Mektup

Sadece o küçük penceremde başladı herşey,senin bana ilk kez gözüktüğün o pemceremde

Mektup

Herzaman ki gibi için'de gezinen hisselerini güzel yüzüne yansıtmayan bir ifadeyle, kitapları karıştırıyordu bayan S. Gözüne yeşil cilt çekilmiş üstünde ne bir isim nede bir künye bulunmayan küçükten bir kitap ilişti,yavaşca kitabın ilk sayfasını açtı, önüne aniden kalın bir zarf düştü.Zarf'ın da üstünde hiçbirşey yazılı değildi.Bu bayan S.'i biraz şaşırtmıştı.Aslında hergün hemde hergün kitaplığında ki kitapları karıştırır ve incelerdi ama nedense bu kitap hiç dikkatini çekmemişti.Yerdeki düşen zarfa uzanıp,sıkça oturup kitap okuduğu kahverengi deri koltuğuna çöktü Ve yavaşça zarfı açıp okumaya başladı;

"sana bu yazdıklarımı anlatmayı çok isterdim ama hayatın sanki insanı zincire vurmuşçasına yönlendirmesi yüzünden hiç ama hiçbirzaman söyleyemedim.Şimdi yine o kahverengi koltuğundasındır umarım,yine hiçbir mimik ve ifade oluşmamıştır o güzel çehrende.Lütfen  şaşırma ve korkma sevgilim. seni çok iyi tanıyorum,belkide bu yüzdendir sana ulaşamamam. Seni senden daha iyi tanıyabilecek kadar sevmem ve hiçbir zaman kendimi sana tanıtabilecek cesaret sahip olamamam.Sana kendimi tanıtmak istemiyorum çünkü tanıtsamda aklında kalabilecek biri olmadığım için hatırlamayacağına o kadar eminim ki.seni 12 yıl boyunca uzaktan, masumiyetle, utangaçlıkla, korkaklık ve özgüvensizlikle sevdim.Bana neden beni sevdin diye sorma, bunun hiçbir sebebi yok çünkü sen bir neden ve sonuca bağlanamayacak kadar özelsin benim için.Seni ilk kez Viyana'nın dar sokaklarında gördüm, o kadar kendinden emin ve güzellikle salına salına yürüyordun ki belkide ilk anda sana vurulmuştum,bense hiç fark edemeyeceğin bir yerdeydim. O dar sokakların ve şehrin bütün kasvestinin arasında sıkışıp kalmış, küçük bir ayakkabı tamir dükkanındaydım.Sen salına salına yürürken, bense elimde ki siyah kunduraları tamir etmekle meşguldüm. Hayatın insana ne getireceği belli olmaz, işte o siyah kunduraları tamir ettiğim sırada elime vurduğum çekicin acısıyla kafamı kaldırdığım anda gördüm seni,gördüğüm anda bütün acı hissiyat'ı bir anda yokolup gitmişti,o an bana acıyı unutturacak kadar güzel'din.Gözlerim sende takılı kalmıştı sadece sende,öylesine dalmıştım ki sana; o küçük penceremden zarif adımlar eşliğinde yavaş yavaş kaybolduğun sırada bile gözlerimi ayıramadım.O gün işten çıkıp eve geldiğimde senin hayalin eşliğinde yatağıma girdim.Evimiz küçüktü,gecekondu'dan bozma bir evdi,o güzel Viyana'nın görünmeyen yerindeydi.ben sana 16 yaşımda aşık oldum S. en çocukca hislerim ve gençlikteki cesaretimin zirvede  olduğu sırada,senin hayalin ile koca bir adam oluyordum sanki.O gün gözüme uyku girmedi,bir sağa bir sola dönüp durdum ve sabah yine bitkin bir şekilde ayakkabı dükkanına geldim.Aslında bütün gün o dar sokaklarda gözüm seni aradı,her saniye o kadar çok farklı simaların geçtiği sokağa baktım ki akşama kadar sadece 5 ayakkabı tamir edebilmiştim.Ustam bana göz ucuyla bakıp bakıp durdu,beni çok severdi,çalışkan bir çocuktum ama o gün hicbir iş yapamamıştım ve bu onu biraz kızdırmıştı.Biranda bana haykırdı"hey,ne bu sokakta aradığın senin,önümüzde bir sürü iş var ve  sen hala o saçma sokağı izliyorsun" Hiçbirşey diyemedim kafamı tekrardan önümdeki ayakkabı tamir makinasına eğip çalışmaya devam ettim.Sen o kadar aklımdaydın ki bu durum beni korkutuyordu aslında,çünkü hersaniye seni düşlüyordum.o küçük penceremden geçtiğin  an sanki bir sinama şeridi gibi aklımdan geçip duruyordu.Yine Viyana'yı daha güzel gösteren yağmurlu bir havada bir gözüm ayakkabıda bir gözüm sokakta işimle meşgülken,o sinama perdesini anımsatan pencereme sen geldin. Elinde simsiyah bir şemsiye vardı, o güzel başına taktığın şapka kumral saçlarında ayrı bir güzel duruyordu,ellerin sımsıkı yapışmıştı şemsiyene,gözlerin dimdik sokağa meydan okurcasına bakıyordu.Bana neden bu anıları bu kadar iyi hatırladığımı sorma S. İnsan kendi kaderini yaşarmış,bense senin hayalin ile kendi kafamda kurduğum kaderimi yaşıyordum,nasıl unutayım ki? İnsan kaderini yaşama mecburiyetindedir,bense hergün kendi kaderime cüretkâr bir şekilde seni fısıldıyordum.