Gerçek İz

Wattpad platformunda yazmış olduğum kitabımın burada da yer almasını istedim. Umarım seversiniz...

1. Bölüm 1

      “HER BİTİŞ YENİ HAYATLARIN MERHABASIDIR...”

Hayata sadece bir kere geliriz ve sadece bir kere ölürüz... Bu doğanın kuralıdır... Ölüm belirsiz bir gün gelir ve anılarımızı biriktirdiğimiz bu dünaydan çekip çıkarır.

Bazen anı biriktiremeden gideriz... Hayata atılmadan, koşmadan, yürüyemeden, gülümseyemeden.

Benim hikayem biraz daha farklı...

İmkansızın tanımıyım ben...

Aileme mutlu ve üzgün haber verenim ben.

Ben bu hikayede kitabın başlığı gibi duran bölüm başlığıyım...

Ben Gerçek İz’de ki İz’im ama Gerçek değilim...

. . .

Heyecanı anlatmak için ne kelimeler kullanılır... Kalbinin deli gibi atması yeterli miydi? Aslında İrem'e baksak heyecan nedir aşikar bir şekilde anlardık. İstanbul’a üniversite için gelmiş sonra da en yakın arkadaşı gibi olan gitar ile uzun ve soluksuz bir yola çıkmıştı. Genç yaşta gitar çalmayı öğrenmiş ama bunu sadece hobi olarak yapmıştı. Şu an ise vazgeçilmez tutkusuydu...Üniversitede harika bir grup ile tanışmış ve ani verdikleri bir karar ile şarkı grubu kurup müziklerini internete yayınlamışlardı. Kısa sürede tanınıp sevilmesi, grup ve İrem’in en büyük şansıydı.İrem, sarı saçlarını arkaya atarken aynı zamanda heyecandan oturduğu yerden arada bir kalkıp, gezip sonra tekrar yerine oturuyordu. Grup arkadaşları olan Yeliz ve Gizem’in ondan farkı yoktu. Yeliz sapsarı sırma saçlı aynı zamanda moda ikonuydu... Doğruyu söylemek gerekirse grubun en dikkat çekeni de oydu. Bunun en büyük nedeni de grubun solisti olup harika bir sesi olmasıydı. Gizem ise kıvırcık kestane rengi saçları, yuvarlak yüzü ve yeteneği ile insanların ilgi odağıydı. Grubun bateristiydi ve bu konuda baya yetenekliydi. İrem bu ikili arkadaş grubuna, sonra gitarı ile girmişti... Gizem, İrem’in tekrar üçüncü kez ayağa kalkacakken kolunu tuttu ve “Beni de heyecana sokuyorsun” dedi... Aralarında en soğuk kanlı olan Gizem’di ama yurtdışında konser vermek onun için bile heyecanlı olmasına sebepti. Bu grup kendi ülkesinden daha çok yurtdışında ün kazanmıştı... Sebebi büyük ihtimalle şarkılarını İngilizce yazıp söylemeleri olmuştu. İremİrem, kolunu kalkmaması için tutan Gizem’e döndü ve “Kalbim duracak sanırım” dedi. İrem’in bu heyecanı birazda yurtdışına ilk defa gidecek olmasıydı... Küçüklükten beri en çok istediği şey dünya turu yapmaktı. Yeliz’in de İrem’den farkı yoktu. Her ne kadar oturduğu yerden kalkıp durmasa da ayaklarını yere vurup duruyordu. İrem’in gruba girmesine, ailesi hep karşı çıkmıştı. İrem, onu çok mutlu eden bu işi neden yapmasını istememişlerdi anlamıyordu. FakatFakat İrem dik başlı ve inatçıydı... Hayaller için yaşayıp, hayalleri için ölendi... Bu yüzden gruba girmişti. Her ne kadar ailesinin haberi olmasa da... Kendi ülkesinde ünlenmemiş olması, İrem’in en güzel talihiydi. Ailesi internetten pek anlayan kişiler değildi... Televizyonda ise grubu hiç çıkmamıştı. Zaman onlar için yavaşlamıştı... Dakikalar bir asır gibiydi. İrem ve Yeliz her dakika daha çok heyecanlanıyor, Gizem ise heyecanını saklayıp İrem ve Yeliz’e sakin olmalarını dile getiriyordu.Tabii Gizem’in sakinleştirme çabaları ne İrem’e işliyordu ne de Yeliz’e “Ne kadar kaldı?” Yeliz’in sorusu ile İrem ve Gizem aynı anda telefonlarında ki saatte bakmışlardı. “15 dakika”. Havaalanında, koltuklarına sinmişlerdi ve geldiklerinden beri heyecan ile etraflarını izliyorlardı. İnsanlarİnsanlar, elleri bavullar ile bir sağa bir sola gidiyorlardı. İrem, üniversite için İstanbul’a gelmese, bu başarıda imzası olamayacaktı... İstanbul’a gelmesi ile tüm hayatı değişmişti... İrem sadece mutluydu... İçinde hissettiği yoğun şey saf mutluluktu. Beklenen anons ile “Geldi... Gidiyoruz” dedi sevinçle Yeliz... İrem’de oturduğu yerden kalkıp hızlıca uçağın olduğu yere gitmişlerdi. İrem, oturacağa koltuğu bulup yerleşmiş yanına da Yeliz oturmuştu. Gizem ise arkalarında olan koltuğa oturmuştu. İrem kulaklığını, kulağına geçirdi ve birkaç hafta önce çıkardıkları şarkıyı açtı...En sevdiği şey kendi şarkılarını dinleyip sonrada yorumlamaktı... İrem, müziğin melodilerine kapılmasıyla uçakta kalkmıştı. İstanbul’a bu sefer yukardan baktı... İstanbul’da pişmanlığı hiç olmamıştı... Geldiğinden beri sadece iyi kilerini yaşıyordu. İrem müziğin ritimlerini dinlerken çoktan mayışmış ve uykunun kollarına teslim olmuştu.

