Gündelik İşkenceler

Birey kalabilmek ve iz b ı r a k a b i l m e k.

Gündelik İşkenceler

Birey kalabilmeli insan, aksi şekilde toplumun içinde çürüyüp yok olma olasılığı var. İz bırakmalı arkasından insan yoksa adı bile unutuluyor iki kuşak sonrasında. Hayatımda çabaladığım iki şey bunlardı. Birey kalabilmek ve iz b ı r a k a b i l m e k.

Bir bunalım kış ayının sabahı gözlerimi dinmeyen isyanım ile uyandım. Duş almak istedim, aldım da. Beni eksilten bir günün sabahındaydım yine, dışarı çıkmam ve düşmanlarım ile vakit geçirmem gerekiyordu, umarım dayanabilirim diye geçirdim içimden. Her günün bana acı çektirdiği bir olayı oluyordu, bazen acı ile alay ediyordum ama kimi acılar oluyordu ki alay ettikçe kıvranıyordu beni. Yorulmuştum artık yüzüme yapıştırdığım aptal bir gülümsemeden, yine yapamadım ama evden çıkmadan son kez aynaya baktım o aptal gülümseme orada mı diye.

Gündelik işkencelerim daha evden çıktığım an marketin önünde D. İle karşılaşmam ile başlamıştı, alt komşum insanın ruhunu tüketen biriydi. Sadece günaydınlaştık, fakat o bile ruhuma ilk damla zehri düşürmeye yetti.

Evet ben böyle biriyim işte, ben Bay Z. Bulunduğu yüzyılda kendini kaybetmiş, hatta kendini bulamamış hatta karşılaşmamış biriyim. İnsanlarla ilişkileri zorunlu, sevgisi kusurlu, bağlılığı korkulu. Bağlanmaya korkan, sevgisini gösteremeyen, ilişkilerin de hep kendini zorunda hisseden bir insanım. İnsan kalmaya çalışan, öteki renklerin sahibi, ara renklerin arayıcısı. Benliğine aşık münzevi biriyim. Günlerce ne yazacağını düşünüp sonra unutan, bir oturuşta şiirler yazan ama asla yayınlatamayan bir adsız şair.

Aşk şiirlerinden nefret ediyorum, sokakta yürürken birisini duydum yüksek sesle vıcık vıcık bir aşk şiiri okuyordu, adımlarımı hızlandırdım. Bu yüzyılda kim aşık olacak kadar akılsız olabilir dedim içimden, ama yine de saygı duydum benim doğrum genel olamazdı o doğru tekti, benimdi. O sokağı boylu boyunca yürüdüm, yol ayağımın altında akıp gidiyordu, ilerledikçe her adımda yeni bir şiir okudum içimden, yine unutacağım adsız tarihsiz bir şiirdi. İçimden, ruhuma ruhumdan, sözcüklere aktı ve yürüdüğüm kaldırım taşlarının altına saklandı sözcükler. Geri dönüp toplamaya hevesim yoktu, belki bir sokak kedisi bulur oynardı, sahip çıkar diye düşündüm.

Sessiz bir kafeye oturdum şimdi, zihnimin sesini dindirmek için. Defter almıştım daha yeni, zihnimi ona kusup zehirleyecektim defteri. Kafeye gelmeden kitapçıya uğradım, şiirim bittiği an ile denk düştü, kitapları karıştırdım hatta kitapçıda çalışan kızıl saçları olan, belli ki orta yaşlı bir kadınla konuştum ayaküstü. Onunla ülkenin halinden bahsettik. Üç kitap aldım ve çıktım, onlarcası evde okunmayı bekliyor dedim içimden, kendimle konuştum. Sonra kendimi susturup iki güzel roman ve bir şiir kitabı aldım. Özdemir Asaf aldım, Y a l n ı z l ı k 

P a y l a ş ı l m a z

Kahve söyledim. Şekerli içerdim hep, şekere bağımlı gibiyim bunu düzeltmem gerekiyor ama neyse, bu şimdinin konusu değil. Gözlüğümü düzeltip açtım defteri yazmaya başladım, az öncede dediğim gibi defteri zehirlemeye.

