Hokus Pokus 20.Bölüm

Hokus Pokus

Mart 12, 2022 - 16:42
Mart 12, 2022 - 16:33
 0

1.

20.Bölüm: Düştüğüm Girdap

Sessizlik...

Uzun veya kısa ancak, insanı geren bariz anlardan yalnızca bir tanesi oluşturur. Gazel ile aramıza giren kısa sessizlik bu anları anımsatarak gergin benliklerimizi dışa vuruyordu. Avuç içlerim terlemeye başladığında dudaklarımı birbirine bastırdım. Gazel'e bakarken gözlerinde gördüğüm korkuyla birlikte aramızdaki sessizlik son buldu. Onun korkusu kısık bir melodiyi fısıldarken dudaklarımı içe doğru kıvırdım.

''Safir'in yazdığı cümlelerin asıl manalarını biliyorsun değil mi?'' sorum, korkusunu silip atarken yerini şaşkınlığa bıraktı. ''Lütfen, dürüst ol.'' dedikten sonra birbirine dolanan ellerimizi hafifçe okşadım.

Gözleri önce ellerimizle buluştu ardından odanın içerisinde gezindi. Dudaklarını birkaç kez aralayıp kapatırken niçin zorlandığını anlayamamıştım.

''Ben, örgütün Pera'sıyım. Ben, Bulut Takımı ile köprü görevi gören Gazel Özbey'im. Ben, 5'te 5'i ayakta tutan kişiyim. Ben, olduğum kimliklerin yükünü sırtlanırken sana bu sorunun cevabını detay vererek yanıtlayamam çünkü, vereceğim cevap kimliklerimin teker teker yıkılmasına olanak açar.'' Gözlerini kısarak baktığında huzursuzca yerimde kıpırdandım. Dudaklarını diliyle ıslatıp kıvırdığında, ''yalan söylemeyi sevmiyorum. Sorulan soru karşısında sessiz kalınmasını ise hiç sevmem. Bu yüzden tek bir cevap vereceğim.'' diyerek adeta onaylamamı bekledi.

Sırtındaki yüklerden kambur olan yalnızca ben değildim. Gazel Özbey'de sırtına birden fazla yükü almış, ilerliyordu. Günün birinde hangimiz yüklerini bırakırdı veya yüküne yük katardı bilmiyordum ama işi gerçeği ikimizde kambur kalmıştık. Titrek bir nefes verirken benden cevap beklediğini görmüştüm. Hızla başımla onaylayıp konuşmasına devam etmesini bekledim.

''Evet, biliyorum.'' alçak ses tonunu normale yakın getirdiğinde, ''keza bilmesem dahi tahmin yürütebilirim.'' deyip gergince gülümsedi.

Düşüncelerimi sakınmadan dile getirişim onu bozguna uğratmıştı. Gerginliği bundan kaynaklıydı. Ayrıca Safir'in ne demek istediğini anladığının farkındaydım. Sadece bunu onun ağzından duymak istiyordum çünkü, bazı şeyleri duymak, görmekten daha iyi hissettirebiliyordu.

''Safir ile oldukça yakınsınız.'' dedim saçlarımı topuz haline getirirken.

Gazel başıyla onayladığında bir şey söylemek ve söylememek arasında kaldığını belirten bakışlar atıyordu.

''Aklından her ne geçiyorsa söylemelisin.''

''Neden?'' diyerek sırıttı.

''Aklındakini söylemek istemeseydin eğer, söylemek ve söylememek arasında kalmazdın.'' dediğimde Gazel zorlukla yutkundu.

Söylediklerimden oldukça hoşnuttum ve kendimi rahatlamış hissediyordum. Kendi çapımda kurduğum oyun, yapbozumun parçalarını teker teker önüme sürüyordu.

''Aslında Safir ile ilgili bir şey demek istiyordum ama seni incitmemek için uygun kelimeleri arıyordum.''

''En fazla ne diyebilirsin ki?'' diyerek küçümsediğimde yeşilleri cesurca parıldadı.

''O kadar emin olma Vuslat hanım!'' deyip güldüğünde gülüşüne karşılık verdim. ''Bizleri tanımaya çalıştığını söyledin. Bende sana yardımcı olmak istiyorum.''

