç kez aralayıp kapattı. Onun bu tutumu beni germeye başlamışken bu durum Vina'nın da gözünden kaçmamış olacak ki ''biri seninle veya senin aracılığınla bizimle oynamak istiyor.'' deyip keyifli çehresini terk etti.

Pars'a doğru hızla döndüğümde mavi gözleriyle karşı karşıya geldim. O, an neler döndüğünü kendisinin bile anlamadığını anlamıştım.

''Ki oynadı da.'' diyerek ona katıldı Gazel.

Ceren merakla, ''bunu nereden çıkardınız?'' dediğinde ona sonuna kadar katılıyordum.

Pars, durağan ses tonuyla, ''o kanlar Vuslat'a ait ait değildi.'' dedi.

''Nasıl?'' deyip hızla başımı Pars'a çevirdim. ''Ne demek o kanlar onun değildi?''

''Besbelli değildi. Test bile yaptık, uyuşmadı.'' dedi, Elika umursamaz tavırla.

''Buraya getirdiğimizde yarasına bakması için Hakanı aradım. Geldiğindeyse hastanede yapılmış bandajı kaldırdığında aslında büyük bir yara olmadığını gördük. Büyük ihtimalle başını yere vurduğu esnada taşa değdi. ''

Gazel'in açıklamasıyla kafamdaki soru fırtnaısı biraz olsun dinmişti.

''İç kanama durumu yok mu?'' dedi Ceren endişeyle.

''Yok. Hem, durumu kötüleşirse Hakan ve ben ona bakarız.'' diyerek son noktayı koydu Gazel.

Gazel tıp öğrencisiydi. Hakan ise birkaç yıldır doktorluk yapan gelecekteki meslektaşlarından yalnızca birisiydi.

''Ve tabi ki amcamda yardım edeceğini söyledi.'' diyerek Ceren'in içini rahatlatmaya çalıştı Vina.

Şakaklarıma giren keskin acıyla gözlerimi kırpıştırdım. Önce Vera'yı kaybettiğimi sanmam ardından yaşayıp yaşamayacağını düşünmem ve en sonunda yaşadığını bilmek fazlasıyla ağır gelmişti. Üstüne üstlük kabusum tüm bunların tuzu biberi olmuştu.

''İyi de Arel veya bizimle oynaması için onca şey varken neden Vuslat?'' diyerek akıllardaki soruyu dile getirdi Ceren.

''Çünkü Arel'in en büyük zaafı Vera.'' dedi Pars donuk sesiyle. ''Çünkü Arel bu oyundaki önemli taşlardan biri.''

Başımı öne eğip şakaklarımı ovdum.

''Çünkü birinin seni karşısına aldığından emin olmak istiyorsan yaptığın şeyin büyük ses getirmesi gerekir. Bunu her kim yapmışsa tebrik ederim başardı. Baksanıza, şu anda onu konuşuyoruz.'' sesini yükseltip vurgu yapmayı ihmal etmeyerek, ''bunu yapan kişiyi.'' dedi Elika.

''Elika doğru söylüyor.'' deyip yanıtladı onu Gazel.

Derin bir nefes vererek içine düştüğümüz karışıklıktan çıkabilmek adına ipi ucunu aramaya başladım ancak ipin ucu avuçlarımızdan kayalı çok olmuştu.

''Hastaneden nasıl çıkardınız?'' diyerek konuyu aynı yere çekti Ceren.

Onun sorusu konuyu en başa döndürmüş olsa da Ceren bunu önemsemiyordu. O aklındaki tüm sorulara cevap bulmadan bir işin peşini bırakmazdı.

''Yangın sadece Vuslat'ın olduğu koridorda oldu. Koridordaki kameraların ayarlarıyla oynayarak bozulmuş gibi gösterdik. Tabi durumu anlamasınlar diye başka koridordakilerle de oynadık.'' dedi Elika sıradan bir şeyi söyler gibi.

Ceren gözlerini bölerterek ona baktığında Vina gülerek Ceren'in omzunu sıvazladı.

''Amcam Tekin gerisini halledecek.'' dikkati kendisine çekip, ''bir nevi parasını ve gücünü kullanacak.'' dedi Vina.

Ceren şaşkınca kaşını aşağı yukarı kaldırıp indirirken Pars, pozisyonunu değiştirip bana doğru vücudunu çevirdi. O esnada,

''Hay senin amcana ya!'' der demez koltuktan kalktı Ceren.

Vina, Ceren'in tepkisine gülerek başını koltuğa yasladı. O sırada Elika'da başını Vina'nın omzuna bırakıp ayaklarını sehpaya uzatmıştı.

''Beni arayan kişi Vuslat'a göz kulak olması için ayarladığımız Akif'ti.'' dedim Pars'a dönüp.

''Biliyorum,'' dedi hızla. ''Ancak bunu yalnızca biz değil başkası veya başkaları da biliyor olmalı ki sana bu tezgahı hazırladılar.''

''Vuslat'tan haberdar olan kimse yok. Örgüt üyelerinin böyle bir şeyi yapacağını sanmıyorum.''

