Hokus Pokus 4.Bölüm

Kesit: Ben bir savaşçıyım, krallara boyun eğmeyen, eğdirten. Ben bir savaşçıyım, krala gücünü veren. Ben bir savaşçıyım, oyunun seyrini değiştiren. Ve ben bir ressamım, olacakları resmeden.

1. Hokus Pokus 4.Bölüm

İyi Okumalar:)

Arel&Vuslat

"Birbirine karışmış boyalar gibiydi bu hikaye. kim haklı kim haksız belki de bitmesine saniyeler kalmış..."

Vuslat'ın Anlatımıyla


Havluya sarınarak çıplak zemine ayaklarımı bastırdım. Vücudum ani soğuk karşısında irkilsede bu his hoşuma gitmişti. Bunun sebebi dakikalardır kaynar suyun altında duruyor olmamdı. Bütün banyoyu buhar altına almıştım. Parmak uçlarımda yükselip aynadaki buharı sildiğimde yansımamla karşı karşıya geldim. İçimi ufak çaplı bir korku sarmasına izin vererek kendimi sorgu yağmuruna teslim ettim. Kimdim ben? neden buradaydım? bu insanlar kimdi? başımı iki tarafa doğru salladım. Soruları düşünecek veyahut cevaplayacak mecalim asla yoktu. Derin bir nefes vererek donuk bakışlarımı yüz hatlarımda gezdirdim. Kıvırcık saçlarım ıpıslaktı. Harelerim etrafa boş bakışlar atıyor; göz altlarım çökmüştü. Dolgun dudaklarım çatlamış, yüzümdeyse birkaç morluk hakimdi.

Söylediklerine göre bir kaza geçirmiştim. Kaza sonucunda hafıza kaybım gerçekleşmişti. Geriye en ufak kırıntısını dahi bırakmadan gitmişti fakat Gazel'in dediğine göre bu durum geçiciydi. Böylelikle ruhum bilinmezliğin ortasında düşmüşken vücudum ağrılar içinde kalmıştı. Banyodan çıkıp kaldığım odaya doğru yol aldım. Gazel'in bıraktığı kıyafetleri giyerken salondan sesler geliyordu. Sanırım kendi aralarında hummalı bir konuşma içerisindeydiler. Odadan çıkmadan önce yabancısı olduğum görünüşüme yerli olmayı umarak dolabın yanındaki boy aynasından son kez kendime baktım. Üzerimdeki siyah eşofman ve siyah tişörtüm ile tıpkı zihnimin içinde gibiydim. Kendi kendime yolladığım boş bakışlarımı bir köşeye bırakıp salona doğru adımladım. Çünkü bu yaptığım olabildiğince faydasızdı.

''Ben karışmayacağım. Bu sefer siz nasıl istiyorsanız o olsun.'' deyip sırtını geriye yasladı yüzünde belli belirsiz çilleri olan oğlan.

Kapıya yaslanmış odadakileri izlerken beni ilk fark edende kendisi olmuştu. Gözlerimiz buluştuğunda belli belirsiz gülümseyerek gözlerini çekti. Diğerleri ise beni daha yeni yeni fark etmişti. Gözlerimi onlara çevirdiğimde, attıkları bakışlar içerisinde huzursuzca yerimde kıpırdandım.

Bu durumu fark ederek, ''gelsene...'' dedi Gazel.

Bir tek onun adını doğru dürüst aklımda tutmuştum. Başımı sallayıp ikili koltukta tek başına oturan Gazel'in yanına gittim. Bu dört insan arasında bir tek ona kanım kaynamıştı. Uyanalı henüz birkaç saat olmuşken her birinin yüzüne baktığımda bakışlarındaki sır perdeleri açık ve net bir biçimde parlıyordu fakat Gazel onlar gibi bakmamıştı bana. Gözlerinde onların tam aksine ilgi ve şefkat vardı ve bu durum, benim ona karşı daha ılıman olmama sebep olmuştu.

Gazel, ''nasıl hissediyorsun?'' deyip şefkat tınısını göstermekten kaçınmadı.

''Nasıl hissetmem gerekiyor?'' dediğimde çatallaşmış sesim gözler önüne döküldü.

''Nasıl hissettiğini yalnızca sen bilebilirsin.'' diyerek yanıtladı yumuşak tonda konuştu.

Burukça gülümseyerek ıslak saçlarımın belime süzülmesine izin verdim. O sırada çilli oğlan ayaklanıp salondan çıktı.

''Ben.. ne diyeceğimi bilmiyorum,'' gözlerimi salona elinde havluyla giren oğlanla kesiştiğinde, ''sizi tanıyamıyorum. Üstelik en kötüsü de kendimi tanımıyor oluşum.'' diyerek histerik gülüşüm dudaklarımda yer edindi.

Kahverengi saçları alnına düşerken önüme doğru eğilip saçlarımı kaldırdı. Havluyu sırtıma bırakırken, ''başın ağrır.'' dediğinde hafifçe tebessüm ettim.

''Teşekkür ederim.'' diyerek mırıldandım.

Gülümseyerek yerine tekrardan geçtiğinde ortama garip bir sessizlik hakim olmuştu. İçimdeyse tarif edemediğim duygu peyda olurken, ''bir insan kendine ne kadar yalnızlaşa biliyorsa sanırım ben o raddedeyim.'' titreyen ellerimi birbirine geçirerek, ''yüzlerinize bakarken bambaşka duygular hissediyorum. Mutluluk, hüzün, sevgi ve daha fazlası fakat kendime baktığımda koca bir boşluk var.'' deyip tamamen içimden gelenleri söyledim.

''Ressamın biri sergisi için yaptığı tabloları teker teker önüne dizer. Tabloların her birinin bir anlamı vardır. Kimisinin merak, masumiyetken kimisinin yalnızlık, hüzün... Ressam aslında ilk tablodan son tablosuna kadar her birine birer duygusunu resmetmiştir. Sergisi açıldığındaysa bu durum insanların gözünden kaçmamıştır. Her gelen ressama soruyor ve ressam tek bir cevap veriyormuş, ''ben, bendeki hislerinizi resmettim.'' deyip naifçe gülümsüyormuş. Ressamın sergisi olabildiğince güzel ilerlerken tablolarının her biri teker teker ortadan kaybolmuş. Sergiye gelenler ressama durumunun nasıl olduğunu sormuşlar. ve ressam tek bir cevap vermiş, ''ben, bendeki hislerinizi asla unutmam. Duygularım bakidir benim, tablolarım geçici.'' demiştir. O yüzden Vuslat anıların gitmiş olabilir fakat anılara sığdırdığın duyguların hala orada. Tekrardan tabloya dönüştürmekte sadece senin elinde.'' dediğinde mest olmuş ifademle havluyu saçlarıma bırakan oğlana baktım. Sesini hafifçe yükselterek, ''duyguların seninle olduğu müddetçe tablolar yeniden çizilebilir.'' deyip soğukkanlılıkla bana baktı.

Gözlerimiz buluşurken yutkundum. Cümleleri içimi rahatlatmış, duymak istediğim cümlelermiş gibi hissiyat doğurmuştu kalbimde.

''Bu durumda sizlerle aramda bir bağ var? arkadaşlık?'' deyip dördüne birden baktım.

''Pek öyle denilemez aslında.'' diyerek yanıtladı Gazel.

Sorgulayıcı ifademle karşılaştığında rahat bir pozisyona geçip, ''senin baban ben ve Arel'i yetimhaneden aldı.'' dedi.

Söyledikleri aniden ona dönmemi sağlarken, ''evlat edindi yani?'' dedim.

''Evlat edinmemizi sağladı.'' dedi çilli oğlan. Daha doğrusu Arel.

''Anlamadım.'' dediğimde yüzümdeki bıkkın ifadeyi saklamadım.

''Baban bir arkadaşı üzerinden bizi evlat edindi fakat bize arkadaşı bakmadı. Bizzat kendisi ilgilendi. Seninle de birkaç kez görüşmüştük.'' diyerek açıkladığında tedirgin ifademle Gazel'e döndüm.

Sormaktan çekindiğim sorular vardı. Daha doğrusu cevaplarından korktuğum...

''Peki siz?''

Siyah dalgalı saçlı kadın gülümseyerek, ''resmi konuşmana gerek yok. Bana direk Ceren diyebilirsin.'' deyip telefonunu rastgele masanın üzerine bıraktı. ''Babanın eskiden kardeşi olarak gördüğü kişinin eşiyim.''

Kaşlarım hayretle kalktığında aramızda oluşan bağlantının oldukça garip olduğunu fark ettim.

''Benim kimseyle ilgim yok.'' diyerek dikkatleri üzerine çekti dövmeli oğlan. ''Sadece 1 kere seni görmüştüm o kadar.'' elini kaldırıp iki yana sallarken ekledi. ''Ondada merhaba merhaba.''

Gülerek verdiği cevaba gülümseyerek karşılık verip, ''yani hiç birinizle gerçek manada bir ilişkim yok?'' dedim.

''Kime göre neye göre gerçek?'' Arel'in ironi yapan tınısı alayla karıştığında, ''göreceli kavram.'' deyip kendi kendine yanıtladı.

''Arel!''

Dövmeli oğlanın sesi uyarıcıydı. Neden böyle bir uyarı çektiğini anlamayarak ona döndüğümde Gazel huzursuzca yerinde kıpırdanmaya başlamıştı.

Ceren garip bakışmaları bölerek, ''merak ettiklerini sor, bizde cevaplayalım.'' dedi.

''Merak ettiklerim mi?'' ona sanki yanlış bir şey söylemiş gibi baktım, ''ben neyi merak edeceğimi bile doğru dürüst bilmiyorum, ama bildiğim tek şey,'' her birinin gözlerine baktım. ''Size neden güvenmem gerektiği(?)'' dedim.

Yaptığım ima karşısında dövmeli oğlan haricindeki herkesin bakışları farklılaşmıştı. Dürüst tavrım dövmeli oğlanın ifadesine tatminlik yerleşmişti fakat diğerleri kaçamak bakışlar atıyordu.

Hiçbiriyle yakınlık derecem tanışıklıktan öteye geçmezken onlara neden güvenecektim ki? evet, tanıma iç güdüsü içimde peyda oluyordu fakat mantığım duygularımdan daha ötedeydi. Öylede olmalıydı. En azından anılarım gelene kadar.

Dilini damağına vurup garip bir ses çıkardığında, ''her ne kadar hatırlamasan da sen yine kendinsin.'' dedi.

Kurduğu cümlesinde ne anlamam gerekiyordu bilmiyordum. Kaşlarımı çatıp ona baktım.

''Demek istediğim yine kendin gibi cümleler kuruyorsun.'' sona doğru dudaklarını büzmüştü. Açıklama yapmaktan hoşnut olmadığı apaçık ortadaydı. ''Adım Pars, Pars Tekin.'' dedi kendini tanıtarak.

Dudaklarımı yukarı doğru kıvırıp, ''beni bu kadar iyi tanıdığından haberim yoktu. '' Elimi tıpkı onun yaptığı gibi iki yana sallayarak, ''sadece merhabalaştığımızı sanıyordum.'' dedim.

İddialı çıkan sesim Ceren'i bozguna uğratırken Pars, yayılarak oturduğu koltuğa biraz daha yayılarak ayağını masaya uzattı. O sırada Arel, göz ucuyla Pars'a bakıyordu.

''Bilmeni isterim ki üslup denen bir şey var. İnsanın kişiliğinin en net okunduğu anlardan birini oluşturur.'' başını yastığa yaslayarak mavi gözlerini bana doğru çevirdi. ''Bundan dolayı öyle dedim.'' dediğinde dudaklarımda sahici olmayan gülümsemeyi yerleştirdim.

''Bu üslupta Pars'ın karakteristik özelliği,'' sağ eliyle diğer genci işaret edip, ''O da böyle konuşur. Bu yüzden bu 2 delinin ne dediğini anlayamazsan sorun değil. Çünkü ben bile zar zor anlıyorum.'' diyerek hafifçe güldü Ceren.

Konuşurken gülümsemeyi, yüzünden bir an olsun eksik etmemişti. O an gülümsemenin ona ne kadar yakıştığını fark etmiştim.

''Bana kendinizi tanıtır mısınız?'' dedim ellerimi birbirine kavuşturarak.

Aramızdaki bağı az çok anlamıştım fakat kişisel olarak kim olduklarını bilmiyordum.

''Kendinden önce bizimi tanımak istiyorsun?!'' diyerek iğneleyici tonda konuştu Arel.

Onun bu tavrı az önceki konuşmasının veya havluyu getirmesinin yanında geçemeyecek kadar sert olduğunda şaşkınlıkla ona baktım.