Tek kaşımı kaldırarak onu yanıtladığımda geriye doğru başını eğerek tavana baktı.

''Bizleri ayrı ayrı tanımak aramızdaki ilişkileri çözmekten daha kolay.''

''Bu dediğine gerçekten de katılıyorum Gazel Hanım!''

Söylediklerim dudaklarının kıvrılmasına yol açtı. Başını tavandan çekip bana çevirdiğinde haylazca baktı.

''Bizler... Bulut Takımı ve 5'te 5, aslında birbirlerine oldukça benzeyen geçmişin yaralı çocuklarıyız. Amaçlarımız, ideolojimiz aynı olsa da yaşamımızın şu anki döneminde ayrı kulvarlarda yüzüyoruz. Buna rağmen yine de birbirimize tutunuyoruz.''

Bakışlarını benden ayırıp sırtını yatak ile buluşturarak uzandı. Ona yukarıdan bakarken Gazel maviye boyanmış tavana dalgın bakışlar atıyordu.

''Sana diğerlerinin ilişkilerini açıklamak bana düşmez ancak kendiminkini açıklamakta benden başkasına düşmez.'' dedikten sonra derin bir nefes verdi. ''Konu Safir'den açıldığı için öncelikle onunla başlamak istiyorum. Bu arada bunu yapmamın en temel sebebi boş olan zihnini bir nebze olsun doldurup yankı uyandırmak.''

Sarı, kısa saçları yatakta dağınık bir halde dururken elleri saçlarına gitti. Kısa süreliğine bana baktığında ellerimle oynuyordum. Oysaki Gazel, benden bir tepki veya cevap bekliyordu. Benden yanıt alamayacağını anladığında bakışları tekrardan tavanı buldu.

''Safir suskundur ancak en çok da o konuşur ve konuştuğunda da ortaya tıpkı bu notlar gibi sözler çıkar. Aslına bakarsan Safir'in suskunluğu milyonlarca insanın çığlığıdır. Bu yüzden en iyi onunla anlaşırım. Onun suskun tarafı benim dinlendiğim liman oluyor. Gazel'in şefkati de onun dinlendiği liman oluyor. '' Benim demek yerine Gazel demesi dikkatimden kaçmazken o devam etti. ''Bulut Takımı ve 5'te 5'in ortak noktası Pars Tekin gibi gözükse de aslında tam tersidir. Safir Tekin, Pars'ın biricik kuzeni(!) tıpkı benim gibi köprü görevini üstlenen kişi.''

Şaşkınlığım oluşurken Gazel parmaklarıyla 2 sayısını göstererek bana doğru yan döndü. Böylelikle yüzünü daha net görebiliyordum. O da benimkini.

''2 taraf düşün. Tarafları birbirine bağlayan tek şey köprüdür fakat, köprünün 2 ucu vardır. Uçlardan biri bensem diğeri de Safir'dir.'' ellerini indirerek ayaklandı.

''Köprü görevi gören sadece sen değilsin yani?'' dediğimde başıyla beni onaylayıp elini uzattı.

''Sana diğerlerini de anlatmak isterdim ama Ceren aşağıda bizi bekliyor.''

''Ben o diğerleri içerisinde en çok Pera'yı merak ediyorum.'' deyip elini tutum.

Şaşkına dönen taraf bu kez o olmuştu. Dudaklarını içe doğru kıvırıp birbirine baskı yaptı.

''Pera sevdiklerimi koruma biçimim, Gazel sevdiklerime duyguları hissettirme biçimim. Pera elinde silahla, Gazel elinde duygularıyla beni yoktan var eden 2 kısım.'' dedi doğrudan gözlerime bakarak.

Kendinden emin duruşu ve öz güven eşliğinde bakan yeşilleri ben buradayım diyordu.

''Pera ve Gazel'i nasıl dengede tutuyorsun?'' dediğimde duruşumu dikleştirdim.

Gazel'in kendini 2 ayrı tarafa bölmesi bir nevi benim 1 ve 2. yaşam diye adlandırmama benziyordu. Aramızda bariz bir fark vardı ama bu, onu merak etmeme engel değildi. Farkımız ise Gazel'in yaşamları geçip yaşamak ile ilgilenmesiyken benim yaşamı çözmeye çalışmamdı.

