Kadrajdaki Dünyalar | 9. Kare: Pişti Lakaplılar

Kadrajdaki Dünyalar'ın 9. Bölümü | Çocukluğundan beri fotoğrafçılıkla uğraşan ve bu alanda lisans eğitimi alan Göksel'in çektiği fotoğrafları paylaştığı "kadrajdakidunyalar" isimli bir sosyal medya hesabı vardır. Genç fotoğrafçı bir gün fotoğraf çekimi için gittiği Kadıköy'de eve dönmeden önce bir kafeye oturur, bu kafede sahne alan gencin fotoğraflarını çeker ve sonrasında bir tanesini hesabında paylaşmaya karar verir. Fotoğrafı paylaştığı günün akşamında mesaj kutusuna düşen bir mesaj her şeyi değiştirmek üzeredir.

Kadrajdaki Dünyalar | 9. Kare: Pişti Lakaplılar

Güne erken başlayan Göksel kahvaltısını ettikten sonra salona geçti. Koltukta uzanırken sosyal medya hesabına girdi. Sabah uyanır uyanmaz yaptığı ilk şey Gökhan’la olan mesajlaşmasını açıp dün akşamın bir rüya olmadığından, gerçek olduğundan emin olmak olmuştu. Şimdi de mesajlar sayfasına girip en üstte duran sohbete baktı. Gökhan Uygur’la olan sohbeti orada duruyordu ve genç adam profil fotoğrafından kendisine gülümsüyordu.

Ona günaydın mesajı atmalı mıydı?

Onunla sohbet etmeye devam etmek, hakkında daha çok şey öğrenmek istiyordu ama ona mesaj atmayı şimdilik düşünmeyerek ana sayfasına geri döndü. Birkaç dakika boyunca yeni paylaşımlara baktı, hikayeleri izleyip gönderileri inceledi. Çok severek takip ettiği bir fotoğrafçı yeni bir fotoğraf atmıştı. Onun yeni fotoğrafını incelerken kendisinin hesaba bir süredir hiçbir şey atmadığını düşündü. Aslında elinde bir sürü fotoğraf vardı fakat bu sıralar içinden paylaşım yapmak gelmiyordu.

Galerisini açıp hesabında paylaşmayı düşündüğü fotoğrafları topladığı klasöre girdi. Klasörün en yeni üyesi iki gün önce düzenleme işini tamamen bitirerek kaydettiği ve telefonuna da attığı İstanbul videosuydu. Videoyu açıp baştan izlemeye başladı. Bunu yaparken dün akşam Emrah’ın kendisine söylediklerini düşündü ve bu, videoya daha objektif bakmasına yardımcı oldu. Video gerçekten çok iyiydi hatta kusursuz denilecek kadar iyiydi. Gerek çekim açıları gerek ışık ayarlamaları gerek videoların orijinal sesleri ve Göksel’in eklediği müzik sesi gerekse sahneler arası geçiş muhteşemdi. Bir dakikalık kısa film tadında olan video İstanbul’un öne çıkan yerlerini, hayat koşuşturmasını ve şehrin ambiyansını çok iyi yansıtıyordu.

Genç kadın çok iyi iş çıkarmıştı ve bir süredir bunu ertelese de videoyu bugün hesabında paylaşmaya karar verdi.

Tekrardan hesabına girip yeni gönderi sayfasını açtı ve galerisinden videoyu bulup seçti. Videoyu yayıma hazırlarken yaptığı ilk şey konum bilgisine İstanbul’u eklemek oldu, böylece İstanbul konumunda paylaşılan gönderilere bakan herkes bu videoyu görebilecekti; ikinci olarak da videosuna bir süredir aklında olan kısa açıklamayı yazıp birkaç tane de etiket ekledi.

Caddelerden dolup taşan kalabalığıyla, semalarından eksik olmayan martılarıyla ve hiç bitmeyen koşuşturmasıyla İstanbul günlükleri. #istanbul #turkey #video #videography #videographer

 Videoyu paylaştığında oturduğu yerden sıçradı. “Gerçekten paylaştım!” dedi heyecanla. “İlk videomu paylaştım resmen.”

Ayağa kalkıp bir süre salonun içinde hızlıca yürüdü. Yaşadığı heyecan tatlı bir heyecan olduğu için kendisine bunu sonuna kadar hissetmek için izin verdi. Severek yaptığı bu işin kendisine hissettirdiği bu tatlı heyecan ve gerginliği en az yaptığı iş kadar seviyordu.

“Takipçilerim izleyecek,” diye konuştu. “Arkadaşlarım izleyecek. Akın, Sinem, bölümdekiler; Ahsen, Emrah hatta Gökhan da izleyecek. Ailem izleyecek, tanımadığım kişiler de izleyecek. Tanrı’m!”

Sessizce çığlık attı. Bu kesinlikle fotoğraf paylaşmaya benzemiyordu. Genç kadın en son bir paylaşımı için bu kadar heyecanlı olduğunda ilk fotoğrafını paylaşıyordu ve aradan geçen uzun aylardan sonra ilk kez o günkü heyecanını hatta daha fazlasını hissediyordu.

Bir bardak soğuk su içtikten sonra tekrar koltuğa oturdu ve telefonunu eline aldı. Videosuna şimdiden dört beğeni gelmişti bile. Gülümseyerek arkasına yaslanırken kendisi de videoyu izledi. Bir grup güvercinin kanat çırpıp havalanmasıyla başlayan video gün batımında yavaşça iskeleden uzaklaşan feribot ve kıyıda yürüyen, kameranın önünden geçen insanlarla devam ediyordu. Üçüncü sahnede bir fotoğrafçının vitrinindeki makineler vardı, onu takip eden dördüncü sahnede gitar çalarak şarkı söyleyen bir sokak sanatçısı yer alıyordu. Videonun altı saniyesini kaplayan performansından sonra Göksel’in Galata Köprüsü’nde yürürken etrafı çektiği video vardı ve bu videonun arka planında da sokak sanatçısının çaldığı şarkının sesi kullanılmıştı. Onu takip eden videoda Göksel vapurdan Boğaz’ı ve şehrin iki yakasını kayda almıştı, videonun orijinalindeki dalga sesine kısık sesle çalan müziği de eklemişti ve birkaç efektle videonun görüntüsünü zenginleştirmişti. Denizden sonra Beyoğlu sokakları ve o sokakları süsleyen tarihî binalar kadraja giriyordu. Göksel bu kısımlarda videoların orijinal sesini tamamen kısıp videoda kullandığı fon müziği kullanmıştı. Videonun son sahnesi de İstiklal Caddesi’nde çekilmişti; İstiklal Caddesi’ndeki meşhur kırmızı tramvay kalabalığın arasında yavaşça gözden kayboluyor ve kararan ekranla video sona eriyordu.

Videoyu izlemeyi bitirdiğinde yüzünde memnun bir gülümseme vardı. Videosu gerçekten de güzeldi ve insanlardan alacağı geri dönüşleri iple çekiyordu. Bunun için çok beklemesine de gerek yoktu.

 

***

 

Cep telefonundan bir Athena şarkısının sesi yükselirken tezgâhın başındaki Gökhan da bulaşıkları yıkamakla meşguldü, bir yandan da kadife gibi yumuşacık sesiyle adaşı olan soliste eşlik ediyordu. Özellikle tek kaldığı tatil dönemlerinde ev işlerini yaparken hareketli rock şarkıları ona bu işleri yapması için güç veren tek şeydi.

Tencerenin dibini kafa sallayarak ovalarken ayağıyla da yerde ritim tutmuştu. Tencerenin de yemek kalıntılarından arındığından emin olduktan sonra yıkadığı bulaşıkları durulamaya geçti. Suyun aşırı sıcak olmamasına dikkat ederek musluk başlığını sıcak su tarafına çevirdi ve bulaşıkları durulamaya başladı.

Dinlediği şarkı sakin geçiş kısmından sonra tekrar ivme kazandığında, “Kuralı yok, kuralı yok,” diye şarkıyı söylemeye devam etti. “Hayat senin gibi delisi yok / Yaşıyorum gelişine, takılıyorum kafama göre.”

Şarkının sesi yüksekti, Gökhan da şarkıyı yüksek sesle söylüyordu ve temiz kullanmak yerine solist gibi kirleterek kullandığı sesiyle komşularına adeta mini bir konser veriyordu.

“Yaşıyorum ben kafama göre / Kafama göre / Kafama göre.”

Şarkının can alıcı ve bol gürültülü kapanış kısmında komşuları umursamadan, diyaframına yüklenerek gırtlağını sıktı ve solistle eş zamanlı olarak bağırdı. Temiz sesine göre hiç de yumuşak olmayan ve seksi denilebilecek kadar etkileyici olan kirli sesi hem oturduğu apartmanın tüm katlarından hem de apartmanın olduğu sokaktan duyuldu.

Athena’nın şarkısı bittikten sonra Duman’ın Sor Bana Pişman Mıyım parçası çalmaya başladı. Duman, Gökhan’ın en sevdiği gruplardan biriydi ve bu şarkıları genç adamın en sevdiği ve onda özel bir yeri olan parçalarından biriydi. Gökhan bu şarkıya da eşlik ederek, bulaşıkların hepsini durulayıp kurumaları için bulaşık sepetine yerleştirdi.

Bulaşık işini bitirdikten sonra havluyla ellerini kurulayıp masanın üstündeki telefonunu aldı. Şarkıyı durdurup, müzik dinlediği uygulamayı kapatırken mutfaktan çıkarak salona girdi. Dakikalardır ayakta durarak bulaşık yıkadığı için beli ağrımıştı, kendisini koltuğa atıp uzandı. Çamaşır makinesi durana kadar biraz dinlenmeye karar verdi, sonrasında çamaşırları balkona asacaktı -ki bu onun en sevmediği ev işlerinden biriydi.

Sabah uyandığında sosyal medya hesabına girmişti. Göksel’e günaydın mesajı atmayı düşünse de öncesinde kahvaltı etmek, bulaşıkları ve çamaşırları yıkamak gibi işleri olduğu ve genç kadınla dünkü gibi anlık olarak mesajlaşamayacağı için mesaj atmayı ertelemişti; ana sayfasındaki yeni paylaşımlara bakarak uygulamadan çıkmıştı. Şu an saatler 12.49’u gösteriyordu ve Gökhan hesabına yeniden girdi. Takip ettiği hesaplardan birkaçı yeni hikaye atmıştı fakat Gökhan’ın dikkatini çeken şey ana sayfasının en üstündeki video oldu. Videoyu Göksel paylaşmıştı. Meraklanan genç adam videoyu izlemeye başladı. Bir grup güvercinin kanat çırpıp havalanmasıyla başlayan videonun görüntü kalitesi videonun profesyonel makineyle çekildiğini belli ediyordu. Güvercinlerden sonra kadraja vapur girince Gökhan gün batımında kaydedilen bu videonun ambiyansına hayran kaldı. Bir gülümseme dudaklarına yerleşirken videoyu büyük bir beğeni, hayranlık ve memnuniyetle izledi. Hem açılarıyla hem ışıklarıyla hem odak noktalarıyla hem çekim teknikleriyle hem de videoların üstünde yapılan düzenlemeleriyle bir profesyonelin imzasını taşıyan bu İstanbul videosu kusursuz bir işti.

“Sadece fotoğraf çekme konusunda muhteşem değilmişsin,” diye düşündü. “Sürprizlerle dolusun Gök.”

Videonun açıklama kısmında bir şeyler yazdığını fark edince orayı okudu.

Caddelerden dolup taşan kalabalığıyla, semalarından eksik olmayan martılarıyla ve hiç bitmeyen koşuşturmasıyla İstanbul günlükleri.

Gülümsemesi genişlerken videoyu beğendi. Video yayımlanalı 20 dakika olmuştu ve şimdiden 37 beğeni almıştı bile. Genç adam videonun daha çok kişiye ulaşmasını umdu. Bu muhteşem işi herkes görmeliydi.

Diğer yeni paylaşımlara bakmadan, mesaj sayfasına girip en üstte duran konuşmayı açtı ve parmaklarını ekranda gezdirip mesaj yazdı.

Tünaydın

Videonu şimdi izledim ve tek kelimeyle bayıldım, harika iş çıkarmışsın. Nasıl oluyor da beton yığını olan bu şehri kadrajına aldığında bu kadar muhteşem gösterebiliyorsun?

Mesajları ona gönderdi. Onunla konuşmaya devam etmek, onu daha yakından tanımak istiyordu ve bu video ikisi için de güzel bir aracı olmuştu. Göksel’in fotoğrafçı kimliğinin yanında bir de video grafiker kimliğiyle tanışıyordu ve onun bu çok yönlülüğü ona olan ilgisiyle merakını da artırıyordu.

Gökhan’ın keşfet kısmında gezinerek geçirdiği birkaç dakikanın ardından Göksel ona cevap verdi. Genç adam mesajlara anında atlamamak için bir dakika hesabında oyalandıktan sonra mesajlara baktı.

