İnsanlı Şapka ve Evsiz Adam

Bir şapka ne kadar değerli olabilir?

Mayıs 31, 2022 - 14:31
Haziran 10, 2022 - 14:02
 0
İnsanlı Şapka ve Evsiz Adam

Evsiz adam, hızla karıştırdığı çöplerin arasından, elini zafer kazanmış gibi gökyüzüne kaldırdı. Kararmış parmaklarının arasında tuttuğu, birkaç ısırık alınmış ekmek parçasına bir mücevher bulmuş gibi baktı. Gibisi fazlaydı, çünkü o ekmek parçası, onun için mücevherin ta kendisiydi. Hemen yan tarafta duran tahta banklardan birine oturdu. Onu hiç yalnız bırakmayan tüylü arkadaşı da hemen yanında bitti. Evsiz adam hiç düşünmeden ekmeği ikiye böldü ve en yakın arkadaşına ikram etti. Evsiz adam büyük bir açlıkla biraz bayatlamış ekmeği iştahla yemeğe başladı. Ekmeğinden bir parça kalmıştı ki yemekten vazgeçti. Yıpranmış, her yeri yama yapılmış pantolonun cebinden bir mendil çıkardı ve son ekmek parçasını, mendili ile sardı. Arkadaşının karnı doymamış olacaktı ki o son parçayı dilenircesine gözlerinin içine bakıyordu. Evsiz adam ekmeği ceketinin cebine attı. Geceyi düşünmesi gerekiyordu, her zaman bu kadar tazesini bulamıyordu, hatta bazen hiç bulamıyordu, kimi geceleri aç uykuya dalıyordu. Arkadaşının başını okşadı. Evsiz adam başını olumsuz bir şekilde salladı. Hayır, diyemedi. Dilsizdi evsiz adam. Arkadaşı anlayışla karşıladı. Evsiz adamın en yakın arkadaşı sadık bir köpekti. Evsiz adam biraz daha dinlenmek için bankta oturmaya devam etti. Bir çocuk parkındaydı. Daha önce buraya kadar gelmemişti. Rutinlerinden uzaklaşmak ona iyi gelmiyordu. Bir süre bankta oturup etrafı izledi, parkta oynayan çocuklara baktı, onların neşesine hayran kalmıştı. En son ne zaman çocuk olmuştu? Hatırlayamadı. Belki de hiç çocuk olmamıştı. Evsiz adam yaşlıydı. Beyaz, uzun arka saçları vardı, başının önü keldi, toplansa üç tel saç anca vardı. Beyaz sakalları gürdü ama bir o kadar da uzun... Saçı sakalına karışmıştı. Yanında bir hareketlilik hissettiğinde kısa bir zaman önce yanından usulca ayrılan dostunun geri geldiğini fark etti. Bu sefer dostu yalnız değildi. İri dişlerinin arasında tuttuğu, siyah, büyük bir fötr şapka vardı. Evsiz adam şaşırmamıştı. Yaramaz dostu ona hep küçük hediyeler bulup getirirdi. O da peşinden gelen bir sahibi varsa geri verir, yoksa hediyesini kabul ederdi. Evsiz adam gülümseyerek şapkayı aldı ve başına özenle geçirdi. Güzel bir şapkaydı. Bununla kendini asil hissetti, birkaç saniyeliğine. Köpeği birkaç kez havladı. İkisi de güzel bulmuştu. 

