Ali'nin Dolu Cebi

Cebinden yırtılmış mendilin bir parçasını çıkardı. Ucu hâlâ sivriydi. Burnuna soktu, karıştırdı. Çıkardığında...

Ali'nin Dolu Cebi

Ali kaldırımın kenarına oturmuş elindeki kâğıt mendile bakıyordu. Tam ortasından iki parmağıyla tuttu. Boşta kalan kenarlarını diğer eliyle tutup sağa doğru birkaç tur çevirdi, bıraktı.  Hah, kocaman çiçek oldu. Ağabeyi Mustafa ve maç yapan arkadaşları fark etmesin diye çiçeği ikiye yırttı. Ayağa kalktı, parçaları boş cebine soktu.

- Abi, beni ne zaman alacaksınız? Bağırdı maç yapanlara doğru.

Mustafa cevap veremeden önce;

- Hiçbir zaman, diye seslendi kaleci ve yere okkalı bir tükürük fırlattı. Maç yapan çocuklar güldüler.

Ali tekrar kaldırıma oturdu başı önüne düşmüş. Arada bir kafasını kaldırıp hararetle devam eden mahalle maçına göz atıyordu. İnşallah bir araba geçer. Ahanda şuraya park eder. Yola doğru tükürdü.

Cebinden yırtılmış mendilin bir parçasını çıkardı. Ucu hâlâ sivriydi. Burnuna soktu, karıştırdı. Çıkardığında ucundaki yeşil sümüğü gördü. Büzüştürüp yere attı. Ayağa kalktı.

- Abiii, abiii, diye seslendi.

- Ne var lan! Bir maç yaptırmadın abi, abi, abi… Durdu Mustafa, kardeşine baktı. Topun peşinden koşmaya devam etti.

Ali sokağa arkasını dönüp oturdu kaldırıma. Dolu cebi yere dayandı. Yanından küçük bir taş alıp elinde evirdi, çevirdi. Sıkılıp fırlattı. Evin duvarına çarpıp sekti taş. Mendilin kalan parçasını da çıkardı diğer cebinden, düzeltti, baktı. Bi bok yapılmaz bundan. Yine ikiye böldü. Üst üste koydu parçaları. Gemi yapmayı hayal etti. Uçak yapmak geldi aklına. Çok küçük kalmış be! Parçaların fazlalıklarını yırttı. Hah papatya oldu bu. Çiçeğine bakarken başının arkasına yediği şaplakla kafası sallandı, öfkeyle döndü.

- Ne o elindeki lan? Bi bırakmadın beni maç yapayım arkadaşlarla! Terler damlıyordu saçlarından, alnından, yüzünden Mustafa’nın. Abii, abii,abiiii… Bebe misin sen?

- Yok be abi, sıkıldım da.

- Çiçek mi yaptın yine lan!

- Yok ya, sümük yakalayıcı, dedi Ali. Kâğıdın ortasını sıkıştırdı, incecik yaptı yine, burnuna soktu gülerek.

Ağabeyi de güldü. Ali’nin saçlarının arasına parmaklarını sokup karıştırdı.

- Pis sümüklü. Hadi at lan elindekini. Azıcık misket oynayalım senle.

Ali doğruldu. Diğerinden daha kısa olan bacağının üstüne ağırlığını verdi, dolu olan cebinden rengârenk misketlerini çıkardı, yarısını abisine uzattı.