Gazel'i onaylayıp ayağa kalktım. Camın yanına gidip sırtımı açık pencereye yasladığımda dilimle dudaklarımı ıslatıp içe katladım.

Aklımda kimse yoktu.

Kimsenin de Vera'dan haberi yoktu.

''Farkında olmadan birinin canını sıkmış olamaz mısın?'' dedi Ceren yanıma gelip.

''Canını sıkmadığı biri demen daha doğru olur.'' diyerek gülmeye başladı Vin.

Ona gözlerimi devirerek, ''hayır,'' dedim. ''Bunu yapan her kimse Faris, Cihan ve Aslı olayını bilen biri veya benim köstebek olduğumdan haberi olan biri.''

''İkisi de aynı kapıya çıkmıyor mu?'' dedi Pars. ''Faris, Cihan ve Aslı olayının içinde olan biri olmalı ki Vuslat'ı tercih etti. Yoksa aramızdan herhangi birini de tercih edebilirdi.''

Başımla onu onaylayıp, ''Oyun oynamayı seven biri olmalı ki Vera'yı seçti. Aksi taktirde doğrudan Cihan ve Faris'e karşı hamle yapabilirdi.'' dedim

''Ve o, oyunun veziri olarak görev yapan bizleri seçti.'' deyip aklımdakileri dile getirdi Pars.

''Zehri veriyor ve bizim düşeceğimiz günü bekliyor.'' sesi yükseltip, '' o gün geldiğinde engerek misali avını avlayacak.'' dedi Elika.

Onun konuşması Pars'ın konuşma şeklini anımsatırken gülümseyerek önüme döndüm. Elika, Pars'ı örnek alan biriydi. Onun için her şeyi göze alıp yapan sayılı insanlardandı.

''Eğer senin Faris'in yanına sızan köstebek olduğunu biliyorsa?'' deyip bir başka ihtimali ortaya döktü Ceren.

''O zaman bu yalnızca benim sorunum olur.'' dedim doğrudan siyaha çalan gözlerine bakarak.

''Öyle bir şey yok!'' dedi Gazel anında.

Dudaklarımı dişlerimin arasına alırken dikkatimi ona verdim. Bembeyaz suratı sinirken kızarmaya başlamış, yeşil gözleri kararlılığından asla ödün vermiyordu. Kısa, sarı saçları çenesine doğru düşerken kaşlarını çatmıştı.

Onunla tartışacak mecalim yoktu.

''Asıl soru Vuslat'ın orada ne işi vardı?'' dedi Safir doğru noktaya parmak basarak.

Dikkatleri kendine çevirdiğinde doğrudan bana bakıyordu. Bunun sebebini bilen tek kişi bendim ve o bunun farkındaydı.

''Söylemeyi düşünüyor musun?'' deyip tahmin ettiğim soruyu sordu Safir.

Söyleyeceklerim yazılmış senaryodan başka bir şey olmayacaktı ve o bunun farkında olmayacaktı.

''Faris, Cihan ve Aslı'nın mutluluğuna dayanamayarak 1 ay önceki kazayı planlamıştı. Biliyorsunuz ki o kazada Aslı vee Cihan öldü. Fakat Faris, Vera'nın da öldüğünü sanıyordu.''

''Ama öğrendi.'' dedi Ceren.

Başımla onu onaylayıp, ''ondan önce davranarak Vera'yı ölmüş gibi göstermek için sizin evinize geliyordum ki Akif aradı.'' dedim gözlerimi sinirle kapayarak.

''Ne dedi?'' dedi Gazel.

''Vera'nın bahsettiğimiz depoya doğru gittiğini söyledi.'' deyip gözlerimi açtım. ''Biz konuşurken Akif'in telefonu bir anda kapandı ve ona bir daha ulaşamadım. Bu yüzden depoya Vera'dan önce ulaşmak veya oraya gitmeden önce onu durdurmak için yönümü değiştirdim.''

Vina, ''yuh anasını!'' dediğinde şaşıran bir tek o değildi.

Hikayenin iç yüzünü bilmek Elika, Ceren ve Vina'yı şaşkına döndürürken Gazel, Pars ve Safir' ifadesizliğe itelemişti.

''Hepsi bu.'' deyip omuzlarımı kaldırıp indirdim.

Pars gülmeye başlarken kaşlarımı çatarak ona doğru baktım. Onun gülmeye başlaması hem aklımı karıştırmış hem de şaşırmama vesile olmuştu.

''Hepsi bu değil,'' deyip gülüşünü durdurdu. ''Kısacası sen bir tercih yaptın Arel.''

Sağ kaşımı kaldırıp başımı sağa yatırarak dikkatimi ona verdim. Ne demeye çalışıyordu?

''Ne tercihi?''

''Oraya gittiğinde karşında Faris'in adamları da olabilirdi ancak sen bunu göz ardı ederek sadece Vera'ya odaklandın.'' dedi.

''Gerçi bunu Faris'in yapmadığını nereden biliyoruz?'' diyerek konuya dahil oldu Ceren.