Evsiz adam biraz daha dinlendikten sonra kalktı yerinden, farklı bir yerdeydi tanımak istedi. Evler bir farklıydı bu mahallede. Eski ama bir o kadar gösterişliydi. Neredeyim acaba, diye bir düşündü. Dip dibe inşaa edilmiş barok tarzı binalar, süs su havuzları, heykeller... Burası evsiz adamın geldiği mahalleye hiç benzemiyordu. Binaların önünden geçerken küçük bir pastanenin önünde duraksadı. Evsiz adam, pastanenin vitrinine dizilmiş pastaları, kekleri, şekerlemeleri izlemeye koyuldu. Gözü, hemen en ortadaki çikolatalı pastaya ilişti. Zihni, çocukluğunda annesinin yaptığı çikolatalı pastalara gitti. Tadını hayal meyal hatırlasa da annesin o sıcak gülümsemesi gözünün önünden hiç gitmiyordu. Evsiz adamın yıllardır hayali, koca bir dilim çikolatalı pasta yemekti. Belki tadını da hatırlamak istiyordu ama asıl yâd etmek istediği annesinin hatıralarıydı. İşte böyleydi hayat, ne kadar yaş alırsak alınsın hep bir anne hatırası aratırdı, dokunduğun bir çiçekte, yediğin bir yemekte, sarıldığın bir kedide, tutunduğun bir hayalde... 

"Efendim, buyrun içeriye, kapıda beklemeyin." diye sıraladı, pastanenin içinden çıkan bir adam. Beyaz iş üniforması, siyah mutfak önlüğü ve büyük, komik beyaz şapkası... "Fırından yeni çıkmış, tam ağzınıza layık bir cevizli kekim var, bayılacaksınız." Pastane çalışanı ısrarla evsiz adamı içeri davet ediyordu. Evsiz adam ise kaşları yukarı kalkmış, alnı kırış kırış olmuş bir şekilde şaşkınlıkla adamın onu içeri davet ediş sebebini anlamaya çalışıyordu. Daha önce hiç böyle bir muamele görmemişti. Genelde vitrinlerine bile bakmalarından rahatsız olurlardı ve onu hiç hoş olmayacak şekilde kovarlardı. Şimdi ise bir de dükkana davet ediyorlardı. 

Evsiz adam, dilsiz olduğu için "Benim hiç param yok." diyemedi, sessiz sedasız dükkanın önünden çekilmeye çalıştı ama pastane çalışanı gitmesine hiç izin verecekmiş gibi durmuyordu. Evsiz adamın koluna yapıştığı gibi içeri çekti, bin bir ısrar ile.

Evsiz adam daha ne olduğunu anlamadan kendini pastanenin cam köşesinde otururken buldu. Pastaların biri gidiyordu, biri geliyordu. Üstelik bütün çalışanlar ona hürmet ediyordu. Evsiz adam daha önce hiç böyle bir saygıyla karşılaşmamıştı ve sebebini aşırı merak etse de aldığı ilgiden ve önüne koyulan pasta dilimlerinden aşırı memnundu. "Sanırım Tanrı'nın ikramı" diye düşünerek anın tadını çıkarmaya karar verdi, daha doğrusu çeşit çeşit pastaların... 

Evsiz adam karnı tıka basa doymuş bir şekilde içeceğini yudumlarken, pastane çalışanlarının onun hakkında aralarında konuştuklarını fark etti. "Kıyafetine baksana yırtık pırtık sanki buralı gibi değil." dedi garson bir kız. "Kokusu da bir ağır, kim bilir hangi parfüm markasını kullanıyor, tabii bizim burnumuz alışık değil." diye devam ettirdi başka bir garson. "Ama şu şapkasına bir baksana. Sence buralı olmasa öyle özel tasarım, pahalı bir şapka takabilir mi?"