''Dengede tutmak ile uğraşmıyorum çünkü, günün birinde dengeler alt üst olur. Ben onun yerine barışı tercih ediyorum. Saygıyı ve sevgiyi tercih ediyorum.'' Cesurca gülümseyip, ''Pera ve Gazel birbirinden farklı 2 ayrı karakter ama birbirlerine duydukları sevgi, saygı ve özen onları bütün haline getiriyor. Demek istediğim, Pera ve Gazel'in tüm farklılıklarına rağmen birbirlerine saygı duymaları, kendilerini yani oldukları kişiyi yanlışlarına rağmen sevmeleri benim kendimle barışmamı sağladı.'' dedikten sonra kurnazca gülümsedi. ''Pera'nın saçları mavidir çünkü Gazel'in umuduna yer açar. Gazel'in umudu mavide, gökyüzünde ve en çok da bulutlarda saklıdır. Gazel siyah giyinir çünkü Pera'nın ruhu siyaha gömülmüştür. Pera'nın yıkılan dünyası siyah bir denize düşmüş, kumsala kendini gömmüştür. Ben gömülü bir ruhun umut etmesine ev sahipliği yapıyorum.''

Karşınızdaki insanın dudaklarından çıkan kelimeler bazen sizi tutuklu yapardı. Gazel'in cümleleri beni o anlardan birine sürükleyip tutuklu yapmıştı. Dudaklarımı aralayıp kısa nefesler vererek kapatıyor terleyen avuç içlerimle yatağa baskı yapıyordum. Gazel'in avuç içlerinde kalan elim ise çoktan bedenimi serbest bırakmıştı.

''Kendinle barıştığında güçleniyorsun. Kendine sarılmayı öğrendiğinde yıkılmıyorsun.'' diyerek ellerimi sıktı.

Gergince gülümsediğimde dilimi damağıma vurup nefesimi verdim.

''İçinde bir filozof yatıyor.'' diyerek ayağa kalktım.

Gazel güldüğünde yalnızca tebessüm etmiştim. Çünkü gülmek yerine söylediklerini düşünmek ile ilgileniyordum.

Mutfağa girdiğimizde Ceren'in kızgın sesi karşılamıştı bizi. Tabaklara hangi ara yaptığını bilmediğim sarmaları diziyordu ve Arel, çaktırmadan(!) sarmaları ağzına atıyordu. Pars ise sandalyede oturmuş gülümseyerek onları izliyordu. O sırada Ceren kaşlarını çatarak Arel'in eline vurdu.

''Yuh, acıttın!'' deyip elini hızla geri çekti Arel.

Arel'in acı dolu nidası Ceren'in yumuşamasına sebep olduğunda Gazel başını sağa doğru yatırıp kulağıma doğru fısıldadı.

''İzle ve gör.''

Ceren, Arel'in elini tutmuş, ''Acıdı mı gerçekten?'' deyip yüzüne baktığında Pars dudaklarını birbirine bastırıyordu.

Ceren, Arel'in eline baktığı için Arel'in sırıtan yüzünü görmüyordu. Arel, ''hı hı...'' diyerek mırıldandığında Ceren sinsice sırıtmaya başladı ve bu ondan beklenilmeyen mimikti.

Heyecanla olacakları izlerken Arel gülerek Pars'a göz kırptı. Pars geriye doğru başını eğip aralarında sözlü olmayan cümleye cevap vermiş oldu. Göz hizama giren parmaklarla Gazel'e baktım. Elini havaya doğru kaldırmış, geri sayımı başlatma niyetindeydi.

Ceren dudaklarını önce birbirine bastırdı ardından Arel'in elini ısırdı. Arel korkuyla gözlerini bölerterek acı dolu nidası kulaklarımıza serpti. O anda Gazel gür bir kahkahayı patlatmıştı ve onu Pars ile birlikte onu takip etmiştik.

Ceren saçlarını Arel'in şaşkına dönen yüzüne doğru savurduğunda sarmalarla dolu tabağı masaya bıraktı.

''Canın çok mu acıyor kardeşim?!'' dedi Pars gülüşünün arasından.

Arel'in boşluğa şaşkına dönen yüz ifadesi Gazel'i gülümsettiğinde yanına doğru adımlamaya başlamıştı. Kapı kenarında yalnız kalırken olacakları merakla bekliyordum çünkü Gazel adımlarını atmadan önce haylazca sırıtmıştı.