İşte o gün imkansız bir olaymış gibi gözünü çalıştığım dükkana çevirdin,gözlerinde ki ateş beni bir mum gibi eritmişti.Kapıyı yavaşca açtın"merhabalar,Ayakkabımın topuk kısmı sürekli yürüdüğüm yollarda kayıyor,acaba herhangi bir şey yapabilirmisiniz?"Hiçbirsey söyleyemedim sana karşı,adeta dilim kenetlenmiş,kelimeler boğazımda düğümlenmişti.Sadece sana baktım sonra ustam konuşmaya başladı"eğer sizin için sorun olmazsa ayakkabıyı bana uzatırmısınız hanımefendi,bir incelemek isterim"Sen tabi deyip karşımda ki sandalyeden bozma tabureye oturdun ve zarif ayaklarından o topukları minicik ayakkabını çıkardın.Gözlerim hala senin büyülü güzelliğin etkisindeydi.Hâla gözlerime inanamıyordum, tam karşımda bütün zerâafetinle oturuyordun.Ustam'ın bana seslenmesi ile birlikte gözleri mi senden ayırabilmiştim"Oğlum bunların altlarına birer macun çek sonra temizleyip hanımefendiye ver"Elime senin o pahabiçilmez ayakkabılarını uzatıyordu ustam,ne kadar sevinsem az gelirdi bu ân için.Hemen ayakkabıları alıp işime koyuldum,sanki bir sanaatkar edâsıyla  özenle tamir ediyordum,o sırada bir gözümde sendeydi;kollarını dizlerinin üzerine koymuş,başını ellerinin avuç içlerine dayamış bir şekilde dışarıda ki yağan yağmuru izliyordun. Bir yana da seninle daha fazla aynı ortamda vakit geçirebilmek için işimi o kadar fazla uzatıyordum ki bu ustam'ın dikkatinden kaçmamıştı"Hadi be oğlum bekletme hanımefendiyi,biraz acele et"bu talimattan sonra işimi,içim el vermeyerekten'de olsa biraz daha hızla koyuldum. Ayakkabıları tamir edip sana doğru uzattım"Teşekkür ederim"deyişin hala o anki gibi aklımdadır.Sen o küçük dükkandan çıktıktan sonra ustam'a bir maâzeret uydurup işten kaçmıştım,amacım seni takip etmekti.Halâ o çocukça davranışıma gülerim.Ellinde şemsiyenle dükkandan iki sokak uzaklıkta ki bir kitapçıya girdin,yavaşça dükkanın pencerisinden seni izlemeye koyuldum.O kadar güzel incelikte ilgileniyordun ki kitaplarla,her bir kitabın kapağını açtığında ki dudakların'da ki masum tebessüm,bir tabloya dokunur gibi kitaplara dokunuşun,o koca koca kitaplarla dolu rafların arasında ki süzülüşün,bana dışarıda ki yağan yağmuru unutturuyordu.Üstüm sırıksıklam kalmıştı o gün, baştan ayağı sırılsıklamdım hem yağmur ıslatmıştı beni hemde senin aşkın.Kitapçıdan çıktıktan sonra onun iki apartman yanında ki bir yalıya girdin,işte ozman bir imkansızlık deryasına attığımı anlamıştım kendimi.En acısı'da neydi biliyormusun seni o yalı'dan gözlerim ile uğurladıktan sonra,o gecekondu gibi evime girmekti.Artık işten çıktıktan sonra hergün seni izlemek için evinin önüne gidiyordum,şehrin küçük dar sokaklarına bakan penceren herzaman açıktı.Genellikle saat 8 sularında pencereden ucu hafiften gözüken kahverengi koltuğuna oturuyordun,saatlerce orada oturuşun ve benim karşı kaldırımda seni o saatlerin yıllara büründüğü bir evrende izleyişim.Vakit böyle aktı durdu bayan S. biz insanların hayellerini,beklediklerini ve telaşlarını umursamadan aktı,yaşım artık 21'di kocaman bir genç olmuştum artık,senin o pencerin baktığı sokakta'da büyüdüm desem yalan olmaz'dı.Senin haftada 3 kez mütemâdiyen kitapçıya uğraman ve hergün o aldığın kitapları okuman,beni'de bir okuma aşığı yapmıştı.Neredeyse bütün kazandığım paraları sırf seninle eş değer olabilmek için kitaplara harcıyordum.O kadar çok kitap okuyordum ki kendime ait bir kütaphane bile kurmaya başlamıştım.Kitapları okurken hep altında çizdiğim yerlere senin baş harf'ini eklerdim.Şimdi işte bu elinde ki  zarfın çıktığı kitap benim o kadar okuma emeklerimin karşılığı olduğu şiir kitabım. İçinde ki bütün şiirler sana adânmıştı,hayatım gibi.Bir gün seninle benim'de sayem ile kitapçıda karşılaştık,benim sayemde diyorum çünkü hersaniye o ân için göz kolluyordum.Elinde bir kaç kitap ile rafların arasında dolaşırken yavaşça yaklaştım sana bir esintinin yaparağa yaklaştığı gibi.Oscar wilde'nin Reading zindanı baladı kitabının önünde durdun,zarif parmaklarını kitaba uzatıp yine aynı tebessümle incelemeye başladın"Şair oscar wilde'nin son kitabıdır kendisi, asılmak üzere olan bir mahkumu ve cezaevinde ki olayları 109 bentlik şiir şeklin'de anlatır.Tavsiye ederim"hafif irkilmeyle birlikte o toprak kadar kahverengi gözlerini bana çevirdin,sanki kim bu yabancı edâsıyla bana baktın ve şu kelimeler döküldü ağzından."Galiba kitaplar hakkında fazla bilgilisiniz,şiirleri severim cidden" ve yine o güzel gözlerini kitaba çevirdin"Evet kitap okumaya bayılırım,hele ki konu şiirler olunca bambaşka bir ilgiyle yaklaşırım kitaplara"yine hafif bir tebessümle gözlerini bana çevirdin,sanki bayılacak gibiydim bakışların altında."İsminiz bana bağışlarmısınız beyfendi?"Heyecandan kekelediğimi mi bile farketmeyerek cevapladım sorunu"Andrew,Andrew terrie"

