Ölüm Kapanı

Pişmanlık, vicdan ve yüzleşme... Ruh öldüğünde beden sadece bir et parçası... Peki kalp?

Ölüm Kapanı

Ölüm Kapanı...

Yaşamayı tutkusu yapan kadın şu an ölmek isteyecek kadar tiksiniyordu kendinden. Onu öldüren kendisiydi çünkü. Kararından pişmanlık duyacağını hiç düşünmemişti ancak düşündüklerinin ne kadar aptalca olduğunu da geç fark etmişti. Hastanenin arka bahçesindeki kuytuya yönlendirdi adımlarını. Ayak parmakları ayakkabısının içinde sinirinden kıvrılıyordu. Bahçe duvarının önüne gelince ise kendini yere atıp parmaklarını yere sapladı. Planlarını sonuca vardırmıştı. Neden yanlış olduğunu hissedip acı çekiyordu? Ne, acı mı? Hayır, hayır hayır acı değil. Canı acımıyordu onun. Peki bu kalp yakıcı his de neydi? Bir süre başı eğik, nefes alamaz halde durdu öylece. En sonunda kendini geriye atıp sırtını duvara yasladı ve kapalı gözlerinden yaşlar damladı. Bir kere hıçkırdı, tüm bedeni sarsıldı. İkinci hıçkırığı sonuncuydu ve kendine acıdı. Hipnozunu ani planlara alet etmemeliydi. Onu da kullanmışlardı belki ama sonuçta kendi aklı vardı. Yapmamalıydı. Onun öldürdüğü kardeşinin yasıyla onu ölüme itecek olan hipnozunu yapmıştı. Belki o canını acıtmamıştı ama 'ruh öldüğünde beden sadece bir et parçası...' ikisi de biliyordu bu repliği. Belki beyni ölmeden önce anlamıştır ona yapılanları ancak ruhu intiharına engel olamamıştır. Yası düşüncelerinin pençesini bıraktığında farkına varmıştı yaptığının. Onu yaşatmak istemişti ancak daha o an öldürmüştü onu zaten. Sırtını dikleştirdi. Göz yaşlarının ıslak izini saymazsak toparlanmıştı. O da ölmeliydi yakın zamanda. Aldığı tüm yanlış kararlar ve tüm sapmış düşünceleri gömülmeliydi. Ancak yapması gereken son bir şey vardı. Gerçekleşecek son aptalca plan hem intikamı hem intiharı olacaktı.