''Beni size gösterdiğim kadarıyla tanırsınız. Ayrıca beni, bana anlatan insanın,'' Koyu kahvelerine dikkatle bakıp tıpkı onun konuşma tonundaki sertliği sözcüklerime yansıtarak devam ettim. ''İnsanların, kim olduğunu bilmediğim halde inanmam mı gerekiyor?'' kurduğum cümle onun hoşuna gitmezken Pars'ın kahkaha atmasına sebep olmuştu.

''Kız haklı. Ben olsam bende aynısını derdim,'' gülmesini durdurarak, ''Sonuçta insan karşındakini tanımalı ki kendine yol çizsin.'' dedi bakışlarını bana çevirerek.

''Ayrıca ressamın dediği gibi ben, bana hissettirdiklerini resmettim. Aslında ressam hisleri resmederken her bir tabloya kendini çiziyordu. Tüm tablolar bir araya geldiğinde ise ressamın kendisini oluşturuyordu. Bende bunu yapacağım.'' deyip Arel'İn konuşmasına fırsat vermeden cümlemi devam ettirdim.

''Kendini bulmak için bizi kullanacaksın yani?'' diyerek yanıtladı beni.

''Kullanılmayı göze alarak burada oturduğunu varsayıyorum.'' dediğimde kendimde dahil her birimiz şaşkına dönmüştük.

Her ne kadar şaşkınlığımı yüzüme yerleştirmesem de iddialı çıkan sesime hayran kalmıştım.

Arel gözlerini kısarak elini çenesine götürüp, ''madem öyle anlatalım.'' dediğinde başını sağa yatırmış, Pars ile göz kontağı kuruyordu.

Tekrardan bana dönerek, ''ama şunu bil ki seni senden daha iyi tanıyorum.'' doğrudan bana bakarak, ''tanıyoruz.'' diye düzeltti. Tıpkı benim ona az önce yaptığım düzeltme gibi kelimeyi vurgulamıştı.

''Ha,'' işaret parmağını kaldırıp, ''unutma ressam elindeki malzemelerle tabloyu çizer.'' deyip keskin bakışlarını doğrudan bana yöneltti.

Onun bu tavrı kendisine karşı iki farklı görüşüm oluşmasına sebep olmuştu.

''Aslında kendimizi tanıtmadan önce sana içinde olduğumuz durumları anlatmamız gerek.'' Gazel, konuya dalarak Arel'e yönelttiğim bakışların kendine çevrilmesini sağladı. ''Aslında hiç birimizin sakin hayatları yok ve her birimiz bir amaç uğruna bir aradayız. Tabii bu demek değil ki çıkar uğruna iş yapıp arkadan iş çeviriyoruz.''

Anlam veremeyerek ona baktığımda Gazel dudaklarını kıvırıp birbirine bastırdı.

''Bize dahil olup olmamak senin elinde olacak.'' diyerek sabit tonda konuştu Pars. ''Bizler sana kendimizi, geçmişimizi, nasıl bir araya geldiğimizi ve daha birçok şeyi anlatacağız ancak işin sonunda karar senin olacak." Sesini alçaltarak naifçe, "tabi kararın her ne olursa olsun yanında olduğumuzu da bilmeni isteriz.'' Deyip tebessüm etti.

Tebessümüne karşılık vererek, "Pekala, o zaman istediğiniz yerden anlatmaya başlayın." dedim.

Her biri karanlıktı. Şimdi anlatacaklarıyla aydınlanacaklardı. Zihnimde ve belki de kalbimde...

"Kim, kiminle nasıl tanıştığını anlatsın." Deyip Ceren ve Pars'a doğru döndü Gazel.

"O zaman ben başlayayım."

-

•Fiyuvvv!! Yeni bölüm!

•Nasıl buldunuz canlar?

•Arel'in anlatımından Vuslat'a geçiş yaptık;)

•Bölümü nasıl buldunuz?

•Siz Vuslat'ın yerinde olsaydınız güvenir miydiniz?

•Ve... Arel, Vera yerine doğrudan Vuslat dedi. Sizce bu ne anlama geliyor?

•E diğer merak edilenler, teoriler vs.?

•Youtube da daha fazla video bulunmakta! İzlemeyen kalmasın☆

•Sağlıcakla kalın♡