Bölüm 1: Veda

Yapılan rollerle dolu bir veda konuşması. İleride devam edecek olan bir kurgunun ilk bölümleridir.

Bölüm 1: Veda

Bölüm 1 : Veda

Dolu bir günün ardından laboratuvardan çıkıp önlüğünü askıya astı Alda. Bir yandan merkez salona ilerlerken bir yandan da ağrıyan belini esnetiyordu. Yorgunluğu birden önemli bir sorun gibi gelirken adımlarını mutfağa yönlendirdi ve kahve alıp salona geçti. Birileri var mı diye hızlı bir göz atmanın ardından bir tek Ulrich’i gördü. Hava kararalı çok olsa da anlaşılan o ki birikmiş makaleleri okumak için doğru zamandı. Alda’nın içinde Ulrich’in çalışkanlığından dolayı takdir ve imrenme duyguları uyandı.

Yanına ulaştı ve karşısındaki koltuğa attı kendisini. Bakışları pencerelerden görülen manzaraya ve gökyüzüne kaymıştı. İçeride aydınlatma iyi olsa da hava kararmıştı ve araştırma merkezinin bulunduğu konumdan ötürü yıldızlar seçilebiliyordu. Doğayı görmek, çok uzun zamandır ayrıcalıktı. Alda’nın ilgi alanları arasında tarih olmasa da en az yüzyıldır sadece parası fazla olanların gerçek doğayı görebildiğini biliyordu. Doğal ormanlar, kendi habitatında yaşayan hayvanlar, yıldızlı bir gökyüzü… Araştırma merkezi için yüksek miktarda para dönüyordu ve onlar böyle bir çalışma ortamına sahip oldukları için şanslılardı. Gerçi Alda, genel olarak hep ayrıcalıklı kesimdeydi. Ancak o da bunun eşine az rastlanır türden olduğunu biliyordu.

Birden dalıp gittiğini fark etti ve kahvesinden bir yudum alırken Ulrich’e döndü. Alda’yı izliyordu. “ Okuduğun makaleden daha mı ilgincim?” gülümsedi. Fakat dikkatinin dağılmadığını görünce gülümsemesi kayboldu. Ciddileşti. “Ne oldu?” Ulrich, düşünüyormuş gibi gözlerini çevirdi ve kısa bir süre sonra yeniden göz gözeydiler. “Aslında benim merak ettiğim sana ne olduğuydu Alda.” Arkasını yasladığı koltuktan ileriye doğru kaykıldı ve dirseklerini dizlerine yaslayıp onu inceledi. “Artık yıldızlara bakarken gözlerin gülmüyor. Hatta kendine ağlıyor gibisin.” Alda ağzını açıp itiraz edecekken devam etti. “Tamam, ağlamayı mecaz anlamda kullandım. Ama gerçekten sana ne oldu? Bana anlatmadığın şeylerin olduğunu biliyorum ama hem sonuçlarından endişeleniyorum hem de sakladığın şeyi merak ediyorum.” Dinlerken o hiç fark etmeden yüzü düştü Alda’nın. Bunu fark ettiğinde hemen toparlandı. Bir şeyleri belli ettiğini hiç anlamamıştı. Ne Ulrich ne Alda, hiçbir zaman cümlelerinde söylemek istediklerinin tamamını söylemezdi. Bu yüzden Alda, Ulrich’in sadece o an gözlem yapmadığını ve uzun süredir açık verdiğini anladı. Geri toparlanır bir şey değildi bu ama belki merakının yönünü çevirebilirdi.

Aklına hala daha kendisini beklediği gelince ona baktı ve geleceği, olacakları düşünmemeye çalıştı. Çaresiz ve açığa çıkmış görünebilmek için omuzlarını düşürüp vücudunu saldı. “Zeki olman kesinlikle çok güzel bir şey ama beni böyle çabuk okuyabileceğini düşünmemiştim.” Ulrich’in problemleri çözmeye çalışırken de yaptığı parmaklarını çıtlatması durdu. Pes etmiş gibi derin bir nefes aldı Alda. “Ben… Evet, düşündüğüm birkaç şey var ama o anlatamadığım boşluk vardı ya. Onunla ilgili sorunlar çıktı. Bunu önce kendim halletmem lazım. Ama merak etme, hala daha araştırmanın başında durmaya devam edebilecek kadar becerikliyim sorun yönetiminde.” İletişime açık görünebilmek ve sakladığı bir şey olmadığını belirtebilmek için ellerini masanın üzerinde açtı. “Bir halledeyim sana anlatacağım zaten neler olduğunu.” Ellerini hayır anlamında salladı. “Bunu da sen merak ediyorsun diye anlatmayacağım zaten. Anlattığımda ben de rahatlarım biraz daha.” Gülümsedi. Artık şüpheleri ortadan kalkmış olmalıydı. Bundan sonra Alda’nın tüm hareketlerini planlayarak yapması gerekiyordu. Daha fazla saklayamadığı hüznü, kuşandığı çaresizlik pelerininin ibaresi olarak görmesini umarak baktı. O da bu şekilde anlamış olacak ki sorgulayan bakışlarını yumuşattı ve ayağa kalkıp Alda’nın koltuğunun arkasına geçip hafifçe sarıldı. Alda da kafasını ona doğru eğdi. İkisi de fark edilmemesini umarak bir veda sarılışı yapıyorlardı aslında ki ikisi de sezdirdiklerini anlamadı. Alda, Ulrich’in yakında eve gideceğine yordu bu hissi. Ulrich ise zaten vedanın nedenini biliyordu, şaşırmadı.

