Uzun Şapkalı Adam (Fedai)

(!!!UYARI!!! BİRAZDAN OKUYACAKLARINIZIN YAŞANAN VEYA YAŞANMIŞ OLAYLAR İLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTUR. OLAYLAR VE KARAKTERLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜ OLUP HİKAYEDE YAŞANAN OLAYLAR İLE İLGİLİ YORUMLAR HİÇBİR SİYASİ FİKRİ TEMSİL ETMEMEKTEDİR.)  

Uzun Şapkalı Adam (Fedai)

(!!!UYARI!!! BİRAZDAN OKUYACAKLARINIZIN YAŞANAN VEYA YAŞANMIŞ OLAYLAR İLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTUR. OLAYLAR VE KARAKTERLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜ OLUP HİKAYEDE YAŞANAN OLAYLAR İLE İLGİLİ YORUMLAR HİÇBİR SİYASİ FİKRİ TEMSİL ETMEMEKTEDİR.)  

Tamam. Burada dur. Geniş bir sokak. Meşguliyetlerin de boğulmuş bu sokak dolu insanların belki de duyduğun ilk kaygı duygusunun kokusu alınabilecek kadar güçlü. Kendilerinden başka kimseyi düşünmeyen bu insanların yaşadığı kafa karışıklığı sokağa bile yansımış , normalde sadece geçip gidenler şimdi adımlarını " Ben de buradayım " demek için sert bir şekilde atarken sokağı kaosa boğuluyordu . Ama bu beni şuan çok da ilgilendirmiyor. Eski bir dostu görmem gerek.

Bir kaç sokak ileride inşaatı tamamlanmamış iki katlı bir beton yığını(ev) var. Eski dostum orada olmalı. İkinci katından sesler geliyordu. Belli ki buradaydı. Birden yıllardır görüşmenin getirdiği bir gerginlik içimi kapladı. "Hadi." dedim içimden ve beton yığının içine daldım. Hızlı adımlarla 2. kata çıktım ve evet karşımdaydı.

Fedai: Elgin ... ben geldim.

Elgin: O hoş geldin. Buyur otur bir şeyler ikram edeyim sana.

Fedai: Umursamaz tavrının arkasında takındığı endişeli adamı görebilen belki de tek kişiyim ve bana bile mi böyle davranıyorsun. Gerçekten yaşlanmışsın.

Elgin: Kibarlık ettiğim için özür dilerim zira yıllardır görüşmediğin bir arkadaşına iyi davranmak kabalık olarak kabul ediliyor bu zamanda galiba.

Derin bir iç çektikten sonra devam ettim;

Fedai: Sen ciddi misin? Dışarıda insanlar birbirlerini vurma seviyesine gelmiş , Delayn tutuklanmış , polisler sokaklarda göstericileri durdurmaya çalışıyor ve tüm bunların sebebi olan sen hala kibarlık diyorsun.

Elgin:....

Fedai: Ve tüm bu kaos , asla gerçekleşmeyecek ütopik bir hayal için. Seni uyarmıştım.

Elgin: Ve bende sana defalarca açıklamıştım. İnandığım değerler uğruna savaşmaktan beni kimse alıkoyamaz.

Elgin: Delayn'i neden bu işe dahil ettin peki? Onun suçunu ne?

Elgin: Ben hiçbir şey yapmadım. Kendisi yaptı ne yaptıysa.

Fedai: Gerçekten yaşlanmışsın. Hıııımm ....eskizi bana ver. 

Pişmanlıkla dolu bir yüz ifadesi ile arkasındaki kolilere doğru yöneldi. Onu ilk defa böyle görüyordum ve bu gerçekten tuhaftı. Hiç sorgulamadan , canından daha kıymet verdiği kitabını bana verdi. Bir süre ikimizin de eli eskizin üzerinde kaldıktan sonra kulağıma eğilip " Ona iyi bak" dedi. Pişmanlık duygusunun bitirdiği bir adam vardı resmen karşında. Hiçbir şey demeden kitabı elinden çekerek aldım. Hızlı adımlar ile beton yığınından dışarı çıktım sonrada o sokağı terk ettim. Meydana doğru yürümeye başladım ve bir yandan da eskize ne yapmam gerektiğini düşünüyordum.