Evsiz adam şimdi anlamıştı her şeyi. Bütün bu saygının, değerin, hürmetin sahibi o değil, kendine bile ait olmayan şapkasıydı. Evsiz adam artık gitmesi gerektiğini fark etti. Yerinden usulca kalktı. Karnı şiş, sırtı ağırdı. Yıllardır hiç doymadığı kadar doymuş, doğduğundan beri hiç saygı görmediği kadar sayılmıştı ama aslında bir şapka kadar değeri olmadığını fark etmişti. Sahi öyleydi değil mi? Şapkası olmasa bu dükkanda bırak saygı görmeyi, dükkana adımını dahi atmasına izin vermezlerdi. Çalışanlar biraz sonra alacakları yüklü bahşişin hayaliyle "insanlı şapka"nın gözlerinin içine bakıyorlardı. "Afiyet olsun, efendim. Umarım memnun kalmışsınızdır, efendim..." diye son hürmetlerini göstermeye devam ettiler ama onların sandıklarının aksine evsiz adamın onlara şapkasından başka verecek değerli hiçbir şeyi yoktu. Evsiz adam da öyle yapacaktı zaten. Elini şapkasına doğru götürdü, birkaç saat içinde varlığına çok alışmış olsa da ondan vazgeçmesi gerektiğinin farkındaydı. Eli tam fötr şapkasının kenarını kavramıştı ki duyduğu bir çocuk sesiyle eli havada asılı kaldı. "Aaa baba bak! Senin kayıp şapkan!" Evsiz adam iri iri olmuş, yaşlı gözleriyle başını pastanenin kapısına doğru çevirdi. Kapıda iki küçük çocuk ve anne ile babaları duruyordu. Kısa bir an göz göze geldiler, kısa bir sessizlik oldu, her şey kısacık sürdü. Lakin evsiz adam için iyi bir hayat dersi geliyordu. 

"Seni hırsız seni!" diyerek içeri girdi kadın. "Bey bak, bu senin şapkan! Demek ki köpeğini ona bir şeyler çalsın, diye eğitmiş. Bu ne rezillik?!" Kadın işaret parmağını sallaya sallaya bağırıyordu evsiz adama. 

Pastane çalışanı araya girdi. "Aman efendim ne oluyor?" Onlar da şakındı bu duruma. Her şey kısa bir anda gerçekleşmişti. Kısacık bir anda... 

Kadın kibirli bir bakışla çalışana baktı. "Bu hırsız, köpekleri eğitip kendine çete kurmuş. Belli ki siz de bunun gibileri pastanenize alıp destekliyorsunuz. Bir daha adımımı atmam ben buraya." 

"Hanım gel, önemli değil. Şapkayı geri alacak değiliz." dedi şapkanın asıl sahibi adam. Pastane çalışanlarına geri dönüp "siz de müşterilerinize dikkat edin, böyle işletme olmaz." diyerek karısının kolundan tutup dışarıya doğru çekti. Kadın, evsiz adama tiksinircesine bakıp pastaneden çıktı ve söylene söylene sokağı terk etti.

Evsiz adam mahcuptu. Aslında bir suçu yoktu. Ne şapkayı o çalmıştı ne de bu pastaneye kendi isteğiyle girmişti. Bütün suçlar onun üstüne kalmamış gibi, pastane çalışanları da ona tiksinircesine bakıyordu. Pastane sahibi elini uzattı. Artık hiç saygısı kalmadığı gözlerinden belliydi. Evsiz adam başı öne eğik şapkasını çıkardı ve pastane sahibine doğru uzattı. Artık hiç kimse tenezzül edip onun yüzüne bile bakmıyordu. Pastane sahibi eliyle kapıyı gösterdi. "Defol! Buradan bir daha geçtiğini bile görmeyeceğim." Evsiz adamı itekleyerek pastanenin dışına attı. 

Evsiz adam, az önce yaşadıklarının şaşkınlığını dahi üzerinden atamadan evi gibi gördüğü mahallesinin yolunu tuttu. Evsiz adam yeniden insan olmuştu, zaten "insanlı şapka" olmak ona kısacık bir zaman da olsa ağır gelmişti. 

Bir anda, bir şapkaya sahip olmuştu adam. O mu şapkaya sahipti, şapka mı ona?.. Bilemedi. Şapkayı bıraktığında özgürleşmişti. Öyleyse şapkayı taktığı anda, o artık şapkanın esiriydi. Evsiz adam cevabı buldu. Şapka bir insana sahip değildi, insanlara sahipti. Şapka kiminse en insan oydu. 

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow