Mağduriyet Konforu

Şubat 12, 2026 - 22:18
 0
Mağduriyet Konforu

Hayattaki en büyük hata, kontrol edemediğin şeyler için ömrünü harcamaktır. İnsan çoğu zaman gücünün yetmediği alanlara takılarak kendini tüketir. Hava nasıl olacak, ekonomi nereye gidecek, siyaset kimden yana dönecek, insanlar arkandan ne konuşacak… Bunların hiçbiri senin doğrudan hükmedebileceğin alanlar değildir. Ama zihnini en çok işgal eden şeyler genellikle bunlardır. Sonra da yorgun, öfkeli ve çaresiz hissedersin. Çünkü enerjini sonuç üretemeyeceğin yerlere akıtmışsındır.

Oysa asıl mesele dışarıdaki fırtına değil, içerideki düzenidir. Dünya karışık olabilir; önemli olan senin kafanın içinin sağlam kalmasıdır. Zihin de mide gibidir. Bozuk yemek yediğinde kusarsın. Peki bozuk düşünce, kirli bilgi, sürekli felaket haberi tükettiğinde ne yapıyorsun? Çoğu insan hiçbir şey yapmıyor. Zihnine giren çöpü temizlemiyor, sonra da neden mutsuz olduğunu anlamıyor. Oysa çöp giren yerden gül bahçesi çıkmaz. Ne izlediğin, ne dinlediğin, kime kulak verdiğin; karakterini ve ruh halini şekillendirir. Gündemini başkaları belirlerse hayatını da başkaları belirler.

İçindeki ses en kritik noktadır. O ses seni ayağa kaldırabilir de yere serebilir de. Sürekli seni küçümseyen, hatalarını büyüten, “sen yapamazsın” diyen bir iç sesle ilerleyemezsin. Ama o sesi disipline edersen, en büyük destekçin olur. Hayat dışarıdan önce içeride kazanılır ya da kaybedilir.

Beden de bu işin parçasıdır. Bu dünyada tek bir evin var: kendi bedenin. Ona nasıl davrandığın, kendine verdiğin değeri gösterir. Rastgele beslenip hareketsiz yaşayıp sonra güçlü hissetmeyi bekleyemezsin. Paslanan demir nasıl çürüyorsa, hareketsiz insan da zihinsel olarak çöker. Dik duruş sadece fiziksel bir mesele değildir; zihne verilen bir mesajdır. Omuzların düşükse dünya daha ağır gelir. Dik durduğunda yük aynı kalır ama sen değişirsin.

Çevren ise görünmez bir kader gibidir. Sürekli şikâyet eden, suçlayan, küçük düşünen insanların arasında büyümek mümkün değildir. İnsan fark etmeden yanında en çok vakit geçirdiği kişilere benzer. Enerjini emen insanlara “hayır” demek bencillik değil, özsaygıdır. Herkesi memnun etmeye çalışarak kimseyi kurtaramazsın; en çok da kendini.

Zaman en acımasız gerçektir. Geri alınamaz. Harcadığın her dakika ya seni inşa eder ya da tüketir. Boş uğraşlarla, sana değer vermeyen insanlarla, sonuç üretmeyen alışkanlıklarla geçen zaman birikir ve sonunda pişmanlık olur. Yılın nasıl geçtiğini anlamazsın ama hedefler hâlâ yerinde durur. Çünkü düşünmekle yapmak aynı şey değildir.

Para da benzer bir sınavdır. Miktarından önce yönetimi önemlidir. Paranın efendisi olursan seçeneklerin olur; kölesi olursan kaygıların. Mesele çok kazanmak değil, bilinçli kullanmaktır.

Ve en sonunda şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Kurtarıcı yok. Şartların mükemmel olacağı bir an gelmeyecek. Biri gelip seni hayatın ortasından çekip çıkaramayacak. Ya bulunduğun yerde çürümeyi seçersin ya da kendi hayatını kazıyarak kurarsın. Anahtar gerçekten cebindedir. Kapıyı açmak cesaret ister ama kapının önünde oturup beklemek hiçbir şeyi değiştirmez.

Hayat adil olmak zorunda değil. Ama sen sağlam olmak zorundasın. Kontrol edemediğini bırakıp kontrol edebildiğine odaklandığında güç başlar. Gürültüyü kısıp sorumluluğu aldığında netlik gelir. Bahane üretmek kolaydır; inşa etmek zordur. Ama insanı büyüten tek şey de budur.

Yazan
Korhan KÜLÇE
12/02/2026

Tepkiniz nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Sevdim Sevdim 0
Eğlenceli Eğlenceli 0
Sinirli Sinirli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0
Korhan KÜLÇE Ben; Kelimelerin sessiz ama derin gücüne erken yaşlarda kulak veren; fakat bu çağrıyı kaleme dökmeye ancak yıllar sonra cesaret eden bir anlatıcıyım. Çocukluk ve gençlik yıllarımda sözcükleri biriktirdim; kimi zaman defterlerin kenarına, kimi zaman zihnimin sessiz koridorlarına notlar düştüm. O yıllarda yazmak, bir eylemden çok bir bekleyişti, zamanla demlenecek bir içsel dilin hazırlığıydı. Yaşamın dönemeçlerinde sessizce biriken gözlemlerim ve iç konuşmalarım, sonunda kelimelere dönüşecek olgunluğa erişti. Yazıya geç başlamam bir gecikme değil, anlatacaklarımın derinleşmesine vesile olan uzun bir iç yolculuktu. Kalemimden dökülen metinlerde bu yolculuğun izleri açıkça hissedilir: kelimelerim acele etmez, duygularım yüzeyde gezinmez; her cümlem, yıllar boyunca içimde taşınmış bir düşüncenin ağırbaşlı yankısıdır. Benim dünyamda zaman yavaşlar, sesler usulca belirir; okur, hem kişisel hem evrensel bir anlatının kıvrımlarında kendi yolunu bulur. Kitaplarım… Onlar, içimde uzun yıllar sessizce yankılanan seslerin kâğıda bürünmüş hâli. Bir gecenin ortasında fısıldanan bir cümleden, bir sabahın ilk ışığında doğan bir düşünceden süzülüp geldiler. Her biri kendi zamanında, kendi mevsiminde yazıldı. Kimi bir yağmurun ince sızısıdır, kimi bir rüzgârın taşıdığı uzak bir hatıradır. Kelimelerimin arasından geçerken, belki kendi hikâyene benzeyen bir yankı duyarsın. Çünkü ben yazarken çoğu zaman kendime değil, sessizce bekleyen o görünmez okura seslenirim. Kitaplarım, yalnızca satırlardan ibaret değildir; onlar, kalbimin sakladığı seslerin, yıllarca konuşmayı bekleyen duyguların suretleridir. Ben sustukça onlar konuşur. Ben geçtiğim yerlerden uzaklaşsam da, onlar orada kalır, kelimelerin vefalı bekçileri gibi. Kitaplarım; Defne'nin Hikayesi - Fethiye'nin Sırları ve Kayaköy'ün Fısıltıları Elif'in Hikayesi - Gölgedeki Kadın Ece'nin Hikayesi - Güneşin Gölgesindeki Sır Alice'in Hikayesi - Küçük Bir Kalbin Yolculuğu Özlem'in Hikayesi - Zeytin Gölgelerinde Bir Tohum Farklı Hayatlar, Farklı Hikayeler İlişkiler Hakkında - 1 Biri Görür, Öteki Hisseder - Şiir Kitabı Sen de Haklısın Korhan KÜLÇE