Elika başını Vina'nın omuzundan kaldırıp, ''Bu, Arel'in köstebek olduğunu anladığı anlamına gelmez mi?'' dedi, endişeli sesiyle.

''Hayır, benim kim olduğumu henüz bilmiyor.''

''Belki de sen böyle düşün diye bilmemezlikten geliyordur?!''

Gazel'in ses tonundaki uyarı ortama gerginliği getirirken huzursuzca yerimde kıpırdandım. Faris Gevheri'nin psikolojik sorunları her ne kadar olsa da aptal biri asla değildi.

''Vuslat uyandığında olanları anlatır. Böylelikle bunu kimin yaptığını öğrenmiş oluruz.'' deyip ortamdaki gergin havayı bozmak adına konuştu Ceren.

''İşte o kısım biraz sıkıntılı.'' dedi Pars.

Pars'ın konuşmasıyla birlikte dudaklarımı ıslatıp, ''Böyle bir durumda aklında plan yoksa bu kadar sakin, sessiz kalmazsın sen.'' dedim.

Uyandığımdan beri kendime yeni yeni geliyordum fakat en başından fark ettiğim şey buydu. Pars çoktan düğümü bozmuştu. İpin ucuna gerek kalmadan...

Pars hafifçe tebessüm ederek, ''Seninle aramızdaki farklardan biride bu. Sen planın olmasa bile kendinden emin konuşur, sakin kalırsın. Bense planımı yaparım.'' dediğinde alayla karışık güldüm.

''Dökül.''

''Hay, hay,'' diyerek keyifle güldü. ''Ama önce halletmemiz gereken bir şey var.''

Ceren birkaç adım atarak benim kalktığım koltuğa oturup Pars'a doğru döndü.

''Ne gibi?'' dedi Gazel konuya dahil olarak.

''Oyuna yeni biri katılacak gibi.'' deyip yanıtladı onu Safir.

''Ve o kişi joker kart misali.'' kaşlarını kaldırıp sinsi bakışlarla bana doğru dönerek, ''Her an elimizde patlayabilir de patlatabilirizde!'' dediğinde merakla Pars'a baktım.

''Kimden bahsediyorsun?''

''Vuslat'tan.'' deyip ayağa kalktı. ''Senin değiminle kelebekten!''

Ona kelebek dediğimi bilen iki kişi vardı. Birisi Gazel diğeri de Pars'tı.

''Onun bu oyunda olup olmayacağını daha önce konuşmuştuk.'' dediğimde Pars ellerini yemek masasının iki yanına yasladı. ''Ayrıca joker ne alaka?''

''Biz onu konuşurken Cihan yaşıyordu ve Kelebek oyuna dahil olmak için eğitiliyordu.'' nefesi verip, ''Sen oyuna girmesini istemezken Cihan istiyordu. Fakat işin sonunda senin dediğin oldu.''

''Bunları zaten biliyorum kısa kes.'' dedim sesimi sabit tutmaya özen göstererek.

Pars'ta beni rahatsız eden bir şeyler vardı ve odadakiler bunu farkındaydı. Bunu bildiklerini için aramıza girmemeyi tercih ediyorlardı. Her zamanki gibi...

''Cihan'ın vefat etmesinden dolayı Vuslat'ı oyuna sokmadın ancak farkında olmadan bugünün jokerini sen yarattın Vezir.''

Oyun satrançtan ibaretti.

Siyahlar Örgüt ve onların Veziri bendim.

Beyazlar bu çatı altında toplanmış olanlardı ve Vezir Pars'tı.

''Oyuna yine girmeyecek.'' dedim doğrudan gözlerine bakarak.

''Sen bunu bir kez dedin ve pişman oldun.'' dedi, Elika başını Vina'nın omzundan alarak.

Onun konuşmasıyla birlikte çeneme yasladığım elimi soğuk mermere yaslayıp gözlerimi salondaki birbirinden renkli insanlarda gezindirdim. Her biri Pars'ın söyleyeceği şeyden haberdardı. Ceren hariç.

''Bu kez her şeye kendisi karar verecek.'' dedi Gazel dominant sesiyle.

Pars onu başıyla onaylarken, ''Çünkü bu kez ipler onun eline geçti Arel.'' dedi.

Tek kaşımı kaldırarak Pars'a baktım. Vera ile ilgili bilmediğim bir şey olmuştu.

''O hiçbir şeyi bilmiyor Arel.'' dedi Pars. ''Daha doğrusu hatırlamıyor.''

Soğuk hava beni içine çekerken Pars'ın söyledikleriyle donup kaldım.

''Ne demek hatırlamıyor?''

''Hastanede demiştin ya unutmak istiyorum diye. Unutmadın ama unutuldun Arel.''

•Bir takım cevaplar alınırken yeni sorular oluştu gibimsi...

•O halde soruları buraya alalım☆

•Umarım beğenmişsinizdir:)

•Sağlıcakla kalın♡

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Edanuryd "Her şey burada bir masal gibi ya da yine kafam iyi."