İnsanlar protesto için şimdiden gruplaşmaya başlamışlardı. Haklarını istiyorlardı ama bunu haksız yollardan elde etmek onlar için sıkıntı değil gibiydi çünkü aralarından geçerken çoğunda silah olduğunun farkına varmıştım. “Ne kadar da salaklar. " dedim içimden. Gerçekten ; yanlış eylemlerin meydana getirdiği ve engel olmak istedikleri sorunu , o soruna neden olabilecek başka bir eylem ile mi durduracaklardı. Komik kısmı ise cesaret aldıkları ve şu anda hapiste olan kişinin tamda olmamaları için uyardığı şeylere dönüşmüşlerdi. Sadece bulunmak için bulunuyorlardı , doğru insanlar ile doğru bir harekete dönüşebilecek bu eylemde. Kendilerini bir yere ait hissetme duyguları onları o kadar aciz kılıyordu ki ... "Neyse" dedim sessizce. Giderek artan kalabalıktan ayrılırken eskiz ile ilgili ne yapmam gerektiğine kafa yormaya devam ettim. Zarar veremezdim çünkü bir emek ve yılların değeri vardı içinde ama basit bir şekilde saklayamazdım da . En sonunda aklıma sandığa koyup gömmekten başka bir şey gelmemişti.

Kasaba gidecek ve kitabı , kimsenin bulamayacağı bir yere gömecektim. Kasabadakiler çoğu şeyi umursamayan insanlardı zaten. Dikkat çekmezdi. Ama bir araca ihtiyacım vardı.

Ben kalabalıktan ayrıldığımı sandıkça yeni insanlar gelip kendimi yeni bir kaosun içinde bulmama sebep oluyorlardı. Nereden bir araç bulabileceğimi düşünürken gözüme ; sakatlanmış bir kız çocuğunu yerden kaldırmaya çalışan , ortalamadan biraz daha yaşlı bir adam takıldı. Nedenini anlayamadığım bir biçimde yardım etmek geldi içimden. Yanlarına gittim ve ayağı sakatlanmış baygın kızı sırtıma aldım.


İsmini bilmediğim adam: Çok teşekkür ederim beyefendi. Ben Martuh . Sizin adınız nedir?

Fedai: Fedai. Nereye gidiyorsunuz.

Martuh: Arabamız ileride. Şehirdeki olaylardan dolayı kızımı kasaba götürüyordum.


Parmağı ile ilerideki bir noktayı gösterdi ancak giderek artan kalabalıktan dolayı bir şey olup olmadığı belli olmuyordu ama bu benim kasabaya gitme yolum olabilir.

Fedai: Ben kızını arabaya götürmene yardım edeyim sende beni kasabaya götür.

Martuh: Tamam , anlaştık.


Bir ordu gibi sokağa dökülmüştü insanlar , yanlarına aldıkları silahlar ile. Bu gece gerçekten şehir kana bulanabilirdi. Bu sivil orduyu yararcasına Martuh`un gösterdiği yere doğru ilerledik. Bir süre sonra kalabalığı sonunda aşmayı başardık ve arabada görünürde idi. Küçük de olsa omuzlarımda birini taşıyarak o kalabalığı aşmak cidden beni yormuştu. Çocuğu nazikçe arka koltuğa oturttum. Nasıl bir kaza geçirdiğini bilemiyordum ama şuan zedelenmiş bir bacağa sahipti ve baygındı. Bildiğim şey ise bunun başına gelmesinin sebebi o kalabalıktı. Gerçekten de komikti. Ancak kimse gülmüyordu. Bizde arabaya bindik ve yola koyulduk. Ben bir süre daha bu durumu düşünmeye devam ettim. Sorsak oradaki insanlara ; çocuklarının geleceği için endişeliler , şu bu haklarını falan çaldılar vesaire vesaire. Pek çoğu , uğuruna mücadele verdikleri şeylere sahip çıkmaktan bile acizdi. Daha önce de dediğim gibi sadece var olmak için varlar. Kendi aciz hayatlarından ve beceriksizliklerinden uzaklaşıp kendilerini bir yere ait hissetmek için şuan birilerine sıkmaktan bile korkmayacak kadar acizler , zavallılar. Kendileri olmaktansa başka biri olmak onlara çok daha kolay geliyordu ve şimdi o adam hapiste. Bu gece kesin çok kan dökülecek ve bu çok komik olacak.