Tünaydın

Çok teşekkür ederim, bunu duyduğuma gerçekten sevindim. Soruna cevap verecek olursam İstanbul’un beton yığınlarına değil de ruhuna odaklanıyorum ve çekimlerimi de bu ruhu ortaya çıkaracak şekilde gerçekleştiriyorum; düzenleme yaparken de bu ruhu besleyecek şeyler yapıyorum ve sonuç da bu şekilde oluyor diyebilirim. Böyle düşünmen beni mutlu etti

Onun mesajlarını okuyunca gülümsedi çünkü Göksel’in de gülümsediğini biliyordu. Genç kadının gülümseyince yukarı kıvrılan dolgun pembe dudaklarını, kısılan masmavi gözlerini ve etrafına saçtığı ışığı düşününce bakışları yoğunlaştı. Onun yüzünü defalarca kez kafasında canlandırmaya çalışmış, neye benzediğini hayal etmişti fakat geçen cumartesi karşısında gördüğü genç kadın onun tüm hayallerinin ötesindeydi. Gökhan karşısında bu kadar genç ve güzel bir kadın görmeyi beklemiyordu. Göksel’in daha adını bile bilmediği zamanlarda onun sanatçı kişiliği ilgisini çekmiş, onu tanımak istemesini sağlamıştı ve geçen hafta onu kanlı canlı karşısında görünce bu istek artmıştı. Öyle ki bu güçlü isteği bastıramamış -bunu da istememiş- ve onu önce takip etmiş, sonra da mesaj atmıştı. Bu iki adımın son zamanlarda attığı en iyi iki adım olduğunu düşünüyordu.

Yaptığın iş çok kolaymış gibi konuşuyorsun ama bir şeyin ruhunu ortaya çıkarıp onu karşı tarafa hissettirmenin ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Sen bu zor işi başarıp ne kadar profesyonel olduğunu kanıtladın ve sanatçı kişiliğine olan hayranlığımı artırdın

Dürüsttü, içtendi; her zamanki gibi ve böyle olmaktan çekinmiyordu. Saklayacak hiçbir şeyi yoktu.

Özellikle video çekimi ve düzenlemesi konusunda almam gereken uzun bir yol var ama bir başka sanatçıdan böyle iltifatlar almak çok değerli, teşekkür ederim

Göksel’in iki dakika sonra gönderdiği bu mesaj ne kadar alçak gönüllü olduğunu gösteriyordu.

Kendine haksızlık etme bence, o yolda çok emin adımlarla ilerleyip herkesin kolay kolay ulaşamayacağı bir noktaya ulaşmışsın ve bununla gönül rahatlığıyla övünebilirsin

Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra Göksel mesajını gördü. Onun da kendisi gibi evde olduğunu ve yapacak bir işi olmadığını, muhtemelen paylaştığı videoya gelen bildirimleri takip ettiğini düşündü.

Ulaştığım noktadan memnunum ama henüz hedefime yaklaşmış bile sayılmam. Yüksek hedeflere sahip olmak şu an olduğun konumla ilgili memnuniyetsiz hissetmeme yol açabiliyor ama kendime ve bulunduğum konuma gereken değeri vermeye çalışıyorum

Onun ne demek istediğini anladı. Yetersizlik hissini, memnuniyetsizlik duygusunu ve bu ikisinin kişiye ne kadar iğrenç bir baskı yaptığını bundan seneler önce tecrübe etmişti. Çevresinde ona müzik konusunda inanan, destek olan kimse yoktu ve Gökhan da müzik konusunda yetersiz olduğunu düşünüp bulunduğu konumla ilgili memnuniyetsiz hissetmişti. Ulaşmak istediği konuma asla ulaşamayacağını, idolü olan müzisyenler kadar iyi müzik yapamayacağını düşünerek uzun aylar geçirmişti fakat sonrasında neden böyle hissettiğini bulup buna neden olan faktörleri yok etmişti. İnsanların düşünceleri önemini yitirdiğinde genç adam da olmak istediği konuma doğru öncekinden çok daha emin ve sağlam adımlarla yürümeye kaldığı yerden devam etmişti. Şimdiyse yirmi bir yaşına girmek üzere olan genç bir konservatuvar öğrencisi ve müzisyen olarak olmak istediği konumdan sadece birkaç adım uzaklıktaydı. Başarmıştı.

Bulunduğun konum değer verilmeyi kesinlikle hak eden bir konum. Kendine haksızlık etmemelisin Gök

Mesajı ona gönderdiğinde Göksel mesajını anında gördü. Genç kadının konuşma sayfasında beklediğini görmek genç adamı gülümsetti.

Teşekkür ederim, etmemeye çalışıyorum

Sen ne yapıyorsun?

Göksel’in ikinci mesajında sorduğu soru hoşuna gitti. Konuşmayı devam ettirdiğine ve ne yaptığıyla ilgilendiğine göre her şey yolunda demekti.

İzin günüm olduğu için akşam kafeye gitmeden önce ev işlerini hallediyorum. Kahvaltı ettikten sonra bulaşıkları yıkadım, şimdi de çamaşır makinesinin bitmesini bekliyorum

Ona her zamanki gibi ayrıntılarla dolu olan bu mesajı gönderdiğinde Göksel mesajını anında görmedi. Genç adam biraz hayal kırıklığı yaşarken genç kadının arayı çok açmadan kendisine yazmasını umdu fakat işler istediği gibi gitmedi.

Göksel’in paylaştığı videoyu izleyen Ahsen arkadaşını aradığında Göksel bu ani aramaya şaşırarak telefonu açtı.

“Ne yaptın kızım sen?” diye bağırarak konuşmaya girdi Ahsen. “O video da neyin nesiydi? Bayıldım! Ne ara çekip düzenledin? Hiç de haber vermiyorsun.”

Göksel kıkırdadı. “İzledin demek. Çok tatlısın, seni ham diye yerim.”

“Asıl ben seni yerim yetenek abidesi. Hemen videonun arka planını dökül.”

“Yılbaşından beri hoşuma giden şeylerin videolarını çekmiştim, biriktiklerini görünce hepsini birleştirip bir İstanbul videosu yapmaya karar verdim ve ortaya bu video çıktı. Düşüncelerin neler?”

“Dediğim gibi bayıldım,” diye cevap verdi Ahsen. “Çekim teknikleri olsun, sahneler arasındaki geçişler olsun, düzenlemeler olsun, müzik ve ses efektleri olsun her şey kusursuz olmuş. Film tadında olmuş resmen, harika iş çıkarmışsın. Seninle gurur duyuyorum.”

“Çok teşekkür ederim,” dedi Göksel duygu dolu bir sesle. “Bunu duyduğuma çok ama çok sevindim. Paylaşıp paylaşmamak konusunda çok kararsızdım ama şu an iyi ki paylaşmışım diyorum. O kadar motive oldum ki hemen evden çıkıp yeni bir video çekimine başlayabilirim.”

Ahsen bir kahkaha atarken, “Bu kadar yetenekli ve donanımlıyken durduğun hata,” dedi. “Bence bundan sonra daha sık video çekip paylaşmalısın hatta videoların için başka bir hesap bile açabilirsin. Kendini fotoğraf konusunda kanıtladın, sıra videoya gelmiş de geçiyor.”

“Ben tek hesapla zor uğraşıyorum, ne ikinci hesabı hem de video paylaştığım bir ikinci hesap? O işler o kadar kolay değil canım.”

“Hiçbir iş kolay değil ama mezun olduktan sonra bunun hakkında düşünmelisin. Şu an okul zamanının büyük bölümünü meşgul ediyor, yorucu olduğunu da biliyorum.”

“Önce bir mezun olayım da bunu sonra düşünürüz. Kibar sözlerin için teşekkür ederim bebeğim.”

“Ne demek bal peteğim, her zaman. Ne yapıyorsun şimdi?”

Ahsen her zaman her konuda Göksel’e destek olan, ona inanan ve başardığı şeylerle gurur duyan muhteşem bir dost olmuştu. Göksel’in lisede arkadaşlardan yana yüzü pek gülmemişti ama Ahsen’le olan dostluğu hepsine bedel bir dostluk olmuştu. Yedi senedir tanışan ve her geçen gün aralarındaki dostluk bağı kuvvetlenen ikili bu güzel dostluğun sonuna kadar devam edeceğini biliyordu. Göksel fotoğraf ve video alanında inşa etmek istediği kariyerinde ve bu yolda attığı adımlarda en çok Ahsen’in desteğini görmüştü; aynı şekilde Ahsen de edebiyat alanında kurmak istediği kariyeri ve çevirmen olma hayali konusunda en çok Göksel’in desteğini görmüştü. İki dost da birbirine inanıyor, destek oluyor ve bir sonraki adımı atması için cesaret veriyor, gerekirse arkadaşının bacağını itip o adımı arkadaşına attırıyordu.

“Videoya gelen bildirimleri kontrol ediyorum,” dedi Göksel. “Sen ne yapıyorsun?”

“Vantilatör karşısında uzanıp telefonda takılıyordum,” diye karşılık verdi Ahsen. “Evde tekim ve sıcak yüzünden bir şey yapasım gelmiyor.”

“Asu nerede?”

Asu, Ahsen’in ondan iki yaş küçük kız kardeşiydi. Ege Üniversitesinde Psikoloji bölümünde birinci senesini bitirip geçen günlerde İstanbul’a, ailesinin yanına dönmüştü.

“Arkadaşlarıyla buluşmaya gitti. Lisedekilerle buluşacakmış.”

“Buluşsun bakalım,” dedi Göksel. “Ahsen, ben sana bir şey söyleyeceğim.”

“Ne söyleyeceksin?”

“Gökhan dün akşam bana yazdı.”

“Gökhan mı?” diyen Ahsen ilk başta Gökhan’ın kim olduğunu hatırlayamadı. Hatırlayınca gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne?”

Ahsen bağırınca, Göksel telefonu kulağından uzaklaştırıp yüzünü buruşturdu. Bu ani bağırışa hazırlıksız yakalanmıştı.

“Ne yazdı?” dedi Ahsen yüksek sesle konuşmaya devam ederek. “Anlatsana kızım.”

“Merhaba, yazıp nasıl olduğumu sormuş,” diye cevapladı Göksel. “Sana söylemedim ama pazartesi günü beni takip etti, salı da ben takip ettim; dün akşam da mesaj attı işte. Epey sohbet ettik, sonra ben uyumaya gittim. Biraz önce de tünaydın yazıp videomu izlediğine ve çok beğendiğine dair mesaj attı, senin aradığın sırada mesajlaşıyorduk yine.”

“Senin ben gerçekten saçını başını yolacağım!” diye bağırdı Ahsen. “Takipleştiğinizi neden söylemiyorsun? Bostan korkuluğu muyum kızım ben?”

 “Çok büyük bir olay olmadığı için söylemek istemedim.”

“Ne demek çok büyük bir olay değil? Seninle yüz yüze tanıştıktan sonra hesabını takip etmesi büyük olay değil de ne büyük olay? Çocuğun ilgisini çekmişsin besbelli ve sana mesaj atarak bunu kanıtlamış. Neler konuştunuz?”

Onun bu cümlesi Göksel’i utandırdı. Gökhan’ın ilgisini çektiğini anlamıştı, genç adam da onun ilgisini çekiyordu fakat bunu bir başkasının ağzından duyunca utandı.

“Epey sohbet ettik,” dedi Göksel dün akşamı hatırlayarak. “Müzikten, tatilde neler yaptığımızdan, günlük hayatımızdan, İstanbul'dan bahsettik; biraz geçmişten konuştuk. Mesela asker çocuğu olduğunu ve şehir şehir gezerek büyüdüğünü öğrendim, kendi şarkılarını yaptığını söyledi, şu an tek yaşadığından bahsetti. Yeni tanışan iki kişi nelerden konuşursa onlardan konuştuk yani.”

“Asker çocuğu muymuş?” dedi Ahsen şaşırarak. “Çok havalı be! Tek yaşıyormuş bir de. Nerede oturuyormuş?”

“Kadıköy’deymiş evi. Şu an tek yaşadığını söyledi, sanki öncesinde yaşamıyormuş gibi bir anlam çıkardım.”

“Öncesinde ev arkadaşı vardı belki de. Ailesi neredeymiş?”

“Liseyi Kütahya’da bitirip İstanbul’a taşındığından bahsetti, ailesinin güncel konumunu bilmiyorum.”

“İleride öğrenirsin. İlk akşamdan bu kadar şeyden bahsettiyse zamanla daha da açılır.”

“Göreceğiz artık,” demekle yetindi Göksel. “Durum böyle bebeğim.”

“Video hakkında neler söyledi?” diye sordu Ahsen.

“Çok beğendiğini söyledi. Sanatçı kişiliğime karşı çok kibar ve destekleyici şeyler söylüyor ve açıkçası aşırı hoşuma gidiyor.”

