HANZADE

Sizden gelen fotoğrafların küçük öyküsü:

HANZADE

HANZADE

Büyük gemiler, küçük tekneleri doğurmuyor muydu zaten. Ne diye büyük gemiler bu kadar değerliydi, ne diye küçük tekneler hor görülüyordu, düşün düşün kafayı yiyecekti Hanzade, bir küçük tekne için bu kadar düşünmek fazla değil miydi hem?
Kıyıya çekilmiş gelen geçenleri izliyordu, balıkların daveti boşaydı, onu denize çekecek bir güç lazımdı. İnsan diyorlardı adına, değişik halleri vardı onların, bazen çok öfkeli olabiliyorken bazen o kadar mutlu oluyorlardı ki, anlam vermeye aklı ermiyordu. Onlar isterse o da mutlu olabilirdi. Sesini çıkarabilse, ah çıkarabilse, neler söyleyecekti şu insan denen varlıklara. Niçin onu kıyıda bir başına bıraktıklarını haykıracaktı. Onu sadece doğa anlıyordu, ne istediğini biliyordu ama onu denize kavuşturacak güce sahip değildi. Onu anlamayan, hayaline kavuşturabilecek tek varlık şu insanoğluydu. Hanzade karşıki dağlara derdini açtıkça of çekiyordu dağlar, oflar denizin içini kabartıyordu, dalga dalga olup ancak birer ikişer damla Hanzade'ye ulaşıyordu. Hanzade bunu bildiği için her gün iç çektiriyordu karşıki dağlara, o hırpalanmış, zincirlenmiş bedenine birer damla su yağsın diye. Bazen de güneşe kızıyordu, bedenine yapışan  bir iki damla suyu çok görüp kuruttuğu için. Her küçük tekne onun gibi değildi tabii, bazı küçük teknelerin ufak da olsa şansı oluyordu denizin üstünde. Şimdi ise karşısında o küçük şanslı teknelereden biri geçiyordu Hanzade'yi selamlayarak. Yine böyle derdini anlatırken karşıdaki yeşili yemyeşil yapan dağlara, miss kokulu denizine, birden bir kız yanaştı yanına. İnsanoğluydu bu da işte, Hanzade zarar görmekten korktuğu için titremeye başladı, dağlar ve deniz onun için endişeleniyordu. Ne zaman yanaşsa bir insanoğlu, ona zarar vermeden geçip gitmiyordu çünkü. Kız yanaştı Hanzade'ye, hırpalanmış, soyulmuş vücudunu tatlı tatlı okşamaya başladı, Hanzade gözyaşlarını denizle buluşturdu, dağlar kahkaha attıkça kuşlar uçuştu. Kız, onu niçin burada yalnız bıraktıklarını sordu. Ah bir konuşabilseydi, anlatabilseydi derdini, insanoğluydu o iletişimi hiç olmayan. Kız, çantasından değişik bir alet çıkarttı, kumların içine bata çıka Hanzade'den uzaklaşmaya başladı. Gözünü şu hayin güneş yakmış olmali ki kısık kısık bakıyordu Hanzade'ye. Kız, şu değişik aleti Hanzade'ye doğru uzattı: 'gülümse' çekiyorum' dedi. Hanzade ne dediğini anlamasa da hissetti, tatlı bir tebessümle hayatında ilk defa poz verdi.

Şevin SEMİZ

Fotoğraf: Şeyda YÜKSEL