Artık şehrin dışına , kasabaya doğru giden ana yola girmiştik. Martuh bana dönüp ;


Martuh: Yardımınız için tekrar teşekkür ederim. Kasabaya neden gidiyorsunuz peki?

Fedai: Sadece kısa bir işim var. onu halledip ayrılmayı planlıyorum.

Martuh: Şehre dönmek tehlikeli olabilir. Sizi evimizde ağırlamaktan onur duyarız.

Fedai: Zahmet vermek istemem. Zaten şehre dönmem gerekiyor. Orada da tamamlamam gereken işlerim var.


“Gerçekten bir işim mi var şehirden? “ diye geçirdim içimden . Aslında sadece göstericilerin arsına karışıp tutuklananları ve ölenleri izlemek istediğimden geri dönecektim. Gerçek buydu ama bu ne kadar normal bulabilirdi ki ?


Martuh: Çok meşgul birisi olmalısınız. İsteseniz işinizi halledince sizi şehre ben götüreyim. Benimde bu gece ki işim son işim olacak. Şehir artık çok tehlikeli , kızım ve annem ile vakit geçirmek istiyorum.

Fedai: Sizin işiniz nedir sorabilir miyim?

Martuh: Güvenli güçlerindenim . Bu gün son günüm. Normalde ayrılacaktım işten ancak son günlerde şehir çok karışık. Şu işler bitsin kasabada kızım ve yaşlı annem ile yaşayacağım.


Dur bir saniye . Vay canına . Geçekten çok komik. Keşke bunu dışarıya da yansıta bilseydim ama anlık donmuş bir yüz ifadesi ile öylece kalakaldı.


Martuh: İyi misin?

Fedai: Evet iyiyim. Sadece Güvenlik güçlerinden olabileceğini tahmin etmemiştim ondan dolayı biraz şaşırdım.

Martuh: Bu iş için fazla yaşlandım ama bu gece son olacak.

***

Bir kaç saatin ardından kasabaya vardık. Birbirlerine benzeyen ancak ayrı birkaç evden oluşan , yeşil bir çayıra kurulmuş , şehirden ve toplum hayatından uzaklaşmak isteyenlerin toplandığı küçük bir yer. Yöneticiler buraya pek bulaşmaz , zaten burada da suç işleyecek insanlar gelmez. Toplum tarafından dışlanmış ,fabrikalarda çalışamayacak kadar yaşlı yada sakat bir avuç insan. Bir nevi güvenli bölge gibidir. Sadece akraban varsa , birileri ile dostluğun varsa veya buradakiler için iyi bir şey yaptıysan yerli halkı tarafından kabul edildiğin bir yer. Hem şehre bağlı hem de şehre bağlı olmayan... Araf’ta olan bir yer.

Martuh : Yardımların için teşekkürler Fedai. Evim hemen şurada. İşini bitirdiğin zaman gelirsin. Seni şehre geri götürürüm.

Fedai: Teşekkür ederim. Ben işimi halledince haber veririm sana.


Birlikte arabadan indik ve Martuh kızını alıp evine girdi. Benim ise artık bu eskizden kurtulmam gerekiyordu. Gelmeyeli yıllar oluyordu ama gene de burada dedemin bir evi olduğunu hatırlıyorum. İllaki içerisinde bu kitabı koymak için kullanabileceğim sadık , kutu gibi bir şey vardır. Bir süre hatırlamaya çalıştım evin nerede olduğunu. En sonunda eve giden yolu hatırlamaya başladım. Dedem öleli yıllar oluyordu ve onun ailemizden benden sonra kalan tek kişi olduğunu düşünürsek de karşılaştığımda illaki evinin hangisi olduğunu anlardım. Yaklaşık beş dakikalık sessiz ve temiz hava içeren bir yürüyüşten sonra o derme çatma ev karşımdaydı.