“Bak sen,” dedi Ahsen gülümseyerek. “Sanatçı kişiliğine olan yaklaşımı mı hoşuna gidiyor yoksa direkt Gökhan mı hoşuna gidiyor?”

Göksel kızarırken, “Bu da nereden çıktı şimdi?” dedi. “Bu dediğimden bunu mu anladın?”

“Başka bir şey mi anlamam gerekiyordu?”

“Hiçbir şey anlaman gerekmiyor. Daha yeni tanıştık ve birbirimiz hakkında öğreneceğimiz çok şey var. Evet, ondan iyi bir enerji alıyorum fakat buna illa bir isim vermek zorunda değilim ya da bunu bir duygu olarak sınıflandırmam da gerekmiyor. Sadece sürecin tadını çıkarıyorum.”

“Elbette bunlar için çok erken,” dedi Ahsen ciddileşerek. “Ben de dalga geçiyordum. Tabii Gökhan’ın senden etkilendiği, ilgisini çektiğin belli fakat bunlar tek başına hiçbir anlama gelmez. Konuşun, sohbet edin, bir şeyler paylaşın; birbirinizi tanıyın. Dediğin gibi bu bir süreç ve önemli olan da tadını çıkarmak. Neler olacağını hep beraber göreceğiz. Her zaman burada olduğumu aklından çıkarmıyorsun değil mi balım?”

Göksel gülümseyerek, “Çıkarmıyorum elbette ve bunun için sana minnettarım,” dedi içtenlikle. “Gelişmelerden bahsederim. Saçımın başımın yolunmasını istemiyorum.”

Telefonun ucundaki Ahsen tatlı bir kahkaha attı. “Ha şöyle,” dedi gülmeye devam ederken. “Ayağını denk al, haddini bil. Yüz yüze görüşünce daha ayrıntılı konuşuruz ama önemli gelişmeleri haber etmeyi unutma. Şimdi konuştuğunuzu da bildiğim için iyice merak ederim.”

“Merakından çatlarsın değil mi?”

“Valla çatlarım.”

İkili gülüştü.

“Tamam o zaman,” dedi Göksel. “Ben şimdi kapatayım.”

“Kapat tabii,” dedi Ahsen anlamlı bir sesle. “Gökhan Bey’i çok bekletme.”

“Videonun bildirimlerini takip edeceğim.”

“Tabii canım, kesin video bildirimleri içindir. Neyse, seni bozmadan kapatayım telefonu. Görüşürüz yine.”

“Sus kız, çok konuşma. Hadi görüşürüz, çok öpüyorum.”

Ahsen kıkırdadı. “Ben de öpüyorum balım. Çav.”

Görüşmeyi sonlandıran Göksel sosyal medya hesabına girdi. Videosuna beş yeni beğeni gelmişti, beğenenlere baktıktan sonra Gökhan’ın dakikalar önce gönderdiği mesajı açtı.

İzin günüm olduğu için akşam kafeye gitmeden önce ev işlerini hallediyorum. Kahvaltı ettikten sonra bulaşıkları yıkadım, şimdi de çamaşır makinesinin bitmesini bekliyorum

Tek yaşamak, bir evi tek başına idare etmek düşünüldüğünden çok daha zor ve zahmetli bir işti. Evde yapılacak işler bitmek bilmezdi, üstelik Gökhan haftanın altı günü tam zamanlı olarak bir mağazada çalışıyordu ve Göksel onun ne kadar yoğun olduğunu tahmin bile edemiyordu.

Kolay gelsin. Ev işleri zordur, özellikle tek yaşarken daha da zor oluyordur

Mesajı ona gönderdi. Araya birkaç dakika girdiği için Gökhan onun mesajını anında görmedi ama Göksel genç adamın kısa sürede kendisine döneceğini bilerek konuşma sayfasından ayrıldı. O esnada bir yeni bildirim geldi. Meraklanan Göksel bildirimler sekmesine girince videosuna yapılan yeni bir yorum olduğunu gördü. Videoyu Ahsen yapmıştı ve şöyle yazmıştı:

Bu muhteşem videoyu izleyene kadar İstanbul’un bu kadar güzel olduğunu fark etmemiştim. Harika bir iş çıkarmışsın, bir dakikalık videodan daha çok şehri tanıtmak için çekilmiş bir kısa filme benziyor. Bayıldım, ellerine sağlık bal peteğim.

Ahsen yorumunun sonuna bir de sarı kalp emojisi koymuştu. Onun bu tatlı yorumunu okuyan Göksel genişçe gülümsedi ve içinin sıcacık olduğunu hissetti. Ahsen onu arayıp övgü dolu bir sürü şey söylemesine rağmen herkesin görebileceği şekilde yorum yaparak sosyal medyadan da dostuna destek olmayı da ihmal etmemişti.

Bir süre tatlı tatlı sırıttıktan sonra arkadaşına cevap yazdı:

Kibar ve motive edici cümlelerin için çok teşekkür ederim bebeğim, beğenmene çok sevindim.

Yorumunun sonuna kahverengi bir kalp koyup yorumunu paylaştı. Kahverengi de Ahsen’in en sevdiği renklerden biriydi ve kahverengi kalp emojisini de fazlasıyla kullanıyordu.

Keyfi tavan yapan Göksel ekranın üstünde yeni bir bildirim görünce dikkatini oraya odakladı. Tıpkı düşündüğü gibi Gökhan mesajını kısa sürede görüp ona cevap vermişti.

Sağ olasın. Alıştığım için zorluğuna kolaylığına bakmadan hallediyorum bir şekilde. Okul zamanları bir ev arkadaşım var ama tatillerde aile evine döndüğü için birkaç ay her şeyi ben yapıyorum

Gökhan’ın bu mesajını okuyunca kaşlarını kaldırdı. Gökhan’ın bir ev arkadaşı olduğunu ama tatillerde aile evine gidebileceğini hiç düşünmediği için şaşırdı. Ev arkadaşı aile evine gidiyordu, peki ya Gökhan?

Okul zamanları işin daha kolay oluyordur o zaman. Sen 12 ay burada mısın?

Genç kadın onun ağzını aradığı bu mesajı Gökhan’a gönderdiğinde Gökhan mesajını saniyesinde gördü. Kalp atışlarının hızlandığını hisseden Göksel yutkundu.

Evet, buradayım

Yani bu aile evine gitmediği anlamına mı geliyordu?

“Genel olarak sanat alanında eğitim veren üniversite sayısı az, kontenjanları da sınırlı. İnsanımız sanatı hor gördüğü, çocukları da bu alanda eğitim almasın istediği için maalesef bu alanlara talep çok az oluyor.”

“Çok haklısınız. Yeni nesille beraber bu durumun düzeleceğini umuyorum. Gençler arasında sanata ilgi duyan fazlasıyla kişi var ve bir şekilde ailelerine bunu kabul ettirenlerin sayısı da zamanla artacaktır diye düşünüyorum, böyle olmasını da istiyorum.”

Onunla bu konuşmayı gerçekleştirirken Gökhan’ın yüzünden geçen hüzün ifadesini hatırladı. Bunu kendisinin uydurduğunu düşünmüştü ama şimdi belki de uydurmadığını, Gökhan’ın bir saniyeliğine de olsa gerçekten hüzünlendiğini düşündü.

“Belki arada ziyaret ediyordur ama gidip uzun süreli kalmıyordur,” diye düşündü. Bu konuyu çok merak etmişti ama çok özel ve ince bir mesele olduğu için sormayacaktı. Eğer genç adam anlatmak isterse anlatırdı.

Arkadaşın normalde nerede yaşıyor? Biraz ondan bahsetmek ister misin?

Göksel konuyu değiştirip yine merak ettiği bir başka konuyu açtı. Gökhan’ın ev arkadaşı olduğunu söylemesi ilgisini çekmişti. Genç adam da her zamanki gibi sorusuna içtenlikle ve ayrıntılardan bahsederek cevap verdi.

Bahsedeyim: İsmi Yağız, yaşıtız ve hatta aynı burcuz. Konservatuvar seçmelerinin olduğu gün tanıştık. Daha ilk dakikadan onunla çok iyi arkadaş olacağımı hissetmiştim ve o da böyle hissettiğini söyledi. O gün birbirimizin numarasını aldık ve sonuçlar açıklanana kadar da iletişimde kaldık. Sonuçların açıklandığı gün ikimiz de seçildiğimizi öğrendik, sonra da şimdi yaşadığımız evi tuttuk; 3 senedir de beraber yaşıyoruz. Kendisi en yakın arkadaşım olur, tanıdığım en özel insanlardan birisi ve yollarımız kesiştiği için çok mutluyum. Normalde Balıkesir’de ailesiyle beraber yaşıyor. Dünya tatlısı bir ailesi var ve ben de bu 3 senelik süreçte pek çok kez Balıkesir’e gidip evlerinde kaldım, onlarla vakit geçirdim

Göksel bu uzun mesajı yüzünde tatlı bir gülümsemeyle okudu. Gökhan duygularını, düşüncelerini dillendirmekten çekinmeyen, bu konuda açık olan biriydi ve onun bu tavrından Göksel hoşlanmıştı. Toplumda duygularını göstermemek hatta duygulara sahip olmamak konusunda erkeklere dayatılan korkunç bir baskı vardı fakat Gökhan bunları aşmış biri olduğunu belli ediyordu. Özellikle içinde yaşadıkları toplumu göz önüne alınca Göksel bunun son derece zor ve cesaret gerektiren bir eylem olduğunu biliyordu ve bunu başardığı için ona saygı duydu.

Ona ne kadar değer verdiğin bu mesajdan bile anlaşılıyor. Hakkında bu kadar iyi ve güzel düşünebileceğimiz dostlara çok nadir sahip oluyoruz çünkü insanlar çoğu zaman hayal kırıklığı olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki. Gerçek bir dosta sahip olman çok güzel. İnsanın gerçek bir dostu varken başka hiç kimseye ihtiyacı olmuyor

Gökhan’ın samimiyetinin kendisine de geçtiğini fark eden Göksel, son derece içten bir tavırla yazdığı bu mesajı ona gönderdi. Bu konulardan genelde bu kadar erken bahsetmezdi ama karşısındaki kişi sayesinde normalde olduğundan daha çabuk açılıyordu.

O kadar haklısın ki. Çoğu insanın hayal kırıklığı olduğu bu dünyada gerçek dostlara sahip olmak benim için bir elmasa sahip olmaktan çok daha kıymetli. Senin de var mı böyle dostların? Böyle konuştuğuna göre var

Yüzündeki geniş gülümsemeyle birlikte ona cevap yazdı.

Evet, var hatta kendisiyle tanıştın da; Ahsen en yakın arkadaşımdır. Geçen cumartesi yanımızda olan ama seninle karşılaşmadan önce vedalaştığımız iki kişi de çok değer verdiğim arkadaşlarımdandır

Videosuna bir yeni yorum yapıldığına dair bir bildirim alan Göksel, konuşma sayfasından çıkıp videosunu açtı. Videosuna yorum yapan kişi Akın’dı.

Tek kelimeyle muhteşem. Videoyu çekip düzenleyen eline koluna sağlık, kusursuz bir iş çıkarmışsın.

Onun övgü dolu bu yorumunu okuyan Göksel güldü. Akın muhteşem bir fotoğrafçı olmasının yanında video çekip düzenleme konusunda da tam bir ustaydı. Göksel ondan çok şey öğrenmişti ve bir noktada onu hocası olarak görüyordu. Bu yüzden Akın’dan böyle laflar duymak onun için gurur vericiydi. Akın bir işi kolay kolay beğenmez, her şeye bir kulp takardı ama Göksel’in videosuna kusursuz yorumunda bulunması bu işi ne kadar beğendiğini ve aynı zamanda Göksel’in videosunun ne kadar üst düzey bir iş olduğunu gösteriyordu.

Göğsü kabaran Göksel ona cevap verdi: Çok teşekkür ederim, bu iltifatları senden duymak benim için değerli. Beğenmene çok sevindim.

Videoyu paylaşmasının üstünden kısa bir süre geçmesine rağmen arkadaşlarından bu kadar güzel geri dönüşler almak onu inanılmaz sevindirdi, aynı zamanda, “Neden daha önce paylaşmadım?” diye düşünmesine yol açtı. Göksel videosunun basit bir iş olduğunu, paylaşılmaya değer olmadığını düşünerek yine kendisine haksızlık etmişti ama öyle olmadığını arkadaşlarından gelen yorumlar sonucunda daha iyi idrak etmişti. Geç olsun güç olmasın, diye düşünerek Gökhan’la konuşmasını geri açtı.

Ahsen’le çok yakın olduğunuz her hâlinizden belli oluyordu, bu yüzden şaşırmadım. Diğer iki kişiyi sahne alırken arkadan gördüğümü anımsıyorum hatta bir tanesi çok uzun duruyordu. Yanlış hatırlamıyorsam senin karşında oturuyordu

Gökhan’ın masalarına kısa bir süre baktığını biliyordu fakat bu kadar dikkatli olmasına şaşırdı.