. . .

Ani sarsılma ile İrem gözlerini açmıştı. Nolduğuna anlam veremezken iniş yaptıklarını anladı İrem... Sarsıntının sebebini sormak için Yeliz’e döndüğünde o da insanlara bakıyordu. “Sen mi dürttün be-“ Demesine kalmadan tekrar bir sarsıntı yaşanmıştı. İremİrem kemerini sıkıca tutarken Yeliz, İrem’in aksine kemerini çıkarmış hosteslere ne oluyor diye soruyordu... Diğer insanlarda Yeliz’den farksız değildi... “Gizem...” İrem, Gizem’i kontrol amaçlı seslenmişti ve arkadan “Sakin olun, Yeliz niye kalktı?” sesi duyuldu. Yeliz hâlâ insanlara sorup ne olduğunu anlamaya çalışsada, insanlarda onlar kadar bu sorunun cevabını bilmiyordu. İrem, daha bir kaç dakika önce olan heyecanını tamamen unutmuş ve onun yerine korku kaplamıştı. Camdan dışarı baktı, bu iniş daha önce yaptığı uçak yolculuğunda olduğu gibi değildi... Hızlı bir inişti bu...Deli gibi korkuyordu... Kendisinden çok, değer verdiği arkadaşlara zarar gelsin istemiyordu... Onlara bir şey olacak düşüncesi gözlerinin dolmasına sebep olmuştu. “Yeliz, şuraya otur ve kemerini tak” Gizem’in arkadan sert çıkan emir cümlesi ile Yeliz tekrar oturmak için koltuğuna ilerlediğinde tekrar şiddetli bir sarsıntı oldu... Bu sarsıntı bitmiyor hatta şiddetleniyordu. Kulağa deşicek şekilde çıkan çarpma sesi ile herkes irkilmişti.