Kapı sıkışmış ve açılmıyordu. Bir iki adım geri çekilip kapıya omzum ile sert bir şekilde vurduktan sonra kapı ile birlikte yere kapaklandım. Omzumu ovuşturarak yerden doğruldum ve direkt karşımda o belirdi. Dedemin ; küçük bir çocukken asla dokunmama izin vermediği , eve girişte kapının karşısındaki raflarda duran orta boylardaki sandık. Sebebini anlayamadığım bir şekilde kimseye dokundurtmaz , içinde ne olduğunu da kimseye söylemezdi. Daha pek çok sebepten dolayı bir süre sonra “Deli bu ihtiyar” demeye başlamışlardı. Sandığı görmemle tüm bunları anımsamaya başlamıştım. Gerçi artık çok da umurumda değil içinde ne olduğu. Bende deli olduğunu düşünenlerdendim zaten. Hatırlıyorum da durduk yere yanıma gelir ve “Sana mirasım olan büyük hazinemi yıldızlara sakladım” gibi şeyler söylerdi. Tabi ki de bu cümleleri beş parasız olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Yavaşça sandığa yaklaşıp elime aldım. Elime alana kadar hiç umurumda değildi ancak açmak için kapağına elimi uzattığımda sanki içinde önemli bir şey varmış gibi heyecanlandım. Açtım. Hiçbir şey yoktu. Bomboştu içi. Yıldız desenleri ile süslenmiş boş bir sandık.

Umursamaz tavrımı tekrar takındım ve evden sandıkla birlikte dışarı çıktım. Evin arkasında deniz , aşağısında ise kayalık vardı. Arka tarafa doğru yöneldim. Evin arkasında bir kürek bir çapa vardı. Yıllardır kimsenin dokunmadığı çok belliydi. Her yerleri örümcek ağı ve pas ile kaplıydı. Küreği elime aldım. Üstündeki kirleri temizledim ve yeri kazmaya başladım. Ufak bir çukur açtıktan sonra eskizi dedemin sandığının içine koyup çukura attım e çukurun üstünü kapattım.

“Bitti.” dedim içimden denize bakarken. Hemen ayrılmadım ama. Tam uç noktaya oturup ayaklarımı aşağıdaki kayalıklara doğru sallandırırken güneşi kucaklayan o denizin inanılmaz görüntüsüne şahitlik ettim bir süre 

***

Kapının ziline bastım. Kapıyı Martuh açtı;


Fedai: Gidebiliriz

Martuh: Tamam birazdan geliyorum.


2-3 dakika sonra ise tekrar dışarı çıktı ve birlikte arabaya binip yola koyulduk.


Akıntıya karşı yüzen bir balık gibiydik adeta. Artık huzuru tatmak isteyen bir kesim hızla kaçıyordu şehirden. Biz ise kana susamış gibi şehre dönüyorduk.


Martuh: İnsanlar gerçekten kafayı yemiş.

Fedai: Neden ki?

Martuh: Baksana. İnsanlar evlerini terk ediyorlar güvende hissedemedikleri için.

Fedai: ....

Martuh: Şehre neden döndüğünü hala anlayamadım ama hava kararınca sokaklarda dolaşmasan iyi olur. Zaten toplaşmaya başlamışlardı biz kasabaya giderken. Gece olunca saldırır bu çakallar.

Fedai: Diyecek bir şey bulamıyorum. Bizi ölüme götüren eski doğamızdan ayrılarak oluşturduğumuz bu yeni doğa yüzünden kaosa sürükleniyoruz. Aynı anda hem haklı hem de haksız olabileceğimiz gerçeğini basit zihinlerde bir mantıkla uyuşmuyor bu da sahiplerini sorun çıkartan kişileri yok etmeye ya da susturmaya meyilli yapıyor .

Martuh: ... Kimsin sen? Yanlış anlama ama hiç de böyle cümleler kuracak birine benzemiyorsun.

Fedai: Bazı şeyleri düşünmek için fazlaca vaktim vardı diyelim.

Martuh : Ama cidden neden döndüğünü merak ediyorum.

Fedai: Bir dostum ile buluşup ona kasabadaki işimi hallettiğimi söyleyeceğim. Başına bir iş açmaması için de bu gece yanında kalacağım. Dediğin gibi gece olunca sokaklar tehlikeli bir hal alacak ve o başını belaya sokmayı seven bir bunak.

Martuh: Baban falan mı , yoksa ...

Fedai: Aile dostu diyelim.