Arel'in yanına giderek ayak uçlarında yükselip başını okşamaya başladı. Küçük bir çocuğun başını okşar gibi hareket etmesine tebessüm ettiğimde Pars'ın yanına oturdum. Benimle birlikte Ceren'de oturduğunda ayakta kalan kişiler yalnızca Gazel ve Arel'di.

''Kes lan sesini!'' dedikten hemen sonra Pars'a bakan gözlerini Gazel'e çevirdi Arel. Saçlarını hafifçe okşayan eline bakıp nefesini verdiğinde, ''Sende çek şu elini bücür!'' diyerek Gazel'i iteledi. Bu tutum Gazel'in aklındaki yaramaz düşünceyi kovmuş yerine sinir tohumlarını ekmişti.

Geri sayımı bu kez Ceren eliyle gösterdiğinde merakla Gazel'in tepkisini bekledim. Önce yanaklarını şişirdi ardından dilini iki yanağında gezindirerek ellerini yumruk haline getirerek sıktı. Derin bir nefesi verirken gülümseyerek Arel'e döndü.

''1.80 boyun var ama beynin soğan cücüğü kadar! Birde kalmış benim boyuma laf ediyorsun!''

Pars kapak işareti yaptığında çıkan ses sessizliği bölmüş, bizi kahkaha girdabına sokmuştu. Arel sandalyeden sırtını çekip Gazel'e baktığında diyecek bir söz arıyor ancak bulamıyor gibi duruyordu. Gazel tek kaşını kaldırarak Arel'in yanına oturduğunda boş olan tabağını Ceren'e doğru uzattı. Ceren sofranın başında oturuyordu. Sağında Pars ile birlikte ben oturuyordum. Solunda ise Arel ile Gazel vardı.

''Kafan o kadar büyük ki vücuduna baskı yapmış ondan böyle kalmışsın.'' diyerek yanına oturan Gazel'i dürtükledi Arel.

''Kafamın içinde mükemmel beynim olduğu için baskı yapmış olabilir.'' deyip anında yanıtladı onu Gazel..

İkisinin atışması küçük çocukları anımsatırken geçmişimin tilkisi uyanmış anılarımda sinsice gezinmeye başlamıştı.

''İkinizde susun artık!'' dedi Ceren ikisine birden kızarak.

Zihnime dolan bulanık anı beni şimdiden germeye başlamıştı. Ceren'in sesi benden giderek uzaklaşıyor kendimi anılarımda buluyordum.

Sesler net değildi... Görüntü bozuk bir televizyonu anımsatırken ruhum sise kendini besbelli teslim etmişti.

Öte yandan Arel ve Gazel birbirlerine laf sokuyorlardı ve şakaklarıma giren sancı onları dinlemekten alı konulmama sebep oluyordu. Acıyla yutkunduğumda Pars'ın elini omzumda hissettim. Uzattığı suyu belli belirsiz görürken titreyen ellerimle bardağa uzandım ama alamadım. Pars durumumu fark etmiş, suyu yavaşça dudaklarıma götürüp içmek için beni zorlamaya başlamıştı. Zorlukla sudan birkaç yudum aldığımda anılarım önüme eski bir dosya gibi düştü.

13-14 yaşlarında olduğu belli biri kız diğeri oğlan olan 2 çocuk yemek masasında oturmuş, birbirleriyle laf dalaşı yapıyordu. Silik görüntüler arasında Arel'in çocukluğunu seçebiliyordum ancak yanında oturan kızın kim olduğunu seçemiyordum veya kim olduğunu bilmiyordum.

Görüntü giderek netleştiğinde kızın ben olmadığımı anladım. O kız Gazel'den başkası değildi ve benim geçmişimde Gazel Özbey'inde olduğu kesinleşti. Böylelikle Gazel Özbey yalnızca Arel'in destekçisi olmaktan çıkmış, geçmişimi saklayanların listesine adını büyük harflerle yazdırmıştı.

''Vuslat, korkutma bizi!'' Arel'in endişeli sesi anılarımı daha çok açtığında Gazel'in sesi de tuzu biberi olmuştu. ''Vuslat...'' diyerek mırıldanmıştı ancak bu ses bile yardımcı olmuştu bana.