Doğru hatırlıyorsun ve bahsettiğin kişi Şevval, kendisi 1,75 metrelik boyuyla gerçekten de uzundur. Ahsen’in sınıftan çok yakın bir arkadaşı, iki seneyi aşkındır ben de tanıyorum ve birlikte zaman geçiriyoruz. Dördüncü ve son kişi de Sinem, o da benim sınıftan yakın bir arkadaşım

Arkadaş grubundan bahsettiği bu mesajı ona gönderdi. Gökhan kadar ayrıntı vermemişti -genç adam bunu yapmasını da istememişti- ama yeni tanıştığı biriyle konuştuğu ve normalde ne kadar mesafeli olduğu düşünülünce bu kadar bahsetmesi bile görülmüş bir olay değildi.

Uzunmuş cidden. Sen ve Ahsen de kısa değilsiniz ama sizin yanınızda bile daha yapılı duruyordu. Senin boyun kaç?

Gökhan’ın bu sorusu Göksel’i şaşırttı. Konunun kendi boyuna geleceğini hiç düşünmemişti. Kendi kendine gülerek ona cevap yazdı.

1,68’im, sen?

Geçen hafta onu kafede gördüğünde boyunu merak etmişti ve bugün Gökhan’ın bu konuyu açmasına, ona da bu soruyu soracak fırsatı vermesine sevindi.

Daha uzun duruyorsun. En az 1,70 olduğunu düşünürdüm

Ben de 1,81’im

İkilinin arasındaki boy farkını düşününce Gökhan tam da Göksel’in beklediği boylardaydı hatta geniş omuzları ve uzun, ince bacakları Göksel’e onun daha uzun olabileceğini düşündürmüştü. Genç adam kilolu biri değildi ama kalıplı olduğu da su götürmez bir gerçekti.

O gün giydiğim spor ayakkabıların topukları biraz yüksek, ondandır

Göksel boyundan memnundu ama biraz daha uzun olsaydı buna kesinlikle hayır demezdi; bu yüzden bazı ayakkabılarını biraz topuklu alıp 1,70’in üstüne çıkmayı seviyordu.

Şimdi anlaşıldı ama 1,68 de kısa bir boy değil, özellikle Türkiye ortalamasını düşününce

Gökhan ona bu mesajı göndermişti ki çamaşır makinesinin bittiğini haber veren sesini duydu. Genç adam koltuktan kalkarken Göksel’e ikinci bir mesaj yazdı.

Makine bitti, çamaşırları serip hemen dönerim

Ekranını kilitlediği telefonunu salonda bırakıp banyoya yürüdü. Küçük bir banyoları vardı ama çamaşır makinesi için köşede kullanışlı bir alan oluşturulduğu için makine içeride neredeyse hiç alan kaplamıyordu, kirli sepetini de makine üstüne koyarak onun da ekstra yer kaplamasının önüne geçmişlerdi. Yaşadıkları ev küçük olunca hem Gökhan hem de Yağız eşyalarını sığdıracak ve minimum alan kaplayacak yerler bulma konusunda epey başarı göstermişti.

30 derecede yıkadığı renkli çamaşırları mavi çamaşır sepetine doldurduktan sonra ağır sepeti kucaklayarak banyodan çıktı. Havanın sıcak olmasına güvenerek bu akşam sahnede giymeyi düşündüğü gri pantolonu da yıkamıştı. Saatler şimdi öğlen biri gösteriyordu, evden akşam altıdan sonra çıkıyordu ve bu beş saatlik süreçte pantolonun kurumasını umdu. Kurumazsa da bir başka pantolon giyebilirdi ama bugün için hazırladığı kombini değiştirmek istemiyordu.

Salona geri dönüp doğrudan balkona yürüdü. Oturdukları evin ortalama büyüklükte güzel ve ferah bir balkonu vardı, Gökhan bazı yaz akşamlarında burada oturup kitap okumaktan, bir şeyler izlemekten ya da müzik dinlemekten keyif alıyordu. Yazın evde çoğunlukla tek olduğu için burası onun kafa dinleme yeriydi, tabii bir de çamaşır asma görevini üstlenmiş durumdaydı.

Yağız’la beraber balkonun iki kenarındaki demirlere bağladıkları iki çamaşır ipine çamaşırlarını sermeye giriştiğinde bir şarkı mırıldanmaya başladı.

“Ne giyerse giderdi hoşuma / Öyle tatlı bela ki başıma / Darlamasa bir de her durumda / Öyle bir seveceğim ki sonra…”

Son zamanlarda bu şarkıyı çok sık dinliyor, dinlerken de eşlik ediyordu; bunun Göksel sayesinde olduğunun gayet farkındaydı ve bundan hiç şikayetçi değildi hatta hoşnuttu. Bir müzisyen ve büyük bir müziksever olarak anısı olan, anlam yüklediği, bağ kurduğu onlarca şarkı vardı ve Giderdi Hoşuma da Göksel sayesinde o şarkıların arasına eklenmişti.

Şarkıyı söyleyerek çamaşırları serdikten sonra sepeti balkonda bırakıp salona döndü. Telefonunu eline aldığında Göksel’in cevap yazdığını gördü.

Evet, ortalamanın biraz üstündeyim

Kolay gelsin

Ekrana gülümseyerek baktı. Genç kadının kibarlığını seviyordu. Göksel’in kibarlığı kabalıktan da kaba insanlardan da hiç hoşlanmayan Gökhan’ı mıknatıs gibi çekiyordu.

Teşekkür ederim, hallettim

Sen ne yapıyorsun şimdi?

Ona cevap yazdı ve tam da beklediği gibi mesajı hemen görülmedi. O sırada Göksel bilgisayarından haber okumakla meşguldü. Genç kadın sosyal medya platformlarından yalnızca Instagram’ı kullandığı için haberleri sosyal medyadan takip edemiyordu, bunun için Google’dan yararlanıyordu ve özellikle öne çıkan haberleri okuyup gündemden uzak kalmıyordu. Ülke gündemini gördükçe canı fazlasıyla sıkılsa ve bazen bir süre gündemden uzak dursa da sonunda kendini yine haber sitelerinde haberleri okurken buluyordu.

Öne çıkan birkaç haberi okuyup ekonomi hakkında son güncellemeleri de öğrendikten sonra yine canı sıkılmış bir şekilde siteyi kapattı. Bu artık onun için bir kısır döngü hâline gelmişti.

Telefonunu eline aldığında Gökhan’ın iki dakika önce kendisine cevap verdiğini görerek konuşmalarını açtı.

Haberlere bir bakayım dedim, tadım kaçmış bir şekilde siteden ayrıldım; her zamanki gibi

Son derece dürüst ve içten bir dille yazdığı bu mesajı ona gönderdikten sadece saniyeler sonra Gökhan mesajı gördü. Onun bu tavrının genel mi yoksa kendisine özel mi olduğunu merak etti.

Bu gündem karşısında tadı kaçmayan var mıdır ki? Ben akıl sağlığım için nadiren haber okuyorum, gündeme ne kadar az maruz kalsam o kadar iyi. Çok önemli bir şey olursa kulağıma geliyor zaten

Gökhan’la bu konuda aynı şekilde düşündüğü için rahatlayarak ona cevap verdi.

Seninle daha fazla aynı fikirde olamazdım. Ben de, artık haber falan okumayacağım, desem de yine kendimi okurken buluyorum. Gündemi takip etsem ayrı dert, etmesem ayrı dert. Tadımın kaçmasına alıştığım için o kadar sorun yaratmıyor sanırım, alışkanlık oldu

Göksel sehpanın üstündeki büyük bardaktan biraz su içerken Gökhan da genç kadına cevap yazdı.

Haklısın, hepimiz alıştık. Sen yine de gündeme fazla maruz kalma, durduk yere canın sıkılmasın

Virgülden sonraki kısım Göksel’i gülümsetti.

Siteyi kapattım zaten. Özellikle ilk videomu paylaşıp güzel geri dönüşler aldığım bugün keyfimin kaçmasını hiç istemiyorum

Bugün onun için gerçekten de güzel bir gündü ve böyle devam etmesini istiyordu. Yeni tanıştığı Gökhan’dan, en yakın arkadaşı Ahsen’den ve çok yakın bir arkadaşı, aynı zamanda alanıyla ilgili çok şey öğrendiği Akın’dan videosu hakkında çok güzel yorumlar duymuştu; kendisini muhteşem hissediyordu ve bunun tadını çıkarmak istiyordu.

Bu ilk videon muydu? Çektiğin ilk video olamaz diye düşünüyorum, paylaştığın ilk video olsa gerek, değil mi?

Gökhan’ın mesajındaki şaşkınlığı hissedince güldü. Genç adam onun yaptığı işleri takdir ediyordu ve sadece bir anlığına da olsa bunun Göksel’in çektiği ilk video olduğunu düşünmek onun aklını başından aldı. Video çok üst düzey bir işti ve Göksel bile böyle bir videoyu ancak uzun yıllar kazandığı deneyimler sonucunda çekebilirdi.

Evet, hesabımda paylaştığım ilk video. Fotoğrafa videodan daha yakın olsam da ve fotoğraf çekmeyi daha çok sevsem de şimdiye kadar bir sürü video çekip düzenlemelerini yaptım. Bu video bu yıl içinde çektiğim videolardan oluşuyor, arkasında uzun bir video geçmişi ve üç yıllık lisans eğitimi yatıyor

Gökhan gibi o da kendisinden uzun uzun bahsetmeye başlamıştı ama bunun farkında olmadan mesajı ona gönderdi. Bir kişinin insan ilişkilerinde karakteri önemli bir yere sahip olsa da karşıdaki insanın karakteri de bir o kadar önemli bir yere sahipti ve karşı tarafın konuşma şekli, tavırları, enerjisi ve tutumu ilişkinin temellerini oluşturan asıl şeydi. İki taraf da aynı yaklaşımı sergilediğinde ilişki gelişiyor ve zamanla da güçleniyordu; aynı şekilde bu durumun tam tersi de yaşanabiliyordu.

Videolarda yeteneğin açıkça görülüyor fakat tecrüben ve donanımın da belli oluyor. İlerleyen zamanlarda daha çok video çekip paylaşmayı düşünüyor musun? Bence kesinlikle düşünmelisin

Mesajı okuyan Göksel’in yüzünde memnun bir ifade belirdi. Gökhan’ın kendisine karşı bu kadar kibar, destekleyici ve motive edici sözler söylemesinden hoşlanıyordu. Genç adamın verdiği desteğin onda birini vermeyen yakınları olmuştu.

Çok teşekkür ederim, sen böyle dedikçe motivem artıyor ve evet, ileride daha çok video paylaşmayı düşünüyorum. Hesabım fotoğraf ağırlıklı olmaya devam edecek ama arada videolar da paylaşmak, hesaba hareket katmak istiyorum

Videosuna gelen yeni bildirimlere bakmak için mesaj sayfasından ayrıldı. Beş yeni beğenisi ve bir yeni yorumu vardı. Takipçilerinden biri, “Çok başarılı” yazıp sonuna alkış emojisi eklemişti. Genişçe gülümseyen genç fotoğrafçı onun yorumunu beğendikten sonra, “Teşekkür ederim” diye cevap verdi. Kısa sürede aldığı bu güzel geri dönüşler onun içini kıpır kıpır yapmıştı.

Gökhan cevap yazınca genç adamla konuşmasına geri döndü.

Rica ederim, ben yalnızca gerçekleri söylüyorum. Hem yeni videoları hem de fotoğrafları merakla bekliyorum

Ona cevap verdi.

İlgin için teşekkür ederim. Sen de biraz kendi eserlerinden bahsetmek ister misin? Hep benden konuşmayalım

Göksel, Gökhan’ın sanatçı kişiliğini ve ortaya koyduğu müzik eserlerini merak ediyordu. Gökhan’ın genç yaşına rağmen ne kadar üst düzey bir gitarist olduğunu ve çok iyi şarkı söylediğini biliyordu; onun gibi iyi, üstelik bu alanda eğitimli bir müzisyenin ortaya koyacağı eserleri de hâliyle merak ediyordu.

