GÜL VE ATEŞ(GERÇEKLER)

GÜL VE ATEŞİN DEVAMI

GÜL VE ATEŞ(GERÇEKLER)

GERÇEKLER

 

Ağır ağır giden at arabasında gergin bir sessizlik vardı.Şehrazat,ilk defa şehrin öteki yüzüyle karşılaşmanın verdiği heyecanla at arabasının küçük penceresinden şehri izlemekten kendini alamıyordu. Annesinin göğsünde açlıktan ağlayan bebeklerini sakinleştirmeye çalışan annelerin çaresizliği Şehrazat'ı tozpembe yaşadığı dünyadan uzaklaştırmıştı

.Hemen ne olur ne olmaz diye yanına aldığı altın keselerini onlarla paylaşmak için hamle yaptığında abisi uyaran bir sesle"Yapma"dediğinde Şehrazat"Neden?"diye sordu"Neden paramızı onlarla paylaşamıyorum?" "Çünkü bu altın kesesini onlara attığın an halkı kendi tarafına çekiyormuş gibi bir hamle olarak algılanacak ve şimdiye kadar sana bir kere bile sesini yükseltmemiş olan sevgili babamız seni bir anda tahtına göz dikmiş bir düşman olarak algılayabilir" Babasının halkının fakirlik içinde yaşamasına rağmen hiçbir şey yapmaması gerçeği Şehrazat'ın şimdiye kadar hiç bilmediği bir duyguyu harekete geçirdi.Bu duygu öyle bir şeydi ki bu dünyada en sevdiği insana hesap soran bir sesle"Neden?Neden bu insanların fakirlik çekmesine izin veriyorsun?"diye sormak istiyordu. Şehrazat'ın kalbi belki de babasının gerçekleri bilmediğini yanındaki vezirlerinin onu kandırdığını söyleyerek ona küçük bir umut vermek istiyordu ve Şehrazat bu umuda sıkıca sarılarak"Belki de babamızın,halkının bu durumundan haberi yok ne de olsa bu bölgeleri yöneten Amirler var"dedi ama abisi konuşmasa da bakışlarıyla da Şehrazat'ın küçükte olsa sığındığı umut balonunu patlatıp gerçekleri göz önüne sermişti.

Kızkardeşinin yüzünde ,babalarının gerçek yüzüyle yüzleşmenin verdiği hayalkırıklığının hüzünle birleşmiş görüntüsünü izlemeye daha fazla katlanmadığından anlayışlı bir sesle"İstersen geri dönelim bu kadar gezdiğimiz yeter"dediğinde Şehrazat itiraz eder bir sesle"Hayır"dedi pelerini sıkıca sıkarak"Devam etmek istiyorum" Şehrin her yeri fakir ve çaresiz insanlarla doluydu.Bu fakir insanlar yardım isteyen gözlerini Şehrazatların geçmekte olan arabasına dikip"Ne olur diyorlardı 1 haftadan beri ağzımıza bir lokma ekmek girmedi" Kızkardeşinin pelerini sıkıca sıkıp sessizce akan gözyaşlarını saklamaya çalıştığını görünce arabacıya emir veren bir sesle"Arabayı Dara'ya sür"dedi. Dara'ya geldikleri zaman diğer şehir bölgelerinden farklıydı.Burada bir tane bile fakir bulamazdınız.

 

Bunun sebebi ise şehirin etrafındaki muhafızların denetimi çok sıkı tuttumasından kaynaklanıyordu. Eğer fakir bir erkek bu gösterişli ve israfın oldukça yaygın olduğu bu şehre girerse 80 sopa fakir bir kadın girerse 40 fakir birçocuk yanlışlıkla bile şehre girse 10 sopa ceza alıyordu.

 

Birgün Şehrazat fakir bir kadının 40 sopa yediğini görünce dayanamayıp müdahale etmek istemişti ama dadısından daha önce duymadığı sert bir sesle"Bu ülkenin kurallarına uymazsan Prenses bile olsan cezalandırılsın o yüzden bu görüntüyü aklına kaydet"demişti. Şehrazat kadına inen her sopa darbesinde ağlamış ve 10.sopadan sonra ağlayarak"Dadı"demişti"Ne olur artık gidelim" Dadısı,Şehrazat'ın bu görüntüden yeterince ders aldığını düşünerek"Tamam"demişti eski şefkatli haline bürünerek"Sana birbirinden güzel kumaşlar alalım" Bu olay yaşandığında Şehrazat 10 yaşındaydı ama geçen 8 senede aklından o olayla ilgili tek bir anı bile silinmemişti.

 

"Ben"dedi Şehrazat,abisinin söylediklerine inanmamanın verdiği utançla bakışlarını yere dikerek"Sana inanmadığım için çok üzgünüm kimbilir benim babama olan mutlak inancım sana ne kadar komik gelmiştir" "Hayır"dedi abisi,kardeşini anlamanın verdiği anlayış dolu bir sesle"Ben de ilk bu manzarayla çok şaşırdım bizi sevgi ve şefkatla büyüten adamın halkına bunları yapacağına asla inanmak istemedim" "Ben halkım için ne yapabilirim?"diye sordu Şehrazat ona öğretilen ilk şey bir prensesin halkın ihtiyaçları için çabalamak olduğuydu. "Tahta benim çıkmama yardım edebilirsin ama"Arash,kız kardeşinin kalbini kırmak için cümlenin devamını getiremedi. "Ama benim hiçbir gücüm yok değil mi ?"dedi Şehrazat geçekler canını yaksa da gerçekleri konuşmaktan hiçbir zaman korkmamıştı. "Ben bunu demek istemedim benim gözümde sen binlerce erkekten daha güçlü ve akılsın ama benim için öz abini karşını alabilir misin?"

 

Şehrazat her ne kadar annesi tarafından tahta çıkması için siyaseten güçlü bir evlendirilmek istese de Öz abisinin babası gibi alemci olduğunu herkes biliyordu ve abisi başa geçtiği an halkın bu fakirliğe daha fazla katlanamayacağını da biliyordu. Şehrazat artık bir çocuğun bile babası yüzünden acı çekmesine izin vermeyecek en önemlisi de bu ülkenin prenseslerini güçsüz halde bırakan yönetimi değiştirecekti. "Alabilirim ama senden tek bir istediğim var" Üveykardeşinden böyle bir cevap beklemeyen Arash şaşkınlık dolu bir sesle"Nedir istediğin?"diye sorduğuna Üvey kızkardeşinin daha önce gözlerinde görmediği bir parıltı gördü.

 

"Benden sonra artık bu ülkenin prensesleri de yönetimde söz hakkı olacak ve en önemlisi biz artık bu ülke için sadece süs bebeği olmayacağız" Arash yemin eder bir sesle"Sana söz veriyorum kardeşim tahta geçtiğim an seni başdanışmanım yapacağım" Şehrazat ,abisinin yemini için bir teminat istediğinden kuşkulu bir sesle"Eğer yeminini tutmazsan karşılığında benim ellerimde can vermeyi kabul ediyor musun?" "Sana söz veriyorum"dedi abisi ve kuşağından çıkardığı hançerle elini kesti ve kanlı hançeri tekrar kabzasına söküp kardeşine verdi"Eğer sözümü tutmazsam bu kanlı hançerle canımı al."