 

 

 

Kimse ile uyumlu olmam gerekmiyor, bir muhalif duruş sergileme değil benim ki. Kendi renklerimle var olma isteği. İnsanların çoğu bana garip geliyor, biliyorum ki bende onlara garibimdir. Zaten bu yüzyıl garipliklerin çağı. İstemsizce geçtiğim sokaklar, istemeden verdiğim sözler, zoraki sevdiğim insanlar yok benim. Net olmanın verdiği rahatlık işte bu. Herkesin bir doğrusu vardır, doğruları ile yaşamalı bir insan. Herhangi birine asla kızmadım, doğrusu benim doğruma uymuyor diye. Uzunca dinledim, kendi mantığım ile fikrimi sundum ve asla bir kabul edilme beklemedim.  Ne değişecekti ki kabul edilseydim, benim benzerimden bir tane daha var. Düşüncesi bile korkunçtu. Benzerim olmasın benim, hatta kimse kimsenin benzeri olmasın. Herkesin bir çizgisi, herkesin bir doğrusu, herkesin farklı renk ile yazdığı bir kalem olsun isterim. Hiçbir zaman birinin yüzüne nefret kusmadım, bir tartışmada haklı çıkmaya çalışmadım, zaten tartışma ortamından olabildiğince kaçınırım. Kendi doğrularımı ancak böyle koruyabilirim. İnsan insanı değiştirir, insanların beni değiştirmesine izin vermedim. Beni beslesinler, fikir üretebilsinler. Bana öyle bir şey ile gelsinler ki uyumayı unutayım, günlerce düşüneyim üzerine. Her şeye ben diye başlayınca bencillik ile suçlanıyor insan. Ne saçma. Bencillik ile ben olabilmeyi karıştırıyor insanlar. Birey olmak, kendi kendine yetebilmek benim arzum. Münzevilik, insanlardan sonsuza dek kaçmak değil benim düşüncem. İnsan diğer insanların arasında yaşamalı, yaşamalı ki farklılaşsın beslensin üretebilsin. Benim düşüncem insanlara en mantıklı mesafece, çizgide durabilmek. Alacağını alıp önüne bakmalı kişi, bakmalı ki yol alabilsin. Yol alabilsin ki kendi olsun. Benim arzularım, benim yalnızlıklarım, benim kalabalıklarım, benim seslerim, benim mesafelerim, benim avareliklerim, benim hoppalıklarım. Ben, ben olmaya başardığım da bu yazı anlam kazanacak. Ben olmaya başaranlara, o azınlıkta olanlara tebriklerim ile. Ben çağının bir manifestosu olarak, benden sonrasına bir iz bu yazı.

 

                                                                                                             Bay Z. 

 

Ben yazarken kahve geldi, soğumadan bir yudum aldım. Karşı masamda birisi hararetli şekilde bir şeyler yapıyor, çalışıyor belli ki. Az önce telefonu çaldı, masadan kalktı arayana cevap verdi. Kahvemden bir yudum daha alıp kötü bir şiir yazmak geldi içimden, şiir yazardım ama asla beğenmezdim .

                  KÖTÜ ŞİİR SENFONİSİ

Bir masada iki insan

Sözler dökülüyor masaya

Kelimeleri topluyorlar masadan uzaklaşmadan.

Beyaz bir rüya hayal ettim,

Hayalim ile avundum

Ben bu akşamüstü, hayallerimde kayboldum.

İlgiye küstüm, çağ ile savaştım

Kötü kelimeleri birleştirip,

Kötü şiirler yazdım

Yok olmak istedim, hiçliğe gömüldüm

Var olmak istedim, çoğunluğa taptım.

Kötülüklerde boğuldum, iyiliği aradım

Bu akşamüstü ben, yalnızca bu şiirde vardım.