Bahsedecek çok fazla bir şey henüz yok ama olanlardan bahsedebilirim. Gitar çalmaya başlamadan birkaç ay önce şarkılar yazmaya başlayan biri olarak bu konuda çok uzun bir geçmişim olduğunu söyleyebilirim fakat yaşımı göz önüne alacak olursak yazdığım şeylerin oldukça amatör ve bazılarının utandırıcı bile olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Gitar çalmayı epey epey öğrendikten sonra kendi bestelerimi de yapmaya başladım ve zamanla bunlar üzerinde çalışarak geliştirdim; şu anda da demo hâlinde epey bestem var ve hepsi tamamlanmayı bekliyor. Henüz tam anlamıyla bitmiş şarkılarım yok fakat bu yaz en azından birkaç tanesini bitirmek istiyorum. Bu dönem tüm ilgimi bir şarkı üzerinde yoğunlaştırdım, sözlerini ve bestesini yazmakla uğraşıyorum. Onu bitirdikten sonra da yine tek bir şarkıya odaklanarak devam edeceğim ve bu şekilde yarım kalan projeleri tamamlayacağım. En azından şimdilik böyle düşünüyorum. Bir gün kendi müziğimi yayımladığımda bunun üst düzey bir iş olduğundan emin olmak istiyorum ve tüm çabam bunun için. Henüz yaşım çok genç, bir şeyler yayımlamak için aceleci davranıp seneler sonra onlara burun kıvırmaktansa sanatçı kişiliğime ve sanatıma geniş bir zaman verip hem sürecin tadını çıkarıyorum hem de kendimi geliştiriyorum

Gökhan’ın gönderdiği bu mesaj son derece uzundu fakat Göksel her satırını ilgiyle okudu. İfade gücü gelişmiş genç adam kendisini çok iyi ifade etmişti ve bunu her zamanki gibi içten bir şekilde yapmıştı.

En iyisini yapıyorsun. Bu kadar gençken ve önünde yürüyeceğin upuzun bir yol varken acele etmene hiç gerek yok; yaz, bestele, çal, dinle, beğen ya da beğenme, değiştir, geliştir. Sanatçının tatmin etmesi gereken ilk kişinin kendisi olduğunu düşünüyorum ve sen de kendini ne zaman tatmin edersen o zaman sanatını ilgilisine sunabilirsin

Yazdığı mesajı okuduktan sonra ona gönderdi ve mesajı çoğu zaman olduğu gibi saniyesinde görüldü. Başka erkeklerle konuşmaya başladığı ilk günlerde aynı ilgiyi onlardan da görmüştü fakat Gökhan’da farklı bir şeyler vardı; genç adamla sanat gibi, üstelik müzik, ilgisini çeken bir konu hakkında konuşuyordu, ikili birbirine sanatlarından bahsediyordu ve Göksel bu sohbetten son derece keyif alıyordu.

Mesajı okurken ben yazdım sandım, tıpatıp aynı şekilde düşünüyorum ve kendimi tatmin etmek için söylediğin adımları takip ediyorum. Bir başka sanatçının da böyle düşündüğünü bilmek çok iyi hissettirdi, konuştuğumuz çoğu konuda aynı fikirde olduğumuzu bilmek de öyle. Sağ ol Gök

Kaşları yukarı kalkan Göksel’in yüzünü utangaç bir gülümseme süsledi. Bu ani cümle karşısında utansa da bunu duymaktan memnun olmuştu çünkü kendisi de aynı şekilde düşünüyordu, Gökhan’ın aksine bunu ilk kez dile getirecek cesareti yoktu sadece.

Ben de öyle hissediyorum ve sen de sağ ol Gök

Mesajın son kelimesine mesajı yazan Göksel güldü, mesajı okuyan Gökhan güldü. İsim benzerliği ve lakap ikizliği konusunda sahip oldukları bu ortak noktanın ikisi de farkındaydı ve bunu biraz garipseseler de bu durum hoşlarına gitmiyor da değildi.

Lakaplarıyla pişti olan ilk ve tek ikili biziz muhtemelen. İsminin bir öyküsü var mı? Ailen neden bu adı seçmiş?

Onun ilk cümlesini okuyan Göksel gülmeye devam etti. Pişti Lakaplılar. Onunla kendisini böyle adlandırabilirdi. Bu durum ve isim hem komikti hem de bir anlamı vardı.

O hâlde kendimize “Pişti Lakaplılar” diyebiliriz

Evet, ismimin çok sevdiğim bir öyküsü var. Benden beş yaş büyük bir ağabeyim var, adı Giray. Annem bana hamile olduğunu öğrendiğinde ağabeyimle benzer bir isim koymayı istemiş, babam da bunun çok güzel bir fikir olduğunu söylemiş ve isim arayışına girmişler. Gök’le başlayan bir isim koymaya karar vermişler, Gökçe’yle Göksel arasında kalmışlar ve karar vermek için doğumumu beklemişler. Doğum günüm gelip çatmış, aralık ayına rağmen hava açık ve gök masmaviymiş. Sapsarı saçlarım ve kocaman mavi gözlerimle hayatlarına girdiğimde adıma da karar vermişler. Gözlerim göğün rengindeymiş, saçlarım güneşi ve beyaz yüzüm pamuğa benzeyen bulutları anımsatıyormuş -ki babam küçükken pamuk gibi yumuşacık olduğumu da söyler. Bunlara ek olarak Göksel hem annemin adı Güzin’le hem de ağabeyimin adı Giray’la uyumlu bir isim, babamın adı da Engin ve benim hayatım da gökle ilgili her şey gibi engin olsun diye adımı Göksel koymuşlar. Göksel; gökle ilgili, semavi anlamlarına geliyor ve hem ismimi hem de ardında yatan bu güzel öyküyü seviyorum

Bu öyküden ne zaman bahsetse içi sıcacık olan Göksel bu mesajı yazarken de aynı sıcaklığı kalbinde hissetti ve yumuşacık olmuş bir şekilde mesajı Gökhan’a gönderdi. Hiç şüphe yoktu ki ailesi genç kadının bu hayatta en değer verdiği şeydi ve böylesine güzel bir ailesi olduğu için kendisini çok şanslı hissediyor, bunun için şükrediyordu.

Hahaha, çok sevdim ve bence de diyebiliriz

Gökhan ikinci mesajını Göksel’in isminin öyküsünü anlattığı mesajı alıntılayarak yazdı:

Vay, gerçekten çok güzel bir öyküsü varmış ve düşününce çok anlamlı. Gökle ilgili her şey gibi engin bir hayatının olmasını istemeleri ne kadar ince düşünceli insanlar olduğunu kanıtlıyor, güzel düşünmüşler. Göksel de çok güzel bir isim

Göksel gülümseyerek onu cevapladı.

Evet, öylelerdir ve teşekkür ederim. Senin isminin bir öyküsü var mı?

Gökhan ona cevap yazmaya başladığında genç kadın uzun bir şeyin geleceğini düşündü ve beklediği gibi Gökhan ona uzun bir mesaj gönderdi. Onun isminin de bir öyküsü olduğuna sevinerek merakla genç adamın mesajını okudu.

Evet, var. Babam milliyetçi bir adam, ailesi de öyle hatta bu durum onun asker olmasında önemli bir rol de oynamış. Babamın adı Göktuğ eski Türkler döneminden kalma bir isim; anlamları Tanrı’dan tuğ almış, Tanrı’nın yönetme gücü verdiği kişi demek. Annemin adı Hande, soyadımız da Uygur biliyorsun ve Uygurlar da eski Türkler. Annemle babam bir oğulları olacağını öğrendiklerinde babam adıma direkt karar vermiş. Gökhan, eski Türklerde gök Tanrısı demek, babamın ismiyle benzer ve ilgi çekici bir özelliği daha var: Babamla annemin isimlerinin ilk üç harfinin birleşiminden oluşuyor. Çocuklar bir yarısını anneden, diğer yarısını da babadan alır ve onlar ismimin de aynı şekilde olmasını istemişler

Göksel az önce hissettiği sıcaklığı tekrardan hissetti. Bu çok tatlı bir öyküydü. Ona içinden ne geçiyorsa filtrelemeden yazdı.

İçim sıcacık oldu şu an. Adının çok şirin bir öyküsü varmış, özellikle adının onların isimlerinin birleşimi olması çok çok tatlı. Gerçekten çok iyi düşünmüşler. Gökhan güzel bir isim, öyküsü de güzelmiş

Genç adamdan hızlı bir cevap geldi.

Teşekkür ederim, adımı ben de severim

Göksel bu kısa cevaptan sonra konuyu dağıtmadan konuşmaya devam etmek istedi.

Babanın rütbesi ne?

Gökhan’dan cevap gelmeden önce bir yudum daha su içti. Öğlen olmasıyla beraber hava sıcaklığı yine katlanılmaz derecelere ulaşmıştı ve güneş alan salon da gittikçe ısınıyordu. Az sonra sıcağa dayanamayıp klimayı açacağını bilse de bunu şimdilik erteledi.

Yarbay oldu

Göksel şaşkınlık bildiren bir ses çıkardı. Askerî rütbeleri çok bilmiyordu ama yarbayın yüksek bir rütbe olduğundan da haberi vardı ve bu kadar yüksek bir rütbe duymayı beklemiyordu.

Bayağı rütbeliymiş

Mesajına kaşlarını çatarak baksa da yazacak daha iyi bir şey bulamadı ve mesajı gönderdi. Neyse ki Gökhan ona yardımcı oldu.

Evet, binbaşının bir üstü ve epey kıdemli bir rütbe. Babam Harp Okulu mezunu, hâl ve hareketleriyle tam bir asker olarak yetişmiş biri; tuttuğunu koparan bir adam da olunca askerlik tam da onun mesleğiydi ve o da yıllar içinde terfi ederek yükselmeye devam etti

Göksel askerleri bilirdi. Ortaokulda bir sınıf arkadaşının da babası rütbeli bir askerdi ve o da Gökhan’ın anlattığı gibi bir adamdı. Göksel onu birkaç kez okulda görmüştü ve adamın duruşundan bile asker olduğu anlaşılıyordu.

 Anladım. Peki annen ne yapıyor ve şimdi nerede yaşıyorlar?

Çok özele girmediğini umarak ona bu mesajı gönderdi. Hazır konusu açılmışken bir şeyler öğrenmek istiyordu.

Annem ev hanımı ve şu an Ankara’dalar

Ortak bir noktaları daha olduğunu fark eden Göksel sevinerek ona cevap yazdı.

Benim de ağabeyim eşiyle beraber Ankara’da yaşıyor. Seninkiler merkezinde mi oturuyor?

Gökhan bu mesaja cevap yazmak için aceleci davranmadı. Göksel 10 saniye kadar mesajın altındaki az önce görüldü yazısına baktı. Genç adamın da yazdığı mesaja baktığını hissetti. Bu duraksama garip bir hissin bedenine yayılmasına neden olurken Gökhan nihayet ona cevap yazdı.

Evet

Ağabeyin evli demek, ne iş yapıyor?

Rahat bir nefes alsa da içindeki o garip hissin varlığını koruduğunu biliyordu.

Coğrafya öğretmeni ve orada çalışıyor. Eşi de edebiyat öğretmeni ve geçen sene hayatlarını birleştirdiler. Bir yandan da görümceyim yani

İçindeki garip hissi yok etmek için espri yapmaya çalıştı fakat bunda ne kadar başarılı olduğundan şüphe etti.

Fena olanlardan mısın yoksa? Hiç öyle birine de benzemiyorsun aslında

Başarılı olduğunu görmek genç kadını sevindirdi.

Elbette değilim. Ağabeyimin eşi Banu abla çok tatlı bir kadın ve birbirimizi severiz, iyi anlaşırız

Göksel onları en son kış tatilinde İstanbul’a geldiklerinde görmüştü ve çok özlemişti. Bu yaz geleceklerini de biliyordu ama henüz zamanı kesinleşmemişti. Çiçeği burnunda çiftin baş başa gezip tozmak istediğini ebeveynleri gibi o da biliyordu ve buna saygı duyuyordu.

Ne güzel, adına sevindim. Ebeveynlerin ne yapıyor peki? Sen de biraz bahsetmek ister misin?

Bu sorunun geleceğini tahmin eden genç kadın ailesinden memnuniyetle bahsetti.

Olur tabii, bahsedeyim. Annem bir şirketin pazarlama departmanında müdür yardımcısı olarak çalışıyor, babam da bir mağaza zincirinin bir şubesinde müdür. İkisi de İşletme mezunu, üniversitede sınıf arkadaşıymışlar ve uzun yıllardır bu sektörde çalışıyorlar

Mesajı gönderdikten sonra videosuna bakmak için konuşma sayfasından ayrıldı. Videosu gelen 12 yeni beğeniyle beraber 80 beğeniye ulaşmıştı. Videoyu daha yeni atmış sayılırdı, bu yüzden hiç de fena bir etkileşim değildi. Memnun bir ifadeyle gülümsedi. Günün ilerleyen saatlerinde daha fazla etkileşim ve geri dönüş almayı umdu.

Seninkiler de işlerinde kıdemli kişilermiş. Bu kadar farklı iş gruplarında çalışan büyüklerden sonra sen fotoğrafçı olmaya nasıl karar verdin?

Gökhan’ın mesajını okuduğunda bu soruya sevindi çünkü fotoğrafçılığa başlama öyküsü anlatmayı sevdiği bir öyküydü.