O kız çocuğu Gazel'di. Beline kadar düşen dalgalı sarı saçları ve solgun yeşilleri Arel'e her baktığında canlanırken işaret parmağını havaya kaldırıp savuruyordu. Yüzleri birbirine oldukça yakın ve kızgın bakıyorlardı. Yüzlerinden anladığım kadarıyla tıpkı şimdiki gibi birbirlerine bulaşıyorlardı.

Yutkundum. Boğazımda acıyı hissediyordum ve yakıp yutuyordu beni. Karnıma giren sancı elimin karnımla buluşmasına yol açıyordu ve kendimi dinmek bilmeyen girdabın tam ortasında hissediyordum. Geçmişimde olduklarını söyleselerdi ne değişecekti? Geçmişimde olduklarını söylememeleri bu kadar önemli miydi? ya da beni değersiz mi görüyorlardı? bunun için mi söylemiyorlardı? ancak değersiz görselerdi samimiyetlerini hissetmezdim. Hissedemezdim...

Sancım katlanırken zihnimde dolanmaktan zevk alan tilki odalara girip çıkıyor karanlığıma ışık tutuyordu. Bunu yaparken beni sorular ile baş başa bırakıyordu ancak, karanlık kapıların bıraktığı his yerine aydınlığın içindeki sorular ile karşılaşmak daha iyiydi. Kendimi en azından bir amaca tutunurken buluyordum.

Pars'ın eli omzumdan düştüğünde yüzüme çarpılan su ile sıçradım. Suyu atan kişi Ceren'di. Başımı çevirip yüzlerine teker teker baktığımda Gazel endişeyle bakıyordu fakat bakışları Arel'e her dönüşünde korkuyla parıldıyordu. Gazel'in gözlerinde gördüğüm saf korku Arel'e dönmemi sağlarken Arel'in kahveleri beni ezip geçti. Harelerinde oğlan çocuğunu göremiyordum ancak bariz bir endişe ev sahipliğini koruyordu.

''Karnım ağrıyor,'' mırıltıyla çıkan sesime acı dolu nidam eşlik ediyordu. ''Aynı zamanda da başım.''

''Birden bire ne oldu?''

Ceren'in sorusuna verecek cevap bulamadığımda susmayı tercih ettim. Gazel'i de artık hatırlıyorum diyemezdim. Daha doğrusu dememeliydim.

Arel ve Gazel'e istemsizce güveniyordum fakat bir yandan da içimi güvensizlik ve endişe kaplıyordu.

''Kaç gündür doğru dürüst bir şey yemedin. Bitkin düşmen normal.'' diyerek dolu tabağını benim boş tabağımın üzerine bıraktı Pars.

Kaşlarıyla tabağımı işaret ettiğinde yemem gerektiğini söylediğini anlıyordum ama yemek yiyecek kuvveti kendimde hissedemiyordum. Zihin yorgunluğumun vücuduma olan etkisi büyüktü ve nerede olursam olayım, ne kadar enerjim olursa olsun yorgunluğu anında hissediyordum.

''Öyle olur mu hiç?'' dedikten sonra yanıma geldi Ceren.

Kaşığı kavradığında eline aldığı çorba kasesine daldırdı. Uzattığı çorbadan yudum alırken bizi izleyen 3 çift göz Ceren'in duraksamasına sebep oldu.

''Davetiyemi bekliyorsunuz?!'' deyip gür sesiyle hayıflandı.

Gazel Pars'a yeni bir tabak hazırlarken Arel çorbasından yudumlanmaya başlamıştı. Bana bakmamak için özen gösteriyordu. Pars'ın aksine...

''Olmaz böyle,'' dördümüz birden Arel'e döndüğümüzde elindeki kaşığı masaya bırakıp doğrudan bana baktı. ''Kalk gidiyoruz!''

''Nereye?'' diyerek hepimizin merak ettiği soruyu sordu Pars.

''Hastahaneye nereye olacak?'' deyip yanıtladı Arel.

Pars yüzünü sıvazlarken başımı kaldırarak Arel'e baktım.

''Gerek yok.'' dediğimde Arel sabır diler gibi başını kaldırdı.

''Gerek var mı diye sormadım.''