Kalemin gücüne inandım, çağ dışı kaldım

Çünkü çağ ekranlardan, maskelerden ibaretti.

Sefilliğe taptım, özgürlüğü aradım

Ararken yoruldum, saç tellerimi kopardım mesela

Çizik attım hayata

Bir trans bireyin dilinin altındaki neşterdi yaşamın özeti

Herkesler taşıyamazdı yaşamın keskinliğini

Dünya griydi

Hayat gökkuşağıydı, soldu

Yaşam keskindi, ellerimize kıymığı battı.

 

Yaşanılmış bir yüzyılın, yaşayamamış biri olarak görürüm kendimi. Neden bilmem hep dondurulduğumu düşünürüm. Sanki ben doğmuşum belli bir yaşımda beni dondurmuşlar, sonra uyanma vaktim gelmiş ve uyandırmışlar. Garip düşünceler peşimi bırakmıyor, ne yazsam bu düşüncelerim yüzünden garip bir hale dönüyor.

Çizik attım hayata diye yazdım şiirimde, neydi çizik. Nasıl çizik atmıştım yaşayamadığım hayata?  Bak yine yapamadığım şeylerden bahsediyorum. Bu huyumu sevmesem de üzerinde çok durmuyorum. Ben yazma cesareti gösterip çizik attığımdan bahsetmişim. Ya diğer yaşadıkları hayata çizik atanlar?

Kahvemden son yudumu aldım, ters çevirdim. İçe doğru derdi herkes dışa doğru kapadım, inandığımdan değil, inanmamda zaten. Benim ki sisteme, alışılan her şeye bir başkaldırı. Kahvem soğuya dursun, amaaan soğusa ne olacak kime baktıracağım ki? Kadermiş sıçayım böyle kadere! Neyse sakinleşmem gerekiyor. Kahveden aldığım son yudum da ağzıma azıcık telvesinden geldi. Kaderime şekil verecek telveden birazını yutmuştum. Yutmasaydım acaba at olup murat mı, yoksa uzunca gidilecek bir yolumu gösterecekti bana, kaderimin hangi tarafını yutmuştum acaba. Neyse yine düşüncelerin tırmalamaları bunlar. Telve ağzıma geldiği an iğrendim zaten, hiç sevmem.

Kahve ben bunları yazarken soğudu, telve şekil verdi tüm fincana. Kapalı fincana yan gözle baktım, ters halde neler saklıyordu acaba, açtığım an başlayacaktı fısıltılara. Kahvenin bu düz olduğuna inanılan dünyaya göre ters hali bana bir ilham verdi. Ve bir şiir daha yazdım. Bu yazı, bu öykü, bu şehir, bu gerçekçilik ya da bu kurmaca işte tam olarak bu nokta ve bu şiir ile bitiyor.

 

 

Sevişme öncesi yükseklikten asılıyor birisi

Yükseklikten asılan insan yaşamının neresinde olduğunu

bilebilir mi?

Bilinmezliğin içinde yolunu kendi seçene

Yanlış yolu seçti diye

Kim haklı şekilde kızabilir.

Kızgınlığın içinde kırdıklarına karşı samimi özrünü kim sunabilir?

Yükseklikten asılan biri ne kadar yükseklikte olduğunu bilebilir mi?

Yalnızlığın içinde biri yalnızlığını ölçebilir mi?

Günahkar biri diğer günahkarlar ile kendini kıyaslayıp aklanabilir mi?

Sevişme öncesi yükseklikten asılıyor birisi

Kendisi ya da hiçbiri

Hiçbir şey ya da çoğu olağan şeyler

Düzlükte yürürken ayağı takılan birinin

Elinden kim tutabilir?

Asılanların arasından kurtulan birisi

Asılmanın hüznü değil sevinci

Sevabı değil günahı

Anlatıcının kafasının karışıklığı…

 

 

 

                                                                                                                       11.12.2021                                                                                                                       Bay Z.