Felsefe, Hayatın Yolu - Bölüm 8, Zenon (Elealı Zenon)

Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış Ezop’un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı?

Felsefe, Hayatın Yolu - Bölüm 8, Zenon (Elealı Zenon)

Zenon ismini duyduğumuz anda ilk akla gelen onun paradokslarıdır; Akhilleus ve Kaplumbağa, Yarışçı, Ok, Hareketli Sıralar…

Elea Okulu filozoflarından olan Zenon, Parmenides’in öğrencisidir. M.Ö. 490-430 yılları arasında yaşamıştır. Onun hakkındaki bilgilere Platon'un “Parmenides” diyalogu ve  Aristoteles’in “Fizik” adlı eserlerinden ulaşıyoruz.

Peki, neymiş bu meşhur paradoksları? Ve neden düşünmüş bunları?

Öncesinde tabii ki temel bir soru var; Paradoks nedir? TDK’nin tanımı, “Düşünceler arasında tartışmaya açık, kesin bir yargı içermeyen karşıtlık”tır. Türkçede yanıltmaç, çatışkı, çelişki olarak da ifade ediyoruz. “Paradoks” (paradoksos) doğru görünmekle birlikte gerçekte çelişki barındıran ya da sezgiye aykırı sonuçlara yol açan ifade ya da ifadeler topluluğu olarak da tanımlanır.

Hatırlayacağımız üzere Parmenides varlığın Bir, bütün, değişemez, hareket edemez olduğunu söylemişti. Pythagorasçılar ise varlığın sonsuz sayıda küçük parçacığa bölünebileceğini ileri sürmüşlerdi. Elea Okulu mensubu, mantıkçı bir filozof olan Zenon, hocasının izinden gider ve onun görüşünü ispat etmek için bu paradoksları o tasarlar. Bu sayede diyalektik düşüncenin gelişmesine katkı sağlamıştır. Özellikle değişim ve çokluğun olanaksızlığını ispat etmeye çalışır.

Paradoksları ilk duyduğumuz anda “Ne yani soru bu muymuş?” ya da “Ben bu problemlerin benzerlerini okul hayatım boyunca çok çözdüm!” gibi lafları içimizden geçirdiğimiz zamanlar olabilir. Hatta okumaya devam ettikçe “Zihni Sinir”i anabiliriz.  

Hadi bakalım önce çokluğun imkânsızlığını anlattığı paradoksuyla başlayalım. Zenon’a göre bir cisim sonsuz sayıda parçalara bölünürse iki durum ortaya çıkar;

Birinci durumda bu küçük parçalar uzayda yer kaplar. Onların toplamından sonsuz büyüklük oluşturacağı için bu durum saçmadır.

İkincisi ise bu parçalar o kadar küçüktür ki uzayda yer kaplamaz. Büyüklüğü olmayan şeylerin toplamının da büyüklüğü olmayacağı için toplam büyüklük hiçbir zaman oluşmaz.

Her iki durumda tüm var olan cisimlerin sonsuz parçacıktan meydana geldiği görüşü Zenon’a göre saçmaya düşmeden kavranamaz. Yani ona göre bu durum uzamın sonsuz bölünebilinirliğine karşı ispattır.

Zenon’un hareketin var olmadığına yönelik paradokslarından en meşhur olanı “Akhilleus (Aşil) ve Kaplumbağa Paradoksu”dur.

Yunan kahramanı Akhilleus’un ve bir kaplumbağa ile yarıştığını hayal edelim. Tavşan ile kaplumbağanın masalı geldi hemen aklıma, sizinde öyle değil mi? Acaba Zenon kendisinden yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış Ezop’un masalını mı duymuştu da bize bu paradoksu yarattı? Neyse paradoksa geri dönersek Zenon Akhilleus’un kaplumbağaya hiç yetişemeyeceğini savunur (Akhilleus uyuyakalmıyor, yürüyor hep). Akhilleus, kaplumbağaya önceden başlaması için zaman tanır. Malum kaplumbağa yavaş yürüyen bir hayvandır. Akhilleus ise hızlı koşar. Hepimiz biliyoruz ki koşmasa sadece yürüse bile yakalayıp geçer, Zenon da aynı şeyi biliyordu. Ama onun ispatlamak istediği şey farklıdır. Akhilleus’un kaplumbağaya yetişmesi için zamana ihtiyacı vardır. Bu sürede kaplumbağa da yol alacaktır.  Akhilleus’un yine yakalamak için zamana ihtiyacı olacak ve kaplumbağa yine birazcık daha yol alacaktır. Bu durum sonsuza kadar böyle sürüp gider. Zenon’a göre zamanda sonsuz bölünemezdir. Asıl anlatmak istediği duyu bilgisinin yanıltıcı olduğudur.  Asıl bilgi aklın çelişkiye düşmeden ulaştığı bilgidir.

Başka bir paradoks ile anlatmak isterim. Bir yere ulaşmak isteyen bir yolcu önce yolun yarısını, sonra yarısının yarısını, sonra onunda yarısını gitmeli. Esasına bakarsanız en küçük kalan yarısının bile yarısı vardır. Tamamını gitmek için o son yarıyı aşmalı insan.  Ama bu aşma durumda yarısını bitirmiş olduğumuzun kanıtı değil sadece o son yarıyı aştığımızın göstergesidir. Teknik olarak hep bir yarım vardır.

Zenon’un hareketin olanaksızlığını anlattığı diğer bir paradoksu olan “Ok Paradoksu”na da bir bakalım. Zenon’a göre hareket gibi görünen şey, gerçekte zamanın bir anında bir yerdeki durgun cisimlerin toplamıdır. İzlediğimiz bir filmin bir sahnesini düşünerek daha iyi anlaşılabiliyor bu paradoks. Mesela birinin bir bardağı alıp dudaklarına götürdüğü sahneyi düşünün. O hareket tek bir kareden oluşmuyor, birçok duran kareden oluşuyor esasında. Gelelim ok da durum nasıl oluyormuş? A noktasından B noktasına fırlatılan bir oku gözlemlediğimizde, okun, çizdiği rota boyunca her an bir noktada durduğunu fark ederiz. Bu anlarda ok uzayın belli noktasında olan, ancak diğer noktasında olmayan sabit bir konumdadır. Zenon’a göre bu durumda da yine duyularımız bize yanıltıcı bilgi verir, sanki oku hareket halinde algılarız.

Sonuç olarak Zenon’un paradokslarıyla anlatmak isteği şey çelişkisiz, açık/seçik ve kesin kavramlara ulaşmak üzere takip edilecek yolu gösteren öğretisini doğrulamaktır. Yani akıl bize doğru bilgiyi verir, duyular değil.

Zenon felsefe yolunda karşımıza geniş düşünce sistemiyle karşımıza çıkmasa da onun yaratmış olduğu bu tür paradokslar iki bin yıldan fazla bir süredir pek çok filozofun, matematikçinin ve fizikçinin ilgisini çekmiştir. Onları şaşırtmış, meydan okumuş, çileden çıkartmış, eğlendirmiş, etkilemiş ve ilham vermiş. Bunlar arasında Platon, Aristoteles, Hengry Bergson, Bertrand Russell gibi pek çok ismi sayabiliriz.