***

Hava artık tamamen kararmıştı ve ben daha önce bu kadar öfkeli bir kalabalık görmemiştim. Aralarından zar zor sıyrılarak beton yığınına varmıştım. İnsanlar yüzlerini bez maskelerle kapatmış , bazılarını ellerinde çeşitli sloganların yazdığı pankartlar, bazılarının ellerinde ise çeşitli küçük silahlar vardı. Korku ile kontrol edilen kalabalık insanlar artık öfke ile kontrolden çıkmıştı. Kalabalıktan yükselen sesler arasında ben beton yığının içine girmiş , hızlıca ikinci kata çıkmıştım ancak Elgin burada değildi. Var olan üç beş eşyasını da burada bırakıp gitmişti. Bir müddet öylece kalakaldım. “Nereye gitmiş olabilir ki?” sorusunu düşünmeden edemiyordum. Kitaplarının olduğu kolilere doğru yöneldim. Bunları yanında götürmemesi beni asıl endişelendiren şeydi. Normalde de sürekleri burayı terk eder , birkaç gün ortalıkta görünmedikten sonra tekrar geliri ama her seferinde kitaplarını da yanına alırdı. Bu kadar çok kitabı nasıl yanında taşıdığını asla anlayamazdım ama o hep bunu yapardı. Bu sefer ise hepsi buradaydı ama o yoktu.


Dışarıdan gelen kaos sesleri giderek yükseliyordu ve ben burada daha fazla zaman kaybedemezdim. Yükselen saçma sloganlar ve tüm o bağırma ve çığlıklar arasında kaosun kokusunu almak istiyordum. “Geçmişini bilmeyen cahillerin , kendilerini yok eden atalarına hasreti”. Sonuçta kendimizin gelecekte oluşturabileceği hüzne , öfkeye , kine karşı dayanıklılığı günümüzün hüznüne , öfkesine , kinine şahit olarak kazanırız. Aldığımız her darbe vicdanımızı biraz daha köreltir. Duygular insanı insan yapsa da onu zayıf kılan yegane şeylerden biri idi .


Dışarı çıktım. İnsanlar yönetim binasının olduğu yöne doğru adeta akıyorlardı. Öfke ile taşmış ve şimdi tüm zalimleri boğmak için sokakları dolduran bir taşkın. Silah sesleri yükselmeye başlamıştı kalabalıktan. Belli ki polisler durdurmaya çalışıyorlar ve bunu da zor yoldan yapmak dışında bir seçenekleri yok. Göremesem de içimden bir ses başarılı olamayacaklarını söylüyor.


Akıntıya bıraktım kendimi daha fazlasını görebilmek için. İlerledikçe ölmüş veya yaralanmış sivil sayısı giderek artıyordu ama sadece yakınları dönüp bakıyor gibiydi. Çoğunluk ise etrafında dolaşarak sloganlar söylemeye , bağırmaya devam ediyordum. Kendimi tutmaya çalışsam da bazen dayanamıyor ; tebessüm ediyor , etrafımdakilerin dikkatini çekmemek için olabildiğince sessiz bir şekilde gülüyordum. Bu zamana kadar çıkan isyanlarda zalimleri devirmek için bağıran asiler amaçlarını başardıklarında yeni zalimlere dönüşmüşlerdi. Gerçekten bir şeyleri değiştirmek için çabalayan insanlar ise sloganları ve yüksek çıkan sesleri ile değil bilgi ile besledikleri fikirleri ile başarmayı denemişler ve bir noktaya kadar da başarmışlardı. Aynı hataları defalarca yapmaları istemsizce sırıtmama neden oluyordu.


Ta ki bir silah seslerinden bir çok yakınımda duyulana kadar. Tebessümünü saklamaya çalışan yüzüm yavaş yavaş endişeye bürünüyordu ama merakıma yenilip silah sesinin olduğu yöne yöneldiğim. Bir polisti bu. Anlaşılan göstericilerden biri ondan önce davranmıştı. Çok da umursamamıştım yüzünü görene kadar. Bu Martuh`du. Yanına gittim. Daha önce de gözümün önünde can çekişenleri görmüştüm ama uzun zamandan sonra ilk defa karşımda k, kişi için üzülüyordum. Yanına vardım ;


Martuh: Fedai ... Sen misin?

Fedai: Kendini yorma. Seni bir hastaneye götüreceğim. Biraz dayan!


Hiçbir şey demedi. Öksürdü . Sonrada ... Kurşun kalbine çok yakın bir yere gelmişti. Ben Martuh`un cansız bedenin başında dururken kalabalık etrafımızdan akıyordu. Öylece kalakalmıştım. Ağlamıyordum ama artık gülmekte istemiyordum.