yavaşça elini bana uzatıp"Memnun oldum andrew bende sonia"ilk kez işte ozman temas edebilmiştim o güzel vücuduna,ellerin bir tüy yumuşaklığınday'dı hiç bırakmak istemedim.Bir iki ayak üstü sohbetimizden sonra bana yine görüşelim diyerek çıktın kitapçı'dan ve herzaman ki gibi bana senin gidişini izlemek düşmüştü ardından, İşte böyle böyle seninle birkaç anılar girdabı ile tam 12 yıl boyunca  sevdim ve hala daha sevmeye devam ediyorum.Elinde ki kitabı sana vermek çok zor oldu,kitabçıyla uzun bir süredir olan dostluğumuz sayesinde aslında.Kendim ayakkabı tamiri işiyle uğraştığım için kitabın ciltlemesini kendi emeğim ile yaptım bu yüzden ne bir künyesi ne de bir ismi var.Kitapçıya hergün yalvararak bu kitabı aldığın kitapların arasına saklamasını istedim zorda olsa en sonunda kabul etti ve bu sayede kitap ile mektup sana ulaşmış oldu.Aslında bunu yapma cesaretini kendinde nasıl buldun diye sorsan bilmiyorum derim,nedense hep içimde acaba seninde bana karşı hisserin var mı diye düşündüm,çünkü hep seni takip ettim ve hiçbir erkekle dolaştığını görmedim.Aslında buda beni sana karşı cesaretlendirmiş olabilir,insan sevince ne kadar cüretkâr olabiliyor dimi?Beni lütfen yanlış anlama S. sana bu mektubu yazmam gerekiyordu,ya yazmayarak kendimi tüketicektim ya'da yazarak içimdekinleri.Uzun bi müddetten sonra sana yazmaya böyle karar verdim işte,eminim beni anlarsın.Sana mektubu bitirirken bir şiir daha hediye etmek istiyorum.Oscar vilde'den bahsedince bir anlık ilham ile döküldü satırlara. 

