Kalp Ve Zihnin Dansı

Yazmak denen şey kalp ve zihnin ahenk içinde dans etmesidir.

Kalp Ve Zihnin Dansı

İlham Veren Şarkı: A Cheval – Lake Isabel

İçime bir hüzün çöktü olur olmaz. Ardından apansız bir kalp ağrısı. Sanki hüzün kalbimin bir ucunda bir yangın başlattı ve o yangın giderek kalbime yayıldı. Zihnim bulanıklaştı, düşüncelerse berraklaştı. Bilirim ben bu hissi. Zihnimin bedenim aracılığıyla bana verdiği bir tür mesajdır bu. “Yazma Vakti” demek ister. “Nerede ne durumda olursan ol çekil bir köşeye ve yaz, yeterince olgunlaştı düşüncelerin.” Onu hep dinlemişimdir. Hiçbir zamanda pişmanlık duymadım. Nereden başlayacağımı bilmediğim ve nereye varacağını kestiremediğim binlerce yazı yazdım. Hepsi ailem oldu. Sığındım kimi zaman onlara, kimi zaman kapı dışarı edildim, ağladım, öfkelendim, kahkahalara boğuldum ama her daim sürdürdüm yazmayı.

Arka planı oldukça karmaşık bir şey yazmak denen mevzunun. Derinlerinde bir şeyler barındırmalısın hatta kimi zaman bunun farkında bile olmayarak yazmalısın. Yazdıkça irdeleyip irdeledikçe neden o yazıyı yazdığını anlamalısın. Ve sonra fark etmelisin ki sen içten içe hep bu yazıyı yazmak istemişsin ama zamanını beklemişsin. Daha doğrusu o duygunun olgunlaşmasını. O duygu olgunlaştığında aynı oranda da yoğunlaşmaya başlar kalbinde. Zihninin göz ardı edemediği kadar yoğunlaştığında da yazmaya başlarsın bir anda.

Gözle görülemeyen hislerin bu denli göz alıcı eserler çıkarmasına şaşırmamak elde olmuyor kimi zaman. Hala yazdıktan sonra son kontrollerimi yaparken” Bunu ben mi yazdım sahi?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Her şey zamanını bekler derler. Yazmak da tamamen böyledir. Zamanını bekler. Duygusunu, ruh halini ve daha birçok şeyi. Bazen tıkanıp kaldığında olur. Yazma ihtiyacı hissettiğin ama kelimelerin zihninden kağıda dökülemediği anlar olur. Ben o anlarda takar kulaklığı beni bu hale getiren ve zihnimin karanlık köşesine attığım şeyleri düşünürüm. Ertelediğim acılarımla yüzleşirim. Hatta onlara meydan okur ve onlar için sayfalarca dil dökerim. O sayfaları kimi zaman yakarım kimi zaman saklarım. Bana öğretecekleri varsa ya da hala yarım kalan şeyler varsa özünde, onları saklı tutarım. Ama benim için manası kalmadıysa ne zihnimi ne çevremi meşgul etmesin diye onları yakar ve sonsuzluğa uğurlarım.

Böyledir işte yazmak. Kendi içinde bir matematiği vardır ama bunu formüllerle ya da beyninle çözemezsin. Kalbin bilir o ritmi, seni kalp yönlendirir. Kalbine sağır insanlar hiçbir zaman anlamamıştır yazmanın kıymetini. Boşa zaman israfı diyip geçmişlerdir. Çokça kez karşılaştım onlarla. “Başka uğraş mı bulamadın?”, “Mühendislik okuyorsun alanınla ilgilensene, senin işin sayılarla değil mi neden yazıyorsun?” gibi gibi birçok cümle birçok insan.

Belki de günümün uzun saatlerini sayılarla ve zihnimin sayısal kısmıyla geçirdiğim için bu şekilde dinleniyorumdur. Belki de dertlerimle böyle baş ediyor, hayattaki sorunlarımı bu yolla çözüyorumdur. Belki kalbimi dinlemeyi özlediğimde kaçıp kaçıp sayfalara sığınıyorumdur. İşim teknoloji ama ben kendimi işimden ayrıştırmak için ruhumu taptaze tutmaya çalışıyorumdur.

Sorgulamak lazım bazı şeyleri anlamlandırabilmek için. İnsana bu zihin bunun için bahşedildi. Hissetmek lazım olabildiğince, bu kalp bunun için var. Ve her ikisine de vakit ayırmak çok kıymetli çünkü insanı diğer varlıklardan ayırabilen şey budur. Kalp ve zihnin bütünlüğünü sağlamak ve korumak. Ben buna önem veriyorum ve vakit ayırıyorum. Kendimi bir taraf seçmek için şartlandırmıyorum. Güzel olan da bu zaten. İnsanı yazmaya teşvik eden ve geliştiren şey tam da bu. Kalp ve zihnin ahenk ve uyumu.

Yazmak böyledir işte. Dans etmek gibi. Hem bir matematiğe göre ilerler hem de müziğin ritminin sende uyandırdığı duyguya göre. Sen her ikisini dengeli bir şekilde götürebilirsen dans edersin. Ritme takılı kalan yapacağı hareketi kaçırır, harekete takılanın ayakları birbirine dolanır.