Hayat acımasızlığını sadece onların suratına vurmamıştı...

İrem’in annesi İlay Hanım daha yedi aylık hamileydi... Koltuğuna uzanmış kitabını okuyordu... Kitap okumayı çok severdi İlay Hanım ve İrem’i de kitaplar ile haşır neşir büyütmüştü. KarnınaKarnına vuran keskin sancı ile önce oturduğu yerden kalktı... Hamileliğinde zaten sancılar arada oluyordu o yüzden sakince geçmesini bekledi... Ama sancı İlay Hanım’a inat şiddetini arttırıyor ve acısına dayanılamayacak hale getiriyordu. İlay Hanım endişeyle ayağa kalkmış ve yan odada olan eşi Hakan Bey’e doğru yürüme başlamıştı... Aslında bağırarak seslenebilirdi ama o bunu düşünemeyecek kadar acı çekiyordu... İlay Hanım yere damlayan kanlar ile sancısının acıyla birlikte korkuda tüm vücudunu kaplamıştı. Ağzını yırtarcasına çıkan feryat ile açık tutmaya çalıştığı gözleri karanlığa teslim olmuştu. İlay Hanım’ın feryatını duyan Hakan Bey koşarak kendini yan odadaki salona atmıştı. Gördüğü manzara karşısında kısa çaplı bir şok yaşamıştı...Hamile olan eşi... Kanlar içerisinde yerde yatıyordu...Koşarak sevdiği kadının yanına gitti. Kollarının arasına alarak koşarak arabasının arka koltuğuna yatırdı. Ağladığını, eline damlayan gözyaşını görene kadar fark etmemişti. Son gaz hastaneye sürerken arabayı aynı zamanda onlara bir şey olursa düşüncesi ile kendini yiyip bitiriyordu... Yaşlı gözler ile önünü görüp, nasıl hastaneye geldi bilmiyordu... Arabayı bir yere park etme zahmetine bile girmeden öylece durmuş ve eşini kucağını almıştı... Son hız koşturarak hastaneye girmiş ve bir hemşireyi tutup “Eşim... Hamile.. Kan...” Hem ağlamaktan konuşamıyor hem de sözler boğazında düğüm olmuş diline varmıyordu. Hemşire durumu anlamış olacak ki hemen bir doktor çağırıp eşini, ağlamaktan gözyaşı kalmamış adamın kucağından alıp sedyeye yatırmışlardı... Koskoca adam... Çökmüştü... Erkekler hep güçlü duracak diye bir şey yoktu ya? Deli gibi uzun koridorlarda yürüyüp duruyor ve mümkünmüşçesine daha fazla ağlıyordu... En sonunda da koridorun ortasında duvara yaslanmış ve dizlerinin üstüne düşmüştü. İşte ipin ince olan kısmındaydık... Bir haber dünyasını karanlığa çevirebilirdi... Belki de bir haber dünyasına tekrar ışık saçabilirdi... İrem ise zor olsa da gözlerini açmış ve olan şeyleri az çok zihninde oturtmaya çalışmıştı... Üstünde taşıyamıyacağı kadar ağırlık vardı... Ayağı et koparır gibi acıyordu... “GİZEM, YELİZ” Haykırışların cevabını sessizlik vermişti... İrem ellerini haraket ettiremiyor, üstündeki ağırlık karşısında eziliyordu. Bir yaşantıda bitiyordu... Bir nefes daha kesiliyordu bu dünyadan... İrem’in görüş açısı kısılıyordu... Ailesi belki haklıydı... Kazandığı hukuk fakültesinde okuyup başarılı bir avukat olabilirdi... Ama İrem buydu... Hayalleri için yaşayıp... Hayalleri için ölen... Ruhu, bedenin içine sıkışmış can çekişiyordu... İrem’in vücuduna uyku kaplamıştı. Önce gözleri karanlığa kapılarını açtı... Sonra bilinci sessizce zihnini terk etti... Ruhu bunca zaman hayallerini gerçekleştirmek için çırpınan cılız bedeninden usulca ayrıldı... Artık ölüm karşısında onu kucaklıyordu... Hayat birinin canını alırken bir başkasına nefes olmuştu... İzel Anlı, zorlu bir süreçten sonra erken doğumla dünyaya gelmişti... İlay Hanım yeni doğan meleğinin sağlıklı doğması sevincini yaşıyordu... Diğer kızlarına haber vermek için aradıklarında... Onları tek şey bekledi... Uzun bir telefon çalma sesi...

