Zorba ve Irk

Hiç bir başkasının sırrını ölesiye merak ettiniz mi? Zaman zaman öyle bir istek gelse de, özel deyip geçiyoruzdur muhtemelen...

Zorba ve Irk

Hiçbir başkasının sırrını ölesiye merak ettiniz mi? Zaman zaman öyle bir istek gelse de, özel deyip geçiyoruzdur muhtemelen. Sanki kendimizde sakladığımız onlarca sır yokmuş gibi. Bazen sırlarımız açığa çıkacak diye ödümüz kopuyor. Belki komik, belki hüzünlü sırlarımız var. Gizli kalması gereken, delillerini çoktan yok ettiğimiz bu sırlar, bir bir ortaya çıksaydı ne hissederdiniz? Utanç? Korkunç? Aptal? Hüzün?..

  Elbette hepimizin olmuştur ortaya saçılmış birkaç sırrı. Hadi itiraf edelim, hepimiz o meşhur 'yerin dibini' görmüşüzdür.

*

  Soğuk duvarlarla çevrili bir odanın içerisindeydiler. Birkaç arkadaş, birkaç kendini bilmez ve o.

  O, iyi birisiydi. Yani galiba... Kimse tanımak istemedi onu. Belki de tanımaktan korktular.  Kimseye kötülüğü dokunmamıştı, en azından. Bu dört duvar arasındaki hiç kimseye...

  "Allah'ım çok mutsuzum ben burada." Kısa gülüşmeler... "Kimse sevmiyor beni. Hep dışlanıyorum. Kimse beni arasına kabul etmiyor." Birkaç kıkırdama ve mahçup gözler... "Tek bir arkadaşım vardı, o da gitti, kimse kalmadı yanımda. Kimse konuşmuyor, dalga geçiyorlar benimle."    Mahçup gözlerin sahibi kızıyordu. Günlüğünü yabancı ellerden almaya yelteniyordu ama nafile... 

  Kız, günlüğü alay ederek okumaya devam etti. Eski, yıpranmış defteri, sanki kendine ait bir şeymiş gibi avuçlarının arasında sımsıkı tutuyordu.

  O, yeniden günlüğünü almaya yeltendi. "Dalga geçmen bittiyse artık geri verir misin?"

  Alaycı kız dudaklarını büzüp arkasını döndü. Defterin bir sayfasını çevirdi hoyratça. Günlüğü okumaya devam etti. "Aşık oldum." Alaycı kızın yüzünde sinsi bir gülümse peydahlandı. Bütün gözler günlüğün sahibine çevrildi. Elinde olsaydı yerin dibine girmek isterdi. Kıpkırmızıydı ve gözlerini utançla kaçırıyordu. Ve evet, aşık olduğu kişi şu an, bu dört duvar arasındaydı.

  "Ah işte en merak ettiğim kısım başladı." Kız sabırsızlıkla yerinde kıpırdandı ve okumaya devam edeceği sırada, odanın kapısı açıldı ve içeriye giren orta yaşlı kadın ile bugünkü zorbalığın sonuna geldi. Utanmaktan kıpkırmızı olmuş yüzüyle defteri ilk fırsatta eline alıp yerine oturdu.

  Bu uğradığı ilk zorbalık değildi. Son da olmadı. Belkş de bilinen bilinmeyen, çok fazla haksızlığa uğradı.

  Bir sebebi var mıydı, peki?

  Hayır...

  Etnik kökeni farklıydı. Hakkında tek bilinen buydu. Aynı çatının altında, aynı gökyüzüne farklı pencerelerden bakmak dışında, kimsenin ondan bir farkı yoktu. Varsa bile nereden bilsinler ki? Kimse ona hiç kendini tanıtma fırsatı vermemişti. Bu da bir zorbalıktı aslında. O zamanlar ona bakmıştı herkes sadece, görmek kimsenin aklına gelmemişti. Nasıl kırıldığını, nasıl üzüldüğünü, kendini nasıl yalnız hissetiğini görmemişti kimse.

  Belki de gün geldi, aynı pencereden, aynı gökyüzüne baktı, o dört duvar arasındaki herkes ama artık farklı çatılar altındaydılar.

 Çünkü bir gün mutlaka, herkes kendi kalbinin ekmeğini yer.