ÇOK KISA BİR ANDI

ÇOK KISA BİR ANDI

Çok kısa bir andı. Etrafımda dönüp gözümün beni yanıltmadığını sandığım bir çizgi, insanların boyunlarını sımsıkı sarmış bir tel örgü, kan boyunlarından bütün vücutlarını boyamıştı. Kırmızının eşsiz tonu beni bir an için durdurmuştu. Sessiz ve sinsi bir gülüş canlandı yüzümde. Bunu sevmiştim , sonra elimle kendi boynumu yokladım , kara cılız sırıtan bir kelebek geldi elime, yüzüme yakınlaştırıp koklarken kocaman bir çığlıkla elimden uçup gitti . Gökyüzünde uçak boyutuna geldikten sonra gök gürültüsüyle kayboldu. Ellerimi sesin kavurduğu kulaklarıma koyup olduğum yere sindim. Ayakkabılarım kan içinde kalmıştı. Sert bir koku havayı rehin almış  içindeki insanları ve beni boğmaya çalışıyordu. Ayağa kalkıp birkaç adım attıktan sonra , şapkalı güneş gözlüklü birini durdurup saati sordum. Güneş tepedeydi evet ama bir belirsizlik vardı bu kentte... Adam durup bana doğru döndü soluk benizli genç biriydi. Gözlüğü çıkarttı fakat göz kapakları kapalıydı. Anlamayıp yanına yaklaştım ve " Gözleriniz neden kapalı nasıl bu şekilde yürüyorsunuz . " dedim. Bir tepki alamayınca "Beyefendi iyi misiniz ." diye sordum. Biraz bekledi ve kolundaki saate çevirdi kafasını , bu bekleyişler beni oldum olası geriyordu. Kafamı  kafasına doğru eğip saati sordum. Aslında sormak yerine bileğini tutup bakabilirdim ama bu düşünce beni rahatsız etti. Fazla üzerinde durmadım tam saate bakacakken adam gözlerini açıp üzerime doğru yürümeye başladı. Gözlerinden kan pıhtıları dökülüyordu ayaklarımın altında zaten kaldırım boylu boyunca kırmızıydı. Korkarak gerilemeye başladım " Durun beyefendi beni görebiliyor musunuz ? Lütfen üzerime gelmeyin ." dedim. İki kolunu bedenimin etrafına sarıp sıkmaya başladı gözlerinden akan kan damlacıkları ağzıma doluşuyordu. O damlaların kahkahalarını ağzımın içinde hissediyordum . Çığlık, çığlık çığlıklar saldırmaya başladı vücuduma. Tek kelime edemeden adama doğru bir hamle yapmaya kalktım bileğini tutup üstümden atmaya çalışırken saatin 13:30 olduğunu fark ettim . Hamlem ters tepti ve adam beni itti ve ben kan gölünün tam ortasında gömülü kaldım. Çırpınmaya çalışıyordum yukarıda insanlar ve içine düştüğüm göl çırpınışlarımı engelledi kan damlacıkları o an bir zincir olup bütün vücudumu sardı. Kan damlacıklarının kahkahası yavaş yavaş kulağımı terk ederken kan ağzımdan içeri boğazıma mideme bütün organlarıma yerleşke kuruyordu . Sonra bir askere dönüşüp ellerinde tüfeklerle zihnimi ele geçirmeye başladılar. Ben öylece hareketsiz gökyüzünü izledim, bu sırada sokağı esir alan kan gölü mideme doluştu sevinçle. Ve semti boyayan bu korkunç kan sürüsü yok oldu . Etrafı kızıllığa boyayan gözbebeklerim bir el tarafından kapatıldı yerini karanlığa teslim etti kanın yıkıcı rengi. Tam her şey bitti derken bir ses duydum. "Hanımefendi , pardon saati sormuştunuz saat 13:30, daldınız. dedi. "Pardon, hava çok sıcakta ne yaptığımın farkında değilim ." dedim. Adam güneş güneş gözlüğünü takıp yanımdan uzaklaştı. Kafamı kaldırıp sokağa şöyle bir baktım ne kan ne göl ne de boğazında tel örgü olan insanlar . Hiçbir şey yoktu gayet normal bir akış vardı. Bir soluk aldım ve kolumdaki saati düzelttim . O sırada saat 13:33'tü  zaman bayağı hızlıydı. Adımlarımı da ona uydurup ben de hızlı hızlı sokağın çıkışına doğru yürümeye başladım.