Ortaokula başladığım dönem ailem bana kapaklı bir telefon almıştı, şu antika olanlardan ve gerçek anlamda tek işlevi arama yapmaktı. Birkaç ay sonra babam kendisine yeni bir telefon aldı, eskisini ise büyük ısrarlarım sonucu bana vermeyi kabul etti. Telefonun benimkinin aksine kamerası vardı ve yaşım da küçük olunca bu bana çok büyük bir olay gibi geliyordu. İlk fotoğraflarımı o telefonda çekmeye başladım; gün doğumlarıyla batımlarını, caddeleri, gördüğüm güzel şeyleri, arkadaşlarımı… Kamera tost makinesi gibi çekiyordu ama ben fotoğraf çekmenin verdiği hazzı sevmiştim. Bir gün annem telefonumu incelerken çektiğim fotoğrafları bulmuş, kaliteleri kötü olsa da fotoğrafların ruhu olduğunu düşünmüş ve bunu sevmiş; beni yanına çağırıp çok güzel fotoğraflar çektiğimi söylediğinde ne kadar mutlu olduğumu tahmin edebilirsin. Fotoğraf meselesini babama anlatınca ikisi bana bir sürpriz yaparak fotoğraf makinesi aldılar. Başlangıç seviyesinde ikinci el bir makineydi, buram buram yaşanmışlık kokuyordu ve onu hâlâ daha saklıyorum. Aldığım en güzel, en anlamlı hediye. Ortaokul boyunca onunla makine kullanmayı öğrendim, liseyi kazandığımda ailem bana hediye olarak profesyonel bir makine aldı ve ben de işi bir ileri noktaya taşıdım. Liseye giderken tek hobim fotoğraf çekmekti, yavaştan videolar da çekmeye başlamıştım ve bu alanda çalışmak istediğimden kesinlikle emindim. Lise döneminde analog ve polaroid makineleri de aldım; şimdi filmleri inanılmaz pahalı olduğu için nadiren kullansam da o zamanlar sıkça kullanırdım. 12. sınıfa geçtiğim dönem aileme fotoğrafçılık alanında eğitim alıp bu sektörde çalışmak istediğimi söylediğimde beni desteklediler ve ne okumak istiyorsam onu okuyabileceğimi söylediler. Yine dünyanın en mutlu insanıydım tabii. Uzunca araştırmalar yaptıktan sonra YTÜ’deki bu bölümü keşfettim ve bana çok şey katacağını düşünerek tercih listemin başına yazdım ve kazandım da. Gerisi de akademik olarak eğitilmeye başladığım, gerçek anlamda geliştiğim ve hâlâ devam eden bu üniversite süreci işte. Aşırı uzun oldu ama fotoğraf geçmişimden bahsetmeyi seviyorum, umarım sıkıcı olmamıştır

Uzunluğuyla bir destana benzettiği bu mesajı Gökhan’a çekinerek gönderdi ve mesaj bir anda tüm ekranı kaplayarak yukarıya kadar taştı.

“Orhun Yazıtları bile bu kadar uzun değil be kızım,” diye söylendi. “Çocuk sorduğuna soracağına pişman olmuştur.”

Amanın! Bu ne uzun bir mesaj böyle? Bilseydim kahvemi hazırlardım. Dur okuyayım

Gökhan’ın tepkisini çok sevimli buldu ve güldü. Genç adamın her konuda yumuşak olmasından, yeri geldiğinde komiklikler yapmasından kesinlikle hoşlanıyordu. Asıl hoşuna giden şeyse bunların asla zorlama yapıldığını hissetmemesiydi. Gökhan’ın samimi olduğunu biliyordu.

Gökhan mesajı okuyup ona cevap verene kadar aradan iki dakika geçti.

Öncelikle hiç sıkıcı olmadığını, mesajını bir kitap okuyormuş gibi ilgiyle ve merakla okuduğumu söylemeliyim. Gerçekten çok güzel bir hikâye. Sevdiğin şeye dört elle sarılman takdire şayan, ailenin bu konuda sana hem maddi hem de manevi olarak destek olması da çok kıymetli. Şimdi geldiğin noktaya baktıklarında seninle gurur duyduklarından eminim

Okuduklarından memnun kalan Göksel gülümsedi.

Ailem en büyük şansım, eğer onlar olmasaydı şu an olduğum yerde olamazdım ve bunun için her gün şükrediyorum. Onların benimle gurur duyması çok iyi hissettiriyor, daha iyisi olmam için de motive oluyor

Gökhan’dan hızlı bir cevap geldi.

Kesinlikle şanslısın ve senin adına çok sevindim

Göksel konuyu ona çevirdi.

Peki sen gitar çalmaya nasıl merak saldın? Ailende başka müzisyenler de var mı?

Gökhan mesaj yazmaya başlayınca yine uzun bir mesaj geleceğini düşündü fakat beklediği kadar da uzun bir cevap alamadı.

Hayır, bu konuda ilk ve tekim. Müzik dinlemek küçük bir çocukken de en büyük hobimdi, dinlediğim müzisyenler gibi müzik yapmak istiyordum ve sonra, “Neden yapmayayım ki?” diye düşünüp ilk gitarımı satın aldım. Çok geçmeden müzik en büyük tutkum oldu ve konu buralara kadar geldi

Göksel onun son cümlesinde bahsettiği durumu çok iyi biliyordu çünkü aynısını yaşamıştı.

Dinlediğin müzisyenler bilseydi seninle gurur duyardı. İlk gitarını saklıyor musun? İlk yol arkadaşları hep özel oluyor

Mesajı gönderdikten sonra kısa süren bir durgunluk yaşandı.

Hayır

Akşam için ne giyeceğime karar veremedim de yardımcı olmak ister misin?

Onun bu ani sorusuna şaşırdı fakat kabul etti. Onun onayını alan Gökhan koltuktan kalkıp odasına ilerledi. Kapıdan içeri girdiği anda ilk yaptığı şey derin bir nefes almak oldu. Varlığından nefret ettiği o ağırlığı yine göğsünde hissediyordu. Eğer yapabilseydi elini göğsüne sokarak o ağırlığı göğsünün içinden söküp alırdı ve külleri bile kalmayıncaya dek yakardı.

Dolabının kapaklarını açıp tişörtlerine göz gezdirdi. Gözüne çarpanlar beyaz renkli olanlar oldu. İkisi de bisiklet yaka olan tişörtlerin birinin önünde bir yazı yazıyordu, diğerinin üstünde de açık gri renkte üçgen desenleri vardı. İkisini yan yana yatağına serip fotoğraflarını çekti ve Göksel’e gönderdi.

Konuyu değiştirmek için daha yaratıcı şeyler bulabilirdi ama başarılı olduğu için bunu dert etmedi. Tek istediği konunun bir an önce değişmesiydi ve bu gerçekleşmişti.

Göksel kısa sürede ona cevap verdi.

Üçgen desenli olanı daha çok beğendim. Altına ne giymeyi düşünüyorsun?

Kendini yatağına atıp sırtını duvara yasladıktan sonra ona cevap yazdı.

Eğer akşama kadar kurursa gri kot pantolonumu giymeyi düşünüyorum. Seçtiğin tişörtle yakışacaktır

Konuşma sayfasından ayrılmayan Göksel bu mesajı da anında gördü.

O hâlde iyi bir tercih yapmışım, bence de yakışacaktır

Sahnede nasıl göründüğüne dikkat ediyorsun sanırım

Konunun iyiden iyiye değişmesiyle rahatlayan Gökhan o ağırlığın etkisinin de geçmeye başladığını hissetti. Bu his artık kısa süreliydi fakat o kısa süreye tahammül etmesi bile oldukça zordu. O ağırlığı hiçbir zaman hiçbir şekilde hissetmemeyi dilerdi ama bunun için daha zamanının olduğunu biliyordu; daha doğrusu bir gün hissetmeyeceğini umuyordu.

Evet, sahnede iyi görünmek benim için önemli. Yaptığım işe çok kıymet veriyorum ve bu işi yaparken hem performans hem de görünüş olarak kendimin en iyi versiyonu olmalıyım

Gökhan genel olarak kılık kıyafetine dikkat eden, gireceği ortama göre giyinmesini bilen, rahatını bozmadan şık olmaya önem veren biriydi. Asker bir babanın oğlu olarak çocukluğu boyunca üstüne başına ailesi tarafından çok özen gösterilmişti ve bu da zamanla genç adamda bir alışkanlık hâline dönüşmüştü. Grunge tarzda giyinmeyi; baskılı tişörtleri, yırtık pantolonları, kıyafetlerdeki metal ayrıntılarını, aksesuar takmayı da çok seviyordu fakat bunları yalnızca uygun ortamlarda giyiyordu. Daha resmî yerlerde günlük hayatının aksine son derece klasik ve şık giyinmesini de biliyordu.

Orada seni izleyen, fotoğraflarını çeken, videonu kaydeden onlarca insan olduğunu da göz önüne alırsak böyle düşünmekte çok haklısın. Tüm gözler üzerindeyken insan elbette iyi görünmek ister

Onun mesajını okuduğunda gülümsedi. Göğsündeki ağırlığın yerini az önceki tatlı hisse bırakmasına sevindi. Göksel’in sohbetini seviyordu ve onunla konuşmaktan hoşlanıyordu; bunu yaparken kötü hissetmek istediği son şey bile değildi.

Aynen öyle

Mesajı gönderdikten sonra ekranın sağ üstündeki saate baktı. Saatin öğleden sonra üç olmak üzere olduğunu görünce gözleri irileşti. Zaman ne ara bu kadar hızlı geçmişti?

Şimdi de ben müsaadeni isteyeceğim. Akşam kafeye gitmeden önce yemek ve biraz temizlik yapmam gerek. Cumartesileri izin günüm olduğu için ev işlerini ancak bugün halledebiliyorum. Sonra tekrar konuşuruz, olur mu?

Sohbete devam etmeyi çok istese de söylediği gibi yapacak işleri vardı ve halletmesi gerekiyordu. Diğer günler bir şeyler yapacak enerjiyi kendisinde çok nadir buluyordu.

Olur elbette. Sana ev işlerinde kolaylıklar, aksam için kafede de bol şans ve iyi eğlenceler dilerim. Kendine iyi bak, görüşürüz

Güldüğünde üst beyaz dişleri göründü. Genç kadının kibarlığı ve düşünceliliğine yine düşmüştü.

Çok teşekkür ederim Gök, sağ ol. Sen de kendine iyi bak, görüşürüz

Bir süre daha ekrana baktıktan sonra önce konuşma sayfasından sonra da uygulamadan çıktı. Dün akşam günlerdir aradığı cesareti bulup ona mesaj attığı için çok mutluydu. Göksel tam da tahmin ettiği gibi çok tatlı biriydi, genç kadının sohbetinden de son derece hoşlanmıştı.

Gökhan’ın ayağa kalkıp salonu süpürmek için salona ilerlediği saniyelerde Göksel de oturduğu koltuktan kalkıp klimayı açtı. Elektrik faturasının cep yakacağını biliyordu ama şu an kendisi de yanıyordu ve en azından klimayı biraz çalıştırıp odadaki sıcak havayı yok etmesi gerekiyordu.

Klimayı açıp pencereyi kapattıktan sonra yeniden koltuğa oturdu. İzlediği diziye devam edecekti ama öncesinde videosuna gelen son bildirimleri kontrol etti. Videosuna gelen yeni beğeniler ve yorumlar vardı. Yorumların biri aylardır hesabını takip eden bir takipçisinden ve diğeri de yakın arkadaşı Sinem’den gelmişti. Takipçisi, “Çok güzel bir video olmuş. Ellerinize sağlık.” yazmıştı. Takipçisinin yorumunu beğenip ona teşekkür ettikten sonra Sinem’in yorumunu okudu.

Kadrajına giren canlı ya da cansız her şeyi zirveye taşımana bayılıyorum, sihirli ellerinle onlara yepyeni bir kimlik kazandırıyorsun. Mükemmel bir video olmuş, Ahsen’in de dediği gibi kısa film tadında bir video ve her saniyesinden büyük keyif aldım. Emeğine sağlık güzelim benim.

Sinem yorumunun sonuna da üç tane sarı kalp koymuştu. Onun bu tatlı yorumunu okuyan Göksel alt dudağını öne çıkarıp üst dudağının üstüne getirdi ve duygu dolu bakışlarla telefon ekranına baktı. Bu yorum onun içini hem sıcacık hem de yumuşacık yapmıştı. Sinem yakın bir arkadaşıydı ama aynı zamanda o da bir fotoğrafçı ve video grafikerdi; bu yüzden ondan böyle bir geri dönüş almak Göksel için ekstra önemli ve gurur vericiydi.

Şu an sen de sihirli kelimelerinle beni çok ama çok mutlu ettin Si, tüm bunları senden duymak çok kıymetli. Teşekkür ederim bebeğim, beğenmene çok sevindim.

Göksel de yorumunun sonuna üç tane sarı kalp koyduktan sonra yorumunu gönderdi. Bu videoyu paylaşmak bu hesabı açmaktan sonra bu hesapla ilgili verdiği en iyi ikinci karardı, artık bundan emindi. Videoyu paylaşalı henüz birkaç saat olmasına rağmen şimdiden aldığı tüm bu güzel geri dönüşler onu dünyanın en mutlu insanına dönüştürmüştü ve Göksel kendisini bulutların üstünde gibi hissediyordu.