''Bende gerekli olduğunu söylemedim.'' diyerek otoriter sesimi korudum.

Beni düşünmesi oldukça garipti ve bu benim Arel hakkındaki düşüncelerimin giderek karmaşık hale gelmesine sebep oluyordu. Bir iyi davranıyordu bir kötü. Ortası yoktu bunun ancak tüm bunları kontörlünü kaybettiği anda yapıyordu. Aramıza sert duvarlar ördüğünde oyunun içinde olduğumuzu hatırlıyordu. Duvarları kırdığında ise geçmişe sürükleniyordu. Geçmişinin izlerine basarak yürüyordu ve yolun sonu geçmişte bitiyordu. Tamda bu durumlardan dolayı Arel Özbey araf duygusuna yaklaşıyordu. Ben onu arafa iten etkendim ve mıknatısın diğer ucu onu oyunun içerisine sürüklüyordu.

''Doğru söylüyorsun,'' deyip elleriyle masanın iki yanını tuttu. ''Zaten ne zaman kendini düşündün ki...''

''Çok eski tanışıklığımız varmış gibi konuştun.'' deyip Gazel'e yaptığım oyunun aynısını Arel'e de yaptım.

Arel'in dudakları alayla kıvrıldığında Gazel'in kaçamak bakışlarının yanından bile geçmeyen harelerini özgüvenle donattı.

''Sende bunu daha yeni fark ediyormuş gibi sordun.'' dediğinde aramızda geçen hızlı cevaplar daha önce çalışılmış replikler gibi akıp geçiyordu.

Pars suskunluğunu korurken Gazel derin nefesler alıyor Ceren'se ortamızda kalmış merakla bizi dinliyordu.

''Belki de yeni fark ettiğimi san diye sormuşumdur?''

Arel sırıtmaya başladığında gözleri kurnazca gözlerimde geziniyordu.

''Neyi ima ediyorsan açıkça söylemelisin. Aksi taktirde hiçbir zaman açıklığa kavuşamazsın.''

''Öncelikle ima ettiğim bir şey yok. Sen nasıl gelirsen bende sana öyle geliyorum. Ayrıca aklımda bir şey olduğunda ima etmek yerine direkt sormayı tercih ederim.'' deyip gülümsediğimde az önceki halsiz halimden eser kalmamıştı.

Kendimden emin duruşum ve sözlerim tutarlılığını koruyordu. Bu yüzden özgüvenim yükselmiş, merakla Arel'in vereceği cevabı bekliyordum.

''Bence sen o açıklığı bende kavuşturmazsın.'' dediğinde gözlerini kısmış, ellerini masadan çekerek mutfaktan çıkmıştı.

Boğazıma oturan yumru onun çıkışından sonra büyüdüğünde karnımdaki sancı yok olmuş, zihnimdeki tilki Arel ile karşılaştığında geri yerine kıvrılmıştı. 1. Yaşamımın Vuslat'ı anın çekimiyle meşgul olduğunda 2 .Yaşamım Vuslat'ı Arel'in cümlelerinin altında mesajlar arıyordu. Bunu yapıyordum çünkü, hala içten içe ona şans veriyordum. Cümlelerinin geçmişimizin ortak olduğunu söylemesini umuyordum. Doğrudan söylemese bile dolaylı yoldan söylemesine bile razıydım. Razıydım çünkü, oğlan çocuğunun masumluğunun, sevecenliğinin yok olduğuna inanmıyordum.

''Arel buraya gel!'' deyip arkasını dönerek salona doğru seslendi Ceren. ''Artist, artist çekip gitmekte ne?!''

Son söyledikleri tebessüme etmeme yol açmıştı. Ceren geriye doğru dönüp, masaya bakarak dudak büzdü. Gazel eline kaşığı aldığında Ceren tebessüm etmeye başladı. Bu anları yakalamam ile birlikte bende elime kaşığı alıp Ceren'in önündeki çorba kasemi geri aldım.

''Bizi dinlemek yerine telefonunu dinleseydi gitmezdim.'' dediğinde siyah kılıflı telefonu Gazel'e uzattı.

Gazel telefonu eline alır almaz bakışları değişmişti. Boşlukta olan gözleri sinsilik ile dolduğunda doğrudan Pars'a baktı.