Sen yıldızların seyrine daldığın biranda,

Sırtına uzanır zarifce bir el;

Önce anlamassın ne olduğunu,

Tâki acı bir his dokunana kadar yüreğine.

Dönmek istersin ardına,bakmak istersin

Fakat kalbine uzanmış o hançerin,

Batmasıyla,

Ancak dizlerinin üzerine çökersin.

Sanki yıldız ve ay son bir iyilik için,

Düşürür hainin gölgesini üzerine.

Kapkara bir süliet durur önünde.

Konuşmak,bağırmak,görmek istersin

Fakat ağzına dolan kan,

Susturur seni.

Bunca yıl göremediğin şey;

Bir karanlık olunca,

Göstermez kendini.

Serilirsin toprağın soğumuş bedenine,

sarılırsın ona bir evlat şevkatiyle.

Sıkarsın kumları elinin titremesiyle,

Gözlerin takılı kalır, hainin gölgesine.

Ruhun ayrılırken kaskatı bedeninden,

Bakarsın sırtındaki hançerin failine.

Anlayamadın hala değil mi,

Hainin kendin olduğunu.

Anlayamadın değil mi,

Hançerin aşk olduğunu.

Anlamayadın değilmi,

Katiline vurulduğunu.

Tıpkı oscar wilde'nin dediği gibi;

"Herkes öldürür sevdiğini"

Ve bir ölüm ancak bu kadar

Güzel olabilir'di. 

Belkide o küçük pencerenden bir kez olsun kafanı çevirirsen beni görürsün,sevgilerimle bayan S.

                                                            Andrew"

Kafasını elinde ki mektuptan ayırıp sokağı gören penceresine çevirdi bayan S. ve Andrew'i ilk kez ozaman farketti.Gerçekten'de onu izliyordu,tebessümle ile bakıyordu bayan S.'e ve ikisi uzun bir süre o küçük pencereden birbirlerine baktılar.Belkide aşklar bir pencereden bakılası kadar yakındır bize.İste asıl mesele o penreye nasıl bakıcağımızdaydı,tüm aşıklar o küçük delik kadar yakındırlar birbirine...