Telefonundan bir şarkı açtıktan sonra ayağa kalkıp salonun içinde dans etmeye başladı. Kollarını iki yana açmış yavaşça etrafında dönerken, gözlerini kapatıp kocaman sırıttı. Uzun zamandır hiç bu kadar iyi hissetmemişti.

 

***

 

Uzun dakikaların ardından salonu süpürmeyi ve etrafı toparlamayı bitiren Gökhan yorgun bedenini koltuğun üstüne attı.

“Güya izin günleri dinlenmek için var,” diye söylendi. “Ev işlerini yapmak mağazada çalışmaktan daha yorucu.”

Birkaç dakika dinlenmişti ki telefonu çalmaya başlayınca, poposunu kaldırıp altındaki telefonunu aldı. Onun burada olduğunu fark etmemişti.

Yağız’dan gelen bir görüntülü araması vardı. Gülümseyerek kabul etti.

“Bu ne hâl Gök?” dedi Yağız onu koltukta bitkin ve saçı başı dağınık şekilde yatarken görünce. “İyi misin oğlum?”

“Sana da merhaba,” dedi Gökhan. “80 derece sıcakta temizlik yapan biri ne kadar iyi olursa o kadar iyiyim.”

Yağız ona anlayışla baktı. “Kıyamam. Niye daha erken saatte yapmadın? Öğleden önce hava bu kadar sıcak olmuyor.”

“İşim vardı.”

“Ne işi?” diye sordu Yağız. “İzin günün değil mi bugün?”

“Geç uyandım,” diye cevap verdi Gökhan. “Kahvaltıdan sonra da bir arkadaşımla sohbet ettim, ondan temizlik de şimdiye kaldı.”

“Benden başka kiminle bu kadar sohbet ediyorsun lan?” dedi Yağız kaşlarını çatarak. “Yokluğumda üstüme gül mü kokladın? Yazıklar olsun!”

Gökhan kahkaha attı. “Bir sürü arkadaşım olduğunu unuttun sanırım,” dedi sırıtarak. “Hepsiyle de keyifli ve uzun sohbetler ediyorum.”

Yağız ona gözlerini kısarak baktı. “Unutmadım herhâlde ama kahvaltıdan bu yana geçen bu saatler boyunca benden başka kiminle bu kadar sohbet etmiş olabilirsin ki? Kerem mi?”

“Hayır, Göksel’le konuşuyorduk.”

Yağız duyduğu bu yabancı isim karşısında şaşırdı. Gökhan’ın tüm arkadaşlarını tanıyordu ve Göksel diye bir arkadaşı olmadığından emindi. En azından önceden.

“Göksel kim?” diye sordu Yağız.

Gökhan onun bu hâlinden son derece memnun olduğunu belli eden sinsi bir gülümsemeyle ekrana bakıyordu. Yağız’ın küçük gözleri sakalları uzamış ve biraz da bronzlaşmış yakışıklı yüzünde merakla parlıyordu.

“Yeni bir arkadaşım,” dedi Gökhan gülümsemeye devam ederek. “Kendisi fotoğrafçı.”

“Fotoğrafçı mı?” dedi Yağız şaşırarak. Hemen sonrasında gözleri kocaman büyüdü ve bağırdı: “Hassiktir!”

Gökhan bir kahkaha daha attı.

“Lan o mu?” dedi Yağız. “O hesabın sahibi mi? Gök mü?”

“Ta kendisi.”

“Ne zaman tanıştınız? Nasıl oldu? Neler yaşandı? Çabuk anlat yoksa ilk feribotla İstanbul’a gelip ağzını burnunu kırarım.”

“Caydırıcı bir tehdit,” dedi Gökhan korkarak. “Geçen hafta arkadaşlarıyla beraber yine kafeye gelmiş. Çıkışta kapının önünde bir kadın gördüm, içeride gördüğüm ama tanımadığım biriydi; elindeki fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekiyordu, ona şöyle bir bakıp yürüyordum ki biri, ‘Gök!’ diye seslenince durdum ve sesin geldiği yöne döndüm. Seslenen kişi de içeride gördüğüm genç bir kadındı ama kendisini tanımıyordum ve bana seslenme ihtimali yoktu. Yanımdaki kadın, ‘Hemen geliyorum,’ dediğinde ona seslendiğini anladım ve o anda kafamda bir ampul yandı. O kadın Gök deyince cevap vermişti ve fotoğraf makinesi vardı. Bana döndüğünde göz göze geldik, onun da yüzünde bir şaşkınlık gördüğümde şüphelerim arttı. Ben o olup olmadığını anlamak için konuşmaya başladığımda o da cevap verdi ve çok geçmeden buraya ikinci gelişi olduğunu ve fotoğrafımı çeken o fotoğrafçı olduğunu söyledi. Ayaküstü onunla ve arkadaşıyla sohbet ettim, sonra hemen gittiler. Pazartesi akşamı ben takip ettim, salı da o takip etti. Ondan karşılık gören Gökhan durur mu? Elbette durmaz. Dün mesaj attım: ‘Merhaba, nasılsın?’ Klişe ama iş gördü. Dün akşam biraz sohbet edip birbirimizi biraz daha tanıdık ama çok konuşmadık. Bir akşam yemeğinden döndüğünü ve yorgun olduğunu söyleyip uyumaya gitti. Bugün de bir video paylaşmıştı, hesabındaki ilk videoydu ve gerçekten muhteşemdi. Ben de tünaydın yazıp videoyu beğendiğimi söyledim, konuşma onun fotoğrafçılık ve video grafikerliğinden başlayıp yine bambaşka konulara evrildi ve epey sohbet ettik. Çok tatlı biri, kibar ve düşünceli; sohbeti de çok keyifli, kendini geliştirmiş kültürlü biri olduğu anlaşılıyor ve her konuda çok rahat konuşabiliyorum, sohbeti asla sıkmıyor.”

Gökhan’ın konuştuğu esnada onu ilgiyle dinleyen Yağız, arkadaşı konuşmayı bitirdiğinde başını ekrana yaklaştırıp hınzır bir ifadeyle kameraya baktı.

“Bu mülayim yüzünün altında bir flört ustası yatıyor senin,” dedi. Geri çekilip işaret parmağını ona salladı. “Hoşlandın mı kızdan?”

“İlgimi çekiyor diyeyim, hoşuma giden özellikleri de var tabii. Ayrıca flört ustası falan ayıp oluyor. Hayatımda üç kızla falan flört etmişimdir, duyan da hovardayım sanacak.”

“Az kişiyle flört etmiş olabilirsin ama flört etme konusunda yetenekli olduğun bir gerçek. Kadınları kibarlığın, centilmenliğin ve tatlı konuşmanla etkiliyorsun; yakışıklılığın ve müzisyenliğin de cabası.”

“Hadi hadi, gaz vermeye çalışma. Herkesle içimden geldiği gibi konuşuyorum işte, kimisi ilgimi çekince daha samimi oluyorum sadece.”

“Yav he he. Sen bu palavraları başkasına anlat, bana Göksel’den bahset.”

Gökhan yatmaktan vazgeçip oturma pozisyonuna geçti ve sırtını koltuğun arkasına yaslayıp telefonu da yüz hizasına kaldırdı.

“Adı Göksel ama arkadaşları genelde Gök diyormuş ve lakabı sayılırmış,” diye anlatmaya başladı Gökhan. “Profilinde de bu yüzden Gök yazıyor.”

“Bak sen,” dedi Yağız kaşlarını kaldırarak. “Acaba başka kime arkadaşları Gök diyor?”

Gökhan sırıtarak, “Tanıyorum sanki ya,” dedi. “Güzel bir tesadüf.”

“Bence de bu arada. Daha dakika bir gol bir.”

“Yıldız Teknik Üniversitesinde Fotoğraf ve Video diye bir bölümde son senesine geçmiş, 21 yaşında, Yay burcu ve doğma büyüme İstanbullu. Kendisinden 5 yaş büyük bir ağabeyi varmış, adı Giray, Ankara’da coğrafya öğretmeniymiş ve Bade adında bir edebiyat öğretmeniyle evliymiş.”

“Yuh yuh yuh!” diye araya girdi Yağız. “Lan daha ikinci günden bunları mı konuştunuz?”

“Ailelerimizden bahsettik,” diye onayladı Gökhan. “Ben de bahsettim. Anlattığına göre çok iyi bir ailede büyümüş, onu her konuda destekleyen ebeveynleri var ve Göksel de onlardan sevgiyle bahsetti. Ailesine ne kadar değer verdiği anlaşılıyor.”

“İyi aile kızı demek,” dedi Yağız şakayla karışık. “Dış görünüşü nasıl peki?”

“Güzel,” dedi Gökhan onun yüzünü gözlerinin önüne getirerek. “Sarışın, karanlıkta çok dikkat edemedim ama doğal muhtemelen; boyayla elde edilemeyen doğal sarı tonları vardır ya, onlardan. Masmavi gözleri var, tam gök mavisi renginde ve inanılmaz güzeller. Boyu 1,68 imiş, uzun sayılır; ideal kilo aralığında olmalı, şekilli bir vücudu var. Saçları onu gördüğümde dalgalıydı ama kendi şekli mi yoksa işlem mi vardı, anlayamadım. Dediğim gibi karanlıkta aşırı dikkat edemedim ama güzel bir kadın.”

“Bu dikkat edememiş hâlin mi? Kızın DNA kodlarına varana kadar incelemişsin.”

“Abart,” diyen Gökhan kızardı. “İlk kez görünce hâliyle inceledim ama o kadar da dikkat edemedim, çekindim de.”

“Yemiş gibi yapayım,” dedi Yağız dilini sallayarak. “Bu arada boy muhabbeti yapmanız da dikkatimden kaçmadı. Boydan da attı mı?”

Gökhan gülerek, “He attı,” dedi. “Laf arasında sordum öyle.”

“Sen de söyledin mi boyunu?”

“Hı hı.”

“Boydan attın mı?”

“Kıza niye ilk günden boydan atayım oğlum? Abazan mıyım ben?”

Yağız gür sesiyle bir kahkaha patlattığında sesi salonun içinde yankılandı.

“Tepkilerine bayılıyorum,” dedi sırıtarak. “İlerleyen günlerde atarsın, o da atar belki.”

“Tabii efendim,” dedi Gökhan.

Yağız öncekinden çok daha gür bir kahkaha attığında bu sefer Gökhan da güldü. İkilinin neredeyse tüm konuşmaları espriler ve kahkahalarla geçiyordu.

“Gözümden yaş geldi,” dedi Yağız gözünü silerken. “Daha iyi bir cevap olamazdı.”

“Yapıyorum bu iletişim sporunu,” dedi Gökhan gülerek.

“Ben aradığımda da konuşuyor muydunuz?” diye sordu Yağız. “Bu arada Instagram’dan mesajlaşıyorsunuz değil mi?”

“Evet ama temizlik öncesi konuşmayı bitirdik. Halletmem gereken ev işlerim olduğunu söyledim, malum tek bir izin günüm olunca hepsini bugün yapmak zorunda kalıyorum.”

“Sen de haklısın. Konuşursunuz yine.”

“Aynen, yazarım.”

“Bak bak. Kız çok hoşuna gitti galiba?”

“Sohbeti keyifli. Müzikle de ilgili biri, epey bilgili biri olduğu da anlaşılıyor.”

“Hım,” dedi Yağız imalı bir tonda kelime sonunu uzatarak. “Hangi tarzları dinliyormuş?”

“Çok sert rock türleri, metal ve rap hariç çoğu tarzı dinliyormuş. Favorileri olarak pop, alternatif, soul ve R&B’yi saydı, klasik müziklerden de çok fazla eser biliyormuş ve bazı akşamlar uzun saatler boyunca ruhunu dinlendirmek için dinliyormuş.”

“Sakin müziklerden hoşlanıyor o hâlde.”

“Evet ve onu gerçekte tanısan bunu direkt anlarsın. Kendisinin de ağırbaşlı, sakin ve yumuşak bir havası var.”

“Konuşmaya devam ederseniz İstanbul’a döndüğümde biz de tanışırız elbette.”

“Senden bahsettim zaten.”

“Hastasın bana,” dedi Yağız başını iki yana sallayarak. “Ama kaç kere dedim herkesin yanında bu kadar belli etme diye? Bizi ateşlere attıracaksın.”

Gökhan başını koltuğun arkasına yaslayıp kahkaha attıktan sonra, “Ruh hastası,” dedi. “Ev arkadaşım olduğunu söylemiştim, o da senden bahsetmek isteyip istemeyeceğimi sorunca bahsettim. Ayrıca kim bizi ateşe atıyormuş? Onların kafasını taşa sürtüp alev çıkartmayayım.”