''Balık ağa düştü.'' diyerek Pars'ın masanın üzerinde ters duran telefonunu işaret etti.

Pars telefonunu eline aldığında birkaç tane cevapsız arama vardı.

''Ne oldu?'' diyerek yanıtladı karşı tarafı Gazel.

Hafifçe öksürdüğünde duruşunu dikleştirmiş, kendinden oldukça emin ifadesiyle karşı tarafı dinliyordu. Yüzünü buruşturduğunda nefesi vererek ayaklandı. Onun arkasından bakarken Pars da kalktı.

''Peyami aradı.'' dedi Arel.

Arel'in yanıtı Ceren ile senkronize biçimde başımızla onaylamamıza yol açmıştı. Çorbamdan yudumlanırken Ceren sofranın diğer ucuna oturdu. Sarmalarını yerken Arel çatalını Ceren'in sarmasına daldırıp yedi.

Ceren başını iki yana sallayıp umursamadığını belirtince Arel gülerek çatalını geriye çekti. O esnada Gazel ve Pars mutfağa gelmişlerdi.

''Gece acil toplantı var.'' deyince Gazel hariç bütün gözler Pars'a döndü.

''Asıl eğlence şimdi başlıyor.'' deyip alayla dudaklarını kıvırdı Gazel.

''Hem de ne eğlence!'' dedi neşeyle Ceren. ''Hepsinin yok olacağı günü iple çekiyorum.''

Pars, alayla dudaklarını yukarı doğru kıvırıp, ''Elinde olsa kaşığınla gözlerini oyarsın.'' dedi.

Ceren histerik güldüğünde karanlık duygular gözlerinde yer edinmişti.

''Sadece oymakla kalmam emin ol.'' deyip Pars'ı yanıtladı.

''Emin olmasam bu masada oturmazdın.''

Pars'ın cevabına Arel hafifçe öksürdüğünde Ceren sırıtmaya başladı.

''Kırılmadım Arel.'' önce Arel döndü Ceren daha sonra da Pars'ı işaret etti. ''Pars'ı susturmana gerek yok. Bu masaya oturmamda aracı olan sendin ancak onaylayan oydu.''

Lokmam boğazımda kalınca öksürmeye başladım. Gazel hızla suyu bana uzatırken Ceren, Arel ve Pars üçlüsü birbirlerine anlamsız bakışlar atıyordu.

''Bir ipte 2 cambaz olmaz.'' dediğimde öksürüğüm durmuştu.

''Birimiz cambaz diğeri ipi sağlama alan kişi.'' diyerek yanıtladı Arel beni

Tek kaşım havalandığında vereceğim cevap çoktan hazırdı fakat Arel'in telefonu çaldığı için üst kata çıkmak zorunda kalmıştı. Telefon sesiyle beraber Ceren'in kurnaz bakışları boşluğa düşmüş, donuklaşmıştı. Bakışları masayla buluştuğunda dudaklarını birbirine bastırıp, ''Birilerinin götü tutuşmuş.'' diyerek arayan kişiye atıfta bulundu.

Arayan kişinin kim olduğunu beşimizde biliyorduk ve o kişi Faris Gevheri'den başkası olamazdı.

*

•Bölüm hakkında neler düşünüyorsunuz?

•Karakterler hakkındaki görüşler nelerdir?

•Vuslat'ın ufak oyunlarına ne demeli?

•Gazel ve Pera arasındaki ilişki sizce nasıl? Siz Pera'yı mı tercih ediyorsunuz yoksa Gazel'İ mi?

•Vuslat'ın daha önceki bölümlerde de bahsettiği cambaz benzetmesi böylelikle son bulmuş oldu. Arel'in yanıtını beğenen ve beğenmeyen tayfa kimler acaba? ????

•Sizce Arel arafa düşecek mi yoksa Vuslat'ın ters köşe olduğu bir şey mi yaşanacak?

Hesaplar:

Instagram: Kişisel hesabım Edanuryd
Kitap içeriği olan hesabım _kozaa

Youtube: Edanur Yeşildağ.

Takipte kalın ve yıldızımıza dokunmayı yorumalrda fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın ????????

Hoşça Kalın????

Tepkiniz nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Edanuryd "Her şey burada bir masal gibi ya da yine kafam iyi."