Yerine geçerken “Tamam, sen nasıl istersen. Bu arada merak ettiğin makaleyi de yanıma getirmiştim.” dedi. Dosyayı uzattı. “Sen sonra benim odama bırakırsın. Bu projenin bir süre saklı kalması lazım. Ahlaki olarak tartışmalı bir deney. Ve hazır başlanmışken devamı gelse bir işe yarar en azından.” Dosyayı elinden aldı. Aslında Ulrich’ten projenin amacını anlamıştı ama materyalleri merak etmişti. Bir süre inceledikten sonra merak ettikleri kafasında yerini buldu ve böylece neden ahlaki olarak tartışıldığını ve Ulrich’in saklamak isteme sebebini anladı. İnsan deneyi yapmak yasakken deneyde adamın ölümcül hastalığı olan kızı kullanılmıştı. Bu kızın yaşadıkları kadar olmasa da elinde olmadan kendi çocukluğunu ve yapılanları hatırladı. Ulrich’ e daha fazla açık vermemek için hemen aklından sildi. “Ben bir süre incelesem olur mu? Yarın sen yoksun sanırım, ben senin odana bırakırım.” Kafasını salladı. “Hatırlıyor musun Ulrich? Akademideyken bilim ahlakı dersini aldığımız zamanları. Farklı akademilerdeydik ama bu ders her akademide aynı işlenirdi. Hiç bahsetmedim sanırım, hiçbir zaman verilen ödevleri sevememiştim. Ve dersten hiçbir şey hatırlamıyorum desem?” güldü. Ulrich ise aklı dolu olduğundan tebessüm etmekle yetindi. “Alda, sence bilim uğruna zaten yaşama ince ipliklerle tutunan bir canlının üzerinde deney yapmak neden bu kadar yasak? Zaten ufacık şeylerle ölebilecek o canlı kısa ömründe insanlığa faydalı olacak. Anlamak zor.” Alda, tuzağa çekilmeye çalışıldığının farkındaydı. Ya da belki Ulrich, kalan şüphelerini gelecek cevapla silmeye çalışacaktı. Alda’nın bunu anlaması ise hem kendini hem de Ulrich’i tanıması sayesinde oldu. Çünkü söyledikleri onun olamayacak kadar kendisininkine benziyordu. Ama daha önce bu yönünü ona hiç göstermediğinden ona istediği cevabı verdi. Şok olmuş şekilde baktı ve “Ulrich, bu… Dediğim gibi dersten hiçbir şey hatırlamıyor olabilirim ama bence geçilmemesi gereken sınırlar var hayatta. Yaşama saygı duymak gibi. Sen her yaşamın ayrı bir ağırlığı olduğunu söylemez misin? Böyle düşündüğünü hiç aklıma getirmezdim.” Anlamaz ve kınar gibi bakmaya çalıştım. O ise teslim olur şekilde ellerini kaldırdı. “Haklısın. Savunduğumdan değil ama bazen yaşamı değersiz hissettiğim de oluyor.” Kolundaki saate baktı ve “ Üzgünüm saat epey geç olmuş benim artık kalkmam gerek. Sen buralardasın sanırım. Dosyayı alırım öbür gün.” dedi. Arkasını dönmeden önce “Kendine iyi bakmayı unutma.” diye ekledi. Ulrich salondan çıktıktan sonra dik tuttuğu sırtını kamburlaştırdı iki yüzlülüğünü hissettiği için. Ona yapacağı şeylerin tam tersini söylemişti. Kendi yapacaklarından ve yaptıklarından nefret etse de planlarını engelleyemez, durduramazdı. Bunu istemezdi de.

Sevgilerle...