OKUMAK , AMA NASIL?

Okuma alışkanlığımızı farklı açılardan değerlendirildiği bir yazı.

OKUMAK , AMA NASIL?

Okuma yazma ile tanıştığımız ilk günden bu yana çok duyduğumuz bir tavsiye. “ Oku…, bol bol kitap oku…, Okumak çok yararlıdır…” O kadar ki “kitap okumayın, zararlıdır” tavsiyesini duymadığınızla bunu ispatlayabiliriz.

Okumanın yararlı dönüşümü için ne okuduğumuz, nasıl okuduğumuz biraz ihmal ediliyor gibi. Kimi edebiyat dünyası mensupları, belki öğretmenimiz; “ belirli bir alışkanlık edinene kadar ne okursan oku, zaten zamanla kendi okuma zevkin oluşacak ve ona yöneleceksin” derler. Gerçekten öyle oluyor mu? Zorunlu eğitim çağını önemli bir nüfus çoğunluğumuz tamamladığına göre mantıksal bağlamda okur sayısı da ona paralel bir seviyede olması beklenir. Lise ve Dengi Meslek Mezunu 15 426 019 , nüfusa oranı  %21.(2020) Kitap okuma oranı   %0,1. Rakamlara boğmak istemediğim için bir örnekle yetineceğim.  Hepimizin bildiği gibi faydalı iş olan  kitap okumaya istendiği düzeyde yönelmiyoruz. Bu problemin bir yanı.  Diğer bir yanı ise, ne okuduğumuz ve nasıl okuduğumuz? Bu yazıda buna yoğunlaşma önceliğim olacak.

Az sayıdaki okur kitlesinin de okuma tercihleri aşağı yukarı şöyle: Kitap okuyanların  %45’i aşk, %43’ü dini kitaplar (namaz hocası-dua kitapları), ve %12’si de ma­sal, fıkra, siyaset veya kişisel gelişim ile ilgili kitaplar okuyor. Daha başka istatistik verilerine ulaşılabilir. Okuma alışkanlıklarının temeli ailede atılıyor. Anne babası kitapsever olan bireyler de kitapla erken tanışıyor ve hayatına kitabı erken alıyor. Okuma tercihlerine baktığımızda ailenin yaşamı yorumlama şekli, siyasi kabulleri, değer atfettikleri yönde gelişip olgunlaşıyor. Çeşitli anlayışları ortaya koyan veya zıt siyasi içerikleri, önem vermediği bakış açılarına sahip perspektifler sunan kitaplara ilgi göstermiyor. Sonuç olarak tek taraflı beslenmiş bir okur kitlesi ile karşı karşıya buluyoruz kendimizi.

Okul kitap okuma alışkanlığı bakımından zorlayıcı olabileceği gibi, bir öğretmeni ile gönül köprüsü kişiyi kitaplara götürebiliyor. Gönüllü , gönülsüz dersin gerektirdiği kitaplar genellikle kültürümüzün mihenk taşı diyebileceğimiz eserler oluyor. Burada sıkıntı,okur dünyası ile örtüşmeyen bu kitapların teşvik edicilik seviyesi oldukça düşük olması. Lise düzeyinde bile öğrenciler klasik edebiyat ürünlerinden haz alacak estetik duyarlılığa ulaşmamış oluyorlar. Erken buluşmalar sempatiden çok antipati doğuruyor. Genç okurların, aksiyon, gerilim, bilinmeze merakları yüksek olduğundan güncel popüler kültür eserleri ile buluştuklarını gözlemliyoruz. Böyle olması eleştirilmesi gereken bir durum mudur, elbette değildir. Ancak dilin kullanım ustalığını bu eserlerde pek göremeyeceğimiz için sağlanacak faydalardan da feragat etmemizi öngördürtüyor.

Nasıl okuduğumuzu da fayda – bedel dengesi açısından değerlendirmeliyiz. Verdiğimiz zaman kazanımlarımıza değmeli. Ne kadar sürede okuyoruz? Okuduğumuz hız, anlama ve dimağımızda taşıma sürecini etkileyeceğinden önemli. Bir romanı hızlı okuyabilirsiniz, ama bir deneme yazısını, daha yavaş, beyninize sindirerek okumalısınız. Keza bir bilimsel eser de anlayarak ilerlemeniz için hızınızı yavaşlatabilir. Aslında zaman mefhumunu kitap okuma eylemimizle muhasebeye dönüştürürsek, kitap okuma istatiklerine olumlu artış sağlayabiliriz. Örneğin, haftada bir, ayda bir kitap okuma gibi. Kendimizle yaptığımız anlaşmaya uyma, özdisiplinimizin ne kadar geliştiği ile bağlantılıdır. Genel eğilim kendimizi kandırmamaktan yanadır herhalde.

Kısa kitaplar daha çok okunuyor. Daha mı etkili içeriklere sahip, yoksa kolaycı okur tercihlerinden midir? Şüphesiz genç okur kesimi az sayfalı kitapları tercih ediyor. Kalın kitapları devirecek sabır yok. İnternet ve sosyal medya sağolsun, onların suçu değil. Elbirliği ile bu büyülü dünyaya daldık, etkilerinden şikayet hakkımız yok. Eh ne yapalım, uyumlanırız biz de. “Küçürek hikaye” diye bir tür çıktı. Romanlar da küçülecek sanırım. Okuma yeni bir eyleme evriliyor. “Dinleme”… Çeşitli uygulamalarda usta telaffuzcuların okuduğu kitapları, başka işler yaparken (fiziksel), yolculukta dinleme fırsatı sunuyor.  Yakında “kitap okur dinleri” diye bir tanımı dilimize yerleştirmemiz gerekecek.

Şunu da belirtmemiz gerekir ki, aynı kitaptan her okur aynı şeyi anlamaz. Birikimleri, önyargıları, kişiliği vb. hepsi etkilidir. Yazarın yazma amacı dışında yeniden kendi amacı ile harmanlanarak başka bir içerikle ulaşır okuyucuya. Bu nedenle kitap okuma gruplarını önemserim. Aynı zamanda belirlenen kitabı okuyup, bir zaman diliminde bir araya gelerek kitap kritiği yapmak o kitabı okuyan kişi asayısınca okuma ayrıcalığını kazandırır insana. Kalıcı öğrenme alanına aktarmış o kitabı kültürünüzün bir parçası yapmış olacaksınız. Bu az bir kazanım değildir.

Kitap okuma bakış açısı ile çeşitlilik içerirse, kişisel kütürümüze dahil edebilirsek, tür farklılığını gözetirsek, mesleğimiz ne olursa olsun, hayatımıza güzellikler katacak, anlam yükleyecek, paylaşma isteğimizi, tahammül gücümüzü artıracak, meram anlatmakta daha becerikli olacağız.