“Erkek be! Hem de üç r’li.”

“Sus artık,” dedi Gökhan gülerken. “İki dakika ciddi kalamaz mısın oğlum sen?”

“Kalamam canım. Neyse, hakkımda neler dedin kıza? Kötü konuşmadın umarım.”

“Seni yerden yere vurdum. ‘Bir ev arkadaşım var ki hiç sorma, düşman başına,’ dedim. ‘Kendisini hiç sevmem ama bu ekonomide tek yaşamak mümkün olmadığı için mecburen katlanıyorum.’ Kız da acıdı bana.”

“Şu tesadüfe bak, geçen ben de aynı şeyleri bizimkilere söyledim. İşte kalp kalbe karşı yavrum.”

“Gerçek aşk dediğin budur işte.”

“Ne sandın? Şaka bir yana benden güzel bahsettin inşallah?”

“Tabii ki güzel bahsettim. Ne kadar muhteşem biri olduğunu hatta ailenin de aynı şekilde olduğunu söyledim.”

“Bak ya,” dedi Yağız gülümseyerek. “O senin muhteşemliğinden kaynaklanıyor kardeşim. Özledim ulan seni.”

“Ben de özledim,” dedi Gökhan ciddileşerek. “Aileni özlediğin için erkenden gittiğini biliyorum ama burada da ben özlüyorum seni. Sizinkiler ne yapıyor?”

“Hem aile özlemi hem de İstanbul’un telaşından kaçma isteği,” dedi Yağız. Elini saçlarına sokup saçlarını karıştırdı. Uzun saç tutamları geniş alnına dağılıyordu. “Bizimkiler de iyi, yuvarlanıp gidiyorlar. Annemle babam çalışıyor, Yiğit de yavaştan sınava hazırlanmaya başladı. İlk geldiğimde epey takıldık da artık çok ellemiyorum, seneye sınava girecek çocuk ve ders çalışması gerek. Dışarı çıkıp arkadaşlarımla takılıyorum genelde.”

Yiğit, Yağız’ın ondan dört yaş küçük, 17 yaşındaki küçük erkek kardeşiydi ve 12. Sınıfa geçmesiyle beraber üniversite sınav maratonuna girmiş bulunuyordu.

“En iyisini yapıyorsun,” dedi Gökhan. Genç adamın hiç kardeşi yoktu ama Yiğit’i kendi öz kardeşiymiş gibi seviyordu ve ikili çok da iyi anlaşıyordu. “Sınava da sayısaldan girecek zaten ve epey iyi bir sıralama yapması lazım.”

“Orası öyle. O da bunun farkında ve çalışmaya başladı. Temeli iyi, zeki ve başarılı bir çocuk; düzgünce de çalışırsa iyi bir sıralama yapacağından şüphem yok.”

“Benim de yok. Annenle baban ne yapıyor? İyilerdir umarım.”

“İyiler iyiler. Annem daha dün akşam yemek masasında seni sordu, ‘Ne zaman gelecek?’ diyor. Özlemiş seni.”

Gökhan duygulanarak dudaklarını aşağı doğru kıvırdı. “Ben de onu ve tüm ev halkını özledim,” dedi içtenlikle. “Yaz sonuna doğru gelme planlarım var bakalım, yaklaştıkça kesinleşir.”

“Gel gel. Birkaç gün tatil yapıp İstanbul’a beraber döneriz.”

“Güzel fikir aslında, ilerleyen haftalarda bakarız. Sen ne yapıyorsun, tatil nasıl geçiyor?”

“Harika geçiyor,” dedi Yağız. Oturduğu koltuktaki duruşunu düzeltip sırtını dikleştirdi. “Haziran genel olarak evde oturup dinlenmekle ve ailemle vakit geçirmekle geçti. Bu haftayla beraber dışarı çıkıp arkadaşlarımla takılmaya başladım, buluşup bir yerlere gidiyoruz ya da birlikte bir şeyler çalıp söylüyoruz. Stüdyodaki bateriye kavuştum sonunda, stüdyoya gittiğimizde deli gibi onu çalıyorum.”

“Gitarın pabucunu dama mı attın?”

“Biraz öyle oldu ama bateriye yeni kavuştuğum için biraz hevesimi alıyorum. Gitarın benim için ne kadar farklı ve özel bir yeri olduğunu biliyorsun.”

“Bunu bildiğim için sordum zaten. Gitarsız bir Yağız düşünemiyorum.”

“Emin ol ben de düşünemiyorum. Sen neler yapıyorsun? Göksel’le konuşmak dışında tabii.”

Gökhan güldü. “Köpek gibi çalışıyorum,” dedi hislerini en dürüst biçimiyle ifade ederek. “Dokuz saat mesai mağazayı açıp kapatmakla beraber on saati buluyor, ortalama iki saat de yolda geçiyor ve günün on iki saati, yani yarısı sadece işe gidiyor. Bazı günler sakin oluyor, genelde oturuyoruz ama bazı günler çok yoğun ve yorucu geçiyor; eve pestilim çıkmış hâlde dönüyorum. Para kazanmak çok zor.”

Yağız ona anlayışla baktı. Gökhan kendi parasını kazanmak zorundaydı ve bu yüzden İstanbul’a geldiğinden beri çalışıyordu. İlk bir ay bir kafede garsonluk yapmıştı fakat berbat çalışma koşullarından ötürü işi bırakmıştı. Günde on iki saate varan mesaisi oluyordu ve karşılığında çok düşük bir ücret alıyordu, o da buna daha fazla dayanamayıp istifa etmişti. Birkaç gün iş aradıktan sonra şu an çalıştığı mağazayla bir iş görüşmesine gitmişti, konservatuvar öğrencisi olması işi alması konusunda büyük rol oynamıştı. Gökhan’ın güçlü iletişim yeteneği, kibarlığı, ikna kabiliyeti müzik bilgisiyle birleşince mağaza sorumlusu Ayşegül ondan çok memnun kalmıştı ve Gökhan birkaç günlük deneme sürecinin ardından orada çalışmaya başlamıştı. Her iş gibi bu işin de yorucu yönleri vardı fakat sabit çalışma saatleri, gününde tak diye yatan maaşı ve üstüne aldığı primler onu çalışma konusunda motive ediyordu.

“Bu hayatta ne zor değil ki?” diyen Yağız iç çekti. “En azından bu şekilde geçecek son yaz tatilin. Seneye mezun olduğumuzda ikimiz de önümüze bakabilecek, sevdiğimiz işi yapabileceğiz.”

“Aynen öyle,” dedi Gökhan gülümseyerek. “Bu gerçeğe tutunuyorum.”

“Bizimkiler nasıl? Görüşüyor musun?”

Gökhan ve Yağız’ın çok fazla ortak arkadaşı vardı ama Gökhan onun İstanbul’da yaşayan yakın arkadaşlarından bahsettiğini hemen analdı.

“Hafta başında Barışların yanındaydım, biraz müzik çalıp bolca sohbet ettik. Seni sordular, selam da söylemişlerdi ama aklımdan çıktı tabii, şimdi hatırladım.”

“Aleykümselam,” diye karşılık verdi Yağız. “Onlar nasıl? Ne yapıyorlar?”

“İyiler, müzikle uğraşmaya tam gaz devam ediyorlar. Onlar hariç kimseyle görüşmedim henüz, işten vakit bulamıyorum.”

“Okuldakilerin yarısı evine döndü, yarısı da tatilde zaten. Senin müzik süreci nasıl gidiyor? Çalışıyor musun?”

“Tabii ki. Vakit buldukça gitarın başına geçiyorum; yazıyorum, besteliyorum, çalıyorum, söylüyorum. Dediğim gibi bu yaz birkaç eseri bitirmek hedefim.”

“Daha biten yok herhâlde?”

“Hayır, hem çok vakit bulamıyorum hem de mükemmeliyetçi delinin teki olduğum için sürekli bir şeyleri daha iyi yapmak için uğraşıyorum. Yine de yakın zamanda sana bir şeyler dinletmeyi umuyorum.”

“Çok merak ediyorum. Ortaya efsane işler çıkacağından eminim ve dört gözle, pardon, kulakla bekliyorum.”

Gülüştüler.

“İnancın çok değerli,” dedi Gökhan. “Teşekkür ederim kardeşim.”

“Ne demek Gök, her zaman. Sen yine de Göksel’le sohbete çok dalıp şarkıları boşlama.”

Gökhan gülse de utanmıştı. Onunla sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğinin gerçekten farkına varmıyordu ve bunun önüne geçmesi gerekecekti.

“İlk zamanlar normal değil mi bunlar?” dedi. “Uzun uzun sohbet etmeler, birbirini tanımalar, yakınlaşmalar… Bir de şu an sadece mesajlaşıyoruz ve bu yüzden iletişim uzuyor.”

“Yakında buluşursunuz belki,” dedi Yağız ve göz kırptı. “Sohbetiniz iki günde ailelerden bahsedecek kadar koyulaşmışsa buluşma da yakındır diye düşünüyorum. Buluşun, karşı karşıya oturup bir şeyler yiyip için, sohbet edin, hareketlerinizi gözlemleyin, birbirinizi yakından tanıyın. Bu arada o da İstanbul’da değil mi?”

“Evet, Fatih’te oturuyormuş.”

“Biraz uzaktaymış ama bir feribota bakar yani, ikiniz de İstanbul’dasınız sonuçta. Baktın kızın sohbeti gerçekten hoşuna gidiyor, buluşma teklif et. Çok bekleme derim ben.”

“Benim de planlarım o yönde,” dedi Gökhan. Gülümsedi. “Hafta içi yemeğe çıkmayı teklif etmeyi düşünüyorum. Sence çok mu erken?”

“Bak sen,” dedi Yağız kaşlarını kaldırarak. “Erken falan değil bence. Birbirinizi daha önceden görüp ayaküstü de olsa sohbet ettiniz sonuçta, mesajlaşmanız da gayet güzel gidiyor gibi ve buluşmanızda bir sakınca görmüyorum. Aynı şehirdeyken günlerce mesajlaşmak saçma olurdu asıl, yan yana olmak varken mesajı kim ne yapsın bu devirde? Sen teklif et, o da kabul eder zaten.”

“Eder değil mi?”

“Eder,” dedi Yağız ikinci heceyi uzatarak. “Sen de kızın hoşuna gitmişsin ki seninle mesajlaşıyor, ailesinden bahsediyor. Üstelik bu kız seni iki kez gördü, sen sahnedeyken belki de saatlerce seni izledi.”

“Haklısın, güzel bir noktaya parmak bastın. O zaman ben duruma göre ortam müsait olduğunda teklif ederim. Kabul etmezse var ya çok pis göt olurum. Hesabı kapatır giderim.”

Yağız birkaç gür kahkahayı arka arkaya patlattığında Gökhan da acı acı güldü. Bunun ihtimali bile genç adamın ödünü koparmaya yetiyordu.

“Aynı şimdi olduğu gibi çok pis gülerim,” dedi Yağız kahkahalarını susturabildiğinde. “Ama merak etme, böyle bir şey yaşanmaz. Sen kardeşine güven.”

“Umarım yaşanmaz,” dedi Gökhan gözlerini biraz açarak. “En son biriyle randevuya çıktığımda iki sene öncesiydi, İpek’le çıkmıştık ama zaten arkadaş olduğumuz için o kadar gerilmemiştim. Göksel’le daha önce aynı ortamda hiç uzun süre bulunmadık.”

“Her şeyin bir ilki vardır, derler. Sen kötüyü çağırma, pozitif düşün; zaten ben bir aksilik çıkacağını düşünmüyorum. Gelişmelerden haberdar edersin.”

“Ederim elbette,” dedi Gökhan. “O zaman ben artık kapatayım. Daha odamı da toplayacağım ve yemek yapacağım; sonra da duşa girip kafe için hazırlanacağım. Sonra yine konuşuruz, tamam mı?”

“Tamam kardeşim. Sana kolay gelsin, akşam için de iyi eğlenceler.”

“Teşekkür ederim. Öpüyorum seni, kendine iyi bak.”

“Ben de öptüm,” deyip ona öpücük attı Yağız. Gökhan güldü. “Görüşürüz.”

Gökhan aramayı sonlandırıp telefonla yavaşça çenesine vurmaya başladı. Bu olaydan en yakın arkadaşına bahsetmek, onun fikirlerini almak iyi gelmişti. İçi rahatlamış bir şekilde koltuktan kalktı. Yakın arkadaşla sohbet etmek, gülüp eğlenmek güzel eylemlerdi ama ev işleri diye bir hayat gerçeği vardı ve yapılmak üzere Gökhan’ı bekliyordu.

Odasına girdiğinde ilk iş olarak Göksel’in akşam için seçtiği tişörtü daha sonra ütülenmek üzere sandalyenin sırtına bıraktı. Gülümseyerek tişörte baktıktan sonra odasını toplarken dinlemek için bir şarkı açtı.

Simidini fırlatırdı / Kaparlardı martılar…