wattpad:@busenurgrlk

2. Bölüm 2

18 YIL SONRA

İzel Anlı'dan

Gözlerimi etrafta gezdirdim. Bu odada ne maceralarım olmuştu. Ben bu odada bu evde doğmuştum ,yürümüştüm ,konuşmuştum. Benim her anıma tanık olmuştu bu ev. Üniversiteyi kazandığım haberini tam olarak bu yatakta öğrenmiştim. Şimdi ise işte üniversitesime gidiyordum. İstanbul’a gidiyordum yeni maceralara atılmak için, eğitimim için. Ablam daha ben doğmadan ölmüştü. Ablamı hiçbir zaman görmedim ve bu yüzden evde el bebek gül bebek büyütüldüm. Bir kızlarını kaybettikleri için hep üstüme titrediler ve koruma altına almaya çalıştılar. İstanbul’a gitmemi her ne kadar ablamdan sonra istemeseler de benim hayallerim için de engel olmadılar. Annem aşağıdan seslenişini duydum “Hadi kaçıracaksın otobüsü.” Bu seslenişle birlikte odamla vedalaşma işini hızlandırdım ve aşağıya annemlerin yanına gittim. Babam “Hadi bakalım,bavullar yerleştirildi gidelim artık şu garaja ve sen de otobüsü kaçırma.“ Büyüdüğüm evden ayrılmak her ne kadar içimde küçük burukluklar yaşatsa da geri geleceğimden emindim... Yani bu beyaz ahşaplı ev ile sadece kısa bir vedaydı. Bahçesinde bile anı biriktirdiğim bu evi uzun süre göremeyecek olsam da... Bir gün bunun olacağını adım kadar da biliyordum. Her evden uzaklaştığımda, küçük ergen zamanlarım gözümün önünden geçiyordu. Kendimi bildim bileli hep aynı mesleği ve aynı üniversiteyi istiyordum... Avukat olmak... Kazanamama duygusu hep beni yiyip bitirmişti. Bu yüzden her dakika elimden kitap eksilmeyen tiplerden olmuştum... Sonuç olarak her ne kadar kendimi hayattan soyutlamış olsamda amacıma varmıştım... O herkesin hayali olan lise hikayesini yaşama şansımda olmamıştı haliyle. Arabaya bindiğimiz gibi kulaklığımı taktım ve müzik dinledim. Müzik benim vazgeçilmez tutkumdu, müzik eşliğinde son kez İzmir’e baktım. Kesinlikle İzmir’i özleyecektim. Bana pek çok şey katmıştı bu şehir. Her sabah kahvaltı sofrasında olan boyozunu bile özleyecektim... Arabanın çalışması ile bineceğim otobüsün bulunduğu garaja doğru ilerlemeye başladık... Kulağımdaki eşsiz müzik ile yolları incelemeye başladım. Parmaklarım, müziğin melodisi ile dans ederken ben ise üniversite hayatımı düşünmeden edememiştim. Annemsiz... Babamsız... Kendi başıma... Onlarsız ilk defa tek kalacaktım... Dediğim gibi fazla korumacılardı ablamdan ötürü... Garaja gelince annemin gözleri dolmaya başlamıştı bile. Babam ise güçlü durmaya çalışıyordu ama içindeki yangını sadece onu çok iyi tanıyanlar anlardı. Sonuçta bir kızını da İstanbul’da kaybetmişti ve ben de onunla aynı yoldan ilerliyordum. Beni kaybetmekten korkuyordu ikisi de. İşte şimdi sıra vedalaşmada. Hayatım boyunca en nefret ettiğim şeydi bu, kim severdi ki. Hep içimde burukluk olurdu. İlk anneme sarıldım, dolan gözler artık yaşlıydı