Eski Sandıkta Eski Bir Çivi

Omuzlarında duran ince boynunla yabancısın, Dudaklarından, huyuna eş yollar açılıyor yüzünde. Biraz hüzünlensen gözlerin büzülüyor

Eski Sandıkta Eski Bir Çivi

Omuzlarında duran ince boynunla yabancısın,

Dudaklarından, huyuna eş yollar açılıyor yüzünde.

Biraz hüzünlensen gözlerin büzülüyor,

Bunu da sevdim.

Saçlarını da hep ben kestim,

Her teli doğuştan bıçağı elinde.

Saçlarını alnına tel tel düşsün diye kestim, kısacık.

Seninle benim aramda ne varsa kısacık bir yol olmalı, dedim.

Duraksız, zeminsiz.

kimsesiz serçe gibi, küskün saçların,

dimdik, rüzgarlı, karışmış kirpiklerin.

İleriye ittirsen, biraz limon sürsen- milim kımıldamazlar.

Huysuz, inadım inat kaşların var bir de.

Sanki bütün bunlar yeterince yangın değilmiş gibi. bir de onlar var.

Benim her teline sanki dünyanın sonu gibi tutunduğum toplasan çeyrek metrekare yüzün,

Sen de kızarsın bana, saçların da.

Durduk yere kızarsın- 

Elin havada günlerce asılı kalır, 

yeri değişmeyen bir bulut gibi gözüme batarsın.

asılı bir bulut gibi kıpırtısız-

Dün gece kendi ıslak gözlerimle gördüm-

Zift gibi bir çukur, dipsiz, pırıl pırıl.

Düşsem çıkamam, çıksam ayakta duramam.

Bu çukuru annemde de görmüştüm, aynı çukurdu, tanıdım.

kapkara.

gergin ayak izlerim evin her yerinde.

leke leke.

İnatlaşmadığım köşe yok.

ilkel bir çığlık gibi darılıyorum sana.

bazen çoğaldım,

İki üç ses oldum kendi içimde.

gündüze yakışmadığım için,gece kalkıp oturdum.

içim şişti,

başkası dediğin saçını sen de kessen bir kara kutu.

göçer gibi yattım yataktaki boşluğunun üzerine,

eski sandıkta eski bir çiviye döndüm.