annemin. Sonra babama sarıldım. Kendisini serbest bırakmıştı o da. Bu sefer güçlü olmak istemiyordu. Ben ise zaten baştan beri ağlıyordum. Babam “Artık otobüsüne binsen iyi olacak.” demesiyle kafa salladım ve otobüse bindim. EtrafımdakilerdenEtrafımdakilerden birkaçı oturacağı koltuğu bulmaya çalıyor, birkaçı ise çoktan yerleşmişti. Ben de yerime yerleştiğim gibi camdan dışarı baktım... Annemle babam gözleri yaşlı şekilde bana el sallıyordu, annemin ağladığına daha önce şahit olmuştum ama babamı böyle ilk defa görüyordum... Ben de onlara karşılık verip el salladım... Yüzümde ki buruk gülümsemeye engel olamadım... 10 dakika sonra otobüs hareket etmeye başlamıştı. Beni bekleyen yeni hayatımı sabırsızca ve biraz da korkuyla düşleyerek bu uzun yolculuğu geçirdim. Yaklaşık 8 saat sonra İstanbul’a gelmiştim. İlk olarak babamın ablam için satın aldığı, şu an benim kalacağım eve gittim. Bulmak zor olmamıştı çünkü önceden ağır eşyalarımı bırakmak için gelmiştim. Bahçeye girdiğim gibi yaşı en fazla 40 gibi olan bir adamın aniden önüme çıkması korkutmuştu beni, o an ki refleksle yerimden sıçrayıp tiz bir çığlık attım. Kalbim deli gibi atarken, adam “Merhaba, korkuttum galiba” diyerek mahcup olduğunu belli eden bir bakış attı. Şu an beni korkutan bu adam ile uzun uzun konuşmak istemiyordum ben de konuşmayı kısa kesmek için sadece “Biraz”dedim. Her ne kadar konuşmak istemesem de niye bu evde olduğunu da anlamdıramamıştım. Adam neden burada olduğunu sorgular şekildeki bakışım sebebiyle kendini açıklama ihtiyacı hissedip “Ben bu evin bahçıvanıyım, yıllarca bu evin bakımını yaptım. Önemli bir iş olursa beni çağırabilirsiniz.” dedi. Annemler ablam öldükten sonra bu evin bakımsız olması, benimde üniversite için bu eve gelmem nedeniyle bakım yapsın diye bakçıvan tutması mantıklı gelmişti. Bu açıklamasını tatmin olduğumu belli ederek “Teşekkürler “dedim. Adamın “İsterseniz size eşlik edebilirim.” demesiyle kafamı olumsuz anlamda salladım benimle gelmesini istemiyordum. Yanımda gelerek boşuna zahmet vermesini istemiyordum ve “Bu eve bir hafta önce gelmiştim yolu biliyorum siz zahmet etmeyin. “diyerek oradan uzaklaştım. Eve girdiğimde ilk karşıma çıkan şey ablamın fotoğrafı olmuştu. Fotoğrafı içimdeki küçük buruklukla elime aldım ve dikkatlice ablama baktım. Onu sadece fotoğraflarda yaşatmıştım. Onunla tanışma fırsatı bulmayı deli gibi istiyordum. Aramızda baya bir yaş farkı olacaktı eğer yaşasaydı. Yaşım kaç olursa olsun onunla oturup konuşmayı deli gibi isterdim... Elimdeki fotoğrafı eski yerine koydum ve ev çok havasız olduğu için camları açtım. Yıllarca kullanılmayan bir ev olduğu belliydi. Evin içindeki kokudan hiç hoşnut değildim. Her ne kadar yol yorgunu olsam da bu koku ile evin içinde on dakikadan fazla duramazdım tek çare güzel bir temizlik ve havalandırmaydı. Annemleri anlamıyordum... Niye bahçeyi bakım yapsın diye bahçıvan tutup ev için kimseyi tutmamışlardı... Yaklaşık 3 saate yakın evin daha hoş kokması için çaba sarf ettim ve sonunda başarmıştım fakat yorgunlukta vücudumu ele geçirmişti. Yoldan geldiğimden beri ayaktaydım ve artık bir yere oturmam gerekiyordu. Odama gidip,ılık bir duş alıp biraz uzansam kendime gelirdim herhalde... Yarın da üniversitemin ilk günü olduğunu unutmamak lazım. Nasıl bir gün beni bekliyordu hiçbir fikrim yoktu ama düşünüp duruyordum neler olabileceğini hayal edip, türlü senaryolar kuruyordum. Yarın için fazlasıyla sabırsız, heyecanlı ve bir o kadar da endişeliydim. Tüm bu düşüncelerden sıyrılıp odama doğru yöneldim. Odama doğru giderken ani bir kapı gıcırdaması duydum. Ses ürkütücüydü, korkak adımlarla sesin yönüne ilerledim. Ses aşağıdaki girişten gelmişti. Merdivenlerin başında karanlık bir gölge gördüm. Normalde filmlerde olsa başrole “nereye gidiyorsun otur oturduğun yere” diyeceğim olayı şu an kendim yaşıyordum ama içimdeki meraklı tilki gitmemi söylüyordu. Adımlarla yavaş yavaş giderken gölgenin aslında bir insan olduğunu anladım. Ben gölgeye doğru gidiyordum ve oda bana doğru geliyordu en sonunda telefonumu çıkardım aniden çıkan ışığı ona doğrulttum. Bu daha demin gördüğüm bahçıvandı. Hangi ara tuttuğumu fark etmediğim nefesim, derin bir şekilde vermiştim. “Senin burada ne işin var beni korkutmaktan bıkmadın mı? “diyerek onu azarladım. O ise yine aynı mahcup bakışlarla “Özür dilerim arka bahçeye sadece bu evdeki arka kapıdan gidiliyor” dedi. Anlaşıldığı üzere bu evde bahçıvanla çok karşılaşacaktım. “Peki, keşke bu haberi bana önceden verseydin de bu kadar kendimi korkutmasaydım. Bu katta hiç lamba yok mu? “ Bahçıvan kafa salladı ve “ Bu evde uzun zamandır kimse yaşamıyor bu yüzden bu kattaki bütün lambalar patladı isterseniz size yardımcı olup lambaları yenileyebilirim.” kafa salladım ve bu yardımsever teklifi memnuniyetle kabul ettim. “Yedek lambalar nerde biliyor musunuz?” diye sordu o anda hiç düşünmeden ağzımdan “Sağdan ikinci odada çekmecede” kelimeleri dökülmüştü.” Bahçıvan “Teşekkür ederim “ anlamında kafa salladı ve benden uzaklaştı. Bende sessizce odama gittim ve duş alıp odamda biraz oyalandıktan sonra sonunda yatağıma uzandım gözlerimi kapattım. Aklıma bir anda dank eden düşünce ile kapattığım gözlerimi hemen açtım. Yedek lambaların yerlerini nerden biliyordum. Acaba evi temizlerken mi görmüştüm. Görsem bile dikkatli bakmadığım şeyin yerini nasıl bilebilirdim. Bir şekilde yedek lambanın yerini biliyordum bu fazlaca ürkütücüydü ya da ben bu eve geldim geleli fazla paranoyaklaşmıştım. Eminim ki temizlik yaparken onları görmüştüm ve beynim onu bir yere kazımıştı